
NASYA
Arabada süren sessizlik, havadaki gerginliği iliklerime kadar hissetmeme neden oluyordu. Bakışlarım Pars'ın üzerinde dolandığında onun öfkeli bir suratla aracı kullandığını görebiliyordum.
Bütün gün telefonla uğraşmamdan duyduğu rahatsızlığın farkındaydım. Sinirlendiği şey toplantı değildi, biliyordum. Nasıl olduğunu bilmiyordum ama sanki hissediyordu. Konuştuğum kişinin Alphan olduğunu açıkça sormasa da hissediyordu.
Aramızdaki güveni yeniden oluşturmaya çalıştığımız şu günde, lanet bir gölge gibi düştü üzerime Allah'ın belası herif.
Sürekli mesaj atıyor, engelliyorum başka bir numaradan arıyor.
Her şey böyle yeniyken Alphan'ın gölgesi üzerimize düşmesin diye uğraşıyorum ama Pars'ı daha da işkillendiriyorum gibi.
İyi mi ediyorum kötü mü bilmesem de bu sorunu tek başıma çözmeye çalışıyorum işte.
Çünkü, Alphan için yeterince gerilmişken bir de beynindeki tümörle strese girmesini istemiyorum.
Araba evin büyük demir kapılarından geçerken güleç bir sesle fısıldadım.
"Hemen laptopu alır gelirim."
Şakakları gerilirken bana bakmamaya çalıştığını görüyordum.
"Olur."
Sanki gözleri üzerime döndüğü her an, canı yanıyor gibiydi.
Ona bunu yapmak istemiyordum ama Alphan'la uğraşması gereken bendim, o değil. Bu sorumluluğu ilişkimiz için alıyordum.
Araç, açılan kapılardan içeri girdiğinde bakışlarım evin ana kapısına takıldı. Alphan öylece merdivenlerde oturuyordu. Gözlerim kocaman olurken, nefes almayı bıraktığımı fark ettim.
'Lanet olsun.'
Bakışlarım Pars'a döndüğünde gözlerinin kapıdaki Alphan'ı bulduğunu gördüm.
"Pars." Titreyen sesim genzimi deli gibi yakıyordu.
Yüzünde öfkeli ama sakin bir gülüş yayıldığında kafasını onaylar bir şekilde salladı.
Neyi onayladığını bile bilmiyordum ama sanki zihninde bir şeyleri yerine oturtuyor gibiydi.
"Evet?" dedi sıktığı dişlerinin arasından tıslarken. Avuçlarının direksiyona uyguladığı baskı aracın içinde cılız bir ses yaydı.
"Neden geldiğini bilmiyorum. Biz aylar önce ayrıldık."
Kemerimi açıp bedenimi ona döndüğümde kara gözleri öfkeyle suratıma çarptı.
Şimdi kızıl kahveye bulanan karalar yüzümde parlakça dolanırken öfkeli soluklarının burun kanatlarını hareketlendirdiğini görüyordum.
Direksiyonu saran ellerinden birini bana doğru uzattı.
"Telefonunu ver." Parmakları öfkeyle titrerken sıkmanın etkisi ile esmer teni beyaza dönüyordu.
"Pars..." Avuçlarımın arasındaki telefonu gergince geri çektim.
"Bana telefonunu ver!"
Bağırtısı arabanın içinde yankılandığında olduğum yerde sıçradım.
"Versene lan şu siktiğimin telefonunu! Bilmiyor muyum sanıyorsun? Anlamadım mı sandın? Onunla bütün gün, gözlerimin içine baka baka mesajlaştığını anlamadım mı?"
Hızla bileğimi kavradığında canımı yakma pahasına çekti elimi kendine doğru.
"Bana bunu yapmamalıydın! Bana bunu yapma, dedim!" Alnını benimkine sertçe çarptığında öfkeyle hırladı.
"Sana 'Bir daha aynısı olursa dayanamam, toparlanamam.' dedim Nasya! Söylemedim mi lan?" Avuçlarımdaki telefonu sertçe çekip aldı ve geri yaslandı.
Gözlerimden ansızın boşalan yaşlar yanaklarımı yakarken bakışlarım Alphan'a döndü.
Onu ellerimle boğmak istiyordum. Bütün çabamı sadece varlığıyla yerle bir etmişti. Ne söylesem, ne anlatsam boştu işte.
"Peşimi bırakmıyor!" dedim bağırarak.
Bakışlarım Pars'a döndüğünde telefonumu yüzüme doğru uzattı.
"Şifreni gir!"
Telefonu tutan eli deli gibi titrerken şifreyi girdim.
"Pars aylardır peşimi bırakmadı! Bugünü mahvetmesini istemedim. Benim yüzümden yeniden onunla uğraşmak zorunda kalmanı istemedim."
Sinir boşalması ile ağlarken açıklama yapmaya çalışıyordum. Gözlerim elindeki telefona döndüğünde titreyen parmakları ile mesajları aradığını görüyordum.
"Bırak, göreyim! Gerçekten rahatsız mı ediliyorsun yoksa beni sırtımdan bir kez daha mı bıçaklıyorsun, göreyim!"
Öfkeli solukları nihayet mesaj sekmesini açması ile sessizliğe gömüldü.
Mesajları hızla yukarı kaydırdığında gözleri ekranı kararlı bir şekilde taradı.
"Özledim seni. Sen de özledin, biliyorum güzel sevgilim." Sesli bir şekilde okuduğu mesajla öfkeyle kıvrıldı dudakları.
Ardından benim mesajlarıma döndü gözleri.
"İstemiyorum, diyorum ruh hastası! Ne yaşıyorsun kendi içinde bilmiyorum ama defol git başımdan! Rahat bırak beni artık Alphan!"
Mesajımı okuduğunda hızla bugüne geldi ve son mesajları okudu.
"Ben artık dayanamıyorum sevgilim. Bitir artık şu inadını. Çok sarhoştum. Sana varoş diyen dilimi sikeyim, yapma kızım be."
Durdu.
Bakışları ekrandan bana döndüğünde yüzünde kısa bir afallama görünüp kayboldu.
"Sana varoş dedi, öyle mi?"
İfadesiz yüzünde beliren sorgulayışla şaşkın bir şekilde izledim onu.
"O yüzden bu sabah bana 'Varoş olduğumu düşünebilirdin.' dedin."
"Pars görmüyor musun? İstemediğimi söylüyorum, mesajına verdiğim cevaplar ortada." Yeniden dolan gözlerimle neden hala sakinleşmiyor anlamıyordum.
"Bizi birbirimizle kıyaslıyorsun." Telefonu kucağıma bıraktığında uzanıp şoför kapısını açtı.
"Pars."
Hızla arkasını döndüğünde üzerime doğru eğildi ve öfkeyle tısladı.
"Beni o şerefsizle kıyaslıyorsun! Ne geçiyor aklından, hangimiz daha iyiysek o mu? Söyle lan bana, ne geçiyor aklından?"
"Salak salak konuşma!" Bağırtım yüzüne doğru yükseldiğinde, sıktığı dişlerinin arasından hırladı.
"Siktiğimin arabasından çıkayım deme! Otur orada! Otur ve ona yapacağım şeyleri izle!"
Avuç içimi öfkeli soluklarla inip kalkan göğüs kafesine yasladığımda kalbinin deli gibi çarptığını hissettim.
"Umurumda mı sanıyorsun! Ona ne olacağı umurumda mı Pars! Tek düşündüğüm sendin."
Aynı öfke benden de ona karşı yükseldiğinde başını öfkeyle salladı.
"Göreceğiz! Umurunda mı değil mi göreceğiz!"
Daha ne olduğunu bile anlayamadan geri çekildi ve çıktı araçtan.
Ellerim kapımın kulpuna dönerken daha ben açamadan arabadan aşağıya inip kapıları üzerime kilitledi.
"Kal orada!"
İşaret parmağı aracın içindeki bana döndüğünde adımları Alphan'a doğru ilerledi.
Alphan şaşkın bir ifade ile oturduğu merdivenden kalktığında yönünü kendine gelen Pars'a doğru çevirdi.
"Ne oluyor bura-" Sözleri yarıda kesilirken Pars yakalarından kavrayarak onu yerden havalandırdı.
"Pars!" Korkuyla kapı kulpuna uzandım fakat araba kilitliydi. Olup biteni çaresizce izlemekten başka şansım yoktu.
Alphan'ın sırtı bahçe duvarına sertçe çarparken Pars'ın tek elle onu havada asılı tuttuğunu görüyordum.
Ardından açık olan camdan bana ulaşan öfkeli bir bağırış koptu bahçede.
"Aç lan kulaklarını! Aç, beni iyi dinle!"
Pars'ın haykırışı ile evin ana kapısı açıldı. Gözlerim Alphan'ın üzerine döndüğünde yetişemediği Pars'a çaresizce yumruklar savurduğunu görüyordum.
"O kadın benim! En başından beri benim! Bana ait!"
Hızla kendine doğru çektiğinde alnını sertçe çarptı Alphan'ın alnına.
Boştaki eliyle boğazından kavrayıp onu yeniden duvara yapıştırdı.
"Sense aklını kaybettiği bir dönemden faydalanan bir virüssün! Hepsi bu! O kadın benim!"
Az önce yakasını kavrayan el şimdi arabanın içindeki beni gösterirken alnını geri çekti ve tekrar çarptı.
"Benim! Ve benim olan bir şeye hiç kimse dokunamaz! Neden biliyor musun?"
Geri çekildi ve havada savrulan yumrukla olduğum yerde korkuyla sıçradım.
Alphan, suratına inen sert darbeyle burnundan boşalan kan eşliğinde kesik bir çığlık bıraktı bahçede.
"Ah, siktir!"
Begüm korkuyla o tarafa ilerlerken yeniden zorladım kapımı. Ama ne benim zorlayışım ne begümün bağırtısı Pars'ı durduramadı.
"Çünkü öldürürüm! Kadınıma gözünü diken, gölgesine kapılan, sesine tutunan kim olursa olsun öldürürüm! Etini kemiğinden ayırır, senden geriye bir hiç bırakırım!"
Alphan'ın az önce duvarla bütünleşen sırtı şimdi yerdeki çakıl taşlarının üzerine fırlatılıyordu.
"Bir daha," Pars yerde debelenen Alphan'a sert bir tekme savurduğunda birkaç takla atarak arabaya doğru yuvarlandı. "Almayacaksın adını ağzına!"
Yerden toparlanıp kalkmaya çalışan Alphan'ın başı, Pars'ın ayakkabısı ile ezilirken yüzü yerdeki keskin çakıl taşlarına doğru bastırıldı.
Yüzüm acıyla buruştu çünkü o taşlar epey keskindi. Yani canının yandığından neredeyse emindim.
"Bunu kibar bir uyarı say." Geri çektiği ayağı ile sertçe bir tekme savurdu karın boşluğuna. "Bir daha konuşarak anlatmayacağım sana! Böyle kibar da davranmayacağım!"
Yerden kolayca havalandırdığı Alphan'ı birkaç büyük adımla içinde bulunduğum arabanın kaputuna çarptı.
Bakışları bana döndüğünde ona ne yaptığını görmem için yakınıma getirdiğinin farkındaydım.
İstediğinde nasıl bir canavara dönüştüğünü açıkça izletiyordu bana.
Benimse gözlerim doluyor ve her yaş yanaklarımdaki ıslaklığa karışıyordu.
Alphan için değil, bana böyle güvensiz olduğu için ağlıyordum. O ise gözlerinde yalnızca öfkeyi besliyordu. Ellerinin altında çırpınan Alphan'ın bedenine yaptığı eziyetle, içindeki öfkeyi giderek büyütüyor ve bunu bana açık açık seyrettiriyordu.
Gözleri gözlerime "Bak, ona ne yapıyorum." der gibi bakarken başımı iki yana salladım.
"Seni seviyorum. Sadece sen..." Fısıltılı sesimi duymuyordu ama dudaklarımı okuduğuna adım gibi emindim.
Derin bir rüyadan uyanır gibi irkildiğinde ellerini kaputa yasladığı Alphan'ın kafasına doğru yöneltti. Saçlarını sıkıca kavradığında yüzünü siyah spor arabanın kaputuna sertçe vurmaya başladı.
Her vuruşta içinde bulunduğum araba titriyor ve Alphan'ın suratında yayılan kan ön cama saçılıyordu.
Bir balyozun tok demire vuruluşunu andıran yüksek sesle oturduğum koltukta sıçradım ama Pars durmak istemiyor gibiydi. Kaldırıp yeniden kaputa geçirdi kafasını. Yeniden ve yeniden...
Bir sıçradım.
İki sıçradım.
Üç sıçradım.
Her vuruş, Alphan'ın yüzünü kanlar içinde bırakırken Begüm çığlık çığlığa bahçedeki korumalardan yardım istiyordu.
"Bir şey yapsanıza! Ne bakıyorsunuz? Öldürecek, bir şey yapın!"
Korumalar gergince Pars'a doğru yaklaştıklarında ona dokunmaktan ya da müdahale etmekten çekiniyor gibiydiler.
Benim yeni tanıştığım bu kontrolsüz öfke, bahçemdeki korumalar tarafından çok daha önce görülmüş gibiydi.
Kimse Pars'a müdahale etmedi. Edemedi. Bense orada öylece durmuş, sakinleşmesini bekliyordum.
Alphan'ın aldığı nefesler ağzından köpüklü kanla boşalırken Pars, bilinci kayan bedenini benim camıma doğru sürükledi.
Şimdi Alphan'ın kanlı yüzü ile karşı karşıyayken fark ettim ki ona hiç acımıyordum.
Umurumda olan tek şey Pars ve onun güvenine verdiğim o büyük zarardı.
Kanlı yüz, camıma sertçe bastırıldığında Alphan'ın zar zor açılan mavileri yüzümde çaresizce dolandı. Ardından Pars'ın sesi kulaklarımı doldurdu.
"Durdur beni! Şimdi burada beynini uçurmaya yeminliyim! Ama durdurursan biter! Bana 'Dur.' dersen dururum!"
Alphan'ın kafasını kapalı cama yeniden çarptığında gözlerim Pars'ın öfkeyle yanan karalarında dolandı.
Belinden çektiği silahı camımdan geriye çektiği kafaya yasladığında mermiyi namluya sürdü.
Begüm'ün çaresiz bağırtısı ile bize doğru koştuğunu görüyordum.
"Pars yapma!"
"Söyle!" dedi bağırırken. Gözleri öfkeyle titriyordu.
" 'Dokunma ona.' de, bırakayım! 'Bağışla canını Pars.' de! Hadi! Senin için zor olmayacaktır! Daha önce de yaptın, hadisene! Bana onun canı için yalvardın, yine yap! Sana söz bırakacağım! Ama söyle! 'Alphan'ı bırak, onu seviyorum çünkü.' de! Beni şüphenin alevlerine atma! Bak yüzüme, söyle! Şimdi, şu an! Yap artık seçimini! Benim bir yalana daha toleransım yok, şimdi haykır gerçeği bana!"
Begüm, Pars'ı kolundan tutup geri çektiğinde iri beden bir milim bile sarsılmadı. İstikrarlı bir şekilde sıkıca tuttuğu silahı Alphan'ın yüzüne dayamaya devam etti.
"Pars, yeter artık! Delirdin mi, bırak çocuğu! Konuşmak için geldi! Sadece konuşmak için!"
Begüm'ün çığlıkları ve Pars'ın koluna bütün gücüyle asılması hala bir işe yaramazken sesi korkuyla titriyordu.
Bense gözlerimi Pars'ın öfke dolu kızıllarından bir saniye bile ayırmadım.
"Söyle hadi! Bitsin her şey, söyle lan!" Bağırtısı aralıklı camdan içeriye dolarken sızlayan genzim gözlerimi dolduruyor ve görüşüm gözyaşı duvarımla dolup taşıyordu.
"Kapımı aç." dedim titreyen dudaklarımla.
"Söyle!"
"Pars kapımı aç!"
Sıktığım dişlerimle öfkeyle tısladım. Alphan'ı tutan elini serbest bıraktı ve pantolonunun cebinden anahtarını çıkarıp kilitleri açtı.
Alphan Pars tarafından tutulmayı bıraktığı anda yere kapaklanmıştı.
Bedeni aldığı darbeler sonucu dik duramayacak kadar çok hasarlı gibiydi.
Kapımı açıp aşağıya indiğim sırada Pars'ın namlusu çoktan yerde can çekişen Alphan'a dönmüştü bile.
Onu yerden kaldırma gereği bile duymuyordu. Sadece yüzümde dolanan yakıcı gözleriyle bakışlarıma tutundu.
İndiğim aracın kapısından aldığım destekle ona doğru bir adım attım ve bizi birbirimize yaklaştırdım.
"Söyle hadi." Sesi titrerken bu yakınlık gözlerindeki öfkeyi yumuşatıyordu.
" 'Bırak.' de, bırakacağım. Söyle." Fısıltılı sesiyle koluna sarılan Begüm, yanımızdan uzaklaştı ve yerdeki Alphan'ı kontrol etmek için ona doğru ilerledi.
"Pars, seni seviyorum."
Yanaklarımdaki yaşlar çeneme doğru akarken şakakları gergince hareketlendi.
"Ben bunları duymak istemiyorum! Bana gerçeği ver! Kalbin kimin için atıyorsa onu duymak istiyorum! Bak bana Nasya, yüzüme bak! "
"Bakıyorum aptal, bakıyorum! Duymuyor musun? Seni seviyorum, diyorum! Seni."
"Bak gözlerime!" Boynunu eğip yüzümüzü aynı hizaya indirdiğinde aramızdaki kısa mesafeye rağmen temas etmemeye yeminli gibiydi.
Bedeni titriyordu fakat Alphan'a doğrulttuğu silah sapa sağlam duruyordu yerinde.
"Hiç kolay olmadı güzelim! Dün gece seni affetmem, bu sabah o teklifi diz çökerek etmem hiç kolay olmadı!"
"Biliyorum. İkimizin de halledilmesi gereken sorunları var, biliyorum. Ama ben tamamen seninim."
Titrek fısıltımla ellerimi güzel yüzüne doğru uzattığımda tek istediğim onu biraz sakinleştirebilmekti ama izin vermedi.
Kafasını geri çekti ve sıktığı dişlerinin arasından tısladı.
"Hayır, bilmiyorsun! Bu siktiğimin hayatının içinde gururumdan başka hiçbir şeyim yok! Onu da senin için kaç kez çiğnediğimi bilmiyorsun! Elini tutabilmek için ne çok şeyi sindirmem gerekti, bilmiyorsun! Beynimi yiyip bitiren şüphelerin bana ne denli zarar verdiğini bilmiyorsun! O yüzden artık bitti. Bana şimdi burada bir cevap vereceksin! Bana ne istediğini gözlerime baka baka söyleyeceksin! "
Kurduğu her kelime kızıl kahveleri saydam bir camın arkasında bırakırken öfkeli solukları burun kanatlarını indirip kaldırıyordu.
"Onu öldüreceğim! Şimdi burada, senin gözlerinin önünde! Tekrar ediyorum, bunu yalnızca sen durdurabilirsin ama bu durduruş senin ve benim ihtimalimizi bitirir! Bunu bil! Onu seçtiğin an-"
Sözleri yarıda kalırken Alphan'a doğrulttuğu silahı tutan elini, sertçe tuttum bileğinden.
"Biliyordum!" Öfkeyle başını sallarken seçtiğimin Alphan olduğunu sanarak kıvrıldı dudakları. "Biliyordum." dedi bu kez sol gözünden bir damla yaş akarken. "Onu seçeceğini adım gibi bili-"
Sözlerini yeniden yarıda kesti çünkü bunun sebebi ellerinde sıkıca kavradığı silahı bileğini yönlendirerek kalbime çevirmemdi.
Namlunun soğuk ucunu göğüs kafesime bastırırken dudakları saklanamaz bir şaşkınlıkla aralandı ve elini geri çekmeye çalıştı.
"Ne yapıyorsun?" Şaşkın telaşı ile silahı bedenimden uzaklaştırmak istedi ama tüm gücümle sarıldım bileğine.
"Nasya bırak! Napıyorsun?" Şimdi şaşkınlığın yerinde korku vardı.
Parmağını tetikten hızla geri çektiğinde silahın ansızın ateşlenmesinden nasıl korktuğunu görüyordum.
"Seninim Pars, sadece senin, seni Seviyorum. Seni istiyorum başka hiç kimseyi değil. Alphan'ı gözlerimin önünde öldürsen de kalbime bir silah dayasan da bu gerçek değişmeyecek. Seni hala seviyor olacağım ben."
Gözleri şaşkın bir ifade ile gözlerimde tutundu. "Silahı bırak. Mermiyi uca sürdüm, silahı bırak güzelim."
Ben onun kaybetmekten en çok korktuğu şeydim. Bunu şu anlarda, dakikalar önce bir canavara dönüşen adamın gözlerindeki tedirginlikten hiçbir insana ya da herhangi bir olaya böyle tedirgin yaklaşmamasından anlıyordum.
"Bana güvenmen gerek Pars, kolay olmayacak ama güvenmen gerek. Seni bir kez daha yüz üstü bırakmayacağım. Sana ihanet etmeyeceğim ve yalan söylemeyeceğim. Duydun mu? Artık hiçbir şeyi saklamayacağım senden, söz veriyorum. Ne olursa olsun, ilişkimizi ilgilendiren her şeyi bileceksin."
Gözleri göğsümde dayalı duran silahtan bir salise bile ayrılmadı.
"Silahı bırak." dedi trans halindeyken.
"Beni dinliyor musun?" Bileğini sertçe kendime doğru çektiğimde silah göğüs kafesime battı. "Sshh!"
Acıyla inlediğimde Pars hızlı bir hamle ile bileklerimi kavrayıp beni ters çevirdi ve silahı yere fırlattı.
Şimdi sırtım onun göğsüne çarparken elleri göbeğimi ve göğüs kafesimi arkadan sıkıca sardı.
Dudakları ve korkulu nefesleri kulağıma çarparken fısıldadı. "Bir daha bunu asla yapma! Bir daha asla Nasya!"
Nefesi saçlarımın arasından akıp tenime karışırken ben de nefes nefese fısıldadım.
"Bir daha benden şüpheye düşme. Beni deneme ve test etme Pars, aramızdaki güven doğal bir şekilde oluşmalı birilerini öldürerek değil."
Bedenimi serbest bıraktığında usulca döndüm ona doğru. Dibimde öylece duruyor ve yorgun bir ifade ile beni süzüyordu.
"Onu öldürmeye gelince..." dedim bakışlarım Alphan'a döndüğünde. "Bence birini sadece asalak diye öldürmek acımasızca ama eminim bu kibar uyarı onun bir şeyleri idrak etmesine sebep olur. Benim defalarca kez anlatmaya çalıştığım şeyi nihayet kavramış gibi."
Dudaklarımdaki alaylı gülüşle gözlerimi Pars'a çevirdim. "Gidip laptopu alacağım ve buradan çekip gideceğiz." dedim.
Ellerim yüzüne doğru uzandığında beni sorgulayan gözlerle süzüyordu.
"Belki de bugünü burada bitirmek en iyisi." Yüzünü ellerimden çektiğinde olanları hala sindiremediğini görebiliyordum.
"Pars."
Dudaklarım hayretle aralandığında boşta kalan ellerim yavaşça indi.
"Şu an, bu en doğrusu olacak Nasya." Geri çekildi ve yere düşen silahını alarak aceleyle beline yerleştirdi.
"Pars bunu yapma işte! " Bağırtım bahçede yayıldığında arabasına doğru ilerlerken bana üstünkörü bir cevap verdi. "Hiç bir şey yapmıyorum güzelim, yalnızca biraz sakinleşmem gerek."
"Dalga mı geçiyorsun? Üzülme diye yaptım! Sana bu yüzden anlatmadım, neyini anlamıyorsun? Delireceğim ya!"
Bağırtım bahçede yayılırken şoför koltuğuna doğru ilerledi ve kapıyı açtı. "Beni yalnızca sen üzebilirsin, bunu hala anlamadın değil mi?!" Şoför koltuğuna oturdu ve kapısını kapatarak hızla uzaklaştı bahçeden.
"Hay ben böyle işin içine sıçayım ama ya!" Öfkeli bağırışım bahçede yankılandığında Alphan yerde iniltiyle kıvranıyor ve başındaki korumalar ona yardım etmeye çalışıyordu.
"Ne oluyor Nasya?" Begüm şaşkın bir yakarışla yanıma geldiğinde olan bitene bir anlam vermeye çalışıyordu.
"Bir şey yok! Bu pislik..." Alphan'a doğru ilerledim ve korumaları ittirerek geri çektim üzerlerinden. "Başıma bela oldu benim!"
Öfkeyle üzerine doğru eğildim. "Sana dedim ki 'Uzak dur! Benden uzak dur!' Neyini anlamadın? İşsiz kalma diye uğraştım! Bana yaşattıklarına rağmen insanlık yaptım sana! Neyini anlamadın?" Suratına sert bir tokat indirdiğimde avuç içim kan içinde kalıyordu.
"Yok artık, ne yapıyorsun?" Begüm kolumdan tutup beni ayağa kaldırdı. "Delirdin mi, ne yapıyorsun?! Çocuk ne durumda bir de se-"
"Atın şunu kapıya!" Bağırışım bahçede yankılandığında korumalar şaşkınca beni izledi. "Ne bakıyorsunuz öyle, 'Atın.' dedim! Elini kolunu sallayan herkes nasıl girebiliyor bu tükürdüğümün evine, anlamıyorum! Bu pislik bir daha bu eve girmeyecek!"
"Nasya!" Begüm kolumu sarstı ve dikkatimi kendine çevirdi. "Sakin mi olsan, çocuk zaten berbat durumda."
"Sakin falan olmayacağım! Bu pislik saatlerdir çabaladığım her şeyin içine sıçtı. Bu da yetmezmiş gibi buraya gelerek üzerine mum dikti. Bana akıl verip durma, anladın mı! Girmeyecek bir daha bu eve! Ne o ne de senin o salak burjuva arkadaşların gelmeyecek buraya! İnsanları arkalarından yargılayan kasıntı sahte tipler! Gerçekten arkadaşın olduklarını bile sanmam Begüm!"
Öfkeyle arkamı döndüm ve eve doğru ilerledim. "Çıktığımda o bok torbasını bahçemde görmeyeceğim!"
Ana kapıdan içeri girerek adımlarımı yatak odama doğru çevirdim. Basamakları çıkarken avuçlarımdaki telefonda Davut'un numarasını buldum ve telefonu kulağıma yasladım.
Nihayet çıktığım basamaklar odama ulaşırken içeri girdim ve yatağın üzerindeki bilgisayar çantamı alarak koluma geçirdim.
Açılan telefonla Davut'un şaşkın sesi kulaklarımda dolandı. "Efendim Nasya Hanım?"
"Toplantı hangi restoranda olacak?"
Tepemde topladığım saçlarımı sertçe çekip açtım ve serbest bıraktım.
"Efendim b-ben..." Kekelerken söylemek istemediğini anlıyordum.
"Bana bak Davut, şu restoranın yerini söyle yoksa seni bir sonraki görüşümde buna pişman ederim!"
Birkaç saniye nefeslendiğinde isteksizce mırıldandı. "Adresi size mesaj atacağım." Kapattığı telefonla tüm dikkatimi toparladım. "Güzel."
Adımlarım odanın çıkışına döndüğünde beklemeden merdivenlere yöneldim. İndiğim basamaklarla açık olan ana kapıdan geçip dışarı çıktım.
Alphan'ın az önce uzandığı yerde küçük bir kan birikintisi duruyordu ama kendi yoktu.
"Nasya." Begüm ün verandaya yaslanan bedeninden beni bulan sesiyle yüzümü ona çevirdim. "Efendim?" dedim bir süre süzerken onu.
Sırtını yasladığı duvardan ayrıldı ve bana doğru yaklaştı. "Arkadaşlarım hakkında bu eve giremeyecekleri ile ilgili söylediğin o şeyler, ciddi değildin herhalde değil mi?"
"Gayet ciddiydim. İstemiyorum o asalakları etrafımda. Her biri senden faydalanıyor, görmüyor musun? Farkına varmıyor olamazsın."
Öfkeli fısıltımla şaşkınca süzdü beni. "Onlar benim dostum. İnsan arkadaşlarını iyileri ve kötüleri ile sever ve senin aksine ben onların iyi insanlar olduklarını düşünüyorum kardeşim. Bu ev benimde evim, buraya kimin gelip gideceğine bırak da karar vereyim."
Ağzından çıkan her bir sözcük bana gerçekleri yansıtıyor gibiydi. Belki de haklıydı. Bu ev, benim olduğundan çok onun eviydi.
Yüzümde üzgün bir gülümseme yer ederken salladım başımı. "Haklısın tabi." dedim sessiz bir nefes eşliğinde.
"Haklısın Begüm, burası senin de evin. Hatta senin evin. Sonradan gelen benim, biricik arkadaşların tarafından aşağılanan da benim. O meyhanede duyduğum hakaretlerden sonra onlarla arana mesafe koymayan da sensin canım ablacım. Ben anladım seni."
"Nasya yanlış anlıyorsun." Dudakları hayretle aralandı.
"Aksine, ben çok doğru anladım seni ama geç anladım." Hızla arkamı döndüm ve garaj yoluna doğru ilerledim.
Aracımın kapısını açıp içine girdiğimde kontaktaki anahtarı çevirdim ve beklemeden uzaklaştım yalıdan.