Genç kız kafedekilerle vedalaşıp Çiçek ile buluştuğunda Serhan üçüncüye arıyordu. Fakat Ecem bu kez de açmadı telefonu. Onun yerine bir mesaj daha gönderdi adama.
'Çiçek'le mahalleye dönüyoruz. Döndüğümde konuşalım mı?'
Cevap hızla geldi.
'İyi misin? Endişeleniyorum. '
Genç kız telefon ekranına bakarken sesli bir iç çekti.
'İyiyim.'
Mesajı yazıp telefonu yeniden cebine yerleştirirken arkadaşının dikkatli bakışları üzerindeydi.
" Ne diyor? Gitmiş mi? " diye sordu Çiçek merakla.
Başını salladı genç kız.
" Gitmiş, dönünce konuşuruz dedim. "
" Sen nasılsın peki? "
Omuz silkti Ecem bakışlarını yanından geçen gençlerde dolaştırırken.
" Bilmiyorum. "
" Ne konuştunuz Gamze'yle? "
Gelen soru, genç kızın bakışlarını yeniden arkadaşına yöneltmeye yetmişti.
" Benimle birlikte olma sebebinin egosunu tamir etmek olduğunu söyledi. " demesiyle Çiçek yüzünü buruşturdu.
" Neymiş neymiş? "
Ecem başını yeniden önüne çevirirken bir kez daha iç çekti.
" İşte onu terk ettiği için egosu zedelenmiş ve bu yüzden de benimle birlikteymiş. "
Çiçek'in " Aa orospuya bak! " diye yükselmesiyle Ecem gözlerini kocaman açtı.
" Şş sokağın ortasındayız Çiçek. "
" Ama dayanılır gibi değil çarpsaydın suratına bir tane! "
" Ya haklıysa? " demesiyle dudağını ısırmış ve suratı ısınmaya başlamıştı bile.
Saatlerdir bunu düşünüp duruyordu. Söylediklerinde haklı olabilir miydi? Sonuçta iki bambaşka kadın oldukları ortadaydı. Tek ortak noktaları cinsiyetleriydi açıkçası. Çiçek de bu soruyla durmuş ve arkadaşını da kolundan tutup durdurmuştu.
" Ciddi misin sen? "
Ecem sıkıntıyla solurken kaldırdı bakışlarını arkadaşına.
" Yani onun gibi güzel, alımlı ya da başarılı değilim. Neden beni sevdi ki? "
Çiçek kaşlarını daha derin çatarken arkadaşını kollarından hafifçe sarstı.
" Kendine gel. İlle de duyman gerekiyorsa söyleyeyim. Ondan daha genç, çıtır, iyi kalpli ve naziksin. Resmen kıskançlıktan kudurmuş da sana bok atmış. Sen de buna inandın öyle mi? Ayrıca ondan güzel olmadığını kim söyledi? Hayatını filli boya sponsorluğunda yaşıyor diye güzel sanıyorsun onu. Senin şu doğal güzelliğin yeter! Başarıya girme bile. Senin gibi kendi ayakları üzerinde sağlamca durabilen kaç kişi var ya? Baba parasıyla okumak kolay iş. Geçeceksin o işleri! "
Ecem, arkadaşının söylediklerini dolan gözleriyle dinlerken burnunu çekti.
" Ne bileyim sonuçta Alp Emre'nin kız arkadaşı da çirkin olduğumu söylemişti... Pek de güzel biri sayılmam Çiçek. "
Çiçek bu defa ciddi anlamda sinirlenmişti. Arkadaşının birtakım özgüven problemleri olduğunu en başından beri biliyordu ve son yaşananlar da bunu epey pekiştirmişti.
" Başlayacağım şimdi Alp'e de sevgilisine de! " der demez kızın tek kolunu bıraktı ve yanından geçmekte olan iki çocuğu durdurdu.
" Hey baksanıza! Sizce arkadaşım güzel mi? "
İki genç de Ecem'i tepeden tırnağa süzerken genç kız utançtan adeta taş kesilmişti. Çocuklardan biri " Çok güzel. " derken diğeri de " Çok tatlı. " dedi.
Çiçek onları eliyle kışkışlar gibi yolladı hemen.
" Tamam sağ olun. " sonra da Ecem'e döndü.
" Bak. Gördün mü? "
Ecem kaşlarını çattı aniden.
" Ya Çiçek delirdin mi ne yapıyorsun? Çok utandım! "
Çiçek de en az onun kadar sinirliydi.
" Utanırsan utan Ecem. Vallahi orta yerimden çatlayacağım! O kadın kıskançlıktan kudurmuş sana bir ton hakaret etmiş, onu orada yolacağına gelmiş haklı falan diyorsun bana. Şu kadını elime verseler de ağzını burnunu dağıtsam! "
" Ya tamam sakin ol. "
" Olamıyorum ya olamıyorum. Serhan'la da o zilliyi baş başa bırakmışsın zaten. Delirdin herhalde sen? " diyerek yeniden ilerlemeye başladığında Ecem de peşine takıldı.
" Ne olacak ki? " derken sesi tereddütlü çıkmıştı.
" Ne demek ne olacak? Orada eski nişanlısıyla konuşuyor adam sen buradasın. "
Ecem sessizleşti bunun üzerine. O kadının karşısında öylece duracak gücü yoktu ve bu sözleri bir de Serhan'ın yanında işitmek istememişti. Zaten yeterince utanmıştı. Metrobüse kadar sessizce yürümeye devam ettiler fakat Ecem'in kafasındaki sesler asla kesilmiş değildi. Birlikte metrobüse bindiklerinde ise Çiçek biraz daha sakinleşmişti.
" Kendi değerini bu kadar kolay sorgulamana kızıyorum. " diye fısıldadı arkadaşının kulağına.
Ecem yanıt vermedi. Haklıydı, çok kolay sorguluyordu kendini. Bunda belki de uzun yıllar tek yaşamasının etkisi vardı. Çünkü hayat yoluna eşlik eden kimse olmadığında neyi ne denli doğru yaptığınızı gözlemleyen ve sizi bu konuda yüreklendiren biri de olmuyordu. Aynısı kendini güzel bulmaması için de geçerliydi. Her şeyiyle sıradan bir kızdı işte.
" Seni sevmese ne diye birlikte olsun seninle? Beğenmese, hoşlanmasa? " diye sordu bu kez Çiçek.
Haklıydı fakat içinde bir ses sürekli Gamze ile karşılaştırıyordu kendisini. Boyunu, fiziğini, yüzünü, giyimini... her şeyi. Ofladı çaresizce. Yol boyu da bir daha konuşmadılar. Nihayet mahalleye vardıklarında Ecem sordu Çiçek'e.
" Senin nasıldı günün? "
" Berbat. " dedi Çiçek.
Ecem kaşlarını çattı hafifçe.
" Çiçek ne zamandır hislerini paylaşmıyorsun. Konuşmak ister misin? "
Genç kız adımlarını yavaşlatırken sesli bir iç çekti.
" Sanırım hayal kırıklığıyla başa çıkamıyorum. " diye itiraf etti.
Sonra ekledi.
" Yani ben galiba bir adım atmasını bekliyormuşum. Fakat o adım atmayınca ve sanki hiç birlikte olmamışız gibi beni yok sayınca... ağrıma gitti. Tabi adım atsa barışacak değildim ama böyle de çok değersiz hissettiriyor kendimi. "
Ecem başını salladı hafifçe. İşin aslı o da İbrahim bu işin peşini bırakmaz diye düşünüyordu fakat beklenen asla olmamıştı.
" Aslında bence böylesi daha iyi çünkü diğer türlü belki de kafanı karıştıracaktı Çiçek. "
Omuz silkti genç kız.
" Hiç pişman olmamasını yediremiyorum Ecem. Hiç mi sevmemiş beni? "
" Ben sevmediğine ya da üzülmediğine inanmıyorum. Sadece o duygularının ve davranışlarının sorumluluğunu alabilecek birisi değilmiş belli ki. Ailesi daha baskın geliyor olmalı. "
" Bana sorumluluk sahibi biri lazım. Çoluk çocukla geçirecek ömrüm yok. "
Ecem tam karşılık verecekken birkaç metre ilerideki tamirhaneden çıkan adamı görmesiyle sustu. Hakan da kendisini fark ettiği an durmuştu. Kızlar önünden geçerken seslenmek istedi fakat sonra vazgeçti. Ne diyeceğini bilemedi. Olanlardan sonra kızın karşısına çıkmaya yüz bulamamıştı ve hala ne diyeceğini de bilmiyordu. O gece yaşananlar tek seferlik bir şeydi, keşke olmasaydı fakat olmuştu işte. Başını önüne eğerken gürültüyle soludu. Azıcık var olan şansını da kendi elleriyle mahvettiğine inanamıyordu.
Evlerinin önüne vardıklarında Ecem durmuş ve arkadaşına bakmıştı.
" Ne zamandır Gülfem ablaya gitmiyoruz. Yemekten sonra bir uğrayalım mı? "
Gülfem Hanım'ın ikisini de silkeleyip kendine getireceğine emin gibiydi ve şu an buna çok ihtiyaçları vardı. Çiçek başını salladı.
" Yemeğin var mı? Yoksa gel annem pişirmiştir. "
Ecem başını çevirip arkasındaki eve baktı önce. Evde yemeği yoktu fakat asıl mesele bu değildi. Serhan ile konuşmaya hazır hissetmiyordu. O yüzden bu teklif cazip göründü gözüne ve tekrardan önüne dönüp başını salladı.
" Olur. "
***
Tülay Hanım kızların tabaklarına öğlen yaptığı zeytinyağlı taze fasulyeden koyarken sordu.
" Bu saatte gelmezdiniz siz hayırdır? İşten mi çıktın yoksa? "
Çiçek bu soruyla gözlerini devirirken Ecem yanıtladı kadını.
" İşimiz erken bitti bugün. "
Aslında işin bittiği falan yoktu. Çiçek tüm gün sakarlık edip durduğundan Ethem onu eve yollamıştı. Ecem ise Serhan'ın kafesine uğramış bile değildi. Tülay Hanım sesli bir şekilde iç çekerek koydu tabakları kızların önüne.
" Ne zamana kadar sürecek bu böyle? Senin okulunun da bitmesine az kaldı. "
Ecem çatalına taktığı fasulyeyi ağzına götürmeden önce cevapladı yeniden.
" Staj başvurusu yapacağım zaten ben. "
Tülay Hanım memnuniyetsiz suratıyla kızına döndü bu kez.
" Sen? Dilini mi yuttun kızım? "
Çiçek ağzındaki fasulyeyi çiğnerken annesine baktı.
" Ne zamana kadar ne demek anne? İşim bu benim. " diye yanıtladı huysuz bir edayla.
" Ne iş ama! Sanırsın cumhurbaşkanı. Gecelere kadar çalışıyorsun, hayır paraya ihtiyacın da yok ki. "
Çiçek bu kez sinirlenerek çatalını tabağına fırlatmıştı.
" Allah aşkına sadece bir kez olsun destek ol köstek değil. "
Tülay Hanım kaşlarını çatarken Ecem de gergince bıraktı çatalını.
" Nankör nankör konuşma. Hep destek oldum üçünüze de. "
Çiçek annesini duymazdan gelerek arkadaşına bakmıştı.
" Gidelim mi? "
Ecem başını salladı hızlıca.
" Nereye? " diye sordu kadın.
" Gülfem ablaya uğrayacağız. " yanıtını ise sofrayı toparlayan Ecem vermişti.
" Yemekleriniz duruyor. Yiyin öyle gidin. " dedi kadın tabakları kızın elinden zorla alıp masaya geri koyarken.
Bunun üzerine iki kız da sessizce geri oturmuştu. Dakikalar içerisinde yemeklerini yediler ve sofrayı toparlayıp evden çıktılar.
" Gülfem'e gidişimize de bozulmuştur şimdi. " dedi Çiçek.
Ecem sessiz kaldı. Tülay Hanım gerçekten anlaşması kolay bir kadın değildi. İki kız evin bahçesinden çıktıklarında arkalarından seslenen adamı duyup durmuşlardı. Serhan, uzun adımlarla kızlara doğru ilerliyordu. Ecem olduğu yerde huzursuzca kıpırdanırken Çiçek konuştu.
" İyi akşamlar Serhan abi. "
" İyi akşamlar ." dedi Serhan tam önlerinde dururken.
Fakat bakışları sevgilisinin asık suratındaydı.
" Yeni mi geldiniz? "
" Sayılır. " dedi Çiçek, Ecem'i zor durumda bırakmamak için.
" Konuşalım mı biraz? " diye sordu bu defa adam kız arkadaşının eline uzanırken.
Ecem eline değen parmaklarla ürperirken bakışlarını nihayet adamınkilerle buluşturmuştu.
" Gülfem ablaya gidiyoruz. Döndüğümde konuşsak? "
Serhan kaşlarını çattı bu yanıtla.
" Benden mi kaçıyorsun bana mı öyle geliyor? "
Çiçek ikili arasındaki konuşmaya dahil olmaktan utandığında ağzının içinde bir şeyler geveledi.
" Ben telefonumu unutmuşum alıp geliyorum. "
Hemen sonra bahçe kapısından girip eve geri döndü. Bir şey unutmadığını bal gibi bilen Ecem ise sıkıntıyla soludu.
" Kaçmıyorum. "
" Tamam o halde konuşalım? " dedi Serhan baş parmağıyla kızın elinin üstünü okşayarak.
Ecem başını salladı çaresizce. Sonra birlikte kendi evlerinin bahçesine ilerlediler.
" Vedalaştın mı kafedekilerle? "
Genç kız bir kez daha başını sallarken cebindeki anahtarı çıkartıp kapıya takmıştı. Kapıyı iki çevirişte açtı ve art arda girdiler içeri. Serhan ardından kapıyı kapattığında Ecem koridorda durdu ve kollarını göğsünde kavuşturdu.
" Evet? Neden gelmiş? "
Serhan kızın karşısına dikilirken alt dudağını yaladı sertçe.
" Barışmak istediğini söyledi. "
Ecem aldığı yanıtla buz keserken kısa bir an ne diyeceğini bilememişti.
" Beni bilmesine rağmen öyle mi? " dedi sonra hayretle soluyarak.
Serhan kızın koluna dokunurken yatıştırıcı bir sesle karşılık verdi.
" Ben haddini bildirdim merak etme. Bir daha böyle bir şey olmayacak. "
Genç kız alayla gülerken kollarını çözmüş ve adamın elini de kendinden uzaklaştırmıştı.
" Süper. Eğer düşünmek falan istersen... "
Serhan aniden çattı kaşlarını.
" Neyi düşünecekmişim? "
Omuz silkti bu kez Ecem.
" Ne bileyim? Sonuçta egon zedelenmişti ve bu geri dönüş sana iyi gelmiş olabilir. "
Serhan işittiği cümleyle kaşlarının havalanmasına mani olamazken tek elini saçlarına daldırdı.
" Sana da dedi öyle değil mi? "
Ecem sessizce baktı sevgilisine.
" Bu deli saçması hadsiz lafları sana da etti. "
Bir süre sessizlik içerisinde bakıştılar ve ansızın sordu genç kız.
" Neden benimlesin? "
Serhan aldığı soruyla sinirlendiğini hissederken ani bir hareketle kolunu kızın beline dolamış ve onu tek seferde kucağına almıştı. Genç kız şaşkınca kollarını adamın boynuna dolarken Serhan onu salona taşıdı ve koltuğa oturtup yanına yerleşti.
" Neyi bilmek istiyorsun? " dedi kızın yüzüne.
Sinirini ona yansıtmaktan imtina ediyordu.
Ecem bir kez daha silkti omuzlarını.
" Neden benimle olduğunu. "
Serhan bal rengi irislerini kızın yüzünde dolaştırırken genç kız utanmış ve başını eğmişti. Fakat adam, işaret parmağıyla çenesinin altından bastırıp geri kaldırdı sevgilisinin yüzünü.
" Hayranım sana. " dedi adam hiç düşünmeden.
Ecem şaşkınlıkla kırpıştırdı kirpiklerini.
" Hem de her şeyine. " diye ekledi Serhan.
" Çok gerçeksin Ecem. Çok doğalsın. İçten, saydam. Neysen osun. Bugüne kadar hiç tanımadım senin gibisini. Senin kadar iyi kalpli, azimli, çalışkan bir kadını daha önce hiç görmedim ben. Çok güçlüsün. Kimseye ihtiyacın yok, bana da. İhtiyacın olmamasına rağmen yanında olmamı istiyorsun. Ve bu o kadar kıymetli ki. "
Genç kız güçlükle yutkunurken kirpikleri nemlenmeye başlamıştı yeniden.
" Çok güzelsin. " dedi adam bu defa elini kızın yanağına taşıyarak.
Baş parmağıyla onun göz altlarını sildi nazikçe.
" Bakışın, gülüşün, çillerin, ah o dudakların... " dedi içi gide gide.
Ecem gerçekten inanacak gibi oldu o an güzel olduğuna. Yüreği titredi bu hisle.
" İlk vurulduğum yerdi gülüşün. O tatlı dudakların. Sapık olduğumu düşünmeni istemem ama... ilk istediğim şeydi o dudaklarının tadına bakmak. " derken gülümsedi adam.
Sonra omuz silkerek kaldırdı bakışlarını kızın yaşlardan parıldayan gözlerine.
" Gülüşünü öpmek istedim ilk. O kadar güzel gülüyorsun ki... "
Ecem yutkundu yavaşça.
" Etkilendim senden hem de ilk gördüğüm an. " der demez düzeltti. "Yıllar sonra ilk gördüğüm an yani... "
Ecem nihayet sesine ulaşma cesaretini göstermiş ve çatlamasını umursamadan sormuştu.
" Neyden etkilendin? "
Markette karşılaştıklarında pek de keyifli değildi kız. Gülümsediğini gördüğünü düşünmüyordu.
" Güzelliğinden. " diye yanıtladı adam onu.
" Doğal, saf, benzersiz güzelliğinden. Sonra iletişim kurdukça hayranlığım katlandı. Bilmiyorum çekildim işte sana. Gülüşünü görmek ise son noktayı koydu kalbime. "
Ecem tüm bunların gerçek olması düşüncesine tutundu sıkıca fakat yine de sormadan edemedi.
" Sana olan hayranlığımın etkisi var mıydı peki? "
Serhan kısa bir an sessiz kaldı bu soruyla. Çünkü bu konunun kızın kafasını en başından beri karıştırdığını çok iyi biliyordu. Sonra dürüstçe ve içtenlikle yanıtladı.
" Eğer bana olan hayranlığın, bana olan bakışına ve gülüşüne etki ettiyse evet var. " omuzlarını silkti.
" Ben onlara vuruldum çünkü. Ve eğer etkisi varsa umarım hiç bitmez çünkü bana hep böyle güzel bakmanı, hep böyle içten gülmeni istiyorum gün ışığı. "
Ecem sessizleşti yeniden. Serhan oluşan sessizlikten çekinerek devam etti konuşmaya.
" Seni, senin beni sevmenden bağımsız seviyorum Ecem. Belki senden bile çok seviyorum. Ona da söyledim bunları. Kalbini bu denli kırdığını bilseydim eğer onunla daha farklı konuşurdum üstelik. "
Ecem bu defa iki yana salladı başını.
" Hayır, bunlar yeterli. "
" Bir daha cüret edemez karşımıza çıkmaya. Söz veriyorum. "
Genç kız dudaklarını birbirine bastırırken başını salladı.
" Teşekkür ederim. "
Serhan ise sıkıca sarıldı kıza.
" Özür dilerim böyle bir şeye maruz kalmana ben sebep oldum. "
" Senin bir suçun yok. Nereden bilebilirdin ki? "
Bir süre sarılı vaziyette oturdular ve sonra adam hafifçe geri çekilip baktı kızın yüzüne yeniden.
" Babama kırıldın mı? Kafaya takmış kırdım galiba Ecem'i diyor. "
Ecem iç çekti bu soruyla.
" Hayır... Sadece üzüldüm. "
" O da ne yapacağını bilememiş görünce. Ayıp olmasın diye almış eve ama sana da mahcup hissetmiş. "
" Anlıyorum. "
Serhan bir süre baktı kızın kırgın suratına.
" Seni iyi hissettirmek için ne yapabilirim? Böyle olmana dayanamıyorum. Üstelik benim yüzümden... "
" Biraz zaman ver. Henüz çok sıcak. " diye fısıldadı Ecem.
Serhan keyifsizce güldü bu yanıtla.
" İşte bu benim en beceremediğim şey. Benden uzak durmanı istemiyorum. Sadece birkaç saat sesini duyamamak bile beni çileden çıkartmaya yetti. "
" Durmam. Sadece hemen iyi olmamı bekleme. " dedi genç kız anlayışla.
Serhan gürültüyle iç çekerken yeniden ellerini kızın yüzüne yaslamıştı.
" Tamam. Ama... aklında bir soru işareti kalmadı öyle değil mi? "
Ecem başını iki yana salladı bu kez.
" Kalmadı. "
" Tamam. " derken alnını kızın alnına yasladı genç adam.
" Ecem... sen kızıyorsun ama yine de söyleyeceğim. " diye fısıldadığında genç kızın kaşları çatılmıştı.
" Benim niyetim ciddi. "
Ecem bu kez gülmüştü. Onu güldürmüş olmak hoşuna gitti Serhan'ın ve başını geriye çekip izledi kızın gülen yüzünü.
" Vallahi bak. Evlenesim var seninle. " dedi sonra.
Genç kız kocaman gülümserken salladı başını.
" Biliyorum. "
Serhan kızın, bu isteğine asla karşılık vermeyişine gülerken avuçları arasında tuttuğu minik yüzü hafifçe kendine çekmiş ve burnuna bir öpücük bırakmıştı.
" Seni seviyorum. "
Ecem'in gülümseyişi büyüdü.
" Ben de seni seviyorum. "
Serhan bu kez başını hafifçe eğip kızın dudaklarına uzanmıştı ki Ecem'in çalan telefonuyla durdular.
" Çiçek galiba. " dedi genç kız yüzünü adamın elleri arasından çekip telefonunu ararken fakat bulamadan arama sonlanmıştı.
" Gülfem ablaya gidecektik de. " dedi ve koltuktan kalktı. " Geç olmadan gidelim. "
Serhan da ayağa kalkarken iç çekmişti.
" Öpücüğümü alsam da öyle gitsen? "
Ecem kısa bir an düşünür gibi yapsa da dudağının kenarının yukarıya kıvrılmasıyla niyetini belli etmişti. Serhan da onun gibi gülümseyerek eğildi ve kızı bir kez daha belinden yakalayıp havaya kaldırdı. Genç kız ayakları boşlukta sallanırken ellerini adamın omuzlarına yerleştirmişti.
" Ağır gelmiyor muyum? " diye sordu merakla.
Adam resmen tek koluyla kendisini havada tutuyordu.
" Sen mi? Minicik bir kuştan farkın yok. " diye yanıtladı Serhan onu, dudaklarını kızınkilere bastırmadan hemen önce.
Genç kız dudaklarına temas eden yumuşacık dudaklarla gözlerini yummuş ve anın tadını çıkartmaya koyulmuştu ki bu kez de zil çalmaya başladı. Serhan kaşlarını çatarken kızdan ayrılmayı reddedecek oldu fakat Ecem omuzlarına vurarak durdurdu onu.
" Açmam lazım. " dedi fısıltıyla.
Serhan aç gözlerle kızın dudaklarına bakarken iç çekti.
" Açalım bakalım kimmiş bu bana düşman olan? " dedi yalancı bir sinirle.
" İndirsene beni. "
Adam kızı yere indirir indirmez Ecem koşarak kapıya gitmişti. Açmadan önce delikten baktı ve gördüğü görüntüyle olduğu yere çakılıp kaldı. Kaşları hayretle saç diplerine yükselirken Serhan da arkasında bitmişti.
" Kim? " sorusunu işitmesiyle irkilerek adama döndü ve sertçe yutkundu.
Serhan onun gerginliğini fark ettiğinde eğildi ve mercekten bir de kendisi baktı. Tüm bedeni kaskatı kesilirken doğrulmuş ve bakışlarını yeniden kıza indirmişti.
" Aç bakalım derdi neymiş? Burada olduğumu belli etme. "
Ecem hiç yapmak istemediği şeyi yapmaktan başka bir çaresi olmadığını fark ettiğinde omuzlarını önüne düşürdü ve kapı koluna uzandı. Ona kalsa evde yokmuş gibi yapardı fakat şu an Serhan buna ölse de izin vermeyecekti. Üstelik bu saate evinin önünde ne işi vardı bu adamın? Nefesini tuttu ve içinden makul bir sebebi olmasını dileyerek indirdi kapı kolunu.
Adamın bakışları kendininkilerle buluştuğunda çatlayan sesiyle konuştu.
" Ulaş Hocam? "