"Ee," dedi babam sabırsızca ve ellerini boynuma daha çok dolamıştı. Bedenim kaskatı kesildiğinde içimden artık cevap vermelerini diliyordum.
"Afet'i evde yalnız bırakınca ona iyi geleceğini düşündük ayrıca annemizi de yalnız bırakamazdık. Öyle değil mi, baba?" Bora'nın bu cevabın duyunca nefesimi verdim ve soluğumu da tuttuğumu fark ettim.
"Ben annenizin yanında duruyordum zaten," dedi babam aptalla konuşur gibi tane tane konuşarak. "Siz sadece kardeşinize bakacaktınız," dedi, "Ona sahip çıkacaktınız." Bu sözleri duyduğumda kendimi bir evcil hayvan gibi hissetmiştim, aslında babam genellikle bana bunu hissettiriyordu ancak bu sefer daha fazla hissetmiştim.
Şimdi bunu düşünmenin sırası olmadığına kanaat getirdim ve tekrar babama odaklandım.
Bir şey söylemeyince neden sustuğunu merak ettim ama merakım hızlıca yerini öfkeye ve korkuya bıraktı. Bakışlarımı sesin geldiği yöne çevirdim ve babaannemi gördüm.
Rüzgar'ın yanına geldiğinde, Rüzgar hafiften kenara çekildi ve babaanneme alan bıraktı. Babaannem önce anneme baktı, annem de kafasını kaldırıp babaanneme baktığında tekrar başını eğdi.
Babaannem omuzlarını silkti ve bakışlarını önce bana ardından babama çevirdi ancak babam ona bakmıyordu. Tekrar bana döndüğünde bakışlarımı ondan ayırdım ve Rüzgar'a çevirdim. O da bana bakmıyordu, gözleri annemdeydi. Ateş geriye doğru yavaş adımlar atmaya başladığında herkes ona döndü, durduğunda başını yere eğdi ve ellerini arkada birleştirdi. Bora ise hala annemin yanında oturuyordu, bir kolunu annemin sırtına dolamıştı.
"Bu olaydan haberi olan var mı?" diye sordu iğneleyici bir sesle bana dönerek. Başımı iki yana salladım ve diğerlerine baktım. Onlardan ses gelmeyince babaannem önce Bora'ya döndü. "Bu sence neden yapılmış olabilir, Bora?" diye sordu. Bora bakışlarını babaanneme çevirdi ve bir süre öylece bekledi.
Babam derin bir nefes aldı ve uzun bir şekilde verdi.
Bora, "Hiçbir fikrim yok, babaanne," diye yanıtladığında babaannem kollarını göğsünde birleştirdi ve "Peki," dedi kısaca. Sonra yanında duran Rüzgar'a döndü. "Rüzgar," dedi sorgulayıcı bir sesle. "Sence neden böyle bir şey yaşandı?" Rüzgar başını iki yana salladı ve duruşunu dikleştirdi. Annem ellerini yumruk yapmıştı, çok kasılmıştı.
Babaannem Ateş'e döndüğünde, "Bekle, Ateş," dedi, "Bir yere gitmeden önce sana da sorayım. Sence neden olmuş olabilir?" Babam bakışlarını Ateş'e çevirdiğinde yutkunduğunu gördüm.
Duruşunu dikleştirdi ve sakin bir sesle, "Bilmiyorum," dedi sadece.
Babaannem tekrar anneme döndüğünde annem bakışlarını kucağında duran ellerine kaydı. Babaannem alçak bir sesle, "Peki senin bir fikrin var mı, Doğa? Bir tek sen bu kadar üzüldün," dedi tane tane. Ensemde bir soğukluk hissettiğimde babamın elini çektiğini anladım.
Annem başını kaldırdığında kızarmış gözlerini babaanneme çevirdi ve babaannem daha rahat bir duruşa geçti. Annem güçsüz bir sesle, "Bilmiyorum," dedi fakat babaannem buna inanmış görünmüyordu. Babaannem inanmadığını belli eden bir sesle, "Gerçekten mi?" diye sorunca annem hafif bir şekilde başını salladı. Babaannem eliyle Bora'nın kalkmasını işaret ettiğinde Bora anneme döndü, annem başını salladığında Bora tereddüt eder gibi kalktığında babaannem Bora'nın yerine oturduğunda annemin ellerini ellerinin arasına aldı.
"Bak," dedi güven vermek istermiş gibi. "Doğruyu söyleyebilirsin." Annem başını iki yana salladı ve sonra bakışlarını babama çevirdi. Ona, ondan yardım istiyormuş gibi baktı. Merakla babama döndüğümde yüzünde acı bir merak vardı.
Annem başını indirdi ve tekrar kucağında duran yumruk yaptığı ellerini izledi. Babaannem annemin sırtını sıvazlayarak, "Rahat ol ve doğruyu söyle," dedi yumuşak bir sesle. Annem ellerini yatağa koydu ve kanlı yorganı avuçlarının içine alıp sıktı. Babamın gerildiğini hissedebiliyordum.
Annem gözlerini sıkıca kapattı ve yorganı daha çok sıktı. Babaannemin yüzünde yarım bir gülümseme oluştuğunda bir adım geriye çekildim ve babamı önde bıraktım. Abimlere baktığımda onların da en az benim kadar gergin olduklarını çok rahat görebiliyordum. Bora, Rüzgar'ın yanına geçmişti ve ikisi de geriye çekilmişlerdi. Ateş ise aynı yerde duruyordu, aynı pozisyonda.
Annemin gözlerinden yaşlar akmaya başlayınca babamın ellerini yumruk yaptığını görüm ve biraz daha geriye çekildim, benim geriye çekildiğimi ruhu bile duymamıştı. Sadece anneme bakıyordu. Annemin gözleri hala sıkı bir şekilde kapalıydı fakat sessizce hayır diye sayıklıyordu. Babaannem ayağa kalkıp annemin ellerinden tutarak onu da kaldırdı ancak annem bir an düşecek gibi oldu. "Afet, gel annene yardım et," dediğinde babamın bakışları hızlı bir şekilde bana döndü.
Hemen annemin yanına gittiğimde babaannemin annemin koluna girmemi işaret ettiğini gördüm. Bir an tereddüt ederek babama baktığımda bana bakmadığını ve anlamadığım bir duyguyla anneme baktığını gördüm. Nefesimi verdim ve annemin kolunu tutarak boynuma attım, diğer kolumu da beline dolamıştım.
Babaannemin sırıtışı biraz daha genişlediğinde bakışlarımı ondan ayırıp anneme çevirdim. Gözleri hala kapalıydı, sanki bu dünyayı görmek istemiyor gibi sıkıca kapatmıştı gözlerini.
Babaannem babama döndüğünde, "Sence bu Doğa'yla mı ilgili, oğlum?" dedi emin olmak istermiş gibi. Babam bakışlarını babaanneme çevirdiğinde, "Sence?" diye sordu. Soruyu kendisinden uzaklaştırıp babaanneme yöneltiyordu, böylece de kendi bu sorumluluktan kurtulmuş olacaktı.
"Bence onunla ilgili ama senin fikrini de merak ediyorum," dedi babaannem soruyu tekrar babama yönelterek. Babam yumruk yaptığı ellerini serbest bırakarak, "Anne," dedi sakin kalmaya çalışan bir sesle. "Biraz odadan çıkabilir misin?" Babaannem başına omzuna yatırdığında kaşlarını kaldırdı. "A-a," dedi, "Neden?" Babaannem bu soruyu kabullenememiş gibi babama bakıyordu ama babam ona bakmıyordu, bakışları annemin üzerindeydi. Annem ise gözlerini açmamakta ısrar ediyordu.
Babam alçak bir sesle, "Anne, çık lütfen," dediğinde babaannem olduğu yere daha çok yayıldı. Babam bunu görünce yanıma geldi ve annemin kolunu nazikçe omuzlarımdan kaldırdı ve onun koluna girdi. "O zaman biz çıkarız," dedi babam ve annemle dışarı çıktı. Annem topallayarak gidiyordu, babama tutunmasa ayakta kalacak gücü olmayacaktı.
Babaannem arkalarından bir anlık şaşkınlıkla baktı ama gözlerindeki ifade yerini öfkeye bıraktı. Ateş eliyle yanına gelmemi işaret ettiğinde babaanneme bakmadan yanına gittim ve arkasına geçtim. Babaannem odanın ortasında tek başına kalmıştı. Babaannem bana döndü ardından Rüzgar'la Bora'ya döndü. "Siz ne duruyorsunuz?" dedi, "Çıkın," dedi ellerini kaldırarak. Kendimi hızlıca odadan dışarı attığımda arkamdan abimler de geldi.
Kapıdan içeriye baktığımda babaannemin, içinde el olan dolaba baktığını gördüm. Dolabın içindeki bıçağı alıp arkasını döndüğünde gözlerimiz kesişti. Hemen kapının yanına geçtim ama geç kaldığımın farkındaydım. "Buraya gel," dedi babaannem. Ufak adımlarla yanına gittiğimde yerdeki çoğu kanlanmış eşyaya basmamaya çalışıyordum. Nihayet babaannemin yanına geldiğimde işaret parmağını kaldırdı ve yüzünü yüzüme yakınlaştırdı. Sıcak nefesini yüzümde hissettiğimde fısıldayarak, "Bundan kimseye bahsetme," dedi dişlerinin arasından. "Baban bunu bilmeyecek," dediğinde gözlerini gözlerime dikmişti ve neredeyse burunlarımız birbirine değecekti.
Yutkunduğumda yavaşça başımı salladım fakat babaannem omuzlarımı tuttu ve beni kendine daha çok yaklaştırdı. Kocaman açılmış gözlerle babaanneme bakarken gözlerinde endişe olduğunu gördüm. Bunu söylememi gerçekten istemiyordu.
"Sakın," dedi, "Afet sakın!" Hiçbir cevap vermeyip yüzüne bakmaya devam ettiğimde omuzlarımdan beni sarstı ve dişlerini sıkarak, "Eğer söylersen," dedi. "O not, not olarak kalmaz, bir anı olur," dedi.
Dizlerim titremeye başladığında, "Anladın mı?" dedi. Yavaşça başımı salladığımda omuzlarımı ittirerek beni bıraktı ve rahat bir sesle, "Çık," dedi. Neredeyse koşarak odadan çıktığımda babaannemin de arkamdan geldiğini işittim. Kapıyı yumuşak bir şekilde kapattığında parmakları omzumda dolaştı ardından alt kata indi.
Göğüs kafesim hızla inip kalkarken beynimin uyuştuğunu hissediyordum. Eğilip aşağı baktığımda annemin başını babamın omzuna dayadığını gördüm. Babam ise, her an bir yere gidecekmiş gibi diken üstündeydi.
Omzumda bir el hissettiğimde elektrik çarpmış gibi arkamı döndüm ve bu kişinin Ateş olduğunu gördüm. Elim kalbime gittiğinde kalp atışlarım elimi delip geçiyormuş gibi hızlı atıyordu.
"Biraz konuşmak ister misin?" dedi Ateş. Gözlerinde anlayamadığım bir duygu vardı ve çok yoğundu. Sanki abim hissettiği şeyleri bir şekilde bana aktarmak, onları benimde hissedip yaşamamı istiyor gibiydi. Başımı iki yana salladığımda yüzümün önünde düşmüş saçlarımı düzelttim ve "Hayır, istemiyorum," dedim soluk bir sesle. Başını hafifçe sallayarak cevabımı onayladı ve odasına gitti.
Bora'yla Rüzgar'ın nerede olduklarını merak ederken odalarında olabilecekleri aklıma geldi. Bu akşam babamı bile ağzını bıçak açmıyordu. Herkes sessizce bir köşeye çekildiği için ben de odama geçtim.
Odaya geçtiğimde kapımı kapattım ama tekrar açıldı, kırıldığını unutmuştum. Kapıyı tekrar kapattım ve açılmaması için bir elime kapıyı tuttum ve kapıya yasamak için ne koyabileceğime baktım. Kapının önünde koyabileceğim kutu tarzında bir şey olmadığı için masamın önünden sandalyemi aldım ve açılmış kapımı tekrar kapatarak sandalyeyi kapı kolunun altına dayadım.
Kapı bu sefer tamamen kapandığında hızlıca notu bulduğum yere gittim ve o notu aramaya başladım. Nihayet notu saksının arkasında bulduğumda titreyen ellerimle notu parmaklarımın arasına aldım ve tekrar okumaya başladım.
Telaşlanmana gerek yok kızım, sadece bir uyarıydı. Bundan kimseye bahsetmezsen iyi olur.
Bundan kimseye bahsetmezsen iyi olur. Notta aynen bu cümle geçiyordu fakat ben bunu kimseye söylememiştim ve babaannem bunu biliyordu. Nereden biliyordu? Nasıl biliyordu? Babaannem bunu önceden mi biliyordu yoksa sonradan mı öğrenmişti? Ellerim saçlarıma gittiğimde saçlarımı koparırcasına çektim. Bu düşüncelerin saç tellerimle beraber kafadan kopmasını dileyerek daha çok çektim ancak bu işe yaramadı ve geriye sadece gereksiz bir acı bırakmıştı.
Başımı önüme eğdiğimde bileklerimle şakaklarıma vuruyordum.
Babaannemin bu olayla bir ilgisi vardı ancak neydi bunu bilmiyordum ve öncelikle bunu öğrenmem gerekiyordu. Ama bunu nasıl öğrenecektim? Burada ne kadar kalacağını hatta burada kalıp kalmayacağından bile habersizdim.
Acaba babam biliyor muydu? Ama bunu babama soramazdım, başka bir yolu olmalıydı. Anneme sormayı düşündüm ama sonra bundan vazgeçtim, bu olaydan bir tek annem etkilenmişti. Yani öyle düşünüyordum çünkü gözle görülür bir şekilde zarara uğrayan annem olmuştu.
Hızlıca çöktüğüm yerden kalktım ve odamın geri kalanını aramaya başladım. Bütün çekmecelerimi karıştırdım, bütün dolapların içine baktım ama bu notla ilgili hiçbir şey bulamadım.
Birden silah sesi duyduğumda korkuyla arkamı döndüm ve kapıya tutundum. Bir kez daha silah sesi duyulduğunda sesin dışarıdan geldiğini fark ettim. Ufak adımlarla cama ilerlediğimde silah sesi bir kez daha duyuldu ve bu sefer bir kadın çığlığı duyulmaya başlamıştı. Camın önüne geldiğimde, penceremin önündeki parmaklıklara mandalla tutturulan bir kâğıt daha gördüm. Kâğıdın gördüğüm yüzünde hiçbir şey yazmıyordu. Biraz daha yakınlaşıp kâğıda baktığımda dışarıdan duyulan kadının çığlıklar artık daha netti.
Bakışlarımı sokağa çevirdiğimde kadının yerde yattığını gördüm.
Önünde ise iri bir adam duruyordu. Bir elinde tabanca ve bir elinde silah vardı. Camdan hızlıca uzaklaştığımda masamın üzerinde duran makası aldım ve pencerenin kulpunun olduğu deliğe makasın bir ucunu sokup çevirdim. Camı açmayı başardığımda odamda ağır ve sert bir şey aramaya başladım. Saksımın yanında duran cam su şişemi gördüğümde hızlıca aldım ve camın başına geçtim.
Elimdeki şişeyi bütün gücümle sokağa doğru attım. Şişe, adama yakın bir yere düşüp kırıldığında elimle kadına gitmesini işaret ettim ama o sırada adamın da beni fark ettiğini unutmuştum. Adam önce bana baktı sonra kalkmaya çalışan kadına çevirdi tekrardan bakışlarını. Adam bağırarak kadının yakasından tuttuğunda ona bir şey söyledi fakat onu duyamadım.
Adam tekrar bana döndüğünde elindeki bıçağı yere fırlatmıştı ve penceremin önüne doğru geliyordu. Korkuyla eğildiğimde kadının çığlıklarını duyuyordum. Adam bağırmaya başladığında sarhoş olduğunu anladım çünkü ağzını yayarak konuşuyordu ve dediklerinin neredeyse hiçbiri anlaşılmıyordu.
“Öldüreceğim ulan seni!” Çömeldiğim yerde ellerimi kulaklarıma koydum ve sesini duymamaya çalıştım ama nafileydi, sesi hala duyuluyordu.
Kalkıp ne yaptığına bakmak istiyordum, ona karşı gelmek ve kendimi savunmak istiyordum ama korkum bunu engelliyordu. Hissettiğim korku, hareket edememem ve konuşamamam için ağzıma ve bileklerime bağlanmış bir ip gibi her yanımı sarıyordu.
Gözlerimi kapattığımda bir kurşun sesi daha duyuldu ama bu sefer sırtımda ve ensemde küçük, soğuk parçalar hissettim. Gözlerimi açtığımda yerde duran cam parçalarını gördüm. Elim ağzıma gittiğinde kendimi bağırmamak için zor tutuyordum.
Oturduğum yerden kalkmadan kafamı yukarı çevirdiğimde camın alt köşesinin delindiğini gördüm.
Yerdeki cam kırıklarına dikkat ederek ayağa kalktığımda adamın silahı hala bana doğrulttuğunu ama onun yanında yerinden ayrılmamış notu da gördüm.
Adam anlamsız cümleler kurmaya devam ediyordu fakat ona aldırmayarak dönüp arkamdan duran makası aldım ve camı tekrar açtım.
Olabildiğince hızlı davranmaya çalışıyordum çünkü bu adamın ne yapacağı belli olmazdı.
Nota uzandığımda adam havaya bir el ateş ettiğinde saçlarından tuttuğu kadın acıyla haykırmaya başladı.
Ellerim titriyordu ve notu almam giderek zorlaşıyordu. Sanki o küçücük kâğıt parçası ayaklanıp benden kaçıyormuş gibi uzaklaştığını hissediyordum.
Sokağın başından siren sesleri duyulduğunda yere yansıyan kırmızı ve mavi ışıkları gördüm. Polisler gelmişti. Adam ne yapacağını şaşırmış bir halde oluğu yerde bir tur döndü ardından polisler gelince arabanın içine doğru ateş etmeye başladı.
Kendini adamın ellerinden kurtarmış olan kadın polislere doğru giderken adam onun bacaklarını hedef aldı ve iki el ateş etti.
Korkuyla geriye çekildiğimde tabancanın ucunu bana döndürdü ardından tekrar polislere döndü ve parmağını bana, “Senin canını kendi ellerimle alacağım,” dedi.
Adamın dengesi sarsılıyordu. Kendini dik ayakta tutacak halde değildi. Polisler arabadan indiğinde elindeki silahı yere fırlattı ve sokağın diğer tarafına doğru koşmaya başladı.
Arkasından polisler koşsa da görebildiğim kadarıyla ona yetişememişlerdi. İçeriye girdiğimde yerdeki cam kırıklarına ve yerde boş bir şekilde duran mermiye gözüm takıldı.
Gözlerim dolmaya başladığında hızlıca gözlerimi sildim ve tekrar cama döndüm. Arabaların üzerindeki mavi kırmızı ışıklar hala yanıp sönüyordu. Birkaç saniye sonra ambulans geldiğinde görevliler yerde yatan kadını aldılar ve ambulansa götürdüler.
Ambulans gidince sokakta sadece polisler kalmıştı. Rüzgâr esmeye başlayınca önümde duran kâğıt demirlere çarpmaya başlayınca onun orada olduğunu unuttuğumu fark ettim.
Hızlı bir şekilde uzanarak kâğıdı aldığımda içeriye döndüm ve camı kapattım.
Kâğıdı avcumun içine sıkıştırdığımda bir köşesi parçalanmış olan cama bakıyordum.
Gözlerim tekrar dolduğunda bu sefer silmedim, yaşların benden uzaklaşmasına izin verdim. Küçük adımlarla tekrar camın yanına geldiğimde koyu renk olan perdemi çektim ve içerisinin kırmızı mavi ışıklarla aydınlatılmasını engelledim.
Dizlerim titremeye başladığında bir elimi masaya koydum ve dengemi sağlamaya çalıştım fakat ellerim ve kollarım da titriyordu.
Direkt vücudum titriyordu.
Gözlerimi kapattığımda önüme kırmızı mavi ışıklar geliyordu. Hızlıca gözlerimi açtım ve bir elimle kalbime baskı uyguladım. Kalbim o kadar hızlı atıyordu ki nefes almamı engelliyordu.
Ağır adımlarla yatağıma ilerlediğimde kapım tıklandı. “Müsait değilim,” dedim kapıda olan her kimse onu reddederek. Kapı tekrar tıklandığında daha yüksek bir sesle az önce dediğimi tekrar ettim.
“İçeri gelebilir miyim?”
Babaannem. O kapımdaydı ve içeri girmek istiyordu. Hızlıca oturduğum yerden kalktım ve cam kırıklarını yatağımın altına doğru itekledim. Cam parçalarının elime batmasını umursamadan bütün hepsini yatağımın altına süpürdüğümde kapım tekrar tıklandı. Hızlı bir şekilde yerde duran mermiyi aldığımda saklayacak yer aradım. En sonunda yastık kılıfımın içine sakladığımda kapım bir kez daha tıklandı.
Cevap vermeden hızlıca kapıya gittim ve kapının koluna yasladığım sandalyeyi oradan alıp kenara çektim. Kapıyı açtığımda babaannem kaşlarını kaldırmış bana bakıyordu. İçeri girmesi için kenara çekildiğimde ağır adımlarla içeri girdi ve yatağıma oturdu. Eliyle oturmamı işaret ettiğinde başımı salladım ve yanına oturdum.
“Üzgünüm, babaanne,” dedim alçak bir sesle. “Önemli değil,” dedi ve oturuşunu düzeltti. “Dinle, bu silah seslerini duydun mu” diye sorduğunda kaskatı kesildim. Ne cevap verecektim? Yalan söylersem, babaannemin camdan bakma ihtimali vardı ve bu da yalan söylediğimin büyük bir kanıtı olurdu çünkü hem camım kırılmıştı hem de dışarıda bir sürü polis vardı. Doğruyu söylersem benden daha fazla bilgi isteyeceklerdi ve sonrasında bundan ben sorumlu tutulacaktım.
Babaannem hafiften öne doğru eğildiğinde gözlerimin içine, cevabı beklediğini çok belli eden bir şekilde bakıyordu. Gözlerimi kaçırdığımda, "Duymadın demek," dedi soru sorar gibi.
Bakışlarımı kucağındaki ellerime kilitlemiştim. Evet desem diyemiyordum hayır desem diyemiyordum. Hiçbir şekilde cevap vermemeyi seçmiştim.
Babaannem ayağa kalktığında cama doğru yöneldi. Hızlıca yerimden kalkarak, "Dur dur babaanne, ben açarım," dedim ve babaanneme baktım. Olduğu yerde bekleyerek beni izliyordu.
Bakışlarımı ondan ayırdığımda hızlıca masamın üstünde duran makasımı aldım ve camın boşluğuna yerleştirip yavaşça döndürdüm.
Cam açıldığında, camın kırık kısmının önüne kalın bir kitap koydum ve camın hem açık kalmasını sağladım hem de kırık yeri göstermemiş oldum.
Babaannem aynı şekilde orada duruyordu ve yaptığım her bir hareketi dikkatle izliyordu. Yutkunduğumda hızlıca yerime geçtim ve bakışlarımı babaanneme çevirdim. Omuzlarını iç geçirir gibi hafifçe kaldırdı ve indirdi.
Arkasına geçtiğimde cama doğru ilerledi ve perdeyi ardında kadar açtı. Kısa bir süre duvardaki küçük kan lekelerinde baktı ardından bakışlarını oradan ayırıp camdan dışarı çevirdi. Yavaşça arkasını döndüğünde, "Burada polisler var," dedi. "Bir şey duymadığına emin misin?" dedi iğneleyici bir ses tonuyla.
Ona döndüm ve başımı hafifçe aşağı ve yukarı salladım. Babaannem tek kaşını kaldırdığında çekingen bir sesle, "Aslında duydum," dedim. "Olan bitenden haberim var." Babaannem kollarını pervaza yasladığında, "Madem olan bitenden haberin var," dedi alaya almış gibi. "Bu silah seslerini ve polisleri açıkla."
Bakışlarımı hızlıca ona çevirdiğimde babaannem meraklı gözlerle bana bakıyordu. Gözlerim tekrar yere döndüğünde nefesimin kesildiğini hissettim. Ne diyecektim? Yalana başvurmamın pek anlamı kalmamıştı. Doğruyu söylemem daha mantıklıydı ancak benim o adama neden karıştığımı da soracaklardı. O zaman ne diyecektim?
Kalbim yerinden çıkacak gibi olduğunda bedenimi babaanneme doğru çevirdim ve yere bakmaya devam ederek, "Bir sarhoş vardı, kadını dövüyordu," babaannem başını salladı, "Kimseden ses çıkmıyordu, ben de camdan adamı engellemeye çalıştım."
Babaannem tekrar başını salladığında devam etmemi bekliyor gibiydi. Yutkundum ve hafiften çatallaşmış bir sesle, "Komşular da sesleri duyunca polisi aradılar diye düşünüyorum," dedim, "Ondan sonra polisler geldi işte."
Babaannem parmaklarını birbirine kenetledi ardından rahat ama bir o kadar da sorgulayıcı bir sesle, "Sen niye milletin işine karışıyorsun?" dedi. "Bu seni ilgilendiren bir konu değil."
Bakışlarımı ona çevirdiğimde, "Ama kadın zarar görüyordu. Resmen kadını bıçaklamıştı!" dedim daha yüksek bir sesle. Babaannem masada duran makasa uzandı ve arkasını dönerken, "O zaman dikkatli ol da aynısı başına gelmesin," dedi rahat bir ses tonuyla. Şaşkınlıkla ona baktığımda ne kastettiğini anlamamıştım. Beni mi bıçaklayacaktı? Sanmıyordum, en azından bu kadarını yapmazdı diye düşünüyordum.
Babaannem camı kapattığında perdeyi ardında kadar çekti ve odanın tamamen karanlık olmasını sağladı. Ben hala şaşkınlıkla ona bakarken o kapının önüne gelmişti bile. Kapıyı açtığında hiçbir şey söylemeden çıktı ve kapıyı açık bıraktı. Bir süre şaşkınlıkla arkasından baktığımda gidip kapımı kapattım ve arkasına sandalyemi koydum. Yatağıma geçtiğimde avcumdaki kağıdı açtım. Kağıdın üzerinde küçük küçük kan lekeleri vardı, elimden bulaşmıştı.
Buruşmuş kağıdı titreyen ellerimin arasına aldım ve yavaş bir şekilde okumaya başladım.
Gördüğün şeylerden bir ders çıkardın mı, kızım? Sen suçsuz olsan da insanlar acımayabiliyor, bu yüzden dikkatli olman lazım. Davranışlarına, sözlerine dikkat etmen gerekiyor. Yoksa sen de bu duruma düşebilirsin. Belki de daha kötüsü, kim bilir?
Gözlerim fal taşı gibi açıldığında yazanları anlamaya çalışıyordum. Az önce gördüklerim planlanmış mıydı? Ayrıca notu yazan kişi, bunu benim göreceğimi nereden biliyordu? Elim boğazıma gittiğinde nefes alamadığımı hissediyordum. Ama, neden? Bunu neden benim bilmem gerekiyordu?
Bedenim ağırlaştığında kendimi yatağa bıraktım. Notu tutan elim göğsümün üzerindeydi. Diğer elimle yanımda duran saate uzandığımda saatin üç buçuk olduğunu gördüm. Bir saat geçmişti.
Ama bu neden bu saatte oluyordu? Neden başka bir zaman değil de şimdi? Saati yerine koyduğumda gözlerimi tavandaki şekillere odaklamıştım.
Bu saatte bir kabus nedeniyle uyanmıştım ardından annemler cinayeti keşfetmişlerdi. Onun üzerine odamın baktığı sokakta bir kadının planlanmış olduğunu düşündüm bir şekilde şiddete uğradığını gördüm ve bununla ilgili bir notu da bu saatte bulmuştum. Bunların hepsi düşünülmüş müydü?
Göz kapaklarım ağırlaşırken babamın sesini duydum, daha doğrusu adım seslerini.
Doğrulmaya çalıştım ancak bedenim o kadar ağırlaşmıştı ki bırak doğrulmayı, gözlerimi bile açık tutamıyordum. Kendimi tekrar yatağa bıraktım ve beklemeye başladım. Kapının kapandığını duyduğumda derin bir soluk alıp yavaşça verdim.
Nereye gittiğini, ne yapacağını asla kestiremiyordum ancak buraya gelmeyeceğini düşünüyordum. Umarım da gelmezdi.
Daha fazla dayanamayıp kendimi uykunun ellerine teslim ederken elimdeki notun yere düştüğünü gördüm.
*
Uyandığımda bütün vücudumun ağrıdığını hissediyordum. Yan tarafımda duran saate uzandığımda aniden yattığım yerden doğruldum ve saati yerine bıraktım. Öğlen olmuştu. Ben nasıl bu kadar çok uyuyabilmiştim? Bu uyku bir bakıma iyi gelse de, evdekilerden önce kalkmadığım için içimi korku kaplamıştı.
Hızlıca yataktan kalktığımda gözlerim karardı ve dengemi kaybeder gibi oldum. Geri oturduğumda kendime birkaç saniye süre verdim, başım dönmüştü. Kendim geldiğimde yavaş bir şekilde oturduğum yerden kalktım ve kapıya doğru ilerledim.
Sandalyeyi kapının önünden çektim ve kapıyı yavaş bir şekilde araladım. Bir süre orada durup evin içini dinledim. Sadece abimlerin sesi geliyordu. Kapıyı kapatıp odadan çıktım ve hızlıca banyoya gittim ardından aşağı indim. Koltukta oturuyorlardı, Rüzgar'ın elinde sigara vardı.
Üçünün de bakışları aynı anda bana dönünce gözlerimi kaçırmak zorunda kaldım. Ateş hiddetle yerinden kalkıp yanıma geldiğinde üzerime eğilip, "Bu ne Afet, bu ne!" dedi sesini yükselterek. Dolan gözlerimi kapattım ve kollarımı göğsüme doğru çektim. "Abi," dedim ancak ağzımdan başka bir şey çıkmıyordu, çıkamıyordu.
"Bana bak," dedi Ateş daha tehditkar bir sesle. "Ne biliyorsan söyle. Senin yüzünden yalan söylemek zorunda kaldık!" Merdivenlerden bir basamak yukarıya çıktığımda Ateş'in uzaklaştığını hissettim.
Gözlerimi açtığımda önümde Rüzgar duruyordu. Ateş'i sakinleştirmeye çalışıyordu. Bora'ya döndüğümde başıyla yanına gelmemi işaret etti.
Rüzgar'ın arkasından sıyrılarak geçtiğimde Ateş'in öfke dolu bakışlarını üstümde hissedebiliyordum. Hızlıca gidip Bora'nın yanına oturduğumda, "Söyleyemediğin bir şey varsa söyle," dedi rahatlatmaya çalışan ama bir o kadar tedirgin bir sesle.
Ellerim titremeye başlayınca onları yumruk yaptım kucağıma koydum. Çatallı bir sesle, "Orada bir not vardı," dedim. Bora başını hafifçe salladı. "Ne yazıyordu peki?"
Boğazıma sağlam bir yumru oturmuştu. Yutkundum ancak gittiğini düşünmüyordum. "Bir... uyarı olduğu yazıyordu," dedim ve gözlerimi tekrar kapatıp notun tamamını hatırlamaya çalıştım.
Her bir hatanda, farklı bir acı yaşayacaksın. O yüzden daha dikkatli olmanı öneririm sevgili personelim.
Gözlerimi hızlıca açtığımda nabzımın hızlandığını hissediyordum. Bora bana doğru eğilip yumuşak bir sesle, "Sakin ol, ne oldu?" dedi. Yumruklarımı daha çok sıktığımda tırnaklarımın yaralarıma batmasını umursamıyordum bile. "Her hatanda," yutkundum, "Farklı acılar yaşayacaksın," nefesim kesiliyordu, "Sevgili." Olmuyordu, devamını getiremiyordum.
O el tanıdık birisinin eliydi. Başımı önüme eğdiğimde gözlerimi tekrar kapattım. Hızlıca gözlerimi geri açtığımda ayağa kalktım ve titreyen bir sesle, "Annemler evde mi?" diye sordum. Rüzgar başını iki yana salladı. "Babaannem, o evde mi?"
"Hayır," dedi Ateş soğuk ve temkinli bir sesle. "Babamlar on götürmek için gittiler zaten." Başımı salladığımda koşarak üst kata çıktım ve annemlerin odasına girdim.
Ateş arkamdan seslense de ona aldırış etmedim ve dolaplarla çekmeceleri karıştırmaya başladım.
Oda hala dağınıktı. Babamla annem akşam burada yatmış gibi de gözükmüyordu, her şey aynı gibiydi. Dağılmış dolapları karıştırırken, bir giysi yığınının altında elime sert ve soğuk bir şey geldi. Onu çekip aldığımda bir tabanca olduğunu gördüm.
"Ne yaptığını sanı-" Bakışlarım korkuyla kapıya döndüğünde kapıda Ateş'in durduğunu gördüm. "A-abi gerçekten düşündüğün gibi değil," dedim tek nefeste ancak Ateş buna inanmışa benzemiyordu.
"Amacın ne?" diye sordu aynı soğuk sesle yanıma gelirken. "Yemin ediyorum burada buldum," dedim geriye doğru giderken. Sırtım duvara çarptığında, Ateş'in arkasından Boray'la Rüzgar'ın da geldiğini gördüm, kapı eşiğinde duruyorlardı.
Tekrar Ateş'e döndüğümde yanıma geldiğini gördüm. Tam karşımda duruyordu ve tabancayı tutan elimi elinin arasına aldı. "Gerçekten orada buldum," dedim titreyen parmaklarımla dolabı gösterirken.
"Niye kaçtın?" dedi, sesindeki öfke çok rahat anlaşılıyordu. Bora'yla Rüzgar da odaya girdiğinde Ateş elini kaldırdı ve onları durdurdu.
Bacaklarım titrerken yere çömelmeye başlamıştım. Dolan gözlerimi Bora'ya çevirdiğimde, "Ona değil, bana bak Afet!" dedi Ateş. Bakışlarımı ona çevirdiğimde üzerime daha çok eğilmişti. "Soruma cevap ver," dedi, "Niye kaçtın?"
"Notla ilgili... başka bir şey var mı diye... bakmak istemiştim," dedim titreyen bir sesle. Bütün gücüm tükenmişti, yere tamamen çökmüştüm. Ateş eliyle yanımda duran masaya sert bir şekilde vurunca irkildim ve gözlerimi kapatıp kollarımı kendime çektim.
"Madem bunları biliyordun," dedi tehditkar bir sesle. "Neden konuşmadın, neden akşam bunları söylemedin?"
Gözlerimi açtım ve dolu gözlerimi tam göremesem de Ateş'e çevirdim. "Çünkü korktum, anlıyor musun?" diye bağırdım fakat sonrasında tekrar gözlerimi kapattım. "Çık git," dedi Bora. Sesi yakınlaşmıştı. "Bir işe de burnunu sokma! Bir işe de karışma," dedi Ateş yüksek bir sesle. Elimdeki silahı birisi sertçe çeki aldığında gözlerimi açtım ve silahı Ateş'in aldığını gördüm.
Korkuyla olduğum yere daha çok sindiğimde bir Ateş'e bir Bora'ya bakıyordum. Ateş, silahı Bora'ya doğrulttuğunda Bora sustu ve yavaşça geriye çekildi. "Saçmalıyorsun," dedi Bora. "İndir şu silahı."
"İndirmiyorum," dedi Ateş. "Şimdi," dedi eliyle kapıyı göstererek. "Dışarı çık." Bora Ateş'i sakinleştiremeye çalışırken Rüzgar'ın Ateş'in arkasında durduğunu gördüm. Rüzgar çevik bir hareketle Ateş'in arkasından elindeki silahı tuttuğunda Ateş hızlıca arkasına döndü ve silahı kurtarmaya çalıştı.
Bir silah sesi geldiğinde korkuyla çığlık attım ve masanın yanına daha çok yaklaştım. Ateş silahı geri aldığında her ikisine de doğrulttu ve "Çıkın dışarı!" diye bağırdı. Abimlerin yapacak bir şeyleri kalmamış gibi görünüyordu. Ateş'in arkasından küçük adımlarla sıyrılmaya çalıştım fakat işe yaramadı. "Sen bir yere gitmiyorsun," dedi. Olduğum yerde kaldığımda Rüzgar bana döndü ardından tekrar Ateş'e çevirdi bakışlarını. "Hadi!" dediğinde Ateş, ikisi de yavaş ama büyük adımlarla geriye doğru gittiler. Kapıya geldiklerinde Ateş kapıyı sertçe kapattı ve bana döndü.
"Kendini kurtarıp insanları zor durumda bırakmayı çok seviyorsun demek ki," dedi daha sakin bir sesle. Kafamı hızlıca iki yana salladım ve güçsüz bir sesle, "Hayır," dedim. "O zaman neden böyle yapıyorsun?" dedi yanıma gelirken. Çömeldiğim yerden kalkmaya çalıştım ancak bacaklarımı hissetmiyor gibiydim. "Ben bir şey yapmıyorum," dedim cılız bir sesle. Elimi masaya koydum ve tekrar kalkmaya çalıştım ancak kollarım bile o kadar güçsüzleşmişti ki, yerden kalkamadım bile.
Yanıma ulaştığında tekrar karşımda duruyordu. Gözlerimi kaçırdığımda çenemi tuttu ve ona bakmamı sağladı. Bakışlarımı korkuyla ona çevirdiğimde titremeye başladığımı hissediyordum.
"Afet," dedi fısıldar gibi. "Bana bak." Gözlerim dolmuştu, ona bakmak istemiyordum ancak çenemi çok sert tutuyordu. "Bırakır mısın?" dedim alçak bir sesle. Sesim çıkmıyordu, konuşamıyordum. Göğsümün üstünde bir ağırlık hissediyordum, nefes almamı istemeyen bir ağırlık.
"Neyden korkuyorsun?" Gözyaşlarım akmaya başlayınca abim çenemi daha sıkı tuttu ve yüzüme kendine çekti. "Cevap ver," dedi. "Neyden korkuyorsun da konuşmuyorsun?"
"Her şeyden! Hepinizden!" diye bağırdım ona karşı. "Anladın mı? Konuşsaydım ne olacaktı? Her şey bana kalacaktı."
"Bak işte, kendini kurtarmaya çalışıyorsun ve diğerlerini zora sokuyorsun." Gözyaşlarım durdurulamaz bir hal almıştı.
"Sokmuyorum! Sonuçları düşünerek hareket et demiştin, öyle yapıyorum!" dedim yüksek sesle ancak sesimin titrediği hala çok belli oluyordu.
"Sonuçları düşünseydin konuşurdun! Şimdi ne oldu?" dedi, daha çok yaklaşmıştı, nerdeyse burunlarımız birbirine değecekti. "Her şey bizim üstümüze kaldı, bu bildiklerini akşam söyleseydin sadece sen sorumlu olacaktın ve işimiz daha kolay olacaktı!" Çenemi öfkeyle bıraktığında diğer elinde tuttuğu silahı yatağa fırlattı.
"Kahretsin!" dedi öfkeyle. Ellerini saçlarına geçirmişti. Dışarıdan Rüzgar'ın sesi geliyordu ancak dedikleri anlaşılmıyordu.
"Başka ne biliyorsun?" Odanın ortasında bir ileri bir geri gidip geliyordu. Başımı iki yana salladığımda, "Başka bir şey bilmiyorum, gerçekten, sadece bu," dedim. Sakinleşmek ister gibi alini kaldırdı ve "Bak," dedi tekdüze bir sesle. "Bildiğin bir şey varsa söyle. İşimizi daha fazla zorlaştırma." Başımı iki yana salladım, "Gerçekten başka bir bildiğim yok!" dedim titrek bir sesle.
Arkasını döndü ve "Bu böyle olmayacak," dedi eliyle alnına vurarak. "O zaman son bir sorum var," dedi, "Akşam ki sesler neydi öyle?"
Bundan kimseye bahsetmesen iyi olur.
Davranışlarına, sözlerine dikkat etmen gerekiyor. Yoksa sen de bu duruma düşebilirsin.
Başımı ona çevirdiğimde öfke dolu ve soğuk gözlerle bana bakıyordu. "Bir sarhoş vardı," dedim alçak bir sesle. "Bir kadını dövüyordu sokak ortasında."
"Silah sesleri?" dedi anlamamış gibi. "Kadını mı vurdu?" Başımı iki yana salladım. "Hayır, dedim ya adam sarhoştu diye." Başını salladığında yatağın üzerinde duran silahı aldı ve hiçbir şey söylemeden dışarı çıktı.
*