
PARS
Gözlerim önümde akıp giden yolda tutunurken Nasya'nın dikkatle beni izlediğini görebiliyordum. Bakışları dakikalardır üzerimdeydi ve bu yeni hali beni gereksiz bir telaşa iteliyor.
Bunca zaman benden köşe bucak kaçan bu kadın, şimdi sanki her ayrıntımı ezberlemek ister gibi izliyor beni. Ara sıra bana armağan ettiği iç çekişler eşliğinde dakikalardır güzel gözlerinin hapsinde olduğumu biliyordum.
Bedenini bana doğru kaydırdı ve omuzuma usulca yasladığı başıyla sessiz bir fısıltı ile mırıldandı. "Nerede yaşayacağız?''
Yüzümde sakin bir gülümseme yerleşti. "Şilede bir evim var, orada kalacağız. Gözlerden uzak ve güvenlik açısından sağlam." Düşük tuttuğum tonlamamla yavaşça kaydırdığı yüzünü benimkinin hemen yanında durdurdu.
Sorgulayıcı bakışları yüzümde dolandığında alt dudağını kısa bir süreliğine kemirdi ve sıkkın bir nefes eşliğinde konuştu. "Bilmek istediğim tek bir şey var." Gözleri kısıldığında hesap soran bakışlarla gözlerime tutundu.
Kaşlarım şaşkın bir ifade ile çatıldığında bir süre yüzünde dolanan gözlerim yeniden yola döndü. "Dinliyorum, güzelim."
Ses tonu bir kavgayı başlatmak ister gibi çıkışırcasına dolandı kulaklarımda. "Daha önce oraya herhangi bir kadını götürdün mü? Bilmem gerek. Yani yatağında ya da mutfağında birilerini becerdiysen bunu aklından bile geçirme. Orada asla yaşamam." Sıktığı dişlerinin arasından gizli bir tahammülsüzlükle bir cevap beklemeye başladı.
Dudaklarım alayla kıvrıldığında bu kıskanç tavırları içimi gıdıklıyordu. Onun tarafından böyle sahiplenilmeyi istemek ve bunu sorgusuzca benimsemek benim gibi bir adamın yapacağı bir şey değildi ama oluyordu işte, yapacak hiçbir şey yoktu.
"Cevap vermeyecek misin?"
"Şiledeki eve benimle gelecek tek kadın sen olacaksın ve tekrar ediyorum, sandığın gibi playboy falan değilimdir Nasya. Önüme gelen her kadınla beraber olan hovardalardan hiç olmadım. "
"Öyle mi?"
'Alay mı o sesindeki sevgilim?'
"Bana inanmıyor musun?" Sesimin ciddileşmesiyle, sıkılan dişlerinin arasından öfkeli bir tıslama bıraktı.
"Bir düşünelim. Hande, Deniz, Sofia, bunlar bildiklerim. Bilmediğim daha kaç kadın var, tahmin bile etmek istemiyorum. Bana kalırsa tek kriterin sarışın kadınlar gibi geliyor aksi halde bu kadınların her biri öyle basit ki kaliteli bir zevke sahip olduğunu bile düşünemeyeceğim."
Kıskançlığının getirdiği memnuniyetle sessizce güldüğümde karın boşluğuma sert bir dirsek yedim ve acıyla buruştu yüzüm. "Siktir, acıdı ama!" İsyankâr sesimle bir kez daha indirdi karın boşluğuma dirseğini. "Pars, seni öldürürüm!"
Yeniden üzerime doğru atıldığında korkuyla açıklama yapmaya çalıştım. "Yavrum, sakin ol." Gülerek aracı kenara çektiğimde gidene kadar dayak yememek adına onu sakinleştirmem gerektiğini biliyordum aksi halde eli çok ağırdı ve canımı epey yakıyordu.
Durdurduğum aracın içinde bedenimi ona döndüğümde öfkeli gözleri ateş saçıyordu. Alayla kırıştı alnım. "Ne bu şimdi?"
"Ne, ne? Yattığın tüm o kızlarla ben sana nasıl güveneceğim ya!" Ellerini göğsünde birleştirdiğinde gözlerime 'Bir şey söyle de içim rahat etsin.' der gibi bakıyordu.
"Sadece bir kadın sevgilim, sadece bir kadın umurumda." Ellerim saçlarına doğru havalandığında öne düşen perçemini yavaşça kulağının arkasına verdim ve avuç içim yanağını sardığında devam ettim. "Dünya üzerinde tek bir kadını istiyorum, onu umursuyor ve onunla olmayı arzuluyorum. Yalnızca o kadın yol boyu izlesin beni, yalnızca o kadın yaksın canımı."
Alnımı yavaşça alnına yasladığımda gözlerimiz birbirini buldu. Öfkesi çoktan dinmiş, bakışları yeniden aşkla dolmuştu.
"O kadın sensin Nasya, senden öncekiler yalnızca bir arayıştı. Yaşadığımı hissetmeye çalışıyordum. Bir erkeğin yapabileceği her saçmalığı yaptım belki de ama olmadı." Dudaklarım hafifçe burnunun üzerine temas ederken sessiz bir öpücük bıraktım.
"Ne başarı doyurdu beni ne de kadınlar. Ama sen güzelim," Histerik bir nefes verdim burnumdan dışarıya, dudaklarımda umut dolu bir gülümseme yer ederken yeniden fısıldadım. "Sen her şeyi değiştirdin, sen beni değiştirdin. Yerini bile unuttuğum kalbimin ihtiyacı olan şeyi verdin bana, senden öncemi yaşanmamış sayıyorum."
"Benden öncesi yok." dedi kıskanç bir fısıltıyla.
"Yemin ederim yok. Ben bugün on iki yaşında bir çocuğum, yeniden doğdum. Öldüğüm yaşımda yeniden dirildim, seninle." Parmaklarım yanağını okşarken güzel dudaklarında hüzünlü bir gülümseme yer etti.
"On iki mi? Neden özellikle on iki?" Sorgulayıcı sesiyle ağırca yutkundum.
Düşünülmeden edilen kelimelerin arasında yarama en yakın olan kısmı çekip almıştı merak çemberinin içine.
"Pars?" Sorgulayıcı gözleriyle yüzümdeki gülümseme hüzne bulandı. "Annemin öldüğü yaşım." Geri çekilmeden önce alnına hafif bir öpücük bıraktım ve geri çekildim.
"Pars..." Sesi titredi. Bana acıması isteyeceğim son şeydi fakat birine kendimi rahatça ifade edebildiğim tek an bu andı her halde.
Nasya duvarlarımı önce rengârenk boyalarla canlandırıp ardından bir bakışıyla tümünü yerle bir etmişti. Bana yaşama amacımı vermiş ve yaşanan onca şeye rağmen benimle kalmayı seçmişti.
"Efendim güzelim?" Çalıştırdığım arabayla yüzümdeki hüzünlü gülümseme büyüdü.
"Seni çok seviyorum. Yaşın kaç olursa olsun, çok seviyorum. Biliyorsun değil mi?" Başını yavaşça yüzüme doğru eğdiğinde sevimli bir gülümseme ile kafamı dağıtmaya çalıştığını görüyordum.
"Bak bunu bilmem iyi oldu. Sinirini bozacağım bir şey olursa on iki yaşıma sığınabilirim." Acımı alaya alırken onun da sinirlerini gererek dikkatini dağıttım.
Benim için omuzlarına böyle bir yük almasına gerek yoktu çünkü yıllardır bu ağırlıklarla yaşamayı zaten öğrenmiştim. Onu yanımda istiyordum ama acılarımı paylaşmak için değil, ona harika bir hayat sunmak ve dünyanın en mutlu kadını yapmak için.
Bana gelince, ben hep kendim hallettim sorunlarımı. Yine aynını yapardım sorun olmaz, yeter ki o kafaya hiçbir şey takmasın. Nitekim Nasya iyi olursa ben de iyiydim zaten. Ben iyiydim.
"Bari söyleme be adam! Yani önceden yiyeceğin haltlara sevgilini hazırlamak nedir? Bu da Pars Katipoğlu taktiği mi?" Kıkırdadı ve yanaklarında değim yerindeyse türü henüz keşfedilmemiş binlerce çiçek açtı.
"Ben dürüst bir adamım sevgilim. Benimle ilgili iki şeyden emin olabilirsin ve hayatın boyunca bunlardan emin kalabilirsin."
"Neymiş o iki şey?"
Araba Sipahi yalısının güvenlik kapısında durduğunda demir bariyer yavaşça kaymaya başladı ve ben de bakışlarımı Nasya'ya çevirdim.
"Birincisi ve en önemlisi, seni şartlar ne olursa olsun seveceğim ve bu asla değişmeyecek."
Kaşları hayretle ve Munzur bir gülüş eşliğinde havalandı. "Asla?"
"Asla, ikincisi ise sana asla yalan söylemeyeceğim çünkü-"
"Çünkü sen dürüst bir adamsın. Evet, tamam, biliyorum. Öyle çok tekrar ediyorsun ki zihnim cümleyi kendi tamamlıyor."
Kesik bir kahkaha ile konuşmasını bitirdiğinde açılan güvenlik kapılarından içeriye doğru ilerledim ve yüzümdeki sırıtışla aracı garaj yoluna park ettim. Tam o sırada Begüm'ün ana kapıdan çıktığını ve kulağına yaslı bir telefonla konuşurken bizi fark edip kısa bir şaşkınlık yaşadığını görüyordum.
"Seni burada bekleyeceğim." Gerilen şakaklarımla sıktığım dişlerimin arasından Nasya'ya bıraktığım bilgilendirmeyle uzanıp yanağıma sıcak bir öpücük bıraktı. "Sakin ol. Bırak, ailemle olan problemlerimi kendim halledeyim." Güleç sesiyle ve sahte bir tebessümle indi arabadan.
Begüm'e kırgın olduğunu biliyordum ama yanımda bunu belli etmek istemediğinin farkındaydım. Ateşe barutla gitmeyecek kadar akıllı bir kadındı fakat içimde ansızın beliren öfkeyle gözlerimin önünde telefon konuşması yapan kadını izledim öylece.
Nasya yanından geçip konuşma gereği bile duymadan açık ana kapılardan içeri girdiğinde Begüm de peşinden bakıyordu. Onu ne kadar kırdığından ya da ağlamasına sebep olacak kadar içerlettiğinden haberi var mıydı acaba?
Oysa o Nasya'nın güveninin ne zor kazanıldığını şimdiye kadar anlamış olmalıydı ama hayır. Umurunda olduğunu bile sanmam. Kardeşlerimden biri, arkadaş dediğim insanlar tarafından hayal kırıklığına uğratılsaydı tavrım kesinlikle başka olurdu.
İçimdeki çatışmanın önüne geçemediğimde öfkemin hâkimiyeti eline almasına izin veriyordum. Aracın kapısını açtığımda Begüm'ün bakışları bana döndü ve telefondaki konuşmasını sonlandırarak yanıma doğru birkaç adım attı.
"Sakinleşmiş gibisin." Buruk bir gülümseme ile dip dibe geldik. "Görüntüm seni yanıltmasın, oldukça gerginim, bir yay kadar." Şakaklarım gerilirken suratındaki gülümseme silindi ve bir şeylerin ters gittiğini anladı.
Meraklı gözleri yüzümde dolandı. "Bir sorun mu var?"
"Sorun sensin!" Yüzüne doğru eğildiğimde sıktığım dişlerimin arasından öfkeyle fısıldadım. "Sorun senin sikik arkadaşların! Sorun tam olarak Begüm Sipahi, senin abla olma konusundaki büyük başarısızlığın. Tam bir hayal kırıklığısın!"
Sözlerim yüzüne sert soluklarla çarparken gözlerinin dolduğunu görüyordum. "Pars, ben sadece..."
"Sen sadece vasat bir karaktersin. Evlat olmayı başaramamış, ailesinin yanında bile kalamamış, annesinin sevmediği, babasının yokluğunu bile umursamadığı vasat bir klişesin!"
"Sen..." Dudakları hayretle aralandığında garaj yoluna bir aracın girdiğini duydum. Başım omuzumun üzerinden geriye döndüğünde Kuzgun'la göz göze geldik.
Oturduğu şoför koltuğundan beni süzerken öfkemi öyle hızlı anladı ki saniyeler içinde inip yanımıza doğru ilerledi. "Pars.
Sahte bir gülüşle Begüm'ün solunda durduğunda gözlerim ağlamak üzere olan kadına döndü. "Ben sadece ortak bir yol bulmaya çalışmıştım." Sesi titrerken Kuzgun gergince süzdü onu.
"Senin tek bir yolun var, o da kardeşin! Ortak yol bulamazsın! Aslında baksana, artık Nasya'ya yalnızca kardeşin olarak saygı duymayacaksın. O konudaki başarısızlığın gözler önünde ama benim nişanlıma bir daha o sikik arkadaşlarından biri, senin bu omurgasız duruşun yüzünden tek bir damla döktürürse canlarını yakarım Begüm. Can yakmaya da önce senden başlarım. Duydun mu beni?"
Kuzgunun eli kolumu dikkatle sardığında beni Begüm'ün dibinden geri çekti ve göz temasımızı sağlayarak sakin bir tonla konuştu. "Sorun ne? Nasya'ya bir şey mi oldu?"
Kelimeleri öyle dikkatli seçiyordu ki sesinin tınısını bile sakin modda tutuyordu. Şimdi fark ettim, Kuzgun sinirimi göğsünde yumuşatabilen tek insandı sanırım. Böyle anlarda durumu öyle iyi idare ediyordu ki şaşıp kalıyordum.
"Sor, sana anlatsın. Sor ona hadi! Ne harika bir abla olduğunu anlatsın! Tek bildiği kaçmak olan bu korkak," Bakışlarım Begüm'e döndüğünde yanağından aşağıya bir damla yaş aktı. Umursamadan devam ettim. "Sana nasıl bir hayal kırıklığı olduğundan bahsetsin!"
Arkamı döndüm ve adımlarımı daha fazla zarar vermemi engellemek adına araca döndüm.
Bu işe karışmayacaktım. Madem Nasya'nın istediği buydu, bunu yapmayacaktım fakat akıttığı o gözyaşlarının bir bedeli olmalıydı.
♟♟♟
Pars'ın aracına doğru attığı büyük adımları izleyen Kuzgun, gergin bir nefesle tüm dikkatini toparladı ve yüzünü Begüm'e çevirdi. Onun, hayal kırıklığı ile Pars'ın peşinden baktığını görebiliyordu. Güzel yüzünde akan yaşlarla, yaşadığı hayal kırıklığı suratına ansızın kazınmıştı sanki.
Kuzgun'un elleri Begüm'ün omuzunu usulca sardığında genç kadının dalgın bedenini kendine çevirdi ve onun şok halindeki ifadesini çoktan aracına binen Pars'tan kendine çekti.
"Bak bana," Parmakları yanaklarındaki yaşı usulca sildiğinde yumuşak tuttuğu sesiyle konuştu. "Böyle sinirleneceği ne yaptın?" Sorduğu soruyla Begüm çaresizce başını iki yana salladı.
"Hi-hiçbir şey. Ben ona hiçbir şey yapmadım ama o öyle kötü ki, öyle karanlık..." Gözleri dolarken Pars'ın ona az önce söylediği tüm o sözleri hazmedemiyordu. Boğazının ortasında bir yumru gelip öylece yerleşmiş ve suratına sert bir tokat yese canını sanki daha az yakarmış gibi hissediyordu.
"Nasya ile ilgili bir şey mi oldu? Konu ablalığın gibi geldi bana." Elleri Begüm'ün saçlarını okşarken onun rahatlaması için elinden geleni yapıyordu.
"Alphan olayı, telefonda bahsettim sana. Sabah çocuğu ölmekten beter etti burada, ben de ona yardım etmek istedim fakat Nasya 'Arkadaşlarını tercih ediyorsun.' diye çıldırdı. Şimdi de evde, eşyalarını toplayacak muhtemelen ve ben kardeşimle konuşamadım bile. Daha onunla konuşamadım." Kesik hıçkırıklarla ağlamaya başladığında yüzünü kuzgunun göğsüne bastırdı ve ondan bir şefkat bekledi.
Kuzgun'un sevgi dolu sarılmasıyla kollarında rahat hissettiği bu adam sakince fısıldadı. "Pars, söz konusu Nasya olunca keskin çizgiler çiziyor. Bunlar sana özel değildi, önce bunu anlamalısın. Ve o kötü biri değil Begüm, sadece iletişim dili bu. Sen ve ben böyle insanları diğerlerinden daha çabuk fark ederiz, öyle değil mi güzelim?"
Kuzgun'un elleri saçlarına yükseldiğinde Begüm korkuyla fısıldadı. "Beni Nasya'dan uzaklaştırmasına asla izin vermem, o benim kardeşim."
Begümün bıraktığı bu korkulu fısıltı tam da Pars gibi narsist adamların yapacaklarından duyduğu eminlik yüzündendi. Kardeşini ondan uzak tutmak isterse tutacağını biliyordu.
"Öyle bir şey elbette yapmaz. Tek derdi Nasya'nın mutlu olması, anlıyor musun? Başka bir şey istemiyor. Onu bir kurt gibi düşün, sürüsü var, seçtiği belli başlı insanlar ve onlar isteseler de istemeseler de Pars'ın himayesindeler. Canları, duyguları ve mutlulukları için çabalar. İnan bana tek derdi kendi sürüsünü korumak. Şimdi, topla kendini ve gidip kız kardeşinle konuş. Yanlış anlaşılmayı düzelt ve sonrasında her şeyin nasıl çözüldüğüne bak."
Begüm duyduğu sözlerle sessiz ve güçlü bir nefes çekti ve sarıldığı göğüsten geri çektiği başıyla Kuzgun'u izledi. "Nasya, kendine inandırman gereken asıl kişi o. Pars zaten Nasya ne isterse onu yapacaktır." Saçlarına bıraktığı öpücükle geri çekildi ve Begüm yüzündeki yaşları yavaşça sildi.
"Sen de gidip onunla konuş. Ben kötü bir insan değilim Kuzgun, konuş Pars'la. O, benim için önemli. Bana sarf ettiği tüm o sözler canımı yaktı." Hızla arkasını döndü ve daha fazla ağlamamak adına aceleyle eve girdi.
Kuzgun içine çektiği derin bir nefesle Begüm'ün açık olan ana kapıdan içeri girişini izledi. Onun Pars'ı abisi gibi kabul ettiğini çok daha önce fark etmişti ve bu kırgınlık kardeşinden gelmiş gibi içerlenmesinin asıl sebebinin bu olduğunu biliyordu.
Düzeltmek zorunda olduğunu da biliyordu çünkü Begüm'e verdiği değerin bilincinde olan bir adamdı. O kadının üzülmesini ve hiç hak etmediği sözler duymasına tahammül edemiyordu.
Bedenini arkasına dönüğünde sıkkın bir nefesle adımlarını Pars'ın aracına doğru çevirdi. Yüzüne sakin bir gülümseme yerleştirdiğinde bir tehdit gibi görünmemesi gerektiğini kendine hatırlatması gerekti. Aracın yanında duran adımlarıyla yavaşça yan kapıyı açtı ve sessizce koltuğa oturdu.
Sağ ayağı aracın dışına sarkarken bakışlarını şoför koltuğundaki Pars'ın öfkeli yüzüne çevirdi. Elindeki telefona gergince bir şeyler yazarken Kuzgun hafifçe öksürdü ve dikkatini üzerine çekti. "Yoğun bir gün, diyorsun."
"Melih'i sonunda yakaladım. Şile'deki eve götürdüler. Onunla uğraşıyorum ve evet, gergin bir gün. Gözümü açtığım andan beri her şey bok gibi." Sıktığı dişlerinin arasından verdiği özetle Kuzgun artık daha da temkinli olması gerektiğini anlıyordu.
"Sabah Alphan'ı benzetmişsin, rahatlatmıştır seni." Alaylı sesiyle durumu normalize etmeye çalışıyordu.
"Asıl eziyeti bu gece Melih çekecek. Gerginlikten omuzlarım ağrıyor ve bir şekilde yumuşamam gerek, anlıyorsun değil mi?" Öfkesi bir an olsun yumuşamazken Kuzgun başını yavaşça salladı. "Begüm de bu öfkenin kurbanı oldu, desene." dedi mırıltıyla.
"Begüm yalnızca kendi bencilliğinin kurbanı oldu. Sınırı aştı ve durması gereken yeri gösterdim. Hepsi bu." Telefonunu ceketinin iç cebine yerleştirdiğinde Kuzgun diğer ayağını da aracın içine alarak aslanın inine yavaşça süzüldü.
"Kötü bir niyeti olmadığına eminim. Sadece dengeyi sağlamaya çalışıyor ve her şey üzerine kaldığı için bazen ne yapacağını bilmeyebilir. O bir insan Pars. Hata, biz insanlar için varlığını korumuyor mu?"
"Nasya'ya karşı hata yapamaz. Kardeşi dahi olsa buna izin vermem." Sesi yükselirken aracın içinde dolanan baskın hırıltı Kuzgun tarafından baş sallamalı bir onay aldı.
"Anlıyorum. Seni çok iyi anlıyorum ama ilk kez bir kardeşi oldu ve deneyimliyor. Ondan net bir tavır görmeyi beklemek haksızlık olur. Kendinle kıyaslama Pars, sen yıllardır abisin ama o henüz birkaç aylık bir abla." Yüzündeki hüzünlü gülümseme ile Pars'ın öfkesini bir nebze olsun dindirmeyi umdu.
"Fazla koruyorsun. " Pars'ın sorgulayıcı sesi meraklı gözleriyle birlikte Kuzgun'un üzerinde dolandığında ağırca yutkunan Kuzgun oluyordu. Gergince gülümsedi ve durumu toparlamaya çalıştı.
"Koruma değil, onlar kardeş. Bir şekilde halledecekler ama senin dilin zehirli bir hançer gibi Pars, çizik attığın her ruh kararmaya başlıyor ve Begüm'le ilgili emin olduğum bir şey varsa sana çok önem verdiği. Abisi olarak görüyor ve sözlerin ruhunu acıttı."
"Hoşlanıyorsun." Pars bedenini usulca Kuzgun'a döndüğünde gerilen şakakları ve şaşkın bakışları ile bir cevap bekledi.
"N-ne?" Kuzgun gergince kıpırdandığında Pars, emin bir şekilde salladı başını.
"Ondan hoşlanıyorsun. Artık eminim." Bunu bir suç işlemiş gibi lanse ederken sıktığı dişleriyle devam etti. "Bu hoşlantı karakterini değiştirmesin Kuzgun. Güvenimi sarsma benim. Aşkın insanı nasıl bir aptala dönüştürdüğünü çok iyi biliyorum. Sakın!"
Neredeyse tehditkâr çıkan tonlama, karşılık olarak Kuzgun'dan yorgun bir nefes aldı. Omuzları çöken genç adam yılgın bir fısıltıyla konuştu. "Sana olan sadakatimi hiçbir duygu değiştiremez Pars. Bunu biliyorsun. Beni bilirsin, yapma."
"Begüm'den bir süre uzak durmalısın belki de. Artık Nasya benimle birlikte ve onu gözlemlemen gereken ya da koruman gereken bir durum söz konusu değil. Sen de kendi hayatına odaklanabilirsin."
Bu bir rica ya da öneri değildi. Öyle görünüyordu ama değildi. Bu bir emirdi ve Kuzgun bunun ne demek olduğunu çok iyi biliyordu. Bu, 'Begüm'le olamazsın.' demenin başka bir yoluydu.
"Nasıl istersen abi." dedi sessiz bir fısıltıyla. "Sen ne dersen o." Yavaşça arabadan indiğinde eğilip aracın içine son bir çaba bıraktı. "Ama o kız sana çok değer veriyor Pars, seni hiç sahip olmadığı abisi gibi görüyor." Yüzünde hüzünlü bir gülümseme oluşurken sızlayan genziyle devam etti. "Ben uzaklaşırım ama sen kal. İnan bana en az İdil kadar çok seviyor seni." dedi çaresiz bir fısıltıyla.
Pars'ın yüzü umursamaz bir ifade ile Kuzgun'dan terse dönerken duygularını belli etmemek adına tınısına acımasızlık kuşandı. "Kimseye 'Beni sev.' demedim Kuzgun! Ve yalnızca kendi kardeşlerimin abisiyim! Önüme gelene merhamet dağıtan bir adam hiç olmadım."
"Begüm hak ediyor Pars, merhametini de abiliğini de hak ediyor. Yine de karar senin. Ben hep öyle yaparım bilirsin, son karar hep senindir." Geri çekildi ve aracına doğru ilerledi.
Pars, oturduğu koltukta önündeki direksiyona sert bir yumruk indirdi. Öfkesi dalga dalga yayılırken Kuzgun'un Begüm'e vurulduğunu çoktan anlamıştı. Uzak duracağından emindi ama kardeşi olarak gördüğü bir adama bunu yaptırmak hoşuna gitmiyordu.
♟♟♟