Başımı kaldırdığımda saksımın altında bir kâğıt olduğunu gördüm. Elime aldığımda, onunda yatak odasında bulduğum nottaki yazıyla aynı olduğunu gördüm. Aynı kişi yazmıştı ama bu sefer başka bir şey yazıyordu.
Telaşlanmana gerek yok kızım, sadece bir uyarıydı. Bundan kimseye bahsetmezsen iyi olur.
Kâğıdı avcumun içinde buruşturduğumda gözlerimi duvara dikmiş, neye bulaştığımı sorguluyordum.
Bu notu yazan kişi, dün gece ben evdeyken evde olmalıydı, yoksa bu notu yazamazdı. Telaşla etrafıma bakındım ardından tekrar önüme döndüm ve elimdeki notu açtım. Şu an evde miydi? Sanmıyordum, şu an evde olsalardı, illa fark edilirdi diye düşündüm ancak aklıma bu düşünceyi çürütecek başka bir düşünce geldi. Dün gece ben evde yalnızken o evdeyse de fark etmemiştim.
O zaman, akşamdan beri izlendiğim hissine kapılmam bu yüzdendi ancak her ne kadar dikkat etsem de kimseyi görememiştim. Ürperdiğimde içimi kemiren endişe korkuya dönüştü.
Gözlerim, kâğıdın üzerinde yazan nota döndü ve notu bir kez daha okudum. Ellerim titremeye başladığında notu yere fırlattım ve ellerimi yumruk yaptım.
Ne için buradaydılar? Ve ayrıca bu nasıl bir işti, ben nasıl bir şeye bulaşmıştım böyle? Her kiminle ilgiliyse bu konu, hiç öğrenmesem belki daha iyi olacaktı.
"Lanet olsun!" dedim sessiz bir şekilde. Yere fırlattığım nota bakarken üzerinde yazan, bu sadece bir uyarıydı, yazısını gördüğümde korkunç bir düşünceye kapıldım. Oturduğum yerden kalkmamla tekrar yatağa düşmem bir oldu. Aniden kalktığım için başım dönmüştü. Kendime birkaç saniye verdim sonrasında yavaş bir şekilde kalktım ve dolaplarım karıştırmaya başladım.
Masamın altındaki çekmecelere, kitaplığın raflarına, giysi dolabıma ve masamın üstünde bulunan kapaklı kısma bile baktım ancak bir şey bulamadım.
Ya şu an bir şeyler aradığımı gördüyse? Sanmıyordum, evde annem, özellikle de babaannem vardı. Babamı saymıyordum çünkü ondan ses gelmediğine göre hâlâ odasında olmalıydı. Eğer babaannem evde biri varsa ona hayatı cehennem edebilirdi, evet, bunu yapabilirdi ancak tek bir sorun vardı, ya babaannem bu kişiyi tanıyorsa ve kendisi bu eve soktuysa? Bu düşünce aklıma takılınca hayatımda hissetmediğim kadar kapımı kapatma ihtiyacı duymamışım.
Annem? O evde birisini görse ne yapardı? Bir süre düşündüm ancak aklıma hiçbir şey gelmeyince annemi aslında tanımadığımı ve onun hakkında hiçbir şey bilmediği fark ettim. Babam görse ne yapardı? Zannediyorum ki, o da babaannem gibi tepki verirdi ama eğer bu adamı babaannem tanıyorsa babam da tanıyordur diye düşündüm.
Peki, annem o kişiyi tanıyorsa? Bu ihtimal aklıma hiç gelmemişti ama konunun içine girdiğimde bunu atladığımı fark ettim. Annem tanıyorsa, o kişiyi evde saklar mıydı?
Bu kişinin veya kişilerin, evdekilerden biriyle bir iletişimi olmalı, olmak zorunda. Yoksa niye durduk yere bizim eve gelip, yatak odasında bir cinayet işlesin ki? Ve sevgili personelim diye yazıyordu notta. Kim, kime sevgili personelim diyebilirdi? Kafamdan dumanlar çıktığını düşünerek kendimi tekrar yatağa bıraktım. Gözlerim kapanırken uykuyla savaşmaya mecalim kalmamıştı. Bedenim gevşedi ve uykunun beni ele geçirmesine izin verdim.
*
Etraf kapkaranlıktı ancak tam karşımda soluk bir ışık vardı. O ışığa doğru gittiğimde duraksadım, ışığın olduğu yerden çığlık sesleri geliyordu, hem de bir kadın çığlığı. Korkuyla donakaldığımda geriye doğru bir adım attım ancak sırtım bir engele çarpmıştı. Başımı yavaşça geriye doğru çevirdiğimde siyah maskeli bir adam vardı. Adam kolunu boğazıma dayadığında beni geriye doğru çekmeye başladı. O çektikçe nefes almam zorlaşıyordu ve adımlarım birbirine dolanıyordu.
Artık ayaklarımı hissetmemeye başladığımda ışığın geldiği yerin kapısı açıldı ve içeride... Kendimi gördüm. Beni yakalayan maskeli adamın aynısıydı, yerde yatıyordum yüzüm kan içindeydi ve adam elinde bir bıçak tutuyordu. Bıçağı bana doğru savururken kalan gücümle çığlık attım ama nafileydi, çığlığım hiçbir işe yaramamıştı. O adam her yerime, o bıçağı tek tek sokmuştu. Artık bitmişti, her şey sona ermişti.
Soluk soluğa kalktığımda yüzümden ve sırtımdan soğuk terler boşanıyordu. Elim kalbime gittiğinde diğer elim başıma gitti. Kâbus görmüştüm, yine. Nefeslerimi düzene sokmaya çalışırken deli gibi atan kalbim buna engel oluyordu. Oturur pozisyona geldiğimde omzumun üzerinde bir el hissettim. Korkuyla arkamı döndüğümde sadece omzumun açılmış olduğunu fark ettim.
Derin nefesler alarak kedime gelmeye çalıştım ardından yataktan kalktım ve saate baktım.
02.37
Uykum gördüğüm kâbus nedeniyle tamamen kaçmıştı. Ayağa kalkıp camdan baktığımda yoldan geçen iki tane siyah giyinmiş adam vardı. Geriye çekildiğimde aklıma gelen düşüncenin yanlış olduğunu varsayarak başımı iki yana salladım. Bunlar, rüyamda gördüğüm adamlar olamazdı, değil mi? Olamazlardı, olmamalıydılar. Eğer onlarsa bir şeyler olacaktı, buna emindim, bu yüzden onların olmamasına inanmak istedim.
Banyoya gitmek üzere odamdan çıktığımda alt kata eğilip bir göz gezdirdim. Annemle babam içeride oturuyorlardı. Babaannem yan taraftaki koltukta uyuyordu, diğer büyük koltukta ise nemle babam oturuyordu. Annem başını babamın omzuna yaslamıştı ve babamda onun saçlarını okşuyordu. Televizyon izliyorlardı.
Sessiz adımlarla geriye dönerken annemlerin kalktıklarını duydum. Hemen odama gittim ve uyuyormuş numarası yaptım. Annemle babamın yukarı çıktıklarını duyduğumda içimde giderek büyüyen endişe ve korku, beni tüketmeye başlamıştı.
Ben şimdi uyuyordum, bir anda kalkıp onlara, odaya girmeyin, diyemezdim. Bu çok tuhaf olurdu aynı zamanda şüphe yaratırdı. Olacaklara razı gelmiş gibi, bu yatakta uzanmış, bu işin sonunun nasıl biteceğini bekliyordum.
"Benim iki dakika bir işim var, sen geç yat. Çok yoruldun son zamanlarda," dediğini duydum babamın. "Tamam, ama sende çok geçe kalma," diye yanıtladı onu annem.
Annemin adımları yaklaştığında kapımın önünde durduğunu anladım. Daha sonrasında adımlar uzaklaştı.
Nefesimi tutmuş bir şekilde beklerken, o beklenen an gelip çatmıştı. Annem ortaya tiz bir çığlık bıraktığında bende buna uyanmış gibi davranıp odadan çıktım ve annemin yanına gittim. "Anne, ne oldu? Niye bağırdın?" diye sordum fakat kadının dili tutulmuş gibiydi. Tek kelime etmiyor, sadece odaya bakıyordu. Bende odaya döndüğümde elimi ağzıma götürdüm, korku ve şaşkınlık dolu bir ifadeyle odaya bakıyordum. Babam arkamızda belirdiğinde ondan da çıt çıkmıyordu. Herkesin nutku tutulmuş gibiydi.
Annem odanın içine girip gezinemeye başladığında, ağladığını çok rahat bir şekilde görebiliyordum. Ayrıca kendisi de bunu gizeme zahmetine girmiyordu, salmıştı. Annem odayı dolaşırken arkasından babam girdi ve o da dolaşmaya başladı. Annem yarı açık çekmeceyi fark etti ve çekmeceyi açıp içindeki notu aldı.
Nefesimi tutmuş bir şekilde kapıda bekliyordum. Annem notu okuduğunda, küçük kâğıt elinden yere düştü. Annem titrek adımlarla dolabın kapağını açtığında geriye doğru sendeledi. Babam hızlıca yetişip annemi tuttu fakat kendisinin de bir o kadar bu olaydan korktuğunu anlamıştım.
Omzumda bir el hissettiğimde korkuyla arkama döndüm. Babaannem seslere uyanmış olmalıydı, elim kalbime gittiğinde herkesin bana baktığını gördüm. Babam çatılmış kaşlarıyla bana bakıyordu. Bakışlarımı yere çevirdim ve hafifçe başımı sallayıp geriye çekildim. Babaannem elini tekrar omzuma attığında geriye çekilmek istedim fakat omzumu sıkı tutuyordu.
"Burada ne oldu?" dedi dişlerinin arasından kulağıma doğru eğilerek. Alçak bir sesle "Bilmiyorum," dedim ancak babaannem buna inanmış gibi görünmüyordu. "Gerçekten bilmiyorum," dediğimde omzumu daha sıkı sıktı ve artık canımı yakmaya başlamıştı.
"Baban bana dün gece eve geldiğini söyledi," dediğinde gözlerimi kapattım ve derin bir nefes aldım ardından yavaşça verdim. "Bu olduğunda senin evde olman gerekmez miydi?" Ellerimi kaldırarak, "Babaanne, sen beni yanlış anladın. Evet, eve geldim ancak sonra geri döndüm, evde duramadım," dedim titremeye meyilli bir sesle.
"O zaman evde kimse yokken bu nasıl olmuş olabilir?" diye sorduğunda omzumu sertçe çekip elinden kurtardım ve ellerimi havaya kaldırdım. "Bu olay, ya ben hastaneye geldiğimde olduysa babaanne?" dedim yüksek bir sesle. Babaannem tak kaşını kaldırarak bana bakıyordu.
"Olamaz mı?" dedim. İçeriden dolapların sert bir şekilde kapanma sesleri geldi. Arkam döndüğümde babamın içeriden hızlıca çıktığını gördüm. Kenara kaydığımda babaannem babamın kolundan tuttu ve kendisine dönmesini sağladı. Babam ona döndüğünde babaannem tehditkar bir sesle, "Nereye?" diye sordu.
Aslında babaannem o kadar yaşlı değildi, bu aralar hasta olduğunu biliyordum. Sanırım yüzü ondan böyleydi. Başörtüsünü çıkarmıştı ve aralarında beyazların da olduğu sarı saçlarını yana atmıştı. Ona bakarken ben de bu anı fırsat bilip odaya girdim.
Babamın aşağı indiğini duyduğumda kısa bir süre şaşkınlıkla olduğum yerde kalmıştım. Babam ilk defa babaanneme ters davranmıştı. Bunu yapmasını hiç beklemiyordum.
Alt kattan kapının kapanma sesi geldiğinde kendime geldim ve annemin yanına gittim. Yatağın kanlı bölümüne oturmuştu, ben de gidip yanına oturduğumda gözlerini bile kırpmadığını fark ettim. Annem yere eğilip üzerinde kurumuş kan bulunan sarı not kağıdını eline alı ardından ayağa kalktı. O kalktığında ben de ayağa kalktım.
"Anne," dediğimde annem sözümü keserek, "Çık dışarı," dedi tekdüze bir sesle. "Ama," dediğimde, "Sana çık dedim Afet Yıldız!" diye bağırdığında geriye doğru sendeledim. Şok içinde anneme baktığımda, o yüzüme bile bakmıyordu. Hiçbir şey demeden ona doğru bir adım attığımda parmağını kaldırdı ve kapıyı gösterdi. "Afet sana çık dedim," dedi yüksek bir sesle.
Olduğum yerde anneme bakarken, annemin gözlerindeki o acıyı gördüm. Bu girişim, anneme mi yapılmıştı? Annem, içinde el olan dolabın kapağını açtığında içini görmeme engel olacak bir şekilde dolabın önünde durmuştu. Elini dolabın içine soktuğunda diğer eli yanından sarkıyordu.
Arkamı döndüğümde karşımda duran babaannemi gördüğümde geriye doğru sendeledim ancak babaannem kolumdan sıkıca tuttu ve yere düşmemi engelledi. Gözlerim kocaman açılmış bir şekilde babaanneme bakıyordum ancak o bana öfkeli bir şekilde bakıyordu. Tam olarak neye sinirlendiğini anlayamadım ama bir şeye gerçekten sinirlendiği belliydi.
Kolumdan tutarak beni odadan dışarıya sürüklerken son bir kez dönüp anneme baktım. Hala dolabın içine bakıyordu ve odadan çıktığımı bile fark etmemiş gibiydi. Odadan çıktığımızda babaannem omuzlarımdan tuttu ve beni sarstı.
"Ne yapmaya çalışıyorsun sen?" diye sordu neredeyse hırlar gibi. Gözlerimi kapattım ve onu öyle yanıtladım. "Sadece ona yardım etmek istedim." Sıcak nefesini yüzümde hissettiğimde üzerime doğru eğildiğini anlamıştım. "Sınırları aşıyorsun," dediğinde gözlerimi açtım ve burnunun neredeyse burnuma değmek üzere olduğunu gördüm. Gözlerimin içine bakarken sanki ruhumu bir bıçak gibi delip geçiyordu.
"Aşmıyorum," dedim. "Sadece yardımcı olmak istiyorum," dediğimde babaannem ittirerek omuzlarımı bıraktığında dengem sarsıldı ve düşecek gibi oldum. "Baban yok diye rahatsın değil mi?" diye sorduğunda afallayarak babaanneme baktım. "O şu an olsa böyle davranabilir miydin?" dedi.
Bakışlarımı başka bir yöne çevirdiğimde nefesimin kesildiğini hissettim. Bu soruya nasıl bir cevap vereceğimi bilmiyordum ancak sessiz kalırsam babaannemi de haklı çıkarmış olacaktım, yalan söylesem de yalan söylediğim çok belli olacaktı.
Bakışlarım tekrar babaanneme döndüğünde merak içerisinde bana baktığını gördüm.
Sonuçları düşünerek hareket et.
Sonuçları düşünecek durumda değildim ve şu an yaptıklarımın sonucu her ne olursa olsun, kendimi şu an kurtarabilmem için gerekliydi.
"Ne yapacaksın, babaanne?" diye sorduğumda babaannem böyle bir şeyi benden beklemediği için afallamıştı. O cevap vermeden, "Şu an yaptıklarımı, babam burada değildi diye sonrasında ona anlatacak mısın?" diye ekledim. Babaannem kollarını göğsünde birleştirdiğinde kalp atışlarım hızlanmaya başlamıştı.
Parmağımı kaldırarak, "Bunu yapacağını biliyorum," dedim öfkeyle fakat sesimi sakin tutmaya çalıştım. "Beni bununla tehdit ediyorsun," dediğimde sakin tutmaya çalıştığım sesim titremişti. Dudağının kenarı kıvrıldı, bunu gördüğümde kaşlarım çatıldı ancak bozuntuya vermedim.
Dış kapı açıldığında bakışlarım hızlıca oraya döndü ardından babaannem de arkasını döndü. Babam gelmişti. Koşarak banyoya gittiğimde babaannemin arkamdan güldüğünü işittim ama bunu şimdi düşünemezdim. Banyoya girdiğimde ışığı açmadım ve kapıyı kilitledim. Yere oturup sırtımı kapıya yasladığımda kalp atışlarımın hızlandığını ve nefeslerimin düzensizleştiğini fark ettim.
Elim kalbime gittiğinde derin bir nefes aldım ve yavaşça verdim. Bunu birkaç kez yaptığım nefes alışlarım tekrar düzene girmişti.
Banyonun kapısı tıklatıldığında aniden irkildim fakat sesimi çıkarmadım. Kapı bir kez daha tıklatıldığında nefesimi tuttum ve kapıda bekleyen kişinin gitmesini bekledim. Bir süre bekledim ve ses gelmediğinde derin tuttuğum nefesimi verdim.
Dışarıdan babamın sesi duyuluyordu ancak ne dediğini anlayamıyordum, ses çok boğuk geliyordu. Şu an zaten onu dinlemek istemediğime emindim.
Sessiz bir şekilde ayağa kalktığımda dışarıdan gelen ışıkla içerisini az çok görebiliyordum. Lavaboya tutunduğumda, karşımdaki aynadan kendime baktım. Saçlarım dağılmıştı, gözlerimin altı çökmüştü ve dudağımın kenarının hala geçmediğini gördüm. Tam başımı çevirecekken anneme benzediğimi fark ettim.
Annem çökmüş bir durumdaydı, ben de öyleydim.
O not sadece odada olanları gördüğüm için mi yazılmıştı yoksa anneme benzediğim için mi?
Kaşlarım çatıldığında kendimden nefret ettim ve başımı başka bir tarafa çevirerek düşüncelerimi dağıtmaya çalıştım ancak nafileydi. Zihnim o kadar doluydu ki, bir şey düşünmemeyi bile düşünemiyordum. Gözlerimi kapattığımda derin bir nefes aldım ve yavaşça verdikten sonra gözlerimi tekrar açtım.
Sessizce yere çömelip oturduğumda sırtımı ses çıkmaması için duvara yaslamıştım. Dışarıdan hala tek tük sesler geliyordu ancak anlamıyordum, sadece bir vızıltı duyuluyordu. Babam birden bağırdığında annem çığlık attı. Elim hızlıca ağzıma gittiğinde bağırmamı engelledim, gözlerim kocaman açıldığında nefesimi tuttum ve ne olduğunu anlamaya çalıştım.
Babam bir kez daha bağırdığında yerin sallandığını hissettim. Kapının yanından uzaklaştığımda kapının kolu zorlanmaya başladı. Birden çığlık attığımda elim ağzıma gitti fakat artık çok geçti. Kendimi ele vermiştim ve artık babam benim burada olduğumu biliyordu.
Nefesim daraldığında kapının kolu oynamaya devam ediyordu. Alt kattan sesler geldiğinde birisinin buraya seslendiğini işittim ancak dediklerinden hiçbir şey anlamamıştım. Gözlerim kapı koluna odaklanmışken bir elim hala ağzımdaydı ve diğer elimle de lavaboya tutunmuştum çünkü bacaklarım beni taşıyamayacak kadar güçsüz bir duruma gelmişti.
Aşağıdan gelen sesler gitgide yakınlaşırken kapının kolu daha fazla oynuyordu. "Aç şu kapıyı!" diye bağırdığında, onun babam olduğunu anlamıştım ve şaşırmamıştım. Gözlerim dolmuşken onun göremeyeceğini de bilsem başımı iki yana salladım ve lavabonun kenarlarını daha sıkı tuttum.
Göğsüm hızla inip kalkarken babam bir kez daha, "Aç şu kapıyı dedim sana!" diye bağırdığında yine açmadım, bekledim. Orada, ayakta durup ne olacağını bekledim çünkü şu an benim yapabileceğim hiçbir şe yoktu lakin tek bir şey vardı, o da beklemekti. Gözlerimdeki yalar tek tek yanağımdan süzülüp yerdeki halıyı ıslattığında kapı kolunun oynamayı kestiğini gördüm.
Gözlerim kocaman açıldığında korkuyla yerimi değiştirdim ve orada durmaya başladım. Bağırmamak için ısırdığım dudaklarım parçalara ayrılmak üzereydi fakat bu hiç umurumda değildi.
Annemin haykırışlarını daha rahat duyabilmeye başlamıştım ya daha çok ağlıyordu ya da yakınıma gelmişti. Onun yanından bir de babamla Bora'nın konuştuklarını duyuyordum ama ne konuştuklarını anlayacak kadar net değildi duyduklarım.
Birden babamın bağırdığını duyduğumda irkildim ve yere çömelip kollarımı bacaklarıma doladım. Kapı tıklandığında cevap vermedim. Bir kez daha tıklandığında Bora'nın, "Afet, kapıyı açar mısın?" dediğini duydum. Sesi çok yumuşak geliyordu fakat kapıyı açmamakta kararlıydım. Bu kapı, dışarıda yaşayacağım acıları engelleyen kapıydı, beni güvende tutuyordu.
"Açmayacağım," dedim kendimin bile zor duyabildiğim bir ses tonuyla. Açmayacaktım. Bora, "Afet, lütfen açar mısın?" dediğinde sesi çok çaresiz geliyordu. Onu bu durumda bırakmak istemezdim ama kendim için bunu yapmak zorundaydım. Daha yüksek bir sesle, "Açmayacağım," dediğimde cevap gelmedi. Birkaç saniye sonra, "Sana söz veriyorum, bir şey olmayacak," dediğinde sesim beklediğimden yüksek çıkıp bağırmama neden olmuştu.
"Bir şey olmayacağını nereden bileceksin?" dedim kendimi tutamayarak. "Tutamayacağın sözler verme," dediğimde Bora'dan cevap gelmiyordu. "Lütfen bunu bana yapma abi, yalvarıyorum sana," dedim fakat sesimin titremesini engelleyememiştim. "Şu an güvendeyim ve güvende kalmak istiyorum."
Gözyaşlarım durdurulamaz bir şekilde akıyordu ve önümü görmekte zorlanıyordum. Babam birden bağırdığında ağzımdan bir çığlık kaçtığında tırnaklarımı avcuma geçiriyordum. O kadar yüksek bir sesle bağırmıştı ki, ne dediğini rahat bir şekilde duyabilmiştim: "Çıkaramadın mı şunu hala?"
Nefes alışlarım düzensizleşirken başımı birkaç kez arkamdaki duvara çarptırdım ve olduğum yere daha çok sindim. Kapı tekrar zorlanmaya başladığında dolu gözlerimi sildim ve etrafımı incelemeye başladım. Karşımda tahta bir süpürge vardı. Duvardan destek alarak yağa kalktığımda kapı hala zorlanıyordu. Mümkün olduğunca kapıdan uzak durmaya çalışarak süpürgeyi aldım ve ucundaki renkli kısmı çıkardığımda elimde sadece sopası kalmıştı. Banyonun daha boş bir yerine geçtiğimde elimdeki sopayı kılıç gibi kapıya doğrulttuğumda parmaklarım sopanın her bir yerini sıkı sıkıya bir sarmaşık gibi sarmıştı.
Kapı hala zorlanırken babam, "Çık dışarı çocuk!" dediğinde, "Çıkmayacağım," diye yanıtladım onu. Bu gücün nereden geldiğini bilmiyordum ancak bu, babamın üzerinde daha büyük bir etki yaratmış olacak ki kapı kolunu kıracak kadar fazla zorluyordu.
Boğazıma bir yumru oturduğunda nefeslerim daralmaya başlamıştı, elim boğazıma gittiğinde tişörtümün yakasını çekiştirip kendime yer açmaya çalıştım fakat hiçbir işe yaramadı. Tekrar sopayı tuttuğumda ellerim sopayı her ne kadar sıkı ve güçlü tutuyorsa, bacaklarım bir o kadar güçsüz ve titriyorlardı. Bir bacağımı geriye attığımda dengemi toplamaya çalıştım.
Kapı nihayet açıldığında babam gözlerini sopaya dikmiş bir şekilde kapıda, öylece duruyordu. "Yapma," dedim kısık bir sesle. "Artık istemiyorum."
"Neyi istemiyorsun?" dedi gözlerini yavaşça bana çevirerek, sanki neyi kastettiğimi anlamamış gibi. Bakışlarım elimdeki sopaya kaydığında içeriden babaannemin güldüğünü duydum. Gözlerimi kapıya çevirdiğimde babam kat bir ses tonuyla, "Oraya değil, bana bak," dedi. Bakışlarımı yavaşça gözlerine çevirdiğimde, anlayamadığım bir duyguyla bana bakıyordu.
"Bu sopayı ne yapacaksın?" dedi alaycı bir şekilde. "Yoksa bana mı vuracaksın?" Babaannem arkada tekrardan kahkaha attığında derin bir nefes aldım ve babamı yanıtladım. "Hayır, kendimi korumak için aldım," dedim sakin bir şekilde ancak hiç de sakin bir an yaşamıyordum.
Annem çığlık çığlığa ağlıyordu ve babaannem kahkahalarla gülüyordu. Babam ise buradaydı, karşımda ve benimle konuşuyordu. Beni ondan uzak tutan tek şey elimdeki eski tahta bir sopaydı. "Neden kendini koruyacaksın?" dedi. "Yoka benden korkuyor musun?" dedi başını yan tarafa eğerek.
Bu gücü nereden bulduğumu bilmiyordum ancak bu güçten korkmaya başlamıştım. Bu bana pahalıya mal olacaktı.
"Evet, senden korkuyorum," dediğimde sesim titremişti ama buna engel olmadım, sesimin titremesine izin verdim. Babam ellerini yavaşça kaldırıp sopanın ona doğrulttuğum ucunu tuttu ve sopayı hafiften aşağı indirdi.
Gözlerim sopayı tutan ellerinden tekrar gözlerine kaydığında babam sopayı kendine doğru çekti ve bende sopayla beraber hareket ettim. Sopayı daha sıkı kavradığımda, "Bırak," dedi sakince. Başımı iki yana salladım ve "Hayır," diye cevapladım. Babam tekrardan ama daha sert bir sesle, "Bırak," dediğinde sopayı hızlıca kendine doğru çekti ve aramızdaki bir adımlık mesafe kalmasını sağladı.
Başımı kaldırdığımda üzerime doğru eğildiğini gördüm. Yumuşak bir sesle, "Hadi," dedi, "Bırak artık." Bakışlarımı sopayı tutan ellerime çevirdim ardından tekrar babama döndüm. Sopayı elimden serte çekip aldığında boşluğa gelip dengemi kaybettim ve düşecek gibi oldum.
Kapıya tutunduğumda babam elindeki sopayı yere fırlattı ve sopanın sesinin odanın içinde yankılanmasına sebep oldu. Babaannem bir kez daha güldüğünde annemin ağlayışının azaldığını duydum. Babam elini kapıyı tutan elimin üstüne koyduğumda bakışlarımın tekrardan ona dönmesini sağladı.
Yavaşça parmaklarımı kapıdan ayırırken, "Buradan çıkıyoruz," dedi gözlerimin içine bakarak. Hiçbir tepki vermediğimde bakışları değişti ve daha tehditkâr bir hal aldı ardından parmaklarımı hızlı ve sert bir şekilde kapıdan ayırdığında bileğimden tutarak beni dışarı çıkardı.
Çıktığımızda etrafıma hızlıca bir göz gezdirdim, o sırada da babam bir eliyle kolumu sıkıyordu. Acıdan neredeyse gözlerim dolacaktı ama buna izin vermedim, en azından şu an olmazdı.
Ateş önümüzde bir ileri bir geri yürüyordu ve bizi fark ettiğinde olduğu yerde kaldı. Babaannem ise hala sırıtıyordu, o da bizi gördüğünde yaslandığı korkuluklardan ayrıldı ve yanımıza, tam karşımıza geçti. Yüzündeki gülümseme kaybolmamıştı.
"Ee," dedi, "Ne oldu?" diye sorunca bakışlarımı başka bir tarafa kaçırmak zorunda kaldım. Güldüğünü, ona bakmasam bile hissedebiliyordum. Tekrar ona döndüğümde babam kolumu daha sıkı tutuyordu. "Bir şey olmadı," dediğinde babaannem şaşkınlıkla kaşlarını kaldırdı ve babama baktı. Babam cevap beklemeden babaannemin yanından ayrıldı ve kolumdan çekerek annemin yanına götürdü.
Anneme baktığımda gözlerinin kızardığını gördüm, nefesleri hâlâ düzene girmemişti. Onun bakışları bize dönmedi fakat abimlerin döndü. Bora ne olacağını önceden biliyormuş gibi babama bakıyordu. Rüzgar ise olacaklardan tamamen habersiz bir şekilde yüzüme bakıyordu.
Onu rahatlatmak istedim ama bunu yapamadım. Babam elini kolumdan çekmeden, "Bundan haberin var mıydı?" diye sorunca cevap olarak sadece başımı salladım. "Demek haberin yok," dedi sakin ama düşünceli bir sesle. Başımı tekrar evet anlamında aşağı ve yukarı salladım. "Peki," dedi, "Sence bu ne zaman olmuş olabilir?" Bakışlarımı Bora'ya çevirdim fakat o bana bakmıyordu bile. Tekrar anneme baktım, yüzü bize dönmüştü ve büyük bir merak içerisinde gözlerimin içine bakıyordu. "Bilmiyorum," dedim alçak bir sesle. Annem bakışlarını tekrar önüne çevirdi ve derin hüzün içeren bir iç çekti. Babam sakin kalmaya çalışan bir ses tonuyla, "Ne demek bilmiyorsun?" dedi, "Bunu senin bilmen lazım." Başımı iki yana salladım ve cılız bir sesle, "Gerçekten bilmiyorum," dedim, "Hiçbir fikrim yok."
Babam kolumu daha çok sıkarak, "Afet Yıldız!" diye bağırdığında irkildim ve gözlerim kapattım. "Bana doğruyu söyle!" Gözlerimi açmadan, "Gerçekten bilmiyorum," dedim korkuyla, "Doğru söylüyorum!"
"Göreceğiz bakalım," dedi tehditkâr bir sesle ve kolumu tutan elini çekip ensemi tuttu. Nefeslerim kesilmeye başladığında babaannemin söylediklerinden korktum, evet, babam bu sözleri duyunca gerçekten sinirlenebilirdi, hatta sinirlenecekti de. Ancak şu an neye öfkelendiğini anlayamıyordum ve bu yüzden korkum kat ve kat artmıştı.
Ellerim titremeye başladığında onları arkamda birleştirdim ve diğerlerinin görmesini engellemeye çalıştım.
"Ateş!" Babam birden bağırdığında ağzımdan çok kısa bir çığlık kaçtığında babam ensemi daha sıkı tutmaya başlamıştı ve artık canım yanmaya başlamıştı. Ateş kapıda göründüğünde itaatkâr bir ses tonuyla, "Evet, baba?" diye sordu. Yanımıza geldiğinde kapıda, onun arkasında duran babaannemi gördüm. Bizi izliyordu.
Bakışlarımı ondan ayırdım ve Ateş'e çevirdim.
Bir tek Ateş babamın yanında bu kadar rahat durabiliyordu.
"Bu olanlar hakkında bir fikrin var mı?" diye sordu babam Ateş'e. Ateş, rahatını bozmadan, "Hayır," dedi, "Bir fikrim yok, baba," diye cevap verdi. Babam derin bir nefes aldı ve başka bir soru sordu. "Peki," dedi, "Dün akşam bunu niye yalnız bıraktınız?" Babamın yanında her ne kadar tedirgin olsam d bu soruyu yakından duymak bana çok iyi gelmişti.
Onların gitmesini ben istememiştim, onlar kendileri gitmişlerdi.
Bu soruyu duyunca annemin yanında oturan Bora'yla onları ayakta izleyen Rüzgar'ın rahatsız olduklarını gördüm. Bu soru üçüne de gelmişti. Gözlerim onlara dönmüşken cevap vermelerini bekliyordum çünkü bu sorunun cevabını bilmeyip, ben de çok merak ediyordum.
Rüzgâr bir şey söyleyecekmiş gibi ağzını açtı ama sonra bundan vazgeçmiş gibi tekrar kapattı. Bakışlarımı merakla Ateş'e çevirdiğimde onun da sessiz kaldığını gördüm. Onu böyle görmek o kadar hoşuma gitmişti ki, bu haline kahkahalarla gülmek istiyordum ama ne yazık ki bu mümkün değildi.
"Ee," dedi babam sabırsızca ve ellerini boynuma daha çok dolamıştı. Bedenim kaskatı kesildiğinde içimden artık cevap vermelerini diliyordum.
"Afet'i evde yalnız bırakınca ona iyi geleceğini düşündük ayrıca annemizi de yalnız bırakamazdık. Öyle değil mi, baba?" Bora'nın bu cevabın duyunca nefesimi verdim ve soluğumu da tuttuğumu fark ettim.
"Ben annenizin yanında duruyordum zaten," dedi babam aptalla konuşur gibi tane tane konuşarak. "Siz sadece kardeşinize bakacaktınız," dedi, "Ona sahip çıkacaktınız." Bu sözleri duyduğumda kendimi bir evcil hayvan gibi hissetmiştim, aslında babam genellikle bana bunu hissettiriyordu ancak bu sefer daha fazla hissetmiştim.
Şimdi bunu düşünmenin sırası olmadığına kanaat getirdim ve tekrar babama odaklandım.
Bir şey söylemeyince neden sustuğunu merak ettim ama merakım hızlıca yerini öfkeye ve korkuya bıraktı. Bakışlarımı sesin geldiği yöne çevirdim ve babaannemi gördüm.
*