
Pars, restoranın kapılarından içeri girdiğinde VIP alandaki kalabalığa döndürdü bakışlarını. Şirket çalışanları çoktan gelmiş ve ön sunum için hazırlıklara başlamışlardı bile.
Adımları o tarafa döndüğünde beyninin içindeki uğultularla bugünün ve bu yemeğin bir an önce bitmesini arzuluyordu.
Tek bir kelime edecek gücü yoktu kaldı ki devlet çalışanları oldukça pimpirikli adamlardı. Yani bu yemek aklının başında olması ve tüm dikkatinin projede kalması gereken bir yemekti.
Ama Pars'ın aklı dakikalar önce yanından ayrıldığı kadındaydı. Yaşanan o kaos ve içinde ansızın beliren öfke ile aşık olduğu kadının gözleri önünde bir adamı öldürebilecek aşamaya gelmişti.
Bu da yetmezmiş gibi kendinin bile şaşırdığı birçok şey yapmıştı. Nasya için bir kısas savaşının ortasında kalmıştı.
Bunca zaman kendini hiç kimseyle bir tutmayan ve egosunun üzerine gölge bile düşürmeyen bu adam, bir kadının kafasındaki kıyasların içinde sıkıştığını fark etmişti.
Parsa göre yaptığı her şey Alphan'ın yaptıkları ve yapmadıkları ile kıyaslanacaktı. Sürekli bir sınav hali Nasya ile aralarındaki ilişkinin içinde devam edecek miydi?
"Pars."
Sofia'nın güler yüzü ile kendine doğru gelişini gördüğünde düşük omuzlarını dikti ve yüzüne sakin bir ifade yerleştirdi. Çünkü kimsenin onu bu şekilde görmesine izin vermezdi. İçindeki savaşın dışarıdan görülmesine gerek yoktu.
"Günaydın." dedi. Sofia'nın yanında durduğunda bakışları çoktan hazır olan yemek masasına döndü. "Günaydın, iyi misin ?" Sorgulayıcı ses yüzünü Sofia'nın mavilerine çevirmesine neden olduğunda dudaklarında sahte bir tebessüm yerleşti.
"Tabii ki. Her zaman." Geçiştirircesine verdiği cevapla konuyu hızla değiştirdi. "Sunum için tüm dosyalar hazır mı? Önlerine bir portföy koymamız gerekecek." Bakışları yeninden masaya döndü.
"Her şey hazır, merak etme. Ama sen kötü gözüküyorsun bir sorun mu var?" Sofia'nın okyanusları koyu kahvelerle temas etti. "İyiyim Sofia. Gayet iyiyim." Pars biliyordu ki Sofia bir terslik olduğunda anlardı.
Çocukluk arkadaşlarının en berbat yanı buydu. Onlar en berrak halinizi tanırlardı. Sonrasında edinilen her dost, oluşturduğunuz kişiliğinizi görürken çocukluk sırdaşlarınız her şeyi apaçık görürdü.
Sofia'nın yüzünde sakin bir tebessüm oluşurken bir adım geri atıp Pars'a alan açıyordu. "Peki. Sen iyiyim diyorsan öyledir."
Sofia aptal bir kadın değildi, bu adama bakınca üzerindeki yorgunluğu da içindeki sıkıntıyı da görebilecek kadar iyi tanıyordu onu. Yalnızca sebebini çözemedi. Böyle önemli bir günde aklının nerede olduğunu çözemedi. Üzerindeki yorgunluğun sebebini de öyle.
Pars'ın sakladığı yorgunlukla masaya doğru gidişini öylece izledi ardından. Ağır adımları kendi sandalyesine doğru ilerlerken Sofia'nın dudaklarından yorgun bir nefes yayılıyordu.
Garip bir şekilde Pars'taki negatif enerjiyi kendi üzerinde de hissediyordu. Tam da bu sebeple az önce gayet yerinde olan enerjisi şimdi çökmüştü.
"Merhaba." Murat'ın fısıltılı sesiyle irkilerek arkasını döndüğünde onu görmenin mutluluğu ile gülümsedi. "Geciktin." dedi kıkırdayarak ona doğru bir kaç adım attı.
"Trafik işte, İstanbul'u bilirsin." Murat'ın yüzündeki sıcak gülümseme ile Sofia'yı izleyişi, üçüncü bir kişi tarafından izleniyordu.
Pars, henüz oturduğu sandalyeden onları gözlemlerken yeni fark ettiği bir şey sezinledi. Üçünün çocukluğa dayanan arkadaşlıklarında farkına varamadığı fakat şimdi Murat'ın farkında olmadan Sofia'ya olan ilgisini aşikâr bir şekilde gösteren bakışlarını...
"Neyse ki adamlar henüz gelmedi. Gel hadi." Sofia neşeli bir hamleyle Murat'ın koluna girip onun masaya doğru çekiştirirken Murat'ın yüzündeki koca gülümseme masanın başında oturan Pars'ın gözlerini bulduğunda ansızın soldu.
Sofia'nın ellerinden geri çektiği koluyla acele ile topladı kendini. "Kardeşim." Gergin bir gülümseme ile Pars'ın solundaki sandalyeye çöktü.
"Senin burada ne işin var?" Pars'ın Sorgulayıcı bakışları Murat'ın üzerinde dolanırken Sofia sevecen bir sesle araya girdi. "Gelecek olan Atakan Bey'in Murat'la sıkı bir dostluğu var. Ben de düşündüm ki burada olursa işimizi kolaylaştırır."
Pars'ın tersleyici sesi ile dik bakışları Sofia'ya döndü. "Sana düşünmeni söyleyen kim?" Sıktığı dişleriyle genç kadının yüzündeki gülümseme yavaşça silindi. "Ben sadece işini kolaylaştırmak istedim."
Sofia'nın kırgın sesinin ardından Murat, araya giriyordu. "Bu adamlar tanıdık yüz görmeyi severler abiciğim. İnan, böylesi daha iyi olur." Sahte bir gülümseme ile ortamı yumuşatmaya çalışıyordu.
"Sana fikrini sormadım." Gözleri çocukluk arkadaşının yüzünde dolandığında yeniden Sofia'ya çevirdi yüzünü. "Ve sen Sofia, sadece bir çalışansın. Kendi şirketinmiş gibi davranmayı kes. Üzerine vazife olmayan şeyleri yapma! Eğer Murat'a ihtiyaç duysaydım onu kendim çağırırdım."
Sıktığı dişlerinin arasından tıslarken Murat yavaşça kalktı oturduğu sandalyeden. "Sakin ol kardeşim. Giderim, sorun değil." Geri çekildiğinde Pars'ın bir şey demesini bekledi çünkü kırıcı olmuştu.
"En doğrusu bu zaten." dedi Pars, ketum sesiyle. Yüzünü masaya çevirdi. Murat ağırca yutkunurken arkasını döndü ve hissettiği kırgınlıkla beklemeden çıktı restorandan. Sofia, olan bitene bir anlam vermeye çalışırken çekip giden Murat'ın ardından baka kaldı.
"Buna gerek var mıydı Pars?" Şaşkın sesiyle soğuk suratlı adamı süzdü. "Senin için buradaydı, sadece yardımcı olmaya çalışıyordu." Fısıltılı sesine rağmen hesap soran tınısı Pars'ı gerdiğinde uzanıp Sofia'nın bileğini kavradı. Onu sertçe kendine çektiğinde burun buruna geldiler.
Sofia'nın gözleri Pars'ın yüzünün önünde durduğunda yanakları ansızın kızarıyordu. Gözleri kendini öfkeyle izleyen karalardan dudaklarına kayıyordu. Bu yakınlık, parfümünün kokusunu almasına izin veriyor ve içinde büyüyen heyecan kesik nefeslere sebep oluyordu.
"Aç kulaklarını, iyi dinle! Murat olmaz. Anladın mı? Onu kendine stres topu olarak seçemezsin! Aklından bile geçirme!" Hırıltısıyla Sofia'nın şaşkın gözleri Pars'ın karalarına döndü. Dudakları aralandı. "Ne saçmalıyorsun sen?"
"Sakın görmediğimi sanma. Seni kendim kadar iyi tanıyorum! Onun ilgisini kullanarak kendine bir kalkan oluşturmana izin vermem! Dostum dediğim adamın ilgisini kuşanıp karşımda süzülmelerin sikimde bile değil! Ama o anlamaz, senin bu yüzünü göremez! Öfkesini bana yöneltir Sofia ve o zaman seni elimden kimse alamaz!"
"Madem böyle dikkatlisin, tüm bunları senin için yaptığımı da görüyor olmalısın! Senin için yapabileceklerimin bir sınırı yok Pars."
İtiraf niteliğindeki sözleriyle Pars sıkıca tuttuğu bileği geri ittirdi. "Bu, bu şirketteki son toplantın. Sonra siktirip gideceksin! Sen, sana verdiğim dostluk şansını bile hak etmiyorsun."
Sıktığı dişleriyle tıslarken bakışları restoranın kapısında duran silüete takıldı. Nasya omuzundaki bilgisayar çantası ile öylece durmuş Pars'ı ve Sofia'yı izliyordu.
Dakikalar önce gördüğü bu manzarada onları böyle dip dibe görmek afallamasına sebep olurken olup biten her şeye şahit olmuştu fakat duyamamıştı Nasya. Aşık olduğu adamın, ona aşık olan kadınla neredeyse öpüşecek kadar yakın oluşuna tanıklık etmişti.
Pars'ın bakışları Nasya'yı bulduğunda olduğu yerde kalıyordu. Ne gördüğü ve ne anladığını düşünmeye başlarken Nasya'nın dolan gözlerini ve geriye doğru atılan adımlarını görünce restoranı terk etmek üzere olduğunu fark etti.
"Hay sikeyim!" Sandalyesini sertçe ittirdiğinde Sofia'yı kenara ittirdi ve hızla Nasya'ya doğru koştu. "Nasya!"
Arkasını dönen kadın kapıdan çıkmadan önce kolları, Pars'ın elleri ile sarıldı. Bedeni arkasındaki adama çevrildiğinde hayal kırıklığı dolu gözleri ile süzdü Pars'ı.
"Ne işin var burada senin?" Genç adamın fısıltılı sesiyle Nasya yavaşça çekti kollarını Pars'ın ellerinden.
"Ben de kendime şu an aynı soruyu soruyorum." Dudaklarında hüzünlü bir tebessüm oluştu.
"Saçmalama, sandığın gibi bir şey değildi." Pars'ın açıklama yapmaya çalışan sesiyle Nasya'nın gözleri Sofia'ya döndü.
"Öyle mi? Az önce bahçemde Alphan'ı öldürmek üzere olan adam mı söylüyor bana bunu? Üstelik hemen ilk aşkıyla dip dibe bulduğum halde." Dişlerini sıkarken kıskançlığının gözlerini öfkeyle parlattığı apaçık görülüyordu.
"Gel buraya." Uzanıp elini tuttuğu kadını peşinden sürükleyerek restoranın bar kısmına doğru çekiştirdi.
Nasya ise Pars'ın ellerinde yürütülürken gözlerini Sofia'nın yüzüne çevirdi. Onun Parsı ve kendini öfkeli bakışlarla izlediğini görüyordu. Sanki Pars onunmuş da Nasya ortaya çıkan hesapsız bir kadınmış gibi bir eminlik vardı Sofia'nın üzerinde.
"Otur." Nasya'yı yavaşça bar sandalyesine oturtan Pars karşısındaki sandalyeye çöktü.
"Ne var biliyor musun? Buraya gelirken aklımdan geçen saçmalıkları düşünüyorum." Nasya'nın kırgın öfkesi sıktığı dişlerinin arasından Pars'a ulaştı. "Öfkeliydin ve ben peşinden gelip yanında olmak istedim. Dün geceden ve bu sabahtan sonra." Gözleri elindeki yüzüğe döndü. "Bu yüzükten sonra!" dedi parmağındaki yüzüğü göstererek.
"Artık kaçmak ve yanlış anlaşılmaktan sıyrılmak için buraya geldim! Çözeriz, dedim. Ben onunla her şeyi çözerim, dedim fakat gördüğüm tablo bu! Beni bekleyen bu! Sen ve unutamadığın aşkın!"
"Buraya bu yüzden mi geldin?" Pars'ın dudaklarında varla yok arası bir tebessüm görünüp kayboldu. "Aramızı düzeltmek için, bizim için." dedi fısıltıyla.
"Sen beni duyuyor musun?" Nasya'nın azarlayıcı sesiyle Pars daldığı hayal âleminden sıyrıldı. "Duyuyorum." dedi yeniden gülümserken.
"Bir de gülüyor musun? Kızın ağzına düşüyordun mal herif! Anlat bana ne bu? Ben Sare olacağım o da Deniz mi? Söylesene böyle bir durumda ben ikinizi de öldürmez miyim?" Elini Pars'ın beline doğru uzatıp dakikalar önce yerine sokuşturduğu silaha yaptığı baskıyla tısladı.
"Yemin ederim öldürürüm! Başıma ne geleceği umurumda bile olmaz, sizi gözümü bile kırpmadan öldürürüm!"
Pars'ın aşkla parlayan gözleri Nasya'nın öfkeli karalarında dolanırken yüzünde çocuksu bir heyecan peyda oldu.
"Komik mi?" Nasya, elini iyice bastırdı ceketin üzerinden silaha doğru.
"Hiç değil. Komik değil sevgilim." Dudaklarındaki gülümseme büyürken Sofia onları izliyordu. Oturduğu sandalyeden Pars'ın yüzündeki sıcak gülümsemeyi izliyordu.
Dakikalar önce üzerinde olan kasvet ansızın uçup gitmiş, ruhsuz bakan gözleri Nasya'ya döndüğünde can bulmuştu. Dudaklarındaki sıcak gülümseme ile gözlerini büyük bir hayranlıkla Nasya'nın yüzünde gezdirişini görüyordu.
Ağırca yutkundu. Bu kadının Pars için yalnızca bir eğlence olduğunu düşünürken bu adamın her bir zerresiyle ona ait olduğunu anladığı an, bu andı.
Yanında nasıl neşeli bir çocuğa dönüştüğünü daha açık gördüğü tek bir an bile olmamıştı. Konu yalnızca tutku değildi, Pars âşık olmuştu.
Nasya'ya âşık olmuştu. Ona, daha önce hiçbir kadına bakmadığı gibi bakıyordu. Bu adamın böyle bakabileceğini bile bilmezdi ama bakıyordu işte.
"Gülme anlat! Ne yapıyordunuz dip dibe, söyle!" Elini silahtan geri çektiğinde Pars'ın gövdesini güçsüzce ittirdi.
"İşten kovuyordum, hepsi bu. Ve uyarıyordum." Yanaklarındaki gülümseme yerli yerinde dururken Nasya'dan gördüğü bu tavır keyiflenmesine sebep olmuştu.
"Şimdi ben de sana inanmasam mesela! Çeksem silahını dayasam o kadının bok sarısı saçlarına! Sorsam sana 'Ver kararını.' diye?! Söylesene nasıl hissettirir! Üstelik benim yeterli sebeplerim var, sizi dip dibe gördüm! Bence oldukça yeterli bir sebep? He, ne dersin?" Sıktığı dişleri ve öfkeyle kızaran yanaklarıyla Pars'tan bir cevap bekliyordu.
"'Öldür.' derim. Vur onu. Gel hıncını alamazsan beni de vur ama inan bana, senden başka hiçbir kadını istemediğime inan seni hiçbir erkekle paylaşmayacağıma inandığın gibi. Nasya sevgimin kontrolsüz bir baskısı var ve yalvarırım korkup uzaklaşma benden."
Konunun yönü ansızın değişiyordu. "Öfkemin keskin ucuyla karşılaştığında hep böyle sar beni, derim. Sev beni tüm iyi ve kötü yanlarımla, tıpkı dün gece söylediğin gibi. Her şeye rağmen Nasya, her şeye rağmen sev beni." Gözlerinin içi kaybetme korkusuyla parlarken Nasya'nın yüzündeki öfke yavaşça silindi.
"Pars." Nasya'nın titreyen sesinin ardından Pars'ın elleri karşısındaki kadının güzel yüzüne doğru yükseldi ve alnını onun küçük alnına yavaşça bastırdı.
"Söyle bana, seni kaybetmeyeceğimi bilmem gerek. Kimsenin aklını karıştıramayacağını, istediğin tek şeyin ben olduğumu bilmem gerek. Ait kalabilir misin Nasya, bana ait kalabilir misin?" Gözleri usulca kapanırken ellerinin arasındaki güzel kadının kokusunu usulca çekti içine.
"Hatan başka bir kadın olmadığı sürece burada olacağım." Nasya'nın fısıltılı sesi ve utangaç bakışları Pars'ın kapalı gözlerinde dolandı. Uzun kirpiklerinde ve kusur bilmeyen yüzünde.
"Asla. Başka bir kadın asla olmayacak. Aradığım her şeyi sende bulduğumu biliyorum. Tüm kalbimle ve ruhumla seninle olmak istiyorum. Sonsuza kadar..." Gözleri Nasya'nın yüzüne doğru açıldı.
"Sonsuza kadar," dedi genç kadın, utangaç fısıltı ile. "Sonsuza kadar Pars. Sonsuza kadar sen." Elleri Pars'ın boynuna sarıldığında dudakları usulca yapıştı karşısındaki adamın dudaklarına.
Nefesleri birbirine karışırken Pars'ın elleri Nasya'nın yüzünden aşağıya kaydı, ince beli sıkıca sardığında onu sandalyesiyle birlikte çekti kendine doğru. İki yana ayırdığı bacaklarının arasına hapsettiği kadın kollarının arasında kaybolurken bedenleri birbirine uyumlu bir şekilde tutundu.
"Seni seviyorum." dedi Pars fısıltı bir sesle öpüşünü sonlandırırken. "Seni çok seviyorum." dedi Nasya fısıltılı bir karşılıkla.
♟♟♟