
NASYA
Önümdeki bilgisayardan ayırdığım gözlerimi, karşımdaki toplantı masasına döndürdüğümde Pars'ın yemeğini çoktan bitirdiğini görüyordum. Solunda kalan takım elbiseli ve huysuz suratlı olan bir adamla arasında geçen konuşma ile tüm dikkatini ona verdiğini de öyle.
Oturduğu sandalyede emin bir şekilde durmuş ve bilge bir surat ifadesi ile sakince bir şeyler anlatıyordu. Bakışları solunda oturan Sofia'ya döndüğünde ondan birkaç dosya devralıyor ve içlerinden birini memnuniyetsiz suratlı adama uzatıyordu.
Masadaki boş tabaklar masanın etrafındaki garsonlar tarafından hızla toparlandığında Pars'ın az önce dosyayı uzattığı adam dikkatle açıyordu önünde sayfaları.
Sofia gergince Pars'ı süzerken Pars'ın gözleri dudaklarından verdiği kısa bir nefesle restoranın içinde beni buluyordu.
Dudaklarında sessiz bir tebessüm yer ettiğinde yavaşça göz kırpıyordu. Tüm bu gerginliğin içinde bana hediye ettiği gülüşle genişçe sırıtıyordum.
Elimi terlemişim gibi yüzüme doğru sallıyordum. Bu aslında onun gergin bir ortamda olduğunu anlamamı ve ironik bir şekilde bununla eğlenmemi simgelerken şakamı havada yakalıyor ve hafif bir omuz hareketiyle dudağının sol tarafı kıvrılıyordu.
Gözlerini devirdiğinde "Benim için hiç sorun değil." dercesine sallıyordu başını. Üzerindeki özgüven içimde bir şeyleri gıdıklarken onu çalışırken izlemenin beni etkileyen bir şey olduğunu fark ediyordum.
Ellerim boynuma doğru giderken düşüncelerim utanmama sebep oluyor ve bakışlarımı yüzünden kaçırıyordum. Böyle bir libidoya sahip olduğumu bile bilmezdim fakat bu adam tüm duygularımı yükseltiyordu.
Telefonumun sessiz çalışı masada yayıldığında Pars'ın da dikkati çoktan ciddi bir ifade ile karşısındaki adama dönüyordu.
Uzanıp elime aldığım telefonla arayanın Begüm olduğunu görerek meşgule attım. Şu an onunla konuşmak istemiyorum, bu lanet şeyde yanımda olmalıydı. Alphan'ın yanında değil kız kardeşinin yanında.
Gözlerim Parsı buldu yeniden, hararetli sohbeti soğuk suratlı adamın katı ifadesini yumuşatırken masada daha sakin bir hava oluşuyordu. Ne yapıyorsa kesinlikle işe yarıyor, ne anlatıyorsa o ölü bakışlı adamın dudaklarında tatmin olmuş bir gülüş yayıyordu.
Aynı anda avuçlarımda tuttuğum telefon yeniden çalıyordu ve Begüm'ün ısrarlı arayışına bir son vermek adına cevapladığım telefonu kulağıma yaslıyordum.
"Nihayet." Sesindeki sabırsızlıkla oturduğum sandalyede geri yaslandım. "Begüm şu an konuşmak istemiyorum, lütfen ısrarlı arayışlarına bir son ver." Sıktığım dişlerimin arasından bırakılan fısıltı ablamın sıkkın bir nefes vermesine neden oldu.
"Beni yanlış değerlendiriyorsun Nasya, yanlış anlaşılıyorum ve bunu düzeltmek istiyorum." Sesi neredeyse öfkeli geliyordu.
"Ben çok iyi anlıyorum. Senin arkadaşların ile arana çekemediğin o çizgi benim hayatımı nasıl etkiliyor, farkında mısın? Belli ki değilsin aksi halde bunu bana bilerek yapmanı asla affetmezdim." Histerik bir nefes verdim ve bir cevap bekledim.
"Sen her şeyden daha önemlisin, bunu sürekli söylemem mi gerekiyor sana! Fakat o insanlara hiç şans vermeden öylece hayatımızdan çıksın diyemezsin. Alphan konusunda seni uyarmıştım, bunu seçen sendin. Şimdi beni mi suçlayacaksın?"
"Diyebilirim!" dedim hafifçe yükselen sesimle. Afallayan fısıltısı ahizede duyuldu. "Ne?"
"Öylece hayatımızdan çıksın, diyebilirim! Senin pislik arkadaşların benim huzurumu etkiliyorsa hayatımda istememek en doğal hakkım! Tek bir hatam varsa o da Alphan pisliğine bir şans vermekti ama ben tüm bunları aklım başımda değilken yaptım. Peki sen?"
"B-ben ne Nasya?" Sesi üzgün bir havaya büründü.
"Sen hangi aracın camına kafa attın da 'Arkadaşlarım kardeşime istediğini yapar ve söyler çünkü onlar benim dostlarım.' diyorsun? İradeni nasıl bir trajedi aldı elinden de bana sırtını dönüyorsun?"
Nereden geldiğini bilmediğim bir sızı genzime yerleşirken aslında Begüm'e nasıl kırıldığımı şimdi daha iyi anlıyordum. Ne olursa olsun arkamı kollar sanmıştım, kardeşlik böyle bir şey değil miydi zaten?
"Ablacığım eve gel. Gel, yüz yüze konuşalım. Kimseyi sana tercih etmiyorum, yanlış anlıyorsun." Onun da sesi titrerken sert bir nefes çektim içime.
"O eve bir daha dönmeyeceğim. Uzun bile sürdü aslında, hayatım boyunca yalnız yaşadım ve bir aile evinde sıkışıp kalmak iç huzurumu mahvediyor. Başımın çaresine bakacağım artık." Telefonu bir cevap almadan kapattım ve dolan gözlerimi tavana bakarak rahatlatmaya çalıştım.
Sessiz bir nefes dudaklarımdan dışarı süzülürken Pars'ın bakışları sorgular bir ifade ile yüzümde tutunuyordu. Kaşları usulca çatıldığında, "Neler oluyor?" der gibi eğdi başını.
Dudaklarımda sahte bir gülümseme oluşurken omuz silktim ve geçiştirircesine mırıldandım. "Sorun yok." Dudaklarımda tutunan bakışlarla sıkkın bir nefesle oturduğu sandalyeden kalktı.
"Ne yapıyorsun manyak herif?" Kendi kendime mırıldanırken toplantının ortasında masadakileri bölerek izin aldı ve aceleci adımlarla bana doğru yaklaştı. Usulca yanımdaki sandalyeye çöktüğünde iri bedeni üzerime döndü.
"Neden doldu senin gözlerin?" Sandalyemin bacaklarını kavradı ve beni oturduğum sandalyeyle birlikte bacaklarının arasına çekti.
Elleri sandalyemin kol kısımlarını sarmaladığında titreyen çenem ve dolan gözlerimle, dokunsalar ağlayacak kadar hassas hissediyordum kendimi. "B-bir şey yok." Bakışlarımı kaçırdım gözlerinden.
"Yavrum?" Çenemi yavaşça kavradı ve yüzümü kendine çevirdi. "Bir şey var işte, neden saklıyorsun? Söyle bana, canını ne sıktı senin?"
Çenemi sarmalayan el yavaşça tenimi okşarken dolan gözlerimden birkaç damla yaş aktı yanağıma doğru.
"Şşş!" Sakin bir fısıltıyla çenemdeki elini indirdi ve büyük ellerini bedenime sarıp beni kendine usulca bastırdı. Şimdi saçlarımda dolanan parmakları ile sessizce ağlıyordum.
Beni gövdesine bastırırken dudakları saçlarımın üzerinde yerini aldı. "Anlat bana, ne olduğunu söyle güzelim. Canını sıkan neyse söyle halledeyim." Sesinin tınısı tatsız bir hal aldığında şu an konuşmak istemediğimi biliyordum.
Şimdi yalnızca kollarımı bedenine sarıp kendimi iyice göğsüne bastırdım. Kalbi yüzümün hemen altında atarken saçlarımda şefkatle dolanan eller rahatlamama ve sakinleşmeme neden oldu.
Gözyaşlarım durdu ve yüzümde sakin bir gülümseme oluştu. "O kadar iyi geliyorsun ki bana..." Fısıltılı itirafımla saçlarımın üzerinde bir öpücük daha dolandı. "Bunun için buradayım sevgilim, senin için. Söyle bana, seni böyle üzecek ve gözyaşlarına sebep olacak ne yaşandı? Kimdi telefondaki, canını ne sıktı?"
Yavaşça geri çekildiğinde hiç istemesem de bedenindeki kollarım gevşedi. Sandalyemde geri yaslandığımda uzanıp yanaklarımdaki ıslaklığı yavaşça sildi.
"Bak bana." dedi dudaklarında hüzünlü bir gülümseme oluşurken. "Seni ağlarken görmek istemiyorum, anladın mı? İçinden çıkamadığın, canını sıkan her neyse söyle bana senin için halledeyim güzelim."
Yavaşça bana doğru yaklaştı ve alnını benimkine yaslarken yüzümdeki avuçlar kucağımda duran ellerimi kavradı. "Bir şey saklamak yoktu artık, öyle konuştuk. Değil mi?" Kara gözleri yüzümde dolanırken dudaklarında sakin bir gülümseme oluştu.
"Evet, söz verdik." Aynı sakin tebessüm bende de yer edindi. "Öyleyse dinliyorum." Burnuma kondurduğu küçük öpüşle aramızdaki bu fısıltılı diyalog Sofia'nın sesiyle bölündü.
"Pars." Alnını benimkinden geri çektiğinde omuzunun üzerinden geriye döndü. "Geleceğim Sofia, oyala biraz." Pars'ın gergin sesiyle ben de gözlerimi Sofia'ya çevirdim.
Cam gibi maviler Pars'ın üzerinde hüzünlü bir ifade ile dolandı ve kısa süreliğine bana kaydığında, beni öldürmek ister gibi bakıyordu. Eline bir fırsat geçse bunu düşünmeden yapardı. Tıpkı benim ona yapacağım gibi.
"İmzalar atılacak, toplantıyı sonlandırmak istediklerini söylüyorlar. O yüzden uzatılacak bir durum yok. Adam ikna oldu gel ve bitir işi." Geri çekildiğinde Pars'a ilerideki toplantı masasını gösterdi.
Pars'ın dudaklarından güçlü bir nefes dışarıya kısık bir ıslıkla çıkarken yüzünü bana döndü, benimse bakışlarım Sofia'nın onu izleyen gözlerinde duruyordu.
Pars'ın sıcak dudakları uzanıp yüzüne çektiği ellerimin üzerinde dolanırken Sofia'nın gözünden bir damla yaş sessizce aktı. Öyle ani olmuştu ki aceleyle arkasını döndü ve ifadesiz tutmaya çalıştığı suratı ile yüzündeki hüznü kovdu.
Acı çekiyor gibi görünüyordu. Bu kadının gerçekten Pars'ı bu denli sevdiğini bilmiyordum. Tuhaf bir rahatsızlık hissi tüm bedenimi kaplıyor ama neyse ki onun bugün şirketteki son günüydü. Pars bu işi benim için halletti ve Sofia artık bir sorun değil. Hiç bir zaman değildi ya gerçi.
"Bana bir kaç dakika ver güzelim, hemen geleceğim." Parmaklarımın üzerindeki sıcak dudaklar kısa bir öpüş eşliğinde fısıldarken gözlerim Pars'a döndü.
Bana bakarken yüzünde beliren o ifadeyi izledim, gözlerinin içinde beliren parlak yıldızı. Yalnızca bana özel o bakışı ve bana hitap ederken takındığı yumuşak tınıyı...
Tüm bedenim tatmin duygusu ile dolduğunda şimdi şu an kendimi dünyanın en şanslı kadını gibi hissediyordum. Ve fark ediyordum bir kez daha, bu adamın bana ait olduğunu iliklerime kadar hissediyordum.
"Git hadi," Uzanıp yanağını yavaşça okşarken devam ettim. "Hallet şu işi sonra gel yanıma. Seni gözlerimin önündeyken bile özlüyorum." Uzanıp yavaşça dudaklarının üzerine bastırdım dudaklarımı.
Nefesi küçük bir ritim bozukluğu ile titrerken hiç zaman kaybetmeden karşılık veriyordu bana. Alt dudağımı dişlerinin arasında sıkıştırıp ağzımın içine doğru fısıldadı. "Böyle yaparsan bir adım bile uzaklaşamam yanından, sonsuza kadar kalırsın dudaklarımın arasında."
Geri çektiğim yüzümle sinsice sırıttım ve ellerim usul usul yükseldi omuzlarına. "Sonsuza kadar burada kalmak istemiyorum çünkü istediğim sadece bir öpücük değil."
Parmaklarım iri omuzlarını yavaş yavaş okşadı. İstekli bir ifade ile geri çekilip sandalyeme yaslandım. "Şimdi bir an önce git ve işini hallet. Bana birkaç saat değil birkaç gün lazım, seninle istediklerimi yapabilmem için."
Dudaklarımdaki sinsi sırıtışla şehvet dolu gözlerimi pantolonuna doğru çevirdim. Siyah takımın önünde kendini belli eden şişlik, içimdeki kelebekleri deli gibi uçururken bir öpücükle nasıl böyle sertleşir anlamıyordum.
Ama bu lanet uyum, benim elimde Pars'a dair kullanabileceğim bir silah gibi, tüm istediğimi almamı sağlayacağı gibi onun da benden her istediğini almasını sağlayacaktı.
Düşüncelerim yüzümde sinsi bir sırıtış daha yaydığında Pars oturduğu sandalyeden havalandı ve histerik bir gülüşle üzerime doğru eğildi.
Saçlarımı örten dudakları arasından bir fısıltı bıraktı, ikimizin duyabileceği o boşluğa. "Bu iddialı sözleri, yataktayken hatırlatacağım sana. Durmak istediğinde ve ben buna izin vermediğimde fısıldayacağım kulağına."
Geri çekildiğinde duyduğum şeyler gözlerimin kocaman olmasına ve ağırca yutkunmama sebep oluyordu. Böyle artist artist konuşmanın elbet bir getirisi olacaktı fakat bunu ilk ağızdan duymak kadınlığımın duvarlarını sızlattı.
Pars çoktan yanımda ayrılmış ve emin adımlarla toplantı masasına ilerlerken Sofia'da peşinden onu takip ediyordu. Bense oturduğum sandalyede hareketlenen kelebeklerim ve yüzümdeki şaşkın telaşla elimi kolumu nereye koyacağımı bilemiyordum.
Derin bir nefesle toplamaya çalıştığım dikkatimle yapmam gereken bir şeyi ansızın hatırladım. Babamı aramam gerekiyordu. Evden ayrılacağımı benden duymalıydı çünkü bildiğim bir şey varsa o da bu gece orada kalmayacağımdı.
Fazla mı fevriydim? Belki. Ama değer verdiğim insanlardan aynı değeri göremediğimde artık çabalamayacaktım. Defne'nin tüm hatalarını öyle uzun süre görmezden geldim ki sonunda yine ben zararlı çıktım.
Bundan sonra buna izin vermeyecektim. Hayatımda olmak isteyen herkes bunun için üzerine düşen sorumlulukları yerine getirecekti.
Uzanıp telefonu elime aldım ve daha fazla oyalanmadan rehberde babamın numarasını buldum. Kulağıma yaslanan telefonla sandalyede gergince geri yaslandım.
İlk çalışta olmasa da nihayet açılan telefonla sesi kulaklarımda dolandı. "Söyle babacığım?" Sesi yorgun geliyordu, muhtemelen yoğun bir günün içindeydi.
"Müsait misin baba?" Bilgisayarın kapağını yavaşça kapattım ve omuzumla sıkıştırdığım telefondan çektim elimi. "Müsaittim güzel kızım? Bir şey mi oldu? Sen iyisin değil mi?"
Telaşlı sesi yüzümde sakin bir gülümseme yayarken laptopu çantasına yavaşça yerleştirdim.
"Bir sorun yok, ben gayet iyiyim. Bir şey söylemek için aradım seni." Masanın üzerindeki dokümanları yavaşça bir araya toplarken meraklı fısıltısını işittim. "Dinliyorum kızım? Ne oldu?"
"Ben bugün evden ayrılıyorum." Sözlerimin ortasında Pars'ın solumda belirdiğini fark ediyordum. Alnı kırışmış bir şekilde beni süzerken yavaşça oturdu solumdaki sandalyeye. "Onu haber verecektim." dedim, dikkatimi yeniden babama çevirirken.
"Anlamadım? Ne demek bu şimdi?" Ciddileşen sesiyle yineledi sorusunu. "Bir sorun mu var Nasya?" dedi.
"Bir sorun yok baba, eski evime yerleşeceğim bir süre, daha sonra bir ev ayarlayacağım. Ama bu gece geldiğinde evde olmayacağım, onu haber vermek istedim." Avuçlarımın arasındaki kâğıtları bilgisayar çantasının yan cebine yerleştirirken Pars'ın çenesine yasladığı eliyle beni dikkatle dinlediğini gördüm.
"Nasya bir sorun olmadıysa bir anda nereden çıktı bu taşınma fikri? Seni daha yeni bulmuşken üstelik." Üzgün tını yüzümde buruk bir gülümseme oluşturdu.
"Sanki uzağa gidiyormuşum gibi davranma baba. Ben hayatım boyunca tek yaşadım, alışkın değilim kalabalık eve. Böylesi çok daha iyi olacak benim için, hem şirkette bütün gün birlikte olacağız zaten bir değişiklik olmayacak ki."
Neşeli tutmaya çalıştığım sesle bir süre sessiz kaldı. Telefonun kapandığını düşünerek kulağımda sıkıştırdığım telefonu geri çekip ekrana baktım. "Baba?" Saniyeler hala aKarken nihayet konuşmaya karar veriyordu.
"Anlamaya çalışıyorum seni, biz mi yanlış bir şey yaptık? Biliyorsun annen ve ben yeniden denemeye karar verdik ve ben düşündüm ki her birimiz aynı çatı altında gerçek bir aile olabiliriz."
"Biz gerçek bir aileyiz zaten baba, yalnızca ben kendi alanımı istiyorum. Sizi terk ediyormuşum gibi konuşma." Sessizce kıkırdadım.
"İstediğin gerçekten buysa sana mani olamam, yalnızca benim için bir kez daha düşünmeni istiyorum. Ev konusuna gelince o eski eve geri dönmene izin veremem, üstelik şirkete de uzak. Merkezdeki dairelerden birine yerleşebilirsin."
"Bir yolunu bulacağım, beni merak etme."
"Sen benim kızımsın, bu dediğin mümkün değil. Sana birkaç adres göndereceğim. İçlerinden birine yerleş, içine sinmezse kendine başka bir daire bakarsın ama o ev olmaz Nasya. Anlıyorsun beni değil mi? Bu arada gidip kafa dinlemek gibi bir şey değil, temelli yerleşmekten bahsediyorsun."
Kararlı konuşması bıkkınca oflamama sebep oldu. "Tamam baba, en azından senin için bunu yapabilirim." dedim, hiç istemesem de.
"Şimdi kapatmam gerekiyor, sen sanırım Pars ile berabersin. Bugün şirkete gelmeyeceğini düşünüyorum, doğru mu?"
Sessizce kıkırdadım ve bakışlarımı Pars'a çevirdim, gözlerini bir saniye bile çevirmedi üzerimden.
"Öyle olacak sanırım, ben bugünün dosyasını mail attım Esin'e. Gün içinde önemli başka bir şey yoktu diye hatırlıyorum."
"Sorun olmaz, keyfine bak. Kendini çok yorma ve zorlama. Doktorun ne dediğini hatırlatmak istemiyorum sana."
"Tamam, baba. Dikkat edeceğim. "
"Seni seviyorum babacığım, bir şey olursa ulaş bana, adresleri gönderiyorum birazdan."
"Ben de seni seviyorum baba. Hoşça kal." Telefonu kapatıp kol çantama yerleştirdiğimde Pars sıkkın bir nefes aldı ve konuşmaya hazırlandı.
"Eski mahalleye mi dönüyorsun?" Yavaşça dibime çektiği sandalyeyle aramızdaki mesafeyi kapattı. "Bana kalsa yerleşirdim ama hayır. Fakat başka bir eve yerleştiğim doğru."
Dudaklarımda beliren buruk tebessümle kaşları çatıldı. "Evde bir şey mi oldu? Benden sonra? Biri bir şey mi söyledi?" Masanın üzerinde duran ellerimi usulca avuçlarının arasına aldı.
Anlatıp anlatmamak arasında kaldığımda yanımda ondan daha sağlam duran kimsemin olmadığını fark ettim. Güven kelimesinin içimde karşılığı bu adamdı. Beni asla terk etmeyecek ve sırtını dönmeyecek tek bir kişi göstermem gerekseydi eğer parmağım onu işaret ederdi.
"Begüm canımı sıktı ama sorun yok."
Yaptığım açıklama sesimin titremesine neden olduğunda gözlerim Pars'ın yüzünde dolandı. Bana tüm hüznümü ve mutsuzluğumu unutturan yüzünde.
Şakakları yavaşça hareketlendiğinde sıktığı dişlerinin arasından fısıldadı. "Ne söyledi? Canını böyle sıkacak kadar önemli ne oldu güzelim? Anlat bana."
"Bilmiyorum, belki ben abartıyorum fakat Alphan konusunda yanımda olmasını bekledim. O pislik ve diğerleri arkamdan atıp tutarken hala onlarla görüşmeye devam etmesi ağrıma gidiyor. Yani bir düşününce ben Begüm'ün yerinde olsaydım, sevdiğim birine arkadaşım dediğim herhangi bir insan zarar verse, tavrımı açıkça koyardım."
"Ne söyledi sana?" Tınısı kalınlaşırken fark ettim ki Begüm'e bilenmeye başlıyordu. Ellerini kendi ellerimin arasına aldım ve usulca okşadım. "Sakin ol."
"Sakinim ben. Ben sakinim de sen sorularıma cevap vermedikçe geriliyorum. Seni böyle ansızın ağlatacak kadar ne söyledi? Ne kadar ileri gitti bilmem gerek." Koyu kahveler yerini kızıllara bırakırken ciddi ciddi yükselmeye başladığını görüyordum.
"Pars, saçmalama. O benim kız kardeşim, kalkıp hesap mı soracaksın?"
"Tam olarak öyle yapacağım. Kibar bir uyarı."
"Ay yok artık, senin kibar uyarını birkaç saat önce gördüm ben, kardeşime bunu yapmana izin verir miyim sanıyorsun?"
Sesim ciddileşirken şaşkın bir ifade takındı gözlerine. "Saçmalama güzelim, kalkıp ağzını burnunu dağıtacak değilim ya da kafasına silah dayayacak, sadece durması gerektiği yeri hatırlatacağım."
"Ben hatırlatırım merak etme, bu işe karışmamanı rica ediyorum. Biz bir şekilde çözeriz bunu. Hem Begüm seni sever, aranızın bozulmasını istemem."
"Siktir etsene. Senin için tüm gemileri yakar limanı da ateşe veririm. Kimsenin sevgisine ihtiyacım yok, onayına da öyle. Tek istediğim insanların seninle konuşurken temkinli olmaları, ağızlarına gelen her şeyi öylece söyleyemezler. Kardeşin ya da baban bana hiç fark etmez. Seslerinin tonlarına bile dikkat edecekler." Uzanıp sandalyemin bacaklarını tuttu ve beni kendine doğru çekti, yeniden. "Ve sen de sevgilim, onlara durmaları gereken yeri açıkça göstereceksin. Gözündeki yaş yalnızca mutluluk için akmalı, aksine sebep olan herkes beni kendine düşman eder."
Yüzüme yaklaştırdığı yüzüyle usulca kavradı dudaklarımı. Nefesi içime akarken sandalyeyi saran elleri kalçalarıma doğru yükseldi. Hızlanan nefeslerimiz birbirine karıştığında kasıklarımda saniyeler içinde beliren ihtiras kesikçe inlememe sebep oldu.
"Pars dur." Nefes nefese geri çekildiğimde dudaklarıma bıraktığı sert öpüşün etkisi sızlayan tenimde kendini belli ediyordu.
"H-haklısın. Evet, haklısın tamam." Geri çekildi ve kızaran yüzüyle birlikte pembeleşen dudaklarını ovuşturdu birkaç kez.
Sert bir nefes verdiğinde omuzları dikelerek bedenini ele geçiren şehvetten uzaklaştırdı beynini. Fakat pantolonunun önündeki o şişlik, onu indirmek hiç kolay olmasa gerekti.
"Bak ne diyeceğim." Sol el kızarık yanağımda yerleştiğinde sıcak parmak uçları tenimde dolandı. "Benimle yaşa." Sola eğdiği başıyla içten bir tebessüm bıraktı bana. "Zaten evleneceğiz, bunu uzatmanın anlamı ne ki, birlikte yaşayalım." gülüşüyle kısılan gözleri yüzümde tutundu.
"B-biz mi?" Kalbimin sesi iç dünyamda yankılar çığırırken ansızın gelen bu teklif, yanaklarımı daha da ısıttı.
"Evet, sevgilim, biz. Sen ve ben, birlikte yaşayalım. Ben her geceye seninle dalıp her sabaha seninle uyanmak istiyorum, yanımda ol istiyorum Nasya, her bir saniyeyi istiyorum senden. Bu sabah bana söylediğin gibi, her şeyi istiyorum. Seninle ilgili her şeyi." Yüzünü boynuma doğru sokuşturdu ve derin bir öpüş bıraktığı gerdanımda sıcak bir nefesle konuştu. "Hem de öyle uzun zamandır istiyorum ki pratikte aylar ama yüreğimde binlerce asır geçti."
Ürperen tenimle kendimi geri çekmek istediğimde iyice gömdü yüzünü boyun kıvrımıma. "Pars."
"Çok uzun zamandır istiyorum seni. Zaman dediğim lanet kavramı varlığınla baştan yazmak istiyorum. Seni istiyorum, sahip olduğun her şeyle." Utançtan ve tüylerimi diken diken eden şehvetten duyduğum hazla sessizce kıkırdadım.
"Evime eşyaların saçılsın, yastığımda saç tellerini bulayım istiyorum. Öfkeni," İri avuç içi usulca sırtımı destekledi ve beni kendi bedenine mıhladı. "Sevgini, şefkatini, ilgini. Seni istiyorum sevgilim, seni evimde görmek istiyorum. Bana bir yuva ver hadi, tüm günün yorgunluğundan kaçıp gelmek isteyeceğim bir ev. Hiçbir yere ait olamayan bu adama neşe saçan bir anahtar armağan et, çevirdiği tüm kilitlerin kapıları sana açılsın."
Sözleri ruhumun içinde kuvvetli bir hissi serbest bıraktı. Bu şehvetten daha güçlü, arzudan daha keskindi. Şimdi kulaklarımda dolanan bu fısıltılar göğüs kafesimi doldurup taşırıyor ve beni bu adama sırılsıklam âşık ediyordu, olduğumdan daha da âşık... Sanki daha fazlası mümkünmüş gibi.
"Kapıları bana açılan bir ev." dedim heyecandan titreyen sesimle.
"Kapıları, pencereleri, her şeyi sana açılsın. Attığım her adım beni sana çıkarsın. Kabul et, hayatımda hiçbir şeyi bu kadar istemedim. Yemin ederim istemedim güzelim."
Duyguları tek taraflı değildi. Geceleri yorgunca başımı koyduğum şey bir yastık değil de onun sıcacık göğsü olsun istiyordum. Beni bir yorgan değil, büyük kolları kavrasın ve hiç bırakmasın.
Gözümü güzel kokusuna açayım ve işittiğim ilk ses onun güven veren aşk dolu tınısı olsun. Bana açılan bir kapının aksine; sadece ona açılacak kapılarım olsun.
Dört duvar ve eşyalardan oluşan bir ev değil, aşk kokan bir yuvamız olsun. İçinde sadece Pars ve Nasya'nın hüküm sürdüğü. Her şey bitip herkes evine çekildiğinde, evimin Pars olduğu bir hayat...
"Tamam. Peki, tamam." Yanaklarımı dolduran bir gülümseme engellenemez bir şekilde ortaya çıktığında Pars'tan bir öpücük daha alıyordum. Bu kez daha hassas bir tutunuştu bu fakat çok daha fazla tutku barındırıyordu.