İçeriğe geç

AİLE

Bölüm 10 · 17 dk okuma

AİLE

Bölüm 10

9. Gizli Çağrı

Başımı korkuyla yukarıya çevirdiğimde, burada tek başıma kalmıştım. Ne yapacaktım? Zihnim sorularla bulanmış bir haldeyken koltuğun önünde, ayakta, hareketsiz bir şekilde durmuş, merdivenlere bakıyordum.

Hepsi beraber miydi? Bundan emin değildim ve bu sorunun cevabı da kesin değildi.

Abimlerin yanına mı gitmeliydim? Hayır, sanmıyordum. Bora bununla ilgilenmememi söylemişti. Beni kabul edeceklerini sanmıyordum.

Annemin yanına mı gitmeliydim? Ancak babam orada olabilirdi. Bu riski göze alacak mıydım? Hayır, bu riski göze alamazdım, bunun için hem gücüm hem de cesaretim yoktu.

Odama mı çıksaydım? Ama çıkıp ne yapacaktım? Sadece kendi düşüncelerimle baş başa kalacaktım, hiçbir yardımım olmayacaktı.

Kendi bildiklerimle bir sonuca varamayacaktım ancak burada durmam da anlamsızdı.

Tırnaklarımı avcuma kanatacak kadar çok batırdım ve öfkeyle yukarı çıktım. Ben niye bunların dışında tutuluyordum? Tamam, önemsendiğimi sanmıyordum fakat bu herkesi ilgilendiren önemli bir şey ise beni de ilgilendiriyor olabilirdi.

Bilmemem kötü sonuçlar doğurur muydu?

Odama geçtiğimde hızlıca cama ilerledim ve perdeyi aralayarak dışarıyı izledim. Hiçbir hareket yoktu. Perdeyi çektiğimde notların nerede olduğuna baktım. Notlar... Onları hiçbir yerde bulamıyordum. Yatağımın altına, çekmeceme, dolabımın içine, pencereye, masama, her yere baktım ama bir türlü notları bulamamıştım.

Telaşla gidip yastığımın içini kontrol ettiğimde içine koyduğum mermi yoktu. Birisi odama girmişti! Ama kim? Kim girmiş olabilirdi? Ayrıca bunları bulmak için odayı bayağı bir karıştırmıştı.

Ellerim saçlarıma gittiğimde başımın döndüğünü hissediyordum. Herkes evdeydi, yani evde bizden başkası olamazdı. Bizden biriydi ama kim? Kim niye benim odama girmiş olabilirdi ki?

Sırtımı duvara yasladığımda ellerimi serbest bırakmıştım. Bunu kimin yaptığını öğrenmemin bana bir şey kazandırmayacağı aklıma geldiğinde bakışlarım donuklaşmıştı. Yaşadığım hiçbir olayda sorumluyu bulmadım çünkü bulsam ya işe yaramıyordu ya da zararlı çıkan ben oluyordum. Bu yüzden bunu kimin yaptığını düşünmekten vazgeçmiştim.

Düşünmek, bütün bu soruların cevabını bulmak istiyordum fakat bunu yapamıyordum. Düşünemiyordum, hiçbir şekilde şu an aklımı kullanamıyordum. Birisi uzaktan düşüncelerimi kontrol ediyor gibiydi. Bu konu üzerine kafa yormamı engelliyordu.

Göğsümün üstünde bir ağırlık hissettiğimde derin soluklar almaya başladım. Elim kalbime doğru gittiğinde başımı duvara yaslamıştım. Bacaklarım gücünü yitirirken yavaşça yere çömeldim. Başımı dizlerime yasladığımda kapımın tıklandığı duydum. Ürkek bir şekilde başımı kaldırdığımda, kapıda duran annemi gördüm.

Kaşlarım çatıldığında hızlıca ayağa kalktım ve elimin tersiyle gözlerimi sildim. Ağlamış mıydım? Hiç farkında değildim. Ama ben ne yaptığımın da farkında değildim.

Annem sıcak bakışlarla bana bakarken ellerimi arkamda birleştirdim. Görünmediği için bir elimi duvara yasladım çünkü ayakta duracak gücü kendimde bulamıyordum.

"Biraz konuşabilir miyiz?" diye sordu annem. Buna gerçekten ihtiyacı var gibi duruyordu. Gözleri nemliydi, saçları topluydu fakat hafiften dağılmıştı, bir elini kapının eşiğine yaslamıştı ve hafiften öne doğru eğilmişti.

Başımı salladım ve elimle yatağımı gösterdim. Titrek adımlarla yatağa geçip oturduğunda hemen onun yanına gidip oturdum. Ellerini kucağına yerleştirdi ve derin bir nefes aldı.

Ne olmuştu?

"Evet," dedim yumuşak bir sesle. "Dinliyorum, anne." Bakışlarını yavaşça bana çevirdi ardından hızlıca gözlerini kaçırdı.

"Bunu kimin yaptığını biliyor musun?" diye sordu. Sesi titremişti. Kaşlarım çatıldığında cevap vermek için bir süre bekledim. Annem hala benden şüpheleniyor muydu?

Ellerimi kaldırdım ve ona döndüm. "İnan gerçekten bilmiyorum anne." Başını hafifçe salladı ve nefesini vererek, "Peki ne zaman olduğunu biliyor musun?" dedi.

Bakışlarımı kucağımdaki ellerime çevirdiğimde zaman algımı yitirmiş gibiydim. Hastaneye gitmeden önce böyle bir şey olduğunu düşünüyordum. Hastanede ise bir gün bile kalmamış, eve dönmüştüm. Ancak geldiğimde olmuştu. Bu kadar kısa bir zamanda nasıl olmuş olabilirdi?

"Hastaneye gitmeden önce... Yoktu." Bana döndü, yutkundum. "Eve geldiğimizde gördüm ben de." Kaşları çatıldı ve parmaklarıyla oynamaya başladı.

"Sen eve geldiğinde bir şey görmedin mi yani?" dedi soluk bir sesle. Gözlerimi kapattım ve derin bir nefes aldım. "Hayır, görmedim," dedim neredeyse fısıldar gibi.

Omuzlarımı tuttu ve dolu gözleriyle yüzüme baktı. "Hiç mi bir şey görmedin? Hiç mi bir şey bilmiyorsun?" Dolu gözlerimi gözlerinden ayıramıyordum. Ellerimi kaldırdığımda, "Gerçekten," dedim titreyen bir sesle. "Bilmiyorum... Hiçbir şey görmedim ben." Parmağımda soğukluk hissettiğimde, parmak ucumun kanadığını fark ettim. Yolmuştum.

Ellerimi yumruk yaptığımda kanayan parmağımı gizlemeye çalıştım. Annem gözlerini benden ayırmıyordu.

"Ne olur Afet! Bildiğin bir şey varsa söyle!" Annem ağlamaya başlayınca ne yapacağımı bilemedim ve etrafıma bakındım. Tekrar ona döndüğümde bana umut dolu gözlerle bakıyordu. "Gerçekten anne, bildiğim bir şey-" derken kalın bir ses sözümü kesti.

"Ne oluyor burada?" Korkuyla kapıya döndüğümde babamın öfkeli yüzüyle karşılaştım. Anneme döndüğümde o da babama bakıyordu.

Babam, bakışlarını anneme çevirdiğinde kaşlarını çattı. Ardından bana döndü.

"Annen neden ağlıyor?" Bakışlarımı kaçırdım ve anneme döndüm. Yüzü ağlamaktan kıpkırmızı olmuştu. Tekrar babama döndüğümde öfkeyle gözümün içine bakıyordu.

"Bilmiyorum," dedim fakat göğsüm daralıyordu. Ellerini kaldırdı ve bağırarak, "Ne demek bilmiyorum!" dedi. "Annen neden ağlıyor?"

Dolu gözlerle ona bakarken annem elini babamın omzuna koydu. "Bir şey yok," dedi burnunu silerek. "Konuşmak istedim sadece." Babam omuzlarımı sertçe bırakarak anneme döndü.

"Ne konuşacaktın?" dedi. Sesinde hayal kırıklığı var gibiydi. Ya da ben deliriyordum. Annem omuzlarını silkti. Babam bana hızlı bir bakış attı ardından tekrar anneme döndü.

"Yani, kötü zamanlardan geçiyoruz," dedi annem ve elinin tersiyle gözünü sildi ardından devam etti. "Ben de biraz dertleşmek istedim."

Yatakta biraz kenara kaydığımda babamın bakışları bana döndü. Yorganımı sımsıkı avuçlamış, endişeyle babama bakıyordum. Tekrar anneme döndüğünde, annem babamın elini tuttu ve ayağa kalktı.

Avucuyla çenemi okşadı ardından odadan çıktı. Babam bana döndüğünde yüzündeki kızgın ifade silinmemişti. "Ne oldu?" dedi iğneleyici bir sesle. Yorganı daha sıkı tuttum. "Bir şey olmadı," dedim tek nefeste.

Tek kaşını kaldırdı. "Emin misin? Çünkü hiç öyle görünmüyor da," dedi.

"Benim bildiğim bir şey yok," dedim ellerimi hafiften göğsüme yaklaştırarak. "Belki annemin bildiği bir şeydir ama ben bilmiyorum."

"O nasıl oluyor?" İçimden bu konuşmanın bir an önce bitmesini ve beni salmasını bekliyordum fakat bu mümkün değil gibi duruyordu.

"Belki... O cinayetle... İlgilidir," dedim tereddütle yüzüne bakarak. Omuzlarımın kasıldığını hissediyordum.

Babam hafif bir şekilde üzerime eğildiğinde kaldırdığım ellerimi yumruk yaptım ve kendimi savunmak istermiş gibi çapraz bir şekilde göğsümün üstünde birleştirdim.

Omzumu sıvazladı ardından hiçbir şey söylemeden odadan çıktı. Şok içinde babama bakarken neden böyle bir şey yaptığını anlamaya çalışıyordum. Ellerimi yavaşça indirirken bakışlarım ağır bir şekilde kapıya dönmüştü. Kapı ardında kadar açıktı fakat kimseler görünüyordu.

Neler oluyordu?

Annem yanıma benimle dertleşmek istediği için gelmişti, en azından öyle demişti, babam bu duruma normalde sinirlenirken bu sefer hoş karşılamış görünüyordu ve asıl bu, bana garip gelmişti. Böyle bir şey yapmasını hiç beklemiyordum.

Beynimin içi bulanıyor gibiydi. Bakışlarımı kapıdan ayırdığımda başımın döndüğünü hissettim. Gözlerimi kapattım ve kendime biraz zaman tanıdım. Daha iyi hissedince gözlerimi açtım ve etrafa bakındım.

Bu baş dönmelerinin nedenini bilmiyordum ama bu aralar artmaya başlamıştı.

Dışarıdan gelen bir köpek havlamasıyla irkildiğimde arkamı döndüm ve camın açık olduğunu gördüm. Yavaşça ayağa kalkıp camı kapattım ve önüne kalın bir kitap koydum. Makasım hala ortalıkta yoktu.

Camım mı açıktı?

Odama girdiğimde pencere kapalıydı fakat sonrasında nasıl açılmıştı? Yoksa girdiğimde de mi açıktı ve ben mi fark etmemiştim? Elim başıma gittiğinde başım ağrır gibi olmuştu.

Daha fazla düşünmek ve sorgulamak istemiyordum. Cam bir şekilde açılmıştı ve ben onu az önce kapatmıştım. Tamam.

Yatağın kenarına tutunarak ayağa kalktığımda ilk önce kıyafet dolabının içine baktım. İçini iyice bir aradım, dağıttım, karıştırdım ama yine de bir şey bulamamıştım. Bu notlar ve mermi, nereye kaybolmuştu?

Dolabın kapağını sessizce kapattım ardından masaya geçtim ve çekmeceleri karıştırmaya başladım fakat içinde ufak tefek çöplerden başka bir şey yoktu. Ellerim titremeye başladığında derin bir nefes aldım ardından yatağımın yanında duran şifonyerlerin içlerine dikkatlice baktım fakat orada da yoklardı.

Bir elimle yatağa tutundum ve yavaşça eğilip yatağın altına baktım. Dışarıdan gelen az ışıkta bir şey görünmüyordu. Zaten bir şey yok gibi görünüyordu. Yatağın altı bomboştu. Dolabın, masanın ve başka neresi varsa altlarına da baktım ancak hiçbir şey bulamadım.

Bunlar nereye gitmişti!

Telaşla aralık olan perdeyi ardında kadar açtım ve büyük kitabı çekip altına baktım fakat notlar orada da değildi. Nasıl kaybolabiliyorlardı?

Odama birisi girmiş olmalıydı ama kim girebilirdi? Annemle babamın bu notlardan haberleri yoktu bildiğim kadarıyla. Fakat abimler biliyorlardı ve bunu gidip onlara kendim söylemiştim. Kim gelmiş olabilirdi ki? Hâlâ Ateş'ten şüpheleniyordum ancak bu kadar yapmasını beklemiyordum. Yapmamış olabilirdi.

Ama o zaman kimdi? Belki de başka birisiydi fakat bu olanaksızdı çünkü evde bizden başkası yoktu. Değil mi? Yoktu. Bence yoktu.

Bunu bulsam benim işime nasıl yarayacaktı ki? O bilgi bende kalmış olacaktı sadece. Yapamazdım. Sonrasında benden de şüphelenirlerdi bu bilgileri nasıl buluyorum diye. O yüzden bu işlere girmeyecektim.

Birden ses duyduğumda irkildim ve kapıya döndüm. Ne sesi olduğunu anlamak için birkaç saniye bekledim. Telefondan geliyordu. Hızlı bir şekilde merdivenlerden inerken sanki yer ayaklarımın altından kayıyordu. Duvara tutunarak indiğimde gidip telefonu açtım.

"Alo?"

Kalın bir ses telefondaydı fakat bana hiç tanıdık gelmemişti. Bakışlarımı üst kata çevirdiğimde annemin kapıdan bana baktığını gördüm. Bana "Kim o?" der gibi bakıyordu. Telefonu kulağımdan uzaklaştırdım ve elimle alt kısmını kapattım. Anneme döndüğümde omzumu silktim ve alçak bir sesle, "Tanımıyorum," dedim.

Kaşları çatıldı ve merdivenlere yöneldi. Bakışlarımı annemden ayırmadan telefonu tekrar kulağıma dayadım.

"Kimsiniz?" dedim soğuk ve biraz çekingen bir sesle. "Doğa Seçkin, orada mı?" diye sorduğunda korkuyla anneme döndüm. Annem ellerini kaldırdı. "Ne oldu!" dedi telaşla. Telefonun alt kısmını elimle kapattım ve "Seni istiyorlar," dedim alçak bir sesle.

Kaşları çatıldığında, "Kim olduğunu söyledi mi?" dedi. Başımı iki yana salladım ve tekrar telefona döndüm. "Kim olduğunuzu söyler misiniz?" diye sordum. Annem merakla bana bakıyordu.

"Peki, Kerem Duman orada mı?" Gözlerim irice açıldığında önce anneme baktım sonra bakışlarım üst kata kaydı. Tekrar anneme döndüğümde, "Babamı istiyorlar," dedim. "Kim olduğunu söylemiyor."

Annemin bakışları donuklaştığında hızlıca üst kata baktım ve tekrar anneme döndüm.

Gözlerimi ondan ayırmadan, "Üzgünüm, yanlış kişiyi aramış olmalısınız," dedim telefona doğru. "Bir yanlışlık olduğunu düşünmüyorum." Kaşlarım çatıldığında annem bana bakmaya devam ediyordu. Boğazıma takılan büyük bağırma isteğini azaltmak için yutkundum fakat işe yaramadı. Ellerim titremeye başladığında onları yumruk yaptım ve telefona geri döndüm.

"Beyefendi, üzgünüm ama bahsettiğiniz kişileri tanımıyorum." Bakışlarım tekrar yukarıya kaydığında hemen anneme döndüm.

"Telefonu yanındakine verir misin kızım?" Telaşla anneme döndüğümde annem eliyle ağzını kapattı ve diğer eliyle duvara tutundu.

"Yanımda birisi yok. Bunu nereden çıkardınız?" dedim korkuyla ve yan taraftaki cama baktım fakat kimseyi göremedim. Hemen ardından annem cama doğru gittiğinde annemi izleyerek telefona geri döndüm.

"Ne yapmaya çalışıyorsunuz bilmiyorum ama bir an önce telefonu kapatın yoksa polisi arayacağım," dedim korkuyla. Annem hızla yanımdan geçti ve üst kata çıktı. Odaya doğru giderken gözlerimi oradan ayırdım ve telefon odaklandım.

"O sarhoş adamı hatırlıyor musun?" dedi bir şey ima etmek istermiş gibi. Gözlerim irice açıldığında önce yukarı sonra cama baktım. Kalbim hızlanmaya başladığında nefes almakta güçlük çekmeye başlamıştım. Elim kalbime gittiğinde, "Ne?" diye sordum istemsiz bir şekilde.

"Yanındaki kadının kim olduğunu biliyor musun?" dedi. Sesinde, eğleniyor gibi bir hal vardı. Sanki bu halde olduğumu bilmek onu mutlu ediyordu.

Sen kimdin?

"Siz bunu nerden bili-" derken sözümü yarıda kesti. "O senin teyzendi, kızım." Kaskatı kesildiğimde dolan gözlerimden yanağıma sıcak bir damla aktı.

Benim teyzem mi vardı?

Elimin tersiyle gözümü sildiğimde, "Ne dediğinizin farkında mısınız?" dedim titrek bir sesle. Telaşla arkamı dönüp üst kata baktım, yatak odasının kapısında biri duruyordu ama kim olduğunu çıkaramıyordum.

Cama döndüm ardından telefondan gelen sesle tekrar ona odaklandım. "Şimdi, annenle görüşebilir miyim?"

Telefonu kulağımdan uzaklaştırdım ve alt kısmını elimle kapattım. Yukarıya doğru, "Anne, seni istiyor," diye seslendim. Yatak odasının kapısı ardında kadar açıldı ve içerideki ışık koridoru aydınlattı.

Annem ağır adımlarla yanıma gelirken onun arkasında duran babamı görünce boğazım düğümlenmişti ve onu görünce yutkunma ihtiyacı hissettim. Merdivenlere arkamı döndüm ve telefonun alt kısmından elimi çektim.

Annem yanıma geldiğinde yüzünde endişeli bir ifade vardı. Gözlerimi kaçırarak telefonu ona verdim.

Elleri titriyordu ve bu dışarıdan çok belli oluyordu. Boşta kalan elini yumruk yaptı ancak kendini kastığı her halinden belliydi. Geriye doğru küçük bir adım attım.

Hemen cama doğru koştum ve dışarıya baktım fakat hiçbir şey görünmüyordu. Sokak lambasının aydınlattığı yerde de kimse yok gibiydi. Pencereyi kapatıp annemin yanına döndüm ve kısa bir süre ona baktım.

Bakışlarında donuk bir ifade vardı, gözleri hafiften kızarmıştı. Telefondaki adam her ne diyorsa o kadar odaklanmıştı ki, yanına geldiğimi bile görmemişti.

Daha fazla oyalanmadan merdivenlere yöneldim ve üst kata çıktım. Tam odama girecekken birisi omzumdan tuttu ve arkamı dönmemi sağladı. Arkamı döndüğümde korkuyla bakışlarımı yukarı kaldırdım ve bir adım geriye çekildim.

Babam, tam karşımda, omzumu tutmuş bir şekilde bana bakıyordu. "Aşağıda ne yaptın?" diye sordu öfkeyle. Yutkunduğumda, "Birisi aramıştı, ona baktım," dedim alçak bir sesle.

"Kim aradı?" Bakışlarımı kaçırdığımda parmaklarımla oynamaya başladım. "İsmini söylemedi, bilmiyorum," dedim. Sert bir şekilde çenemi kavradı ve ona bakmamı sağladı. "Ne söyledi? Ne konuştunuz?" dedi dişlerini sıkarak. Göğüs kafesim hızla inip kalkarken nefes almakta güçlük çekiyordum.

"Önce annemle konuşmak istediğini söyledi," dedim kısık bir sesle, sesimi çıkaramıyordum. "Sonra da seni istedi." Çenemi daha çok sıktığında kendimi ağlamamak için zor tutuyordum.

"Başka ne dedi? Ne konuşacakmış?" Kalbim göğüs kafesimi delmek istermiş gibi hızlı atıyordu. "Başka bir şey demedi, bu kadar. Şimdi annemle konuşuyor."

Alt kata hızlı bir bakış attı ardından tekrar bana döndü. Çenemi, benden tiksiniyormuş gibi bıraktığında elim kalbime gitti. Kalp atışlarım giderek sakinleşirken elimle önüme düşmüş saçlarımı geriye çektim ve odama girdim.

Çekmeceleri, dolapları tekrardan karıştım fakat yine bir şey bulamadım. Pencereye gittiğimde perdeyi açtım ve dışarıya baktım. Sokak, aynı şekilde yine sessiz yine karanlıktı. Hiçbir şey yoktu.

Perdeyi çektiğimde odadan çıktım ve parmak uçlarımda yürüyerek Bora'nın odasının önüne geldim. Kapıyı çalmadan önce derin bir nefes aldım ve yumruğu yavaşça kaldırıp kapıyı tıklattım. İçeriden ses gelmeyince bir kez daha tıklattım ve bu sefer cevap beklemeden içeriye girdim. Burada kimse yoktu. Kapıyı yavaşça kapatıp Rüzgar'ın odasının önüne geldim. Yavaşça kapıyı tıklattım.

Bu yaptığım doğru muydu?

"Gel." Doğru ya da yanlış, bir önemi kalmamıştı. Kapıyı yavaşça açıp içeri girdim. Üçü de buradaydı. Bora yatakta oturuyordu, yerdeki minderde Ateş ve sandalyede de Rüzgar oturuyordu. Yerdeki mantar pano ortalarında duruyordu ve önlerinde birkaç defter ile kağıt duruyordu.

İçeri girdiğimde üçünün de bakışları bana döndü. Ateş tek kaşını kaldırdı, "Senin burada ne işin var?" dedi şaşırarak. "Size bir şey söylemeye geldim," dedim. Bora kenara kaydığında hepsi büyük bir merakla yüzüme bakıyordu.

Yatağa oturduğumda derin bir nefes aldım ardından anlatmaya başladım. "Az önce birisi aradı ama kim olduğunu bilmiyorum. İsmini söylemedi. Önce annemle konuşmak istediğini söyledi."

Gözlerimi hızlıca kapatıp açtım ve devam ettim. "Annem yanımdaydı ama konuşmak istemiyor gibiydi. Yanlış numarayı aramış olmalısınız dedim o yüzden ben de. Sonra... babamı istedi."

Parmaklarıma oynamaya başladım. "Yanlış aramış olmalısınız dedim ama inanmadı sonra da, geçen akşamki sarhoş adamdan bahsetti. Onu hatırlayıp hatırlamadığımı sordu. Sonrasında onun yanındaki kadını tanıyıp tanımadığımı sordu. Ondan sonra tekrar annemi istedi."

Sözümü bitirdiğimde tek tek üçüne de baktım. Düşünceli görünüyorlardı. Ateş yerdeki mantar panoya döndü. Rüzgar bir şey söyleyecek gibi dudaklarını araladı ama sonra vazgeçti.

Boğazıma bir yumru oturduğunda kendimde konuşacak gücü bulamadım.

Yanlış mı yapmıştım?

Ateş biraz kısık bir sesle, "Sonra telefonu anneme verdin mi?" diye sordu. Bakışlarımı kucağımdaki ellerime indirdiğimde, "Evet, verdim," diye yanıt verdim. Sonra hızla ellerimi kaldırarak ekledim, "Ama onu anneme sordum. İstemese de ver dedi, ben de verdim."

Ateş başını belli belirsiz salladığında kendimi pişman hissettim. O telefonu vermeseydim, sorun olur muydu? Ya da annemi istediğinde direkt telefonu mu kapatsaydım?

Kalbimdeki sızı acı vermeye başlıyordu.

Ellerimi tekrardan kucağıma indirdiğimde parmaklarımla oynamaya başlamıştım. Tırnaklarımın yanındaki etleri koparıp kanatmam umurumda bile değildi, ayrıca hissetmiyordum bile. Ellerimin titremesi arttıkça daha çok kanatıyordum parmaklarımı. Ne kadar kan akarsa o kadar iyileşecekmişim gibi geliyordu ama öyle değildi, aksine daha fazla acıya maruz bırakıyordum kendimi.

"Yanlış bir şey yapmadım, değil mi?" diye sordum utançla. Neyden utandığımı bilmiyordum ama kendimi yerin dibine girmiş gibi hissediyordum.

"Afet başımıza nasıl bir bela açtığının farkında değilsin herhalde!" diye sesini yükseltti Ateş. Tırnaklarımı bacağıma geçirirken gözlerim dolmaya başlamıştı. "Ama bilemezdim, bir şey bilmiyordum, bilmeden yaptım, özür dilerim, çok üzgünüm," diye özürler sıralamaya başladığımda Bora eliyle Ateş'e susmasını işaret etti ve "Ateş, gözünü seveyim, yapma," dedi.

Ateş, sırıtarak bağdaş kurduğunda bir elini yüzüne götürdü. "Kafayı yiyeceğim," dedi alçak bir sesle. "Afet, sadece sus."

Başımı salladığımda salondan gelen bir sesle başımı kapıya çevirdim. "Ne oldu?" diye sordu Bora. Elimle kapıyı işaret ederek, "Sen de duydun mu?" dedim, "Aşağıdan bir ses geldi." Kafasını olumsuz anlamda iki yana salladı.

"Ben bir şey duymadım, yanlış duydun herhalde," dedi umursamaz bir şekilde sonra önüne döndü.

Rüzgâr oturduğu sandalyeden kalktı ve Ateş'in yanına geçti. Mantar panoyu kaldırıp duvara yasladığında uzaktan, gözlerini kısarak tabloyu dikkatlice inceledi. Bora nefesini verirken omuzlarını silkeledi ve o da aşağı indi. Ben yatağın üstünde tek başıma kalmıştım.

Bora eliyle panodaki, sarı kâğıdın üzerinde yazan telefon numarasını işaret etti. "Buradan aramış olabilir," dedi düşünceli bir şekilde. Rüzgâr elini kaldırdı ve onu susturdu. "Olabilir ama bunu şimdi sorgulayamayız, beklememiz gerek."

Ateş başıyla onayladığında çok kısa bir süre bana dönüp baktı ardından tekrar önüne döndü. Neden baktığını anlamamıştım fakat göğsüme bir ağırlık çökmüştü. Esnediğimde, gerçekten yorulduğumu hissettim.

Başımı yavaşça kaldırıp bir süre tavanı izledim ardından bedenimi yatağa bıraktım.

Göğüs kafesim hızla inip kalkarken yattığım yerden kalktım ve oturur bir pozisyon aldım. Aniden yatınca nefesim kesiliyordu. Bunun sebebini hiçbir zaman anlamamıştım ama çok da kafaya takmıyordum.

Abimler kendi aralarında bir şeyler konuşuyorlardı ama kafam o kadar allak bullak bir haldeydi ki, ne dedikleri hakkında hiçbir fikrim yoktu. Onları dinleyemiyordum.

Aşağıdan hâlâ tek tük sesler geliyordu fakat bunları sadece benim duyduğumu düşünüyordum, bu yüzden kâle almıyordum.

Göz kapaklarım ağırlaşırken kendimi nasıl bu kadar rahat hissettiğime şaşırmıştım. Evde tek başımayken bile bu kadar rahat değildim.

Bedenimi tekrardan yatağa bıraktığımda nefesinin kesilmesi umurunda bile değildi, bu anı bozamazdım.

Diğer tarafa döndüğümde ellerimi yastığın altına koydum. İçimdeki bu sıcak his, bana sanki güvende olduğumu fısıldıyordu. Yüzümde oluşan tebessümü engellemedim.

Göz kapaklarım kapanırken içimdeki korku, uyumamı engelliyordu. Uyumak, kendimi rahat bırakmak istiyordum ama olmuyordu. Kendimi her an tetikte olmam gerekiyormuş gibi hissediyordum.

Bora mantar panoyu ters çevirdiğinde, "Yok," dedi, "Bu böyle olmayacak." Sinirlenmiş gibiydi.

Başımı yastıktan kaldırıp oturuşumu düzelttiğimde bağdaş kurmuştum. Dağılmış saçlarımdaki tokayı alıp saçımı tekrardan topladım.

Yatakta bir şeyin titrediğini hissettiğimde, yatağın ucunda telefon durduğunu gördüm. Tereddütle uzanıp telefonu elime aldım ve ekranına baktım.

Ayça Hanım

1 yeni mesaj

Mesajın ne olduğu gözükmüyordu, sadece mesaj geldiği yazıyordu. İçten içe mesajda ne yazdığını merak etsem de bunu yapmadım, onun yerine saate baktım. Saat 23.06'ydı.

Zaman ne kadar hızlı geçmişti.

Telefonu abimlere doğru uzattığımda, "Birinize mesaj geldi, Ayça Hanım diye birinden," dedim.

Bora uzanıp telefonu elimden hızlıca aldı ve ters bir şekilde yere koydu. Bu hareketi kafamı karıştırsa da şu an önemli olanın bu olduğunu düşünmüyordum.

Rüzgâr kendini yerdeki minderin üzerine attı ve isyan eder gibi ofladı. Bu hali sırıtmama neden olsa da bu işin ciddiyetini biliyordum.

Uyku beni kendine çekiyordu ama kendimi ona karşı direnmem gerekiyormuş gibi hissediyordum. Başıma hafif bir ağrı girdiğinde içimden küfrettim. Babamdan uzaktaydım, yanımda tanımadığım kişiler yoktu. Rahattım ama lanet olsun ki başım ağrımaya başlamıştı.

Gözlerimi kapattım ve kendimi sertçe yatağa bıraktım. Aşırı rahatsız bir pozisyonda yatıyordum ve nefes almakta zorlanıyordum ama şimdi bununla uğraşmak istemiyordum.

Onun arka planda kalmasını istiyordum.

Ellerimi yastığın altına sıkıştırıp kapıya doğru döndüm. Cenin pozisyonu almıştım. Gözlerimi, karıncalanana kadar sıktım ve sonrasında daha rahat bıraktım. Başıma giren ağrı ve gözlerimi bu kadar sıkmam yüzünden midenin bulandığını hissettim.

Hayır.

Yavaşça yattığım yerden kalktım ve kapıya doğru ilerledim. Ateş, "Nereye?" diye sordu katı bir şekilde. Ona döndüm ve aynı zamanda kapı kolunu ses çıkarmaya özen göstererek aşağı indirdim. "Hasta gibi hissediyorum, banyoya gideceğim," dedim alçak bir sesle. Cevap vermeden sadece tek kaşını kaldırarak bana baktı ardından başını hafifçe sallayıp önüne döndü.

Yavaşça nefesimi verdim ve kapıyı açıp dışarı çıktım. Kapıyı kapatırken bir yandan da annemle babamı kontrol ediyordum. Aşağıda ikisi de görünmüyordu fakat sesleri geliyordu. Dedikleri rahat anlaşılmıyordu, salonda değillerdi.

Parmak uçlarımda yürüyerek banyoya girdim. Ses çıkarmamaya özen gösteriyordum bu yüzden oldukça yavaş davranmaya çalışıyordum. Neyse ki banyo Rüzgar'ın odasının tam karşısındaydı.

Kapıyı çok yavaş bir şekilde kapattım. İçimdeki duygu karmaşası yüzünden midem bulanıyordu. Boğazıma bir şey takılmış gibi hissediyordum. Elim göğüs kafesimin üstüne gittiğinde nefeslerimin düzensizleştiğini fark ettim. Gözlerim dolduğunda bir an delirdiğimi düşündüm.

Ağzıma acı bir tat geldiğinde elimle midemi tutarak lavaboya gittim. Diğer elimle lavaboya tutunduğumda kusmaya başladım. Bacaklarım titremeye başlamıştı. Kustukça ağzıma gelen tat ve boğazımı yakan pürüzlü acı, midemi daha çok bulandırıyordu.

Başım dönüyordu, lavaboyu daha sıkı tuttum. Biraz daha kustuğumda midemin boşaldığını hissettim ve gözlerimi açtım. Elimin tersiyle ağzımı sildiğimde musluğu açıp yüzümü yıkadım. Yüzümü birkaç kez yıkadım sonra avcuma su doldurup lavabonun üzerinde gezdirdim. Lavabo temizlendiğinde başımın yine döndüğünü hissettim.

Yere oturduğumda ağlamaya başlamıştım. Banyonun kapısı açıldığında telaşla kapıya döndüm ve ayağa kalkmaya çalıştım ancak dengem sarsılınca tekrar yere oturdum. Bora yanıma geldiğinde kollarımdan tutarak beni ayağa kaldırdı. "Ben iyiyim," dedim güçsüz bir sesle. Ayağım kayıyor gibi olduğunda sıkıca ona tutundum.

"Afet?" Bora kafası karışmış bir şekilde bana bakıyordu. Kendime gelmeye başladığımda ellerimi kaldırdım ve ondan ayrıldım. Bora elini kaldırıp alnıma koydu. "Ateşin var," dedi. Başımı belli belirsiz salladığımda suyu en soğuğa alıp yüzümü yıkadım.

Titreyen bacaklarıma rağmen ayakta durmaya çalışıyordum. Bora kapıyı açtı ve kolumdan tutarak beni odama götürdü. Yatağa oturduğumda titriyordum. Bora yorganı açtı ve eliyle orayı göstererek, "Afet, yat dinlen," dedi, "Çok kötü görünüyorsun."

Yatarken, "Bilemiyorum," dedim, "Birden oldu." Bora elini çekingen bir şekilde kaldırıp saçlarıma götürdü ve okşamaya başladı. Hiçbir şey yapacak gücüm kalmamış gibi hissediyordum.

Odadan çıkarken son bir kez dönüp bana baktı sonra çıktı ve kapıyı kapattı. Kapı aralandığında yorganı üzerime çektim ve pencereye doğru döndüm. Dolan gözlerimi sıkıca kapattım ve kendimi uyumaya zorladım.

Neden böyle olmuştum, birden?

*

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.