İçeriğe geç

AİLE

Bölüm 6 · 21 dk okuma

AİLE

Bölüm 6

5. Endişe Notları

Açsam mı açmasam mı çok kararsız kalmıştım ayrıca ilk önce odaya mı gitmeliydim yoksa aşağı mı inmeliydim bilemiyordum. Nihayet karar verdiğimde arkamda kalan odaya yöneldim ve yavaşça kapıyı açtım.

İçerisi kapkaranlıktı. Elimi uzatarak ışık düğmesini aradım ve bulduğumda neredeyse bomboş bir manzarayla karşılaştım. Odanın bir yanında ahşap, biraz yıpranmış bir masa ve yine ahşap ama daha yeni duran bir sandalye vardı.

Masanın yanında çok büyük olmayan, ortalama bir dolap duruyordu. Rengi kahverengiydi ve üst kapaklarında içerisinin gözükmesini sağlayan camlar vardı.

Dolabın köşelerinde ve kapakların kenarlarında küçük, çok dikkat çekmeyen motifler bulunuyordu.

Arkamı döndüğümde bir sürü karton kutu ile karşılaşmıştım. İçlerinde ne olduğunu merak etsem de açmaya cesaret edemedim.

Odaya genel bir bakış attığımda siyah perdelerin çekili olduğunu gördüm.

Odada dolanmaya başladığımda bir tane kutunun açık olduğunu gördüm. Yavaşça kutunun yanına geldiğimde içinde defterlerin olduğunu gördüm.

Elimi kutunun içine sokup defterleri karıştırmaya başladım.

Elime soğuk bir şey değdiğinde ürperdiğimi hissettim fakat sonra kutunun içinde o soğuk şeyi aramaya başladım.

Bulduğumda bunun bir anahtar olduğunu gördüm. Eski bir anahtar gibi duruyordu. Ucunda iki tane çıkıntısı vardı ve üst kısmında da üç tane yuvarlak bulunuyordu.

Anahtarı avcunun içine alıp sıktığımda ayağa kalktım ve odanın içinde bu anahtarı kullanabileceğim bir şey var mı diye bakmaya başladım.

Masanın yanındaki dolaba gittiğimde ilk önce üst kapakları açtım fakat orada bir şey bulamadım, sadece kağıtlar vardı.

Alt kapaklarına yöneldiğimde içinde bir kutu daha olduğunu fark ettim. Eğilip kutuyu aldığımda bunun da küçük, karton bir kutu olduğunu gördüm. Kutuyu yerine koyup kapakları kapattığımda masanın altını incelemeye başladım.

Orada da bir şey bulamayınca burada bir şey olmadığına kanaat getirdim ve odadan çıktım. Kapıyı ses çıkarmamaya özen göstererek kapattım ve tekrar o yerdeki kapağa yöneldim. Halıyı kaldırdığımda, kapağın üzerinde anahtar deliği olduğunu gördüm.

Avcumdaki anahtarı diğer elime alıp deliğe soktum. Tam oturduğunda kaşlarım şaşkınlıkla havalandı. Anahtarı çevirmeye başladığımda zorlanıyordum, çok uzun zamandan beri kullanılmıyordu belli ki.

Nihayet kapağı açtığımda üstündeki kulpu tuttum ve yukarı çektim. Kapağı kaldırdığımda büyük bir karanlıkla karşılaştım.

Girsem mi gitmesem mi diye düşünürken aklıma, üst katta gördüklerimi yapan kişilerin evde olabileceği geldi. Yutkunduğumda yere iyice çömeldim ve ellerimi yere koydum.

Bacağımı yavaşça boşluğa uzattığımda, ayağımın altında bir merdiven hissettim. Diğer ayağımı da uzattığımda, yavaşça inmeye başlamıştım.

Ayağıma takılan örümcek ağları yavaşlamama sebep olurken içeride uçan sineklerin veya diğer böceklerin çıkardığı sesler ellerimi titretmeye yetmişti. Ciğerlerim ağrımaya başladığında rahat nefes alamadığımı fark ettim. Derin bir nefes alıp verdiğimde boğazımda oluşan kaşıntı hissi beni öksürmeye itiyordu. Öksürmemeye çalışıyordum çünkü eğer evin içinde birileri varsa benim geldiğimi duymamalılardı.

Merdiven bittiğinde bir şeyin kapandığını duymamla zifiri karanlığın içine düşmem bir olmuştu. Başımı korkuyla yukarıya çevirdiğimde üst kapağın kapandığını gördüm. Yardım istemeye korkuyordum, bu yüzden titrek adımlarla geriye doğru yürüdüğümde sırtımın duvara değdiğini hissettim.

Nefesimi tuttuğumda biraz daha odanın içinde ilerledim fakat içerisi hala karanlıktı ve böceklerin çıkardığı seslerden başka bir şey duyulmuyordu. Geldiğim yoldan ilerleyerek merdivenleri bulduğumda dikkatli adımlarla merdivenleri çıkmaya başladım.

En yukarı geldiğimde ellerimi kapağa dayadım ve derin bir nefes aldım ardından bütün gücümle kapağı ittirmeye başladım.

Birkaç başarısız deneme sonrasında kapağı açtığımda kendimi hızlıca dışarı attım ve kapağı kapattım. Gücümün son noktasına geldiğimi hissettiğimde kendimi yere bıraktım ve biraz soluklandım. Ciğerime temiz hava dolduğunda içime kaça öksürüklerim ardı ardına çıkmaya başlayınca elimle ağzımı kapattım ve ayağa kalktım.

Yerdeki halıyı düzeltirken tekrardan birisinin beni izlediği hissine kapıldım. Etrafıma bakındığımda kimseyi göremedim fakat bu duygu peşimi bırakmadı. Koridorun sonundaki odaya gittiğimde, anahtarı bulduğum yere geri koydum fakat sonra geri aldım. Burasının olduğunu bence kimse bilmiyordu, bilen olsaydı orası o kadar kirli olmazdı diye düşündüm.

Odadan tekrar çıktığımda birisinin karşımdan çok hızlı bir hareketle gittiğini gördüm. Kim olduğunu anlayamamıştım ama kim olabileceği hakkında da bir fikrim yoktu. Üst kata çıkmak için merdivenlere yöneldiğimde dış kapının açıldığını duydum. Arkamı döndüğümde Rüzgâr'ın geldiğini gördüm.

Başımla ona selam verip tekrar arkamı döndüm ve merdivenleri çıktım. Odama girdiğimde anahtar saklayacak bir yer bulmaya çalıştım ancak bu dağınıklığın içinde adım atmam bile çok zor görünüyordu.

Yere düşmüş bir sürü kitap ve giysi vardı. Üzerindeki cam kırıklarına dikkat ederek yürüdüğümde yerde duran odamın anahtarını gördüm. Anahtarı almak için eğildiğimde ellerimin hala titrediğini gördüm, bu görüntüyü görmek istemediğim için anahtarı olabildiğince hızlı bir şekilde aldım.

İki anahtarı yan yana getirdiğimde birbirlerine hiç benzemediğini fark ettim. Kaşlarım çatılmıştı. İki anahtarı da sağ avcumun içine aldım ve saklayacak yer aradım ve odada bir şey saklamak için uygun yer olmadığını fark ettim. Yatağın yan tarafında duran saksının içindeki toprağı elimle biraz kazdıktan sonra iki anahtarı da içine batırdım ardından üzerini yine toprakla kapattım.

Tekrar izlendiğim hissine kapıldığımda perdeyi çektim fakat gözüme takılan bir şey vardı. Pencerenin yan tarafındaki boş duvarda küçük kan lekeleri vardı. Bu lekeler sanırım babam yumruk attıktan sonra başımı duvara yasladığında olmuştu. Bunu hatırladığımda kafamın arkasının acıdığını hissettim.

Elim acıyan yere gittiğinde parmaklarımın yandığını hissettim. Elimi hızlıca saçımdan çektiğimde parmaklarımın da kızarık olduğunu gördüm. Bu kızarıklarda yine babam banyoya götürdüğünde suyu kontrol etmemi söylediği zaman olmuştu.

Öfkeyle giysi dolabıma yöneldim ve elime geçen kıyafetleri alıp banyoya gittim. Kapıyı sertçe açtığımda gözlerim dolmuştu. Kapıyı kilitledim ardından küvetteki suyu boşaltmaya başladım. Suya her baktığımda o anı tekrar yaşıyordum bu yüzden suyu olabildiğince hızlı boşalttım.

Su boşaldığında duş başlığından suyun sıcaklığını ayarladım, soğuk bir duş alacaktım.

*

Duştan çıktığımda tekrar odama geçtim ve yastığım ile yorganımı alıp alt kata indim. Abimler yoklardı ve nerede oldukları hakkında hiçbir fikrim yoktu. Elimdekileri koltuğun üzerine bıraktım ve mutfağa geçtim.

Bir bardak alıp içine su doldurduğumda buzdolabının kapağında yine bir not yazdığını gördüm ve şaşkınlıkla ağzımdaki suyu tezgâha püskürttüm. Bardak ellerimin arasından tezgâha düştüğünde vücudumun titrediğini hissediyordum.

Bir not daha, neredelerdi?

Ufak adımlarla nota yaklaştığımda bacaklarımı zar zor hareket ettirebiliyordum. Notu titreyen ellerimin arasına aldığımda büyük bir rahatlama hissettim.

Biz evden çıktık, tekrar hastaneye gidiyoruz. Evde kalmak istersin diye düşündük, kendine dikkat et. -Rüzgâr

Kâğıdı avcumun içine alıp buruşturduğumda yere attım ve bardağa tekrar su doldurdum. Suyu içtikten sonra aklıma gelen düşünceyle bardağı yavaşça yerine bıraktım ve mutfaktan çıktım.

Evde birileri varsa şu an tehlikedeyim demektir.

Boğazıma bir yumru oturduğunu elim boynuma gitti. Olabildiğince sessiz bir şekilde evin içinde yürüyordum. Camlara geldiğimde perdeyi çok az araladım ve dışarıda birileri var mı diye baktım. Bu sessizliğin içinde başımın ağrıdığını yeni fark edebilmiştim.

Aldığım duşun da etkisiyle üzerime bir ağırlık çöktüğünde sendeleyerek koltuğa gittim ve ışığı kapatmadan öylece uzandım ve sonra kendimi uykunun sıcak kollarına bıraktım.

*

Aniden doğrulduğumda nefes nefese kalmıştım. Duvardaki saate baktım, dörde on vardı. Elim hızla atan kalbime götürdüğümde derin bir nefes adım ve yavaşça verdim. Kabus görmüştüm.

Nefes alışlarım düzene girdiğinde koltuktan kalktım ve eşyalarımı alıp odama çıktım. Yorganımı yatağa koyduğumda çakan bir şimşekle odanın için çok kısa da olsa aydınlanmıştı.

İkinciye bir şimşek çaktığında çiçeğimin arkasında bir siluet duruyordu. Geriye doğru sendelediğimde telaşla arkamı döndüm ama kimseyi bulamadım. Gök gürlediğinde korkuyla çığlık attım ve odadan çıktım.

Bunlar gördüğüm kâbusun etkileri miydi?

Merdivene tutundum ve soluklarımı düzene sokmaya çalıştım. Göz kapaklarım kapanırken kendimi uyanık tutmaya çalışıyordum.

Uyursam tekrar kâbus göreceğimi biliyordum ve bu geceyi de kabuslarla geçiremeyeceğimi biliyordum. O kadarını kaldıramazdım.

*

Gece boyu uyumamıştım ve kendimi aşırı yorgun hissediyordum. Mutfağa su içmeye gittiğimde dışarıdan araba sesi duydum ve hemen gidip perdeyi araladım.

Bizimkiler değildi. Perdeyi kapattığımda mutfaktan çıktım ve üst kata çıkıp banyoya yöneldim. Elime temizlik bezi ile deterjan alırken ne yaptığımı sorguluyordum. Bunu yapmalı mıydım? Beynim bu sorularla allak bullak olduğunda elimdeki bezi öfkeyle yere fırlattım.

"Lanet olsun!" diye bağırdım öfkeyle. "Her şeye lanet olsun!"

Gözlerim dolduğunda öfke içinde yere vuruyordum. Bu lanet olası duruma nasıl düşmüştüm, nasıl düşmüştük?

Bunlar kimdi, neyin nesiydi? Odayı temizlemeli miydim yoksa aynı mı bırakmalıydım? Aynı bırakırsam birisi veya birileri çok fena acı çekecekti ve onlar gelmeden önce ben evde olduğum için olay bana patlayabilirdi ama eğer aynı bırakmayıp temizlersem, her kime karşı bu uyarı yapıldıysa farkında olmayacak ve daha büyük bir ceza ile karşılaşabilirdi, ayrıca notta yazana göre bu uyarı dikkate alınmazsa aileden biri de zarar görebilirdi. Her iki durumda oldukça tehlikeli olduğu için ne yapacağımı bilemiyordum.

Gözlerimden yaşlar durdurulamaz bir şekilde akıyordu. Kafamı yaslandığım duvara birkaç kez vurdum ardından yere çok sert bir şekilde ayağa kalktım. Gözlerimi sildiğimde aklıma Rüzgâr'ın bıraktığı not geldi ve hemen aşağı indim. Ev telefonunu elime aldığımda geri yerine koydum ve nefeslerimi düzenledim. İyi görünmeliydim.

Telefonu elime tekrar alıp Bora'nın numarasını girdiğimde telefonu kulağıma götürdüm. Kalbim bilmediğim bir nedenden ötürü yerinden çıkacak gibi atıyordu.

"Alo?" Telefonu açtığında sesi tereddüt ediyormuş gibi çıktı. Bunu düşünmeyerek, "Abi gelip beni alabilir misiniz? Evde durmak istemiyorum," dediğimde telefondan bir süre ses gelmedi.

Sonrasında, "Tamam. Ateş geliyor, bekle sen," dedi ve telefonu kapattı. Üst kata tekrar çıkıp üzerime doğru dürüst bir şeyler giydim ve tekrar aşağıya indim. Saçımı at kuyruğu topladığımda daha az sefil göründüğümü düşünüyordum.

Aynadan kendime baktığımda yüzümün kızarıklığının geçtiğini ancak biraz şişik olduğunu gördüm. Gözlerim kıpkırmızıydı gözlerimin altı çökmüştü. Dudağım kenarı patladığında üzerindeki kan kurumuştu ve hala üzerinde duruyordu. Elimle kurumuş kanı sildiğimde kendime daha fazla bakamayarak aynadan ayrıldım ve salondaki koltuklardan birine oturdum. Kafamı geriye bıraktığımda dışarıdan korna sesi geldi.

Koltuktan kalktım ve anahtarlıktan evin anahtarını avcumun içine aldım ve evden çıktım. Ateş evin önünde durmuştu. Adımlarımı hızlandırarak arabaya bindim ve emniyet kemerimi taktım. Ateş bana aynadan bakarak, "Ne oldu, neden evde durmak istemedin?" dedi alaylı bir ses tonuyla. Bakışlarımı camdan dışarı çevirdiğimde, "Kendimi pek iyi hissetmiyorum," dedim ve elim mideme gitti. Sesli bir şekilde dile getirdiğimde midemin gerçekten bulandığını hissettim.

Camı biraz araladım ve arabanın içine temiz hava girmesini sağladım. Gözlerim kapanırken kendimi uyanık tutmaya çalıştım ve aklıma gelmişken camı kapattım.

Kendimi sarhoş gibi hissediyordum, başım ağrıyordu, midem bulanıyordu ama hastaneyi görünce bunlar hiç yokmuş gibi düşünmeye çalıştım. Ateş arabayı park ettiğinde arabadan indim ve hastaneye doğru ilerlemeye başladım. Ateş arkamdan beklememi söylese de ona aldırış etmedim ve ilerlemeye devam ettim.

Hastaneye girdiğimde hızlıca merdivenler çıkmaya başladım.

Hastan bu saate daha mı kalabalık oluyordu yoksa bana mı öyle gelmişti? Bu düşünceyi kafamdan attığımda insanların arasından sıyrılarak geçiyordum ve Ateş'in sesini hiç duymadığımı fark ettim. Bir kere sadece hastaneye girerken bekle demişti, bir aha bana seslendiğini hatırlamıyordum. Bu genelde Ateş'in yapacağı bir hareket değildi bu yüzden dikkatimi çekmişti.

Annemlerin olduğu kata geldiğimde, "Anne!" diye seslendim fakat nefes nefese kalmıştım. O merdivenleri çıkarken biraz koşmuş olabilirdim. "Afet!" dedi annem ve yanıma yaklaştı. Omuzlarımı tutacak gibi oldu ama sonra ellerini aşağı indirdi. "Sen evde değil miydin, neden gedin, nasıl geldin?" Annem sorularını sıralarken etrafımdan babama baktım ama onu göremiyordum. Annemden uzaklaşıp ellerimi kaldırdım ve "Anne dur, bir sakin ol. Evde tek başıma olmak bana iyi gelmedi, yani biraz kötü hissettim. Ateş getirdi beni zaten," dedim elimle bana ulaşmış, annemin arkasında duran Ateş'i göstererek.

Annem başını onaylar bir ifadeyle salladığında, "Anne bu arada babam nerede? Onu göremedim," dedim meraklı bir sesle. Annem omuzlarını silkelediğinde alçak bir sesle, "Bilmiyorum," dedi. "En son dışarı çıkmıştı daha da geri dönmedi, nereye gittiğini de söylemedi." Annem bunları derken sesi endişeli çıkıyordu. Kaşlarım çatıldığında odanın kapısının yanında duran oturaklarda oturan Bora ile Rüzgâr'ı gördüm.

Babaannemin yattığı odanın penceresine baktığımda perdelerin çekili olduğunu gördüm. Bu perdeler niye çekiliydi? Odada bir şey mi vardı veya odada bir şeyler mi oluyordu anlayamıyordum. Tekrar anneme döndüğümde annemin abimlerin ortasına oturduğunu gördüm. Ateş önlerinde, duvara yaslanmış bir şekilde yere bakıyordu.

"Ben bahçeye iniyorum anne," dediğimde annem elini umursamaz bir şekilde salladığında tekrar merdivenleri inmeye başladım. Bahçeye çıktığımda derin bir nefes aldım ve bahçenin etrafında dolaşmaya başladım.

O not anneme miydi? Ama annem böyle bir işte çalışmıyordu. Babama? Babamın d öyle bir notu alacağını değil, yazacağını düşünüyordum. Ama başka kime olabilirdi o not?

Her bir hatanda, farklı bir acı yaşayacaksın. O yüzden daha dikkatli olmanı öneririm sevgili personelim.

Bir hata yapılmıştı ve bu hatanın bedeli büyüktü. Başka bir hata daha yaşanırsa, bunun bedelinin bundan çok farklı bir şekilde, daha ağır bir bedel olacağını düşünüyordum. Ama bu not, sevgili personelim diye bitiyordu, bu sevgili personel kimdi? Bu sevgili personelim diyen kişi kimdi? Bu notu peki bunu söyleyen kişi mi yazdı yoksa başkasına mı yazdırdı? Eğer bu notu söyleyen kişi, bunu başkasına yazdırdıysa odada cinayet işlendiğini düşündüğüm olayı da başkasına yaptırmış demektir ve bunu başkasına yaptırdıysa bu iş büyük demektir.

Parmak uçlarımın acıdığını hissettiğimde tırnaklarımı etlerimi kopardığımı fark ettim. Elimi ağzımdan çekince kollarımı birleştirdim ve bulduğum boş bir banka oturdum. Haziran sıcağında, güneşin altına oturmuştum ve kendimi bu düşüncelerin içinde sıcağında etkisiyle buharlaşacağımı düşünüyordum.

Önümde bir gölge belirdiğinde başımı kaldırdım ve karşımda duran babamı gördüm. Korkuyla irkildiğimde gözlerim kocaman açılmıştı. Kendime geldiğimde babam alçak bir ses tonuyla, "Burada ne arıyorsun?" diye sordu. Ses tonu aynı babaanneminki gibi çıkmıştı.

Senin burada ne işin var?

Boğazıma bir yumru oturduğunda ne diyeceğimi bilemedim. "Neden buradasın, sen eve gitmemiş miydin?" Gözlerini gözlerime diktiğinde nefesimin kesildiğini hissediyordum. Bakışlarımı başka yöne çevirdiğimde, "Bana bak," dedi ve bakışlarımı tekrar ona çevirdim. Tek kaşını kaldırdığında boğazımdaki yumruyu yok etmek için yutkundum ama nafileydi.

"Evet... Eve gitmiştim, ama sonra sizi merak ettim," dedim çekingen ve yalan sanılabilecek bir ses tonuyla. "Gerçekten bizi mi merak ettin?" diye sorduğunda hızlıca başımı salladım ve "Evet, sizi merak ettim," dedim. Dediklerimi aldırmayarak, "Annen nerede, hala orada mı?" diye sordu tekdüze, sert bir sesle. Başımı salladığımda alçak bir sesle, "Evet," dedim. "Hala oradalar." Başını salladığında kucağımdaki elimi tuttu ve beni kaldırdı. Elimi bıraktığında, elimi üstüme sildim ve babamın peşine takıldım.

Dışarıdan ruhsuz gibi görünüyordu fakat maalesef ben bile babamı hala çözemediğim için içinde neler yaşadığı hakkında bir fikrim yoktu. Gerçekten duygusuz olabilirdi, ama babaannem ile annem oradaydı ve evet, annemi gerçekten sevdiğine emindim artık.

O not babama yazılmış olabilir mi? Bir bedeli belki de babaannemi hasta etmekti.

Annemlerin yanına gittiğimizde herkes meraklı bakışlarla bizlere döndü ama özellikle abilerim hafiften şaşırmış duruyorlardı.

Bakışlarımı anneme çevirdiğimde annem babama yaklaşmış ve gözlerinin içine bakıyordu. "Neredeydin sen?" dedi hesap sorar gibi. "Meraktan çatladım."

Babam annemi omzundan ittirerek babaannemin odasına girdiğinde annem bir süre babamın arkasından baktı. Sonra o da döndü ve odaya girdi.

Annem bunca zamandır babamdan korkmadıysa ve en önemlisi ona sözünü geçirebiliyorsa neden hiçbir zaman beni korumamıştı? Ben onu küçüklüğümden beri, özellikle anneannemin vefatından beri koruyordum, onu savunuyordum.

O beni hiç istememiş miydi? Bora'nın o gece anneme söyledikleri doğru muydu? O an gözlerimi kapattım ve kafamdan geçen tüm bu düşüncelerin yalan olmasını diledim. Çünkü eğer bunlar yalan değilse beni büyük bir karanlık bekliyordu ve o karanlığa gömüldüğümde ne yapabileceğim hakkında bir fikrim yoktu.

Dışarıdan siren sesleri geldiğinde irkildim ve hızlıca koridorun sonundaki pencereye gittim. Camdan baktığımda hastanenin bahçesinde iki tane polis arabasının durduğunu gördüm. Gözlerim şaşkınlıkla açıldığında arkamdan babamın beni çağıran sesini duydum. Babamın sesinde dikkatimi çeken ama ne olduğunu anlayamadığım bir duygu vardı ve bu benim kafamı karıştırmıştı. Hızlıca babamların yanına giderken kaşlarım çatılmıştı.

Siren sesleri kesildiğinde alt kattan giderek yükselen, "Çabuk!" sesleri duyuluyordu. Arkamı döndüğümde asansörden sedyeyle bir kız çocuğu ve yanında bir doktor ve bir hemşire indi. Merakla oraya baktığımda merdivenden çıkarken nefes nefese kalmış orta yaşlı bir kadın görüş alanıma girdi. Gözlerinden akan yaşlar yüzünün her tarafını kaplamıştı ve yürürken bacaklarının titrediği gayet net bir şekilde görülüyordu. Onun koluna girmiş iki tane hemşire, kadının yürümesine yardım ediyordu.

Kolumda bir sıcaklık hissettiğimde babamın beni kolumdan tuttuğunu gördüm ve babam hemen beni kenara çekti.

Sedyede yatan kız çocuğu çok küçük görünüyordu, muhtemelen beş veya altı yaşlarında olmalıydı. En sondaki boş odaya girdiklerinde kadının içeri girmek için kendini paraladığını gördüğümde bakışlarımı başka bir yöne çevirdim.

Asansörden endişeli görünen, kadınla yaklaşık aynı yaşta gibi duran bir adam indiğinde adımları kadınınkinin tam tersine, kendine emin ve "Ben bu dünyayı yakarım!" dermişçesine yere iniyordu her defasında.

Adamın bu tavrından ürktüğümde biraz daha geriye çekildim ve Bora'nın yanında durdum. Annemle babam oturuyorlardı, ben abimlerle ayakta kalmıştım.

Çok geçmeden asansörden sedyeyle bir kişi daha indirildi fakat bu kişi, küçük kızın tam aksine, saçları kırlaşmış, yaşça büyük bir adamdı. Kıza çok dikkat edememiştim ama sanırım göğsünden ve bir bacağından vurulmuş gibiydi. Bu adamın ise sadece kolu vurulmuş gibi görünüyordu. Bu adamı koridorun diğer tarafına götürdüklerinde asansör bir kez daha bu kata çıktı ve ininden yine sedyeyle birisi indi.

Bu adamda diğeri gibi yaşça büyük duruyordu fakat bunun yarası kolunda, bacağında değil; kafasındaydı. Alnından akan kanlar, saç tellerine karışmıştı.

Yalnız dikkatimi çeken bir şey vardı: Bu adamların yanında niye polisler vardı?

Biraz daha geriye çekildiğimde sırtımın duvara değdiğini ve yanağımın ıslandığını hissettim. Gözlerimdeki yaşlar görmemi engellerken gözlerimi kapattım ve kafamı da duvara yasladım. Derin bir nefes aldım ve yavaşça verdim fakat burada yaralı olan üç kişi, biri çocuk olmak üzere ve yanlarında bulunan polisler beni oldukça germişti. Gözlerimi açtığımda kimseye fark ettirmeden hızlıca gözlerimi sildim ve kollarımı birleştirdim.

Bu titreyen ellerimi gizlemen en doğal yoluydu.

Koridorun diğer tarafından kadının acı ve korku dolu haykırışları duyuluyordu, diğer tarafından ise polislerin telsizlerinden gelen cızırtılar dolduruyordu.

Bakışlarım Bora'ya döndüğünde polislerin olduğu tarafa baktığını gördüm, Rüzgâr ise kadının olduğu yere bakıyordu. Anneme döndüğümde, gözlerinin tekrar dolduğunu ve kadının olduğu tarafa baktığını gördüm. Babam ise kısa bir süre polislerin olduğu tarafa baktı ardından oturduğu yerden kalktı ve babaannemin yanına gitti. O kalkınca annemde kalktı ama babaannemin yanına gitmek yerine ağlayan kadının yanına gitti. Arkasından seslenmeyi düşündüm ama annemin beni dinlemeyeceğini ve her türlü oraya gideceğini biliyordum. Annemin oturduğu yere oturduğumda yanıma Ateş oturdu ve ellerini kucağında birleştirdi.

Annem kadının yanına gidip oturduğunda onu teselli ediyormuş gibi görünüyordu. Ateş'e döndüğümde, "Saat kaç?" diye sordum. Sesim güçsüz çıkıyordu, bu yüzden konuşmamayı tercih ettim.

"Altı olmuş," dedi Ateş. Başımı salladığımda asansörün yine kapısının açıldığını gördüm ama bu sefer sedyeyle inen ve orası burası yarılmış biri değil de, sakin bir doktor indi asansörden.

Doktor bize doğru geldiğinde başıyla hafif bir selam verdi ve babaannemin odasının kapısını tıklattı. İçeriden babamın gel demesi üzerine doktor içeri girdi ve kapıyı kapattı. Doktorun arkasından baktığımda bakışlarımı tekrar anneme çevirdim, bu sefer kadın biraz daha sakinleşmiş duruyordu ve başını annemin omzuna yaslamıştı.

Yanımda duran kapının açılmasıyla başımı raya çevirdim ve odadan çıkan doktoru gördüm. "Geçmiş olsun," dedi sakin bir sesle. Kafa karışıklığıyla doktora bakarken onun gayet sakin ve etrafındaki hiçbir şey umurunda değilmiş gibi yürümesi bana garip gelmişti.

Bu doktorun da bir odaya gidip yardım etmesi gerekmiyor muydu, çünkü içeride acil bir durum vardı.

Bunu düşünmekle zaman harcamak istemiyordum, benle ilgili değildi. Kapı bir kez daha açıldığında odadan çıkan babam ve onun koluna girmiş babaannemi gördüm.

Ah babaanne, çok zavallı görünüyorsun haberin var mı?

Hızlıca oturduğum yerden kalktığımda odaya girdim ve almam gerek bir şey olup olmadığına baktım. Odadan çıkarken çekili olan perdeyi açtım ve içerisinin boş olduğunu belli ettim. Odadan çıktığımda babam, babaannem, Rüzgâr ve Bora asansöre bindi. Bende hızlıca annemin yanına gittim.

Annemin karşısında dururken kadın bakışlarını bana çevirdi ve doğruldu. Anneme döndüğümde, "Anne babaannem çıktı, herkes seni bekliyor," dedim sakin bir sesle ama kadının bakışlarını hala üzerimde hissedebiliyordum.

Kadın yorgun düşmüş bir sesle, "Kızın mı?" diye sordu anneme dönerek. Annem başını salladığında kalkmaya yeltendi fakat kadın onun elini tutarak durdurdu.

"Allah böyle kötülüklerden korusun yavrum ikinizi de," dedi dua eder gibi. Başımı umursamazca salladığımda ağzımın içinden, "Anne, hadi," diyordum acele etmesi için. Annem başını sallarken diğer eliyle kadının elini tutan elini tuttu ve "Umarım ablam," dedi.

Bu sefer sesimi yükselttim ve "Anne babamlar çıktı, gidecekler, acele et!" dedim sitemle. Annem kadının elini hızlıca bir kez daha sıktı ve "Tekrar geçmiş olsun," dedi. "Umarım iyileşir." Merdivenlere yöneldiğimizde, "Umarım," dedi kadın arkamızdan.

Annemin önünden giderken, "Çabuk ol anne," dedim sesimi normalden daha yüksek bir tonla kullanarak. Annem, "Geliyorum işte," dedi. "Daha ne kadar hızlı olabilirim?" Ofladığımda ben alt kata inmiştim ve kapının yanında duruyordum. Annemde geldiğinde dışarı çıktım ve abimlere baktım. Babamları göremeyince anneme döndüm ve arkasından gelen Ateş'i gördüm.

"Abi, babamlar nerede? Gittiler mi?" Başını salladığında önümüzden gidiyordu ve biz de onu takip ediyorduk. "Onlar gittiler, sizi ben götüreceğim." Cevap vermeden onu takip ettiğimizde annemin koluma girdiğini hissettim. Ona döndüğümde bunu yaptığının farkında bile değil gibi görünüyordu. Kolumu ondan kurtardığımda arabaya varmıştık.

Ateş kapıları açtığında kendisi sürücü koltuğuna, annem yolcu koltuğuna ve ben de arkaya oturdum. Kemerimi taktığımda Ateş arabayı otoparktan çıkardı ve yola çıktık.

*

Eve vardığımızda Ateş arabayı park ettikten sonra hepimiz indik ve ben cebimden anahtarı çıkarıp kapıyı açtım ve içeri girdik. Anahtarı anahtarlığa asarken koltukta yatan birisi olduğunu gördüm. Babam koltukta uzanmazdı, abimler de evde babam varken koltukta uzanmazlardı. Kim olduğunu merak ettiğimde ufak adımlarla koltuğa yaklaştım ve babaannemin olduğunu gördüm. Şaşkınlıkla olduğum yerde dururken sessiz bir şekilde geriye gittim.

Neyse ki beni fark etmemişti, sanırım uyuyordu. Soluğumu verdiğimde hızlıca odama çıktım ve kendimi yatağa attım. Başımı yastığa koyduğum gibi gözlerim kapanırken içimde büyük bir ağlama dürtüsü oluştu. Gözlerimin dolduğunu hissettiğimde yattığım yerden kaktım ve gözlerimi sildim.

Yüzüme dokunduğumda hala canım yanıyordu.

Toplu saçımı salıp ördüğümde uzun örgümü omzumun üzerinden önüme attım. Saçımı hayatımda hiç kestirmemiştim ve şimdi neredeyse dizlerimin hizasına geliyordu. Banyoya giderken durup sessiz bir şekilde babamların odasının kapısına doğru eğildim ve içeriyi dineldim fakat içeriden ses gelmiyordu. Rahatlamayla banyoya girdiğimde yüzümü soğuk suyla birkaç kez yıkadığımda banyodaki dolapları karıştırmaya başladım.

Bir tane yüz kremi bulduğumda hızlıca açıp yüzüme sürdüm. İşim bittiğinde kremi aldığım yere geri koydum ve odama geçtim. Odamı toplamaya başladığımda ellerimin titrediğini gördüm. Ellerimi boşluğa savurduğumda öfkeyle yerdeki kıyafetlerimi alıp, hiçbirini katlamadan dolabın içine fırlattığımda kendimi biraz rahat hissediyordum. Böyle davranmak bana iyi gelmişti, kendimi daha rahat hissediyordum. Elime geçen bütün kıyafetleri dolaba fırlattığımda bu davranış bana her ne kadar iyi de gelse, bunun neden iyi hissettirdiğini sorgulamaya başladım çünkü bu, agresif bir hareketti.

Şiddete eğilimli mi oluyordum?

Bu düşünceyi kafamdan atmak istercesine başımı iki yana salladım ve yerdeki diğer eşyaları toplamaya başladım ve içimden dolaba fırlattıklarımı toplamaya söz verdim. Yerdeki büyük eşyaları kaldırdığım dikkatlice yere çömeldim ve cam kırıklarını toplamaya başladım.

Bir tane parça elimi kesse de çok umursamadım, küçük bir kesikti, önemli bir şey değildi. Camları toplamayı bitirdiğimde onları çöp kovama attım ve biraz dinlenmek için yatağa oturdum. Neden dinlenmeye gerek gördüğümü anlamamıştım ama kendimi yorgun hissediyordum.

Dışarıdan sesler duyduğumda başımı biraz eğip kapıdan kimin geldiğine baktım, annem geliyordu. Nereye girecekti? Banyoya girerse sorun yoktu ama yatak odasına girerse sıkıntıydı. Çıkıp anneme nereye gideceğini sorsam çok tuhaf görünecekti ve eğer ki kadın banyoya gideceğini söylerse durum iyice saçma bir hal alırdı.

Kararsız kaldığımda odadan çıktım ve banyoya doğru yürüdüm.

Annem üst kata ulaştığında banyoya yakın bir yerde durup, "Nereye anne?" diye sordum gayet normal bir şekilde. Annem afalladığında, "Odaya gidiyorum, ne oldu?" diye sordu kaşlarını çatarken. Gözlerim kocaman açıldığında hemen kendimi düzelttim ve anneme saatin kaç olduğunu sordum.

"7 olmak üzere," dedi. Sesinde hala şaşkınlık vardı. "Ee," dedim. "Geç değil, hadi gel," dedim elimle aşağıyı göstererek. "Malzeme varsa tatlı yapalım. Biraz ağzımız tatlansın." Annem başını salladığında elimle hala merdiveni gösteriyordum. Annem bir kez daha yatak odasının kapısına baktı ardından pes edip aşağıya inmeye başladı.

Derin bir soluk aldığımda, yavaşça geri verdim. Şimdilik kurtarmıştım, ama eki ya sonrası? Bunlar nerede yatacaklar? Tabi ki odalarında yatmak isteyecekler. Onu nasıl halledeceğimden emin değildim ama bunu sonra düşünmeye karar verdim ve bende aşağı indim.

Mutfağa geldiğimde annem çekmeceleri karıştırıyordu. O bununla meşgulken, "Anne," dedim. "Bu arada, babam nerede?" dedim meraklı bir ses tonuyla. Annem bana döndü ve omzunu silkti. "Bilmiyorum," dedi. "Şuradaki oda da değil mi?" diye sordu eliyle koridorun sonundaki odayı işaret ederek.

Anladığımı gösteren bir şekilde başımı salladığımda, "Peki abimler nerede, onu biliyor musun? Hiçbir yerde gözükmüyorlar," dedim elimi saçıma götürerek. "Onlar en son dışarıdaydılar, sonra bir yere gideceklerini söylediler. Onlar gittikten sonra da ben içeriye girdim işte," dedi annem.

Çekmeceyi kapattı ve bana döndü. "Sen bunları neden soruyorsun? Normal de hiç merak etmezdin," dedi annem düşünceli bir şekilde. Afalladığımda, "Yok, öylesine sordum. Ev çok sessiz geldi de," dedim yalana başvurarak. Aslında abimlerin gerçekten nereye gittiklerini pek takmıyordum fakat babamın nerede olduğu benim için önemliydi.

Eğer evdeyse ve dışarı çıkmadıysa, annemin dediği gibi o odadaysa mutlaka odasına çıkmak isteyecektir, diye düşündüm. Odaya gitmek isterse onu nasıl engelleyeceğimi bilemiyordum. Ne diyecektim? Baba, bu odaya girme sanırım içeride bir cinayet işlenmiş ve senin görmeni istemiyorum mu diyecektim? Hayır, bunun için uygun bir yalanım yoktu, yalan söylemeye hiç alışık değildim. Her ne olursa olsun, çoğu zaman doğruyu söylerdim, sonunun kötü biteceğini bilsem bile. Çok ihtiyacım olduğu zamanlarda kullanıyordum ve şu anda gerçekten mantıklı bir yalana ihtiyacım vardı ancak bir hiçbir şey bulamıyordum.

İçime bir korku düştüğünde anneme döndüm ve ellerimi arkamda birleştirdim. "Malzeme yok sanırım," dedim hafiften bozulmuş bir sesle. "O halde başka bir zaman yaparız," dedim ve mutfaktan çıktım. Koridorun sonundaki o odaya doğru sessiz adımlarla ilerledim ve kulağımı kapıya yaklaştırdım. İçeriden sesler geliyordu, babam içerideydi.

Oradan ayrılırken tekrar izlendiğim hissine kapıldım fakat bu sefer bunun sadece psikolojik bir şey olduğunu düşündüm. Merdivene geldiğimde babaannemin doğrulduğunu ve beni izlediğini fark ettim.

Yeşil gözlerini üzerime dikmiş, beni izliyordu. Boğazıma bir yumru oturduğunda yutkunma ihtiyacı hissettim fakat bu his, yutkunsam da geçmedi.

Babaannemin bakışları ruhumu delip geçerken tedirginlikle merdivenin tırabzanlarına tutundum. Ona yalvarır bir şekilde baktığımda başını yavaşça iki yana salladı ve başını babamın olduğu odaya doğru çevirdi. Tekrar bana döndüğünde tırabzanları tutan elim, çok fazla sıktığım için acımaya başlamıştı ve parmak boğumlarımın bembeyaz olduğunu gördüm. Bakışlarım tekrar babaanneme döndüğünde gözlerimi kaçırdım, çok ürkütücü duruyordu. Çökmüş ve buruşmuş yüzünde hiç mimik yoktu. Yeşil gözlerine hiç duygu değmemiş gibiydi, ruhsuz bir şekilde o gözlerle beni izliyordu. Ağarmış saçları çıkmak üzere olan başörtüsünün atından sarkıyordu ve yüzünün bir tarafına yapışmıştı.

Başımı sağa e sola salladığımda babaannemin cevabını görmek veya duymak istemediğim için onun cevap vermesini beklemeden, hızlı bir şekilde merdivenleri çıktım ve odama gittim. O an, odamın kapısını o kadar çok kapatmak istemiştim ki, ancak bunu yapamıyordum. Dışarıdan gözükmeyeceğimi düşündüğüm kör bir noktaya geçip oturdum ve dizlerimi karnıma çekip başımı dizlerime yasladım.

Başımı kaldırdığımda saksımın altında bir kâğıt olduğunu gördüm. Elime aldığımda, onunda yatak odasında bulduğum nottaki yazıyla aynı olduğunu gördüm. Aynı kişi yazmıştı ama bu sefer başka bir şey yazıyordu.

Telaşlanma gerek yok kızım, sadece bir uyarıydı. Bundan kimseye bahsetmezsen iyi olur.

Kâğıdı avcumun içinde buruşturduğumda gözlerimi duvara dikmiş, neye bulaştığımı sorguluyordum.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.