İçeriğe geç

AİLE

Bölüm 9 · 18 dk okuma

AİLE

Bölüm 9

8. Gizli Kimlikler

Kapı sertçe kapandığında içeri Rüzgâr girdi. Hızlıca yanıma geldiğinde masaya tutunmuş ayağa kalkmaya çalışıyordum.

Ellerimden tuttuğunda ellerimi hızlıca geri çektim ancak dengemi de kaybederek yere düştüm. Abim ellerini kaldırınca bakışlarımı ondan ayırdım ve tekrardan masaya tutunarak kalkmaya çalıştım. Ayağa kalktığımda Rüzgâr bana endişeli gözlerle bakıyordu.

Bakışlarımı kapıya çevirdiğimde hiç kimseyi görmedim. Tekrar Rüzgar'a döndüğümde alçak bir sesle, "Bora nerede?" diye sordum. Nefesini vererek, "Sen onu boş ver şimdi, iyi misin?" dedi. Ellerimi kaldırdım ve sakin bir sesle, "İyiyim iyiyim," dedim.

Rüzgâr üzerime hafif bir şekilde eğildiğinde bakışlarını gözlerimin içine kenetlemişti. Gözlerinin içinde dalgalanan endişeyi, korkuyu ve merakı çok rahat görebiliyordum. Benden olanları anlatmamı istiyordu, bilgi toplamak istiyordu.

Ellerini dizlerinin üzerine koydu. Sırtımı duvara verdim. Duvarın soğukluğu terli sırtıma işledikçe göğüs kafesim daralıyordu. "Az önce neler oldu?" dedi yumuşak bir ses tonu kullanarak. Masanın kenarına sıkıca tutundum. Ciğerlerimin üstünde büyük bir baskı vardı. Derin bir soluk alarak, "Burada konuşmasak olur mu?" diye sordum. Rüzgâr başını salladığında ellerini dizlerinden çekti ve doğruldu.

Elimi masadan çektiğimde öne doğru küçük bir adım attı ve soğuk duvardan uzaklaştım. Rüzgâr kapıya yöneldiğinde ben de arkasından gittim. Rüzgâr kapıyı açmak için yeltendi fakat kapı bir şeye takıldı. Rüzgâr birkaç kez daha denedi ancak kapı sürekli bir şeye çarpıyordu.

Eğilip yerde ne olabileceğine baktığımda, yere fırlatılmış bir giysi yığınının üzerinde iki adet içki şişesi gördüm. "Abi," dedim fısıldar gibi. Rüzgâr hızlıca arkasına döndüğünde elimle yerdeki şişeleri işaret ettim. "Bunlar ne burada?" diye sordum kafa karışıklığı içerisinde.

Rüzgâr kaşlarını çattı ve eliyle geriye çekilmemi işaret etti. Geriye çekildiğimde Rüzgâr önüme geçti ve yere eğilerek şişelere bakmaya başladı. Şişelerin altında kalan koyu renkli bir kıyafeti kaldırdığında diğer eline şişeleri aldı. İçlerinde bir miktar içki vardı, hepsi bitmemişti ayrıca şişenin üzerindeki etiket karalanmıştı.

Rüzgâr şişeleri kenara koyduğunda diğer kıyafetleri de tek tek yerden aldı ve diğer tarafa koydu. Hiç beklemediğim bir anda kapı çaldığında korkuyla olduğum yerde sıçradım ve kapıdan başımı uzatıp alt kata baktım. Hiç kimse görünmüyordu.

Tanrım, bu insanlar nereye kayboluyorlardı böyle?

Ellerim kaldırarak, "Ben çıkıyorum abi," dedim. "Sanırım babamlar geldi." Bana dönmeden belli belirsiz başını salladığında hızlıca merdivenlere yöneldim. Merdivenlerden inerken ellerimle saçlarımı düzelttim. Nihayet aşağı indiğimde hemen kapıya yöneldim ve kapı deliğinden kimin geldiğine baktım.

Kapının önünde takım elbiseli, uzun bir adam duruyordu. Adamı bir süre kapı deliğinden izledim fakat yine kim olduğunu anlayamamıştım. Onu tanımıyordum. Arkasında beyaz bir araba vardı. Yeni duruyordu. Sesimin dışarı gitmemesi için kapıdan uzaklaştım ve Rüzgar'a, "Abi kapıda takım elbiseli biri var," diye seslendim.

"Ama o kim bilmiyorum." Rüzgâr odadan çıkarken kapı tekrardan çalındı. Arkamı döndüğümde tekrardan kapı deliğinden baktım ve adamın hala orada olduğunu gördüm.

Rüzgâr nefesini vererek aşağı indiğinde ben de kapıya döndüm. Elim kapının koluna gittiğinde Rüzgâr, "Dur açma," dedi. "Ben açacağım." Başımı sallayarak geriye çekildiğimde Rüzgar'ın yüzündeki öfkeyi görünce bu adamların amaçlarının ne olduğunda korkmaya başlamıştım.

Geriye doğru büyük bir adım attığında artık Rüzgar'ın arkasındaydım.

Rüzgâr kapıyı yavaş bir şekilde açtı ve isteksiz bir sesle, "Ne istemiştiniz?" diye sordu.

Adam ellerini arkada birleştirdi ve çenesi kaldırıp, "Doğa Seçkin Duman burada mı acaba?" diye sordu. Kaşlarım çatıldığında Rüzgar'a döndüm. Başını iki yana salladığında, "Hayır, kendisi burada değil." dedi ciddiyetle. Adam bu sefer, "Kerem Duman burada mı?" diye sorduğunda Rüzgâr derin bir nefes aldı ardından sakin kalmaya çalışır bir sesle, "Hayır," dedi, "O da burada değil."

Adam başını salladığında tekrardan Rüzgar'a döndüm. Başıyla yukarısını gösterdiğinde ikiletmeden yukarı çıktım.

Rüzgâr kapıyı biraz daha kapatmıştı ve içerisinin görünmesini engeller bir şekilde kapıda duruyordu. Ellerini duvara koydu ve parmaklarını ritmik bir şekilde hareket ettirmeye başladı.

Bu durumdan rahatsız olduğu her halinden belliydi. Arkamı döndüğümde Bora'yla karşılaştım. "Abi! Neredeydin, ben de seni arıyordum," dedim hafif yüksek bir sesle. İşaret parmaklarını dudaklarına götürdüğünde başımı salladım. Alçak bir sesle, "Kim geldi?" diye sordu.

Başımı iki yana sallayarak, "Bilmiyorum," dedim. "Takım elbiseli bir adam geldi, Rüzgâr onunla konuşuyor şimdi."

Bora hiçbir cevap vermeden, "Ne dediklerini duydun mu?" diye sordu. Kaşlarım çatıldığında neler olduğunu anlayamıyordum.

Bunu söylesem mi söylemesem mi diye kararsız kaldım fakat söylemenin daha doğru olacağını düşünerek, " 'Doğa Seçkin Duman burada mı?' dedi bir de, 'Kerem Duman burada mı?' diye sordu," dedim.

Bora aşağı döndüğünde önüne geçtim. "Onlar kim abi?" diye sordum. Başıyla onunla gelmemi işaret ettiğinde hemen yanına gittim.

Bora alçak bir sesle, "Bak sana bunu söyleyeceğim fakat bunu bildiğini kimse bilmesin tamam mı?" dediğinde hızlıca başımı salladım.

Ellerini kaldırdığında omuzlarımı tutacak gibi oldu. Geriye gittiğimde ellerini indirdi ve dizlerinin üzerine koyarak bana doğru eğildi.

"Onun adı Okan Olcay. Anneni istiyorlar." Ellerimi kaldırdığımda, "Ama neden? Neden annemi istesinler ki?" dediğimde Bora susmamı işaret ediyordu. Sesimi alçalttığımda, "Amaçları ne?" diye sordum.

Bora gözlerini kapatıp açtığında, "Annem hani geçen gün bir işe başladı ya," yutkundu, "Daha önceden aralarında bir olay geçmiş, ondan şimdi hesaplaşmak istiyorlar," dedi.

Kaşlarım kalktığında olan hiçbir şeye anlam veremiyordum. Aralarında ne yaşanmış olabilirdi de böyle adamlar gelecekti?

"Ama bu kadar önemli ne yaşanmış olabilir?" diye sorduğumda Bora tekrar susmamı işaret etti. Aşağıdan kapı kapanma sesi geldiğinde Rüzgar'ın yanımıza geldiğini gördüm.

Hızlıca tekrar Bora'yla döndüğümde, "Abi?" dedim sadece. Duruşunu düzelterek, "Şimdilik bu kadarını bilmen yeterli," dedi ve Rüzgar'a döndü.

"Afet, iki dakika başka bir yere gitsene," dedi Rüzgâr. Başımı salladığımda ikisi de arkasını döndü ve Bora'nın odasına girdiler.

Elimi duvara sürterek ilerlediğimde aklımda bin türlü soru dönüyordu. Bu Okan Olcay neyin nesiydi? Ayrıca ne olmuş olabilir de annemin dışında babamı da sorarlar?

Bora bunu nereden biliyordu? Ki Rüzgâr da biliyor olabilirdi çünkü kapıyı açtığında yüzünde sıkkın ve daha fazlasını istemeyen bir ifade vardı.

Nereden biliyorlardı?

Ateş de biliyor olabilir miydi? Bu konu onları da mı ilgilendiriyordu?

Eğer onları ilgilendiriyorsa beni de ilgilendiriyor olabilirdi.

Adımlarım yavaşladığında ve en sonunda durduğumda avuç içlerimin acıdığını fark etmiştim. Parmaklarımı serbest bıraktığımda ellerimi yumruk yaptığımı ve tırnaklarımı neredeyse avcumu kanatacak kadar batırdığımı gördüm.

Kapı tekrardan çaldığında arkamı döndüm. Abimlere söylemeli miydim? Yoksa başka biri mi gelmişti? Bunu bilmiyordum o yüzden tekrar önüme döndüm ve yanlarına gitmekten vazgeçtim.

Merdivene yöneldiğim sırada kapı tekrardan çalındı. Sabırsız birisin veya birilerinin olduğu belliydi. Hızlı bir şekilde merdivenleri inmeye çalışıyordum ancak aniden hareket ettiğim için başım dönüyordu ve hızlı inmemi engelliyordu.

Nihayet aşağı indiğimde başımın dönmesi de geçmişti. Elimi ağır bir hareketle kapı koluna götürdüğümde kapının deliğinden bakmayı tercih etmedim. Tekrardan onlar geldiyse yüzlerini görmek istemiyordum.

Kapıyı araladığımda annemle babamın geldiğini gördüm. Kapıyı tamamen açtığımda başımla onlara selam verdim ve kenara çekilip geçmeleri için yol verdim.

İkisi de içeri girince kapıyı kapattım ve orada bir süre beklemeye devam ettim.

Acaba onlara, gelen bu kişilerden bahsetmeli miydim?

Bunu bildiğini kimse bilmesin.

Bakışlarım anneme döndüğünde yüzünde belli belirsiz bir tebessüm vardı. Babama döndüğümde onun da gülümsediğini gördüm.

Babam bir tek anneme ve babaanneme karşı böyle gülümsüyordu. En azından bazı duyguları vardı, sadece öfkeden ve saldırıdan ibaret değildi.

Hızlı ancak sessiz adımlarla üst kata çıktım ve Bora'nın kapısını tıklattım. Kapı aralandığında Rüzgar'ın yüzü gözüktü. "Abi, babamlar geldi, sence bu gelen adamları onlara söyleyeyim mi?" diye sorduğumda odadan sesler geldi ve Rüzgar'ın yanına Bora geçti.

"Söyleme," dedi, "Daha iyi." Başımı salladığımda, "Ama sorarlarsa ne diyeceğim?" diye sordum. Bora hafif bir şekilde eğilerek, "Yalan söyle," dedi. "Kimsenin gelmediğini söyle mesela."

"Ama-" dediğimde işaret parmağını uzatarak sözümü kesti. "Onların geldiğini söylemeyeceksin," dedi. En sonunda pes edip başımı salladığımda sessiz adımlarla alt kata indim.

Annemle babamı içeride göremeyince telaşla etrafıma bakındım.

Arkamda birden birisi belirirse?

Hiçbir yerde göremeyince mutfağa doğru ilerledim. Kapıya geldiğimde babamın telefonunun çaldığını duydum. Etrafıma tekrardan göz gezdirdim fakat babamı göremeyince telefonu elime aldım ve kimin aradığına baktım.

Cihan SEÇKİN arıyor...

Bu adam sanırım annemin bir yakınıydı fakat bundan hiç emin değildim çünkü hayatımda bir kere, dört yaşlarımdayken duymuştum ismini. Bir daha hiç konusu geçmemişti.

Koridordan ses geldiğinde hızlıca oraya gittim. Babam odasından çıkmıştı. "Cihan Seçkin arıyor, baba," dedim ve telefonu ona uzattım. Telefonu hızlıca elimden alıp çağrıyı yanıtladığında arkasında durup ne konuştuklarını anlamaya çalıştım. Muhtemelen şu an o konuşuyordu çünkü hiç ses gelmiyordu fakat babamın kaşları çatılmıştı. Üst kattan ses geldiğinde Ateş'in geldiğini gördüm.

Tekrar babama döndüğümde bana arkasını dönmüştü. Belli belirsiz bir adım atıp yan tarafına geçtiğimde tekrar yüzünü görebiliyordum. Nefesimi tuttum ve ne konuştuklarını dinlemeye başladım. Birkaç beli belirsiz sesten sonra babam konuşmaya başladı. Sesinde şüphe vardı. "Hayır, olmaz," elini kaldırdı, "Böyle bir şey mümkün değil, anladın mı?" Geriye çekildiğimde Ateş'in yanımda durduğunu fark ettim.

Elini alnına götürdü. "Ne istiyorsun?" dedi soluk alarak. Arkasını dönüp bana baktı ardından tekrar önüne döndü. Yutkunduğumda Ateş bana döndü ve "Kiminle konuşuyor?" diye sordu. Ona döndüğümde kalbimin sıkıştığını hissettim.

"Cihan Seçkin," dedim, "Tanıyor musun?" Gözlerindeki ifade donuklaştı ardından babam döndü. Başını hafifçe salladıktan sonra, "Ne konuştuklarını duydun mu?" diye sordu. Başımı iki yana salladım. "Hayır, duymadım," dedim sesimi alçaltarak.

Babam yanımıza geldiğinde telefonu kapatıp bana döndü ve eliyle çalışma odasını göstererek, "Git, çekmeceden silahı getir," dedi tok bir sesle. Gözlerim irice açıldığında hızlıca başımı salladım ve odaya yöneldim.

Silah mı vardı?

Onunla ne yapacaktı?

Dengemin sarsıldığını hissettiğimde elimle duvara tutundum ve odaya girdim. Masanın yanında duran çekmecelerden ilkini açtım fakat içinde silah yoktu, hiçbir şey yoktu. Altındaki çekmeceyi açtığımda yine boş bir manzarayla karşılaşmıştım. Son olarak en alttaki çekmeceyi açtığımda nihayet silahı buldum ve hızlıca alarak odadan çıktım.

Babam silahı elimden çekip aldı ve kapıya yöneldi. Babam çıktığında annemin kilerden elinde iki tane kavanozla çıktığını gördüm. İkimize de irice açılmış gözlerle bakarak, "Babanız nerede?" diye sordu. Ateş hızlı davranarak annemin yanına gitti ve kolunu annemin omzunun üstüne atıp bir şeyler söyleyerek mutfağa götürdü. Elim göğsüme gittiğinde koşarak üst kata çıktım. Arkamdan annemin seslendiğini duysam da duymamış gibi yaparak cevap vermedim ve hızlıca odama girdim.

Acaba babamı kimin aradığını Bora'ya söylemeli miydim?

Cihan'ın bu gelen adamlarla bir ilgisi olabilir miydi?

Başımın ağrıdığını hissettiğimde elim alnıma gitti. Yavaş adımlarla pencereye ilerlediğimde masamın üzerinde makasımı bulamadım. Etrafa bakınmaya başladım ancak görünürde hiçbir yerde yoktu. Çekmecelerimi ve dolaplarımı karıştırmaya başladığımda oralarda da bulamadım.

Sırtımı duvara verdim ve başımı geriye yasladım. Duvardan gelen serinlik az da olsa içimdeki ateşe iyi gelmişti. Makasım yoktu, nereye gitmiş olabilirdi? Babaannem... O almıştı, en son odama o girmişti ve makas ona yakın duruyordu. Çıkarken almış olmalıydı. Ama neden?

Babam neye izin vermedi?

Annem mi sesleniyordu, yoksa hayal miydi?

Babaannem o makası ne yapacaktı?

Elim üzerimdeki tişörtün yakasına gittiğinde nefes alamadığımı hissediyordum. Zihnimde art arda dolaşan sorular boğazımı düğümlüyordu.

"Afet!" Korkuyla ürperdiğimde duyduğum seslerin haya olmadığını anlamıştım. Ayrıca annem sesleniyordu ve gerçekten kızgın bir ses tonu vardı. Yukarı çıktığımı biliyordu. Bayılmış gibi mi davransam? Ama sonrasında bu olay kimin kulağına gidebilir?

Keşke şu an makasım yanımda olsaydı.

Cevap vermeden direkt aşağı indiğimde annem öfke dolu bakışlarıyla karşılaştım. Ateş ise annemin arkasında duruyordu.

"Sen o odaya niye giriyorsun Afet? Ne yaptığını sanıyorsun sen!" Geriye çekildiğimde annem üzerime doğru yürümeye devam ediyordu. "Orada en arıyordun?" Ellerini saçlarına geçirdi. "Bak, eğer baban bunu öğrenirse ne olacağının farkında mısın?" Üşümeye başlamıştım, yüzüm yanıyordu. "Bu senin için kötü olacak anladın mı beni?" Dizlerim titriyordu, göğüs kafesim hızla inip kalkıyordu ve her yanımdan soğuk ter dökmeye başlamıştım. "Afet! Bana bak." Bakışlarımı anneme çevirdiğimde elini kaldırdığını gördüm. Sanki, kendini saldırmamak için zor tutuyordu.

Sen de mi anne?

Gözlerim dolduğunda duruşumu dikleştirmeye çalıştım ancak dizlerim buna izin vermiyordu, her an yere düşecek gibiydim.

"Orada ne buldun?" Sesinde nefret ve şüphe vardı. Sıcak nefesi boynuma çarptığında ağzımın içinde kan tadı hissettim. Dışarıdan gelen büyük bir gök gürültüsüyle bağırdığımda annem beni omuzlarımdan tuttu ve sarsmaya başladı.

"Orada ne buldun çabuk söyle!" Yukarıdan sesler duyduğumda başımı çevirip oraya bakacak cesaretim yoktu. Gözlerimi yavaşça açtığımda annemin de gözlerinin dolduğunu gördüm.

Neden?

"Orada... Dolabın içinde... Bir silah vardı... Tabanca..." dedim zar zor, nefesim kesiliyordu.

Omuzlarımda bir boşluk hissettiğimde yere düşmek üzereyken birinin beni tuttuğunu hissettim. Korkuyla arkamı döndüğümde Rüzgar'ın arkamda olduğunu gördüm. Kollarımı kendime çektiğimde korkuyla Bora'ya bakıyordum.

Annemi sakinleştirmeye çalışıyordu. Arkasını dönüp hızlıca bir bana, bir de Rüzgar'a baktı. Kaş göz hareketleriyle Rüzgar'a bir şey söylediğinde Rüzgar başını salladı ve kolumdan tutarak beni üst kata çıkardı.

Merdivenlerden çıkarken görebildiğim son şey, Ateş'in sırtıydı.

Rüzgar'ın odasına geldiğimizde Rüzgar beni sırtımdan odanın içine itti ve kapıyı kapatırken onu durdurdum. "Ne oluyor?" dedim cılız bir sesle.

Rüzgar yanıma yaklaştı ve dizlerinin üzerine çömeldi. Ela gözlerinin içinde endişe vardı.

"Bak, o odaya gerçekten girmemeliydin. Orada her ne bulduysan veya her neyi aradıysan bu senin üstüne bir suç olarak kalacak, farkında mısın? Bu bir cinayet ve sen orasını karıştırarak şüpheli duruma düştün. O yüzden, şimdi, burada bekle. Tamam mı?" Yüzümün tekrar yandığını hissettiğimde hafif bir şekilde başımı salladım. Rüzgar da başıyla beni onayladı ve odadan çıktı. Üzerime kapıyı kilitledi.

Şüpheli mi olmuştum?

Evet, orada bir cinayet işlenmiş ancak nasıl şüpheli duruma düştüğümü bir türlü anlayamıyordum. Eğer bunu yapan ben olsaydım, niye oraya gideyim ki?

İzlerini temizlemek için.

Aklıma gelen düşünceyle karanlık bir aydınlanma yaşadım. Bu olay yaşandığında evde yalnızca ben vardım.

Bütün oklar bana dönmüştü. Ne zaman yaşandı? Bilinmiyordu ancak ne yaşandı? Bu biliniyordu. Kim vardı? Kısmen biliniyordu, yaşanırken ben yoktum ancak yaşandıktan sonra ben vardım. Birçok sorunun cevabı bendeydi.

Bana ayrı bir not gelmişti.

Anneme ayrı bir not gelmişti.

Bana tekrardan bir not gelmişti.

Anneme tekrardan bir not gelmiş miydi?

Yalnız, annem odaya girdiğimi nereden biliyordu? Ateş. O söylemiş olmalıydı çünkü girdiğimde en kızgın olan oydu.

Kapı tıklandığında olduğum yerde sıçradım ve korkuyla kapıya döndüm. Tekrar çalındı. Tekrar, tekrar ve tekrar. En sonunda kapı sert bir şekilde tıklandığında, ayağa kalktım ve evde babamın olmadığını bilerek kapıya gittim ancak kapıyı açmadım. Bir süre öyle bekledim ve ses gelmeyince tekrar yatağa geçtim.

Rüzgar'ın odasını daha önce hiç görmediğimi fark ettim. Oda benim odamdan büyüktü. Büyük ve oldukça dağınık bir çalışma masası, eski bir gardırop, bir tane boy aynası vardı. Yatak tek kişilikti ve iki yanında da şifonyer bulunuyordu. Birisinin üstünde ufak bir gece lambası duruyordu, önünde ter çevrilmiş bir kitap.

Hangi kitap olduğunu ne kadar merak etsem de kitabı almaya cesaret edemedim.

Eşyalarını karıştırdığımı öğrenince ne yapardı?

Halbuki eşyalarını karıştırmıyordum, sadece etrafa göz gezdiriyordum. Tekrar bir gök gürültüsü duyulduğunda korkuyla yerimden kalktım ve koyu kırmızı perdeyi sonuna kadar çektim ardından ışığı açtım.

Duvara yaslanmış büyük bir mantar pano gördüğümde merakla oraya doğu eğildim ancak burada ne yazdığını okuyamıyordum. Kalkmayı düşündüm ama sonrasında bundan vazgeçtim.

Kalksam ne olurdu?

Orada ne yazıyordu?

Ayağa kalkıp kapının yanına gittim ve kulağımı kapıya dayayıp yakınlarda biri var mı diye dinledim. Sadece aşağıdan anlaşılmaz sesler geliyordu, kapının yakınından herhangi bir ses gelmiyordu.

Tedirgin adımlarla mantar panoyla doğru ilerlediğimde ayağıma bir şey takıldı. Eğilip ne olduğuna baktığımda yerde bir fotoğraf olduğunu gördüm. Fotoğrafı elime aldığımda yan profili gözüken bir adam vardı. Kameralardan gizlenmek istiyormuş gibi bir hali vardı.

Koyu kumral saçları vardı, gözleri uzaktan anlaşılmıyordu, hafif sakalı var gibi duruyordu. Bir elinde küçük fotoğraf makinesi vardı.

Fotoğrafın arkasını çevirdiğimde gördüğüm isimle kaşlarım çatıldı.

Demir Seçkin.

Seçkin? Bu tesadüf olamazdı. Annemin kızlık soyadı Seçkin'di. Babamı arayan kişinin soyadı Seçkin, fotoğraftakinin soy ismi de Seçkin'di.

Cihan'ı duymuştum ama sadece ismini duymuştum, kendisi daha önce hiç görmemiştim. Ama Demir'i ilk defa duymuştum ve resmini de ilk defa görüyordum.

Üç kişinin de isimleri böyle denk gelemezdi, değil mi?

Fotoğrafı sıkıca tutup mantar panonun önüne geçtim. Bir sürü fotoğraf vardı, birçok fotoğrafta da Demir vardı. Bir tanesinde annem vardı fakat yanında bir adam daha vardı. Bu, babam değildi ve annem burada hiç rahat görünmüyordu.

Bu fotoğrafın üzerinde, annemin yanında duran adamın resmi vardı. Resmi dikkatlice elime aldığımda arkasını çevirdim ancak burada hiçbir şey yazmıyordu.

Panonun sol tarafında sarı bir kağıdın üzerine yazılmış bir telefon numarası vardı. Bu numara hiçbir şekilde tanıdık gelmiyordu.

Aniden şiddetli bir şekilde gök gürlediğinde korkuyla yerimden sıçradım ve pencereye döndüm. Elim göğsüme gittiğinde nefeslerimi düzenlemeye çalıştım.

Kapının kilidinin açıldığını duyduğumda hızlıca yerimden kalktım ve yatağa geçtim. Rüzgar içeri girdiğinde eliyle yanına gelmemi işaret etti.

Yanına gittiğimde aniden gök gürledi. Korkuyla elimi ağzıma götürdüğümde elimdeki Demir'in fotoğrafı yere düştü. Rüzgar yere düşen kağıda baktı, ardından bana baktı ve tekrardan kağıda baktı. Eğilip fotoğrafı aldığında kaşları çatılmıştı.

"Bunun sende ne iş var?" dedi alçak bir sesle. Geriye çekildiğimde soruyu tekrarladı.

"Perdeyi çekmek için kalkmıştım," dedim, "Yerde görünce ben de aldım." Kaşları havalandığında pek inanmadığını anlamıştım.

"Bu kim peki, abi?" dedim fotoğrafı işaret ederek. Kısa bir süre dönüp mantar panonun olduğu yere baktı ardından tekrar bana döndü ve "Önemli değil," dedi. Ellerimi kaldırarak, "Ama o zaman neden sende fotoğrafı var?" diye sordum.

Bakışlarını kaçırdı. "Seni ilgilendirmiyor, tamam mı?" dedi kaşlarını kaldırarak. Daha fazla uzatırsam bir sonuca varamayacağımı bildiğim için susmayı tercih edip başımı sallamakla yetindim.

Fotoğrafı diğer eline aldı ve sıkıca tuttu. Boşta kalan eliyle kapıyı gösterdi ve nefesini vererek, "Hadi, çıkalım," dedi. Başımı salladığımda hızlıca kapıdan çıktım ve ardımdan o da dışarı çıktı. Kapıyı kapatırken ürkek bir şekilde aşağı eğildim ve kimlerin olduğuna baktım. Bora ile annem yan yana oturuyorlardı, Ateş ise bir ileri bir geri odanın içerisinde turluyordu.

Merdivenleri indiğimde Rüzgar da arkamdan geldi. Kısa bir süre dönüp ona baktım fakat o bana bakmayınca tekrar önüme döndüm. Annem beni görünce eliyle yanıma gelmemi işaret etti. Yanına giderken boğazımın düğümlendiğini hissediyordum.

Annem oturmam için koltukta kenara kaydığında çekingen bir şekilde boş yere oturdum. Anneme bakamıyordum.

Gözlerinin içine baktığımda, geçtiğini sandığım siniri tekrardan alevlenir miydi?

Ellerimi kucağıma koyduğumda bacağımın sallanmasına engel olmaya çalışıyordum fakat bunu engelleyemiyordum.

Annem, ellerini kucağımdaki ellerimin üstüne yerleştirdi ve sıkıca tuttu. Ellerin sıcaklığı karşısında ürperdiğimde gözlerimi kapattım.

"Sana biraz sert davrandım sanırım." Biraz mı? "Öyle bir tepki verdiğim için özür dilerim." Bacağım daha çok sallanmaya başlamıştı. "Ama yine de oraya girmemeliydin, bunu biliyorsun değil mi?" Başımı salladım. "Neden girdin o zaman?"

Ellerimi yumruk yaptığımda başımı hafifçe kaldırıp anneme baktığımda yüzündeki duyguyu anlayamıyordum. Pişmanlık? Üzüntü? Suçlama? Hiçbirinden emin değildim.

"Belki bir iz, ipucu vardır diye girdim. Size yardım etmek için." Başını salladığında Ateş yanımıza geldi. Tam bir şey diyecekti ki kapı çaldı.

Merakla kapıya baktığımda Ateş benden önce davranıp kapıyı açmıştı. Babam gelmişti. Telaşla ayağa kalktığımda gözlerim karardı ve başım döndü. Dengemi kaybettiğimde tekrar koltuğa oturdum.

Başımın dönmesi geçince korkuyla babama baktım nacak odak noktasının annem olduğunu görünce rahatladım. Annemin ellerinden tutmuş, ona bakıyordu.

"İyi misin?" diye sordu endişeyle. Evet, babamın duygu besleyebildiği sadece iki kişi vardı, annem ve babaannem. Bu artık kesinleşmişti.

Girdiğim çıkmaz sokağının önüne de duvar örülmüştü.

Annem yumuşak bir sesle, "İyiyim," dedi, "Merak etme." Yüzünde oluşan tebessüm o kadar sıcaktı ki sanki son iki gündür yaşadıklarımızın hiçbiri olmamış gibi hissettiriyordu.

"Birileri geldi mi?" dedi bize dönerek. Rüzgar'a döndüğümde onun da Bora'ya baktığını gördüm. Tekrar önüme döndüğümde Ateş'in sorgulayıcı bakışlarıyla karşılaştım.

Babam bir cevap bekler gibi bakarken Bora cevap verdi. "Kimse gelmedi," dedi. Babam tek kaşını kaldırarak ona baktığında, "Neden uzun süre beklediniz?" diye sordu iğneleyici bir ses tonuyla. "Bir şey mi saklıyorsunuz?"

Tedirginlikle Bora'ya döndüğümde her ne kadar rahat görünse de içten içe tedirgin olduğu anlaşılıyordu. "Gerçekten kimse gelmedi. Bir an kafam karıştı, o kadar."

Babam başını salladığında üzerindeki ceketi koltuğun üzerine koyarken belinde duran silah gözüme çarpmıştı.

Acaba onu kullanmış mıydı? Umarım kullanmamıştır.

Odasına yöneldiğinde annem bakışlarını babamdan ayıramıyor gibiydi. Hatta onunla beraber o odaya girmek istiyor gibi görünüyordu.

Annem bize döndüğünde önce bana baktı, sonra Rüzgar'a ve en son Ateş'e. Sonrasında Bora'ya bakarak, "Birisi mi geldi?" diye sordu. Az önce Bora'nın dediklerine inanmamış gibi görünüyordu.

"Kimse gelmedi anne," dedi Bora sakin bir sesle. Annem başını salladı ardından tekrar babamın odasının olduğu yere takıldı gözleri.

Orada benim fark etmediğim bir şey mi vardı?

Ateş'e döndüğümde onun da babamın odasına baktığını gördüm. Orada önemli bir şey olmalıydı. Fakat bu, kiminle ilgili olabilirdi?

Annem ayağa kalkıp babamın yanına doğru gidince şaşkınlıkla ona baktım. Bora elini kaldırdı ve sakin olmamı işaret etti. Başımı salladığımda Ateş'e döndüm. Tek kaşını kaldırmış bir şekilde bana bakıyordu. Ondan bakışlarımı kaçırdığımda tekrar anneme döndüm fakat annem çoktan odaya gitmişti. Odadan konuşma sesleri geliyordu fakat ne olduğu çok anlaşılmıyordu. Bora'ya döndüğümde, "Neler oluyor?" diye sordum alçak bir sesle. Rüzgar odanın olduğu yere bakıyordu, Ateş omzunu silkti, Bora ise bakışlarını kaçırdı.

Kaşları çatıldığında bakışlarımı yere indirmiştim.

Hakikaten, neler oluyordu?

Üst kata baktım ardından tekrar bakışlarımı yere indirdim. Odama çıkmayı düşündüm fakat babam ne derdi sonra? Annem?

Annem artık o kadar sakin biri değil gibi duruyordu. Babama benzemeye başlamıştı. Duyguları, düşünceleri dengesizleşmeye başlamıştı.

Annem, ona olan güvenimi zedelemişti.

Şimdi yukarı çıkıp çıkmama konusunda kararsızdım. Belki babamlara duyurmadan yukarı çıkabilirdim ama Ateş vardı. O beni babama söyleyebilirdi.

Ateş, tehlikeli bir tuzaktı.

O zaman ne yapacaktım? Burada durmamın bir anlamı yoktu fakat elimden sadece bu geliyordu. Rüzgar derin bir nefes verdi ardından odaya doğru ilerledi. Çatılmış kaşlarla ona bakarken ne yaptığını anlamaya çalışıyordum.

Merakla Bora'ya döndüğümde bana bakmıyordu, Rüzgar'a bakıyordu. Kollarını göğsünde birleştirmişti ve olacakları bekliyor gibiydi. Ateş tekrardan ileri geri yapmaya başlamıştı.

Odada oluşan sessizlik tüylerimi diken diken etmeye yetmişti. Yumruklarımı daha çok sıktığımda avuçlarıma batan tırnakların verdiği acı hala yaşadığımı hissettiriyordu. Yumruklarımı daha fazla sıktım, tırnaklarım daha çok battı, canım daha çok yandı.

Rüzgar geldiğinde hızlıca merdivenlere yöneldi ve Ateş'le Bora'ya da gelmelerini işaret etti. Hızlıca arkamı döndüğümde Rüzgar çoktan yukarı çıkmıştı. Bora ile Ateş de kalktığında ben de ayağa kalktım ve Bora'nın önüne geçerek, "Nereye gidiyorsunuz?" diye sordum.

Ateş uzaktan bizi izliyor gibi görünüyordu. Bora soluğunu verdi ardından yorgun bir sesle, "Bunu şimdilik bilmemen daha iyi," dedi. "Ama," dediğimde sözümü kesti. "Afet. Aması maması yok, anladın mı? Lütfen zorluk çıkarma," dedi ellerini kaldırarak.

Geriye çekildiğimde başımı salladım ardından ok da hızlıca yukarı çıktı. Onun arkasından Ateş çıkınca arkamı döndüm ve pencereye ilerledim. Yağmur dinmiş olmalıydı. Perdeyi açtığımda yağmurun dindiğini gördüm. Elim kalbime gittiğinde üzerimden bir yük kalkmış gibi hissediyordum.

Tekrar geri döndüğümde annemin odadan çıktığını gördüm. Merakla ona baktığımda annem bana hiç pas vermeden direkt üst kata çıktı. Yalnız dikkatimi çeken bir şey vardı, annem yüzünü benden saklıyordu fakat ben yine de görmüştüm. Annem ağlıyordu, gözleri kıpkırmızı olmuştu.

Ne oluyordu?

Bora da bunu öğrenmeme izin vermemişti ama üçü birden gitmişti. Annem de yukarı çıkmıştı. Yoksa... Konu, Cihan olabilir miydi? Cihan Seçkin'den Bora'ya bahsetmemiştim, yani onu bildiğimi bilmiyordu.

Bu Cihan neyin nesiydi? Okan Olcay onunla ilgili olabilir miydi?

Peki, ben niye bununla uğraşıyordum?

Ama ya beni de ilgilendiriyorsa?

Başım ağrımaya başladığında televizyonun yanında duran küçük saati elime alıp kaç olduğuna baktım. 20.49'du. Saati yerine koyduğumda babamın da çıktığını gördüm.

Ellerimi arkamda birleştirdiğimde babam kısa bir süre baktı ardından o da yukarı çıktı.

Olanlardan bir tek benim mi haberim yoktu?

*

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.