İçeriğe geç

AHMAKISLATAN

Bölüm 25 · 30 dk okuma

AHMAKISLATAN

Bölüm 25

A-25

Merhaba yıldıza basmayı unutmayalım.

Serhan'ın ortalığı toparlamasının üstünden epey zaman geçmiş ve iki sevgili hala birbiriyle tek kelime konuşmamıştı. Adam sesli bir iç çekerken kafenin en uzak köşesinde, kollarını bağlamış vaziyette oturan genç kıza doğru ilerledi. Küs kalmak ona göre değildi. Fazla bile uzamıştı bu aralarındaki gergin sessizlik.

" Tamam asma artık suratını. Önemli bir şey yok. "

Ecem hemen dibinde biten bedene kaçamak bir bakış atarken sessizliğini korudu.

" Güzelim, kafaya takılacak bir şey yok. " dedi adam sevgilisinin omzuna elini yerleştirirken.

Ecem bu defa başını kaldırmış ve gözlerini sevgilisininkilere dikmişti.

" Çok fazlalar mı? "

Serhan, kızın kendisine ilgi duyan müşterileri sorduğunu anlamıştı elbette.

" Hayır. Ben zaten öyle bir durum hissettiğimde oradan uzaklaşıyorum. İletişime geçmiyorum yani. " dedi ikna edici bir ses tonuyla.

Ecem tam dudaklarını aralamışken arkadan duyulan ses tüm dikkatlerini dağıtmaya yetmişti.

" Şu senin için gelip duran hatunu mu anlattın? " diyerek yaklaşan Ethem'den başkası değildi.

Ecem ansızın kollarını çözerken oturduğu sandalyeden kalkmış ve bu hareketiyle Serhan'ın eli de boşluğa düşmüştü.

" O kim? "

Ethem pot kırdığını anlamasıyla olduğu yerde durdu ve gergince Serhan'a baktı.

" O kim dedim Ethem? " diye üsteledi genç kız.

Eş zamanlı olarak Serhan da eliyle yüzünü sıvazlıyordu.

" Senin çenenin yayını... "

" Hiç yenge. Kim olacak? " diye geveledi Ethem bu kez.

Fakat Ecem'in durmayacağı ortadaydı.

" Serhan? " diye sesini yükseltirken bir kez daha sevgilisine çevirmişti başını.

" Önemsiz biri. Ethem, bana ilgi duyduğu için geldiğini düşünüyor ama sevgilim olduğunu söyledi. Merak etme. "

Ethem başını salladı hızla.

" Söyledim. Vallahi söyledim ilişkisi var çok da mutlu dedim. "

Genç kız duydukları karşısında ne tepki vereceğini bilemezken Serhan ona bir adım daha yaklaşmıştı.

" Her gün mü geliyor? Sevgilin olduğunu öğrenmesine rağmen mi geliyor? " diye sıraladı bu kez sorularını Ecem.

Bakışları bir karşısındaki adamın gergin yüzünde bir de yanında dikilen Ethem'de git gel yaparken Serhan yanıtladı sorusunu.

" Ethem'in düşüncesi dedim ya güzelim. Kız açık açık bir şey demedi hiç. "

Ecem artık kaş çatmaktan başının ağrıdığını hissederken bakışlarını bir kez daha Ethem'de sabitlemişti.

" Sen neden öyle düşündün? "

Ethem yardım ister gibi Serhan'a baktığında Serhan derin bir iç daha çekti. Durduk yere kızı huzursuz etmişti ayarsız herif.

" Ya ne bileyim aaa! Üstüme gelmesenize! Üstüme gelinince saçmalıyorum ben. " diyerek arkasını dönmeye yeltendiğinde kolundan yakaladı Ecem.

" Ethem neden öyle düşündün diye sordum. "

" Çünkü Serhan'ı süzüyor. Oh be söyledim işte. " derken kolunu çekip kurtardı kızın elinden.

Ecem içinde patlayan hislere mukayyet olamazken sinirini bir kez daha sevgilisine yöneltmişti.

" Hani böyle durumlarda sana haber vermemi istiyordun sen? Tek taraflı bir anlaşma mıydı bu Serhan? "

" Sevgilim bir dur gözünü seveyim, öyle değil. " derken uzanıp ellerini tuttu kızın.

Ecem ne kadar sinirli de olsa onun açıklama yapmasını bekledi usulca. O an için tek isteği içinin biraz olsun rahatlatılmasıydı.

" Ben görmedim öyle bir şey. Ethem'in abartması diye düşündüm. Ama haber de yolladım yine de sevgilim var diye. Laf arasına yedirmiş Ethem. Zaten o geldiğinde masasına başkasını yolluyorum. "

Genç kız duyduklarından tatmin olmazken suratını daha da asmıştı.

" Sürekli mi geliyor? "

" Birkaç gündür her sabah burada. " dedi Ethem pat diye.

Serhan ona ters bir bakış daha gönderdiğinde ise ekledi.

" Ama merak etme. Serhan o gelir gelmez arkaya tüyüyor zaten. "

Ecem ellerini adamın avuçlarından çekerken huysuzca söylendi.

" Şahane. Ethem ötmese haberim de olmayacak böyle bir şeyden. "

" Ötmek falan pek olmadı sanki. " diyen Ethem'i ikisi de umursamadı.

" Güzelim kızla herhangi bir şekilde iletişime geçmiyorum ki. Gelip ne diyecektim? Kafeye gelen bir kız var Ethem beni beğendiğini düşünüyor mu diyecektim? " diye kendini savundu bu defa Serhan.

Ecem, adamın sözlerini kulak ardı ederken sordu.

" Güzel mi? "

Bu soru karşısında hiç vakit kaybetmeden ağzını açan Ethem'in;

" Vallahi... " diye lafa girmesiyle, Serhan da boş durmayıp aniden arkadaşına işaret parmağını doğrultmuştu.

" Sakın! "

Susturmuştu çünkü ayarsız ayarsız konuşup kızın huzurunu daha da kaçıracağına emindi. Ethem bu ikazla söyleyeceklerini yuttuğunda Ecem sinirle güldü.

" Harika! "

Serhan artık çaresizlikten avcunun içini alnına vurdu.

" Güzelim konuyla bir alakam yok diyorum. " diye isyan edercesine bir kez daha şansını denese de Ecem'in tepesi atmıştı bir kere.

" Bundan sonra benim çevremde olan biten tek bir şeyi bile öğrenemeyeceksin Serhan. " dedi asabice.

" Ecem, kızın teki gelmiş bana bakıyormuş diye ben niye cezalandırılıyorum şu an? " diye sordu huysuzlanarak adam.

" Bana anlatmadığın yetmezmiş gibi bir de Ethem'i susturuyorsun Serhan. " dedi kız bu kez.

" Ya gevşek gevşek konuşup canını sıkacak diye ben... Of! Tamam konuş, konuş ne bok diyeceksen de! " derken bedenini arkadaşına çevirmişti yeniden.

Ethem ise bunun üzerine sessizce Serhan'a baktı.

" Şimdi de susuyor. Aklımı kaçıracağım aklımı. " diyerek parmaklarını saçlarının arasından hırsla geçirdi Serhan.

Ecem gergince sevgilisine bakarken Ethem boğazını temizledi.

" Tamam anlatıyorum o zaman. "

Serhan, burnundan güler gibi bir ses çıkarttığında Ecem tüm dikkatini yeniden Ethem'e vermişti.

" Ara ara bunu kesmeye gelen üniversiteli kızlar oluyor zaten. Ama çoğu üçüncüye gelmiyor mekana. " demesiyle kaşları daha da çatılan Ecem'i sakinleştirmek için hızla ekledi Ethem.

" Hiç heyheylenme, Serhan çoğunun farkında bile olmuyor. Ben dikkat ettiğimden görüyorum yoksa bunun iş güç başka. "

Serhan sessizce beklerken Ecem sert bir şekilde yutkunmuştu. Kızların sevgilisinden bu kadar etkilenmesine şaşırmıyordu fakat bu durum canını fazlasıyla da sıkmıştı.

" Ama bir tane kız var işte. Sanırım üniversiteli de değil. Bir başka yani bakışları. Nasıl desem? " dediği an Ecem nefesini tuttu.

" Yani böyle of anla işte. Yiyecek gibi bakıyor adama. " demesiyle Serhan gürültüyle soludu.

" Ya sabır. Bilerek seçiyorsun bu kelimeleri anasını satayım. "

Ecem ise içinde çağlayan kıskançlıkla bir kez daha Serhan'a yöneltmişti dikkatini.

" Ve sen fark etmedin öyle mi? " diye sordu inanmayarak.

" Fark etmedim çünkü müşterilerle ilgilenen Ethem. Ben ekiple ilgileniyorum. Bakmıyorum ki kafede kim var kim yok. Ara sıra servise yardım ediyorum hepsi bu. "

" Doğru söylüyor. Bir de Serhan bu konularda pek iyi değildir zaten. " diyerek hak verdi Ethem arkadaşına.

Sonra ekledi.

" Ben söyledim böyle böyle bir durum seziyorum diye. O da sevgilim olduğunu kaçır kulağına kalkıp gitsin dedi. Ama kız pek oralı olmadı... " derken sesi gittikçe kısılmıştı.

Ecem'in kaşları hayretle havalandığında, Ethem konuşmasını tamamlamak için son cümlesini de kurdu.

" Kız da ne yalan söyleyeyim bayağı iyi. "

Ecem artık daha fazla şey duymak istemediğine kanaat getirdiğinde yumruklarını iki yanında sıkarak adamların yanından geçmişti.

" Çiçek! "

" Uyuyor sessiz ol. " diyen Ethem'i umursamadan arkadaşına seslenmeye devam etti genç kız.

" Çiçek kalk eve gidelim artık! "

Ecem kafenin arka tarafına ilerlerken Serhan burnundan soluyarak baktı arkadaşına.

" E ben sana ne diyeyim ki? "

" Ne ya sen anlat dedin. "

" Ben bunun hesabını sorarım sana. " diyerek Ecem'in peşine takıldı Serhan.

" Güzelim bırak kız uyusun. "

Ecem ardından gelen adamı umursamazken Çiçek'in yattığı odayı bulmuştu.

" Çiçek hadi kalk artık eve gidelim, taksi çağıracağım. "

Çiçek yattığı kanepeden yüzünü buruşturarak doğrulurken Serhan da kaşlarını çattı.

" Ne taksisi Ecem ben varken? "

Ecem onu bir kez daha duymazdan geldiğinde Serhan dayanamamış ve kızın kolunu kavrayıp bedenini kendine çevirmişti.

" Yapma şöyle. Kız bağır çağır ama görmezden gelme. "

Çiçek oturur pozisyona geçmişken kafası karışık bir biçimde önündeki ikiliyi seyrediyordu.

" Benim sana söyleyecek bir sözüm yok. Bırakır mısın kolumu? "

" Ecem, anlattı ya her şeyi. Bana neden kızgınsın hala? " diye üsteledi adam sabırsızca.

" Sen söylemeliydin. Böyle bir şeyden şüpheleniyor Ethem demeliydin. "

" Yavrum ben neden durduk yere böyle bir şey deyip canını sıkayım senin de? "

Ecem kaşlarını daha da çattı bu kez.

" Ben de sabahtan akşama kadar kafede çalışıyorum. Biri beni beğendiği için her gün gelse bilmek istemez misin? "

Ethem sesli bir soluk bıraktı dudaklarının arasından, Ecem ise konuşmasına müsaade etmeden ekledi.

" Ama tabi artık kaç kişi geliyorsa böyle. Hangi birini söyleyeceksin sen de haklısın! "

Adam kaşlarını çatarken sordu.

" Şu an tam olarak neyin tribini yiyorum ben? Sana Ethem'in şüphelerinden söz etmememin mi yoksa başkalarının beni beğenmesinin mi? "

Ecem cevap veremedi bu soruya. Onun yerine yeniden arkadaşına baktı ve keyifsiz bir sesle konuştu.

" Eve gidelim mi artık geç oldu? "

Çiçek şaşkın bakışlarını Ecem ve Serhan'da dolaştırmayı keserek başını salladı hızla.

" Gidelim. "

Sonra oturduğu kanepeden kalktı ve çantasını eline aldı. Ecem önden Çiçek arkasından odadan çıktıklarında Serhan da peşlerindeydi. Ethem bakışlarını hem Ecem'den hem de Serhan itinayla uzak tutarken Çiçek'e dikti.

" Dinlendin mi biraz? "

Çiçek başını salladı hafifçe.

" Üzme kendini olur mu? Hayırlısı olmuş bence. "

Genç kız cevap vermedi bu kez. Serhan ise bu sessizliği son derece gergin sesiyle böldü.

" Kafeyi sen kapatırsın ben kızları mahalleye götüreyim. "

Ecem itiraz etmediğinde Çiçek de sesini çıkartmadı. Birlikte kafeden çıkıp Serhan'ın arabasına yerleştiler ve sessizlik içerisinde yirmi beş dakika kadar yol gittiler. Araba, Ecem'in evinin önünde durduğunda Çiçek apar topar inmiş ve koşar adımlarla bahçeye girmişti. Ecem de hızla peşine takıldığında çantasından anahtarını çıkartmakla meşguldü. Çok geçmeden anahtarı buldu ve kapıyı açtı. Çiçek önden içeriye süzüldüğünde Ecem'i durduran şey Serhan'ın eli oldu. Dönüp arkasındaki adama bakarken kaşları hafifçe çatılmıştı.

" Yapma böyle, anlattım her şeyi işte. Tamam bir dahakine direkt anlatacağım. "

Ecem tek kaşını kaldırırken abartılı mimiklerle sordu.

" Ha bir dahaki de var? "

Serhan kısa bir süre için gözlerini sıkıca yumup sonra yeniden açmıştı.

" Güzelim ne yapmamı istiyorsun şu an? "

" Kapımdan ayrılmanı. " dedi Ecem asabiyetinden gram ödün vermeyerek.

Serhan da bunun üzerine pes etti.

" Yemin ediyorum şu inadın bitirecek bizi. " diye söylenerek arkasını döndü ve uzaklaşmaya başladı.

Ecem sessizce gidişini izledi bir süre ve sonra içeriye girip kapıyı kapattı. Belki çocukluk ediyordu fakat tutamamıştı kendisini. Kendi ne zaman ne yapsa söylüyordu, çünkü Serhan bilmek istiyordu. Ama o her şeyi anlatmıyordu belli ki. Kim bilir daha neler vardı. Asık suratıyla salona girdiğinde Çiçek'i koltuklarından birinde oturmuş halıyı izlerken buldu ve sertçe yutkundu. Arkadaşının en zor günüydü ve kendi derdine düşmüştü. Üstelik onunkinin yanında dert bile sayılmazdı. Hızla toparlanıp ona doğru ilerledi ve bir çırpıda yanına oturdu.

" Çiçek iyi misin? "

Genç kız omuz silkti.

" Nasıl iyi olabilirim ki? Her şey mahvoldu. Verdiğim tüm emekler. Onca zaman, çaba hepsi ziyan oldu. "

Ecem derin bir iç çekerken uzanıp tuttu ellerini Çiçek'in.

" Onunla konuşmak ister misin? "

Omuz silkti Çiçek yeniden.

" Ne konuşacağım ki? Annem, abim hayatta müsaade etmezler artık bu işin olmasına. Hem... kırgınım ben ona. Korumadı beni. "

" Belki kendini açıklamasına müsaade etmek içini rahatlatır? "

" O tavrının ne gibi bir açıklaması olacak Ecem? Düğün günümüzü berbat etmek istemedim diye geveleyecek. Berbat olmadı mı şimdi? Onca hakareti işitirken ben düğün günümüz berbat olmamış mıydı? "

Ecem, arkadaşının öfke ve hayal kırıklığıyla parlayan gözlerine bakarken ağırca yutkundu.

" Sana bir şey soracağım ama kızma bana. " dedi sonra çekinerek.

Çiçek gözlerini halıdan kaldırıp arkadaşının bakışlarına dikti.

" Kızmam. "

Kızacak mecali dahi yoktu işin aslı. Ecem alt dudağını yaladı sertçe.

" İbrahim'e aşık mısın? "

Çiçek kısa bir an sessiz kaldı bu soruyla. Düşündü. Kalbini yokladı.

" Seviyorum onu. " dedi en nihayetinde.

Ecem, arkadaşının ellerini sıktı güç verircesine.

" Biliyorum onu. Ama aşık mısın? "

Çiçek iç çekti bu kez.

" İnsan aşık olduğunu nasıl anlar ki? "

Ecem başını yana eğdi hafifçe.

" İnsan aşık olduğunda bu soruyu sormaz Çiçek. " diye fısıldadı.

İçten içe hep biliyordu aslında, Çiçek'in İbrahim'e duyduğu hislerin aşk olmadığını. Çiçek ailesi öyle istiyor diye İbrahim ile evlenmeye razı gelmiş hatta bunu fazlasıyla normalleştirmişti. Bu uğurda da onunla vakit geçirmeye başlamış ve onunla ilgili hayaller kurmuştu. Elbette onu sevmişti. Hatta çok sevmişti. Ama asla aşık olmamıştı. Bu çok planlı ve olması gerektiği için olan bir sevgiden ibaretti.

" Ne fark eder? " dedi Çiçek bu defa.

" Herkes aşık olmak zorunda mı hem? " diye ekledi.

" Bilmiyorum. Belki de değildir. Ama kendine hiç şans vermedin ki. Ailenin uygun gördüğü ilk insanla evlenmeyi kabul ettin. "

" Bu yanlış mı bir sürü insan bu şekilde evleniyor. " derken ellerini yavaşça geri çekti Çiçek.

" Elbette değil. Sonuçta tanışıp anlaşıp sevdikten sonra evlenmenin nesi yanlış olacak? Ama hatırlasana. Çocukluğumuzdan beri hep çok aşık olacağından bahsederdin. Çok aşık olup evleneceğinin hayallerini kurardın. "

Omuz silkti genç kız.

" Adı üstünde hayal. Evden bile çıkmıyorum. Kimle tanışacağım da aşık olacağım ki? Mümkün olan tek yol buydu. Belki aşık olmamışımdır ama seviyorum İbrahim'i ben. " sonlara doğru sesi gittikçe kısılmıştı.

Ecem'in kalbi kırıldı bu sözlerle.

" Çiçek, sen de aşık olmayı hak ediyorsun. "

Genç kız başını iki yana salladı bu kez.

" Böyle bir abim varken mi? "

Ecem sessizleştiğinde Çiçek oturduğu yerde doğruldu.

" Sen anlat bana. Nasıl bir his aşık olmak? Dizilerde bahsedildiği gibi mi? "

Genç kız kısa bir an Serhan'ı düşündü. Yıllardır ona olan hislerinin hiç tükenmemiş olması aşk değil de neydi?

" Sanırım biraz deli olmak gerekiyor aşık olabilmek için. " dedi sonunda.

Omuz silkerken yeniden baktı arkadaşına.

" Yıllar da geçse aynı heyecanla kalbini çarptıran birini düşünsene. Her gün aynı filmi izlesen, aynı müziği dinlesen bıkarsın ama onu görmek, sesini duymak için can atıyorsun. İnsan içinde bulunduğu evi bile değiştiriyor. Ama kalbine yerleşene dokunamıyor işte. Şu... " derken eliyle hemen ayaklarının altındaki İran halısını işaret etti.

" Halı bizden yaşlıdır. Dedem çok severdi. Bir kez olsun bunu atıp da yenisini almayı düşündüğünü duymadım. Bu öyle işlemiş ki içime, ben bile düşünmedim bu ihtimali. İşte aşk da böyle bir şey. Mecbur olduğun için değil, ihtimaline dahi mahal vermediğin için."

Çiçek arkadaşının parlayan gözlerle sıraladığı cümleleri dinlerken sesli bir iç çekmişti.

" Çok seviyorum ben İbrahim'i. Daha çok sevmek nasıl mümkün olur aklım almıyor bunu. " diye itiraf etti.

" Çiçek, yanlış anlaşılmaktan korkuyorum ama. Saatlerdir ağladığın şey yıkılan hayallerin ve verdiğin emekler. Sen İbrahim'i kaybettiğin için ağlamadın hiç. Farkında mısın? " dedi Ecem çekinerek.

Genç kız ise bu tespitle düşüncelere daldı. Haklıydı arkadaşı. Dövünüp durduğu şey onca emeğin ziyan olması, hayalini kurduğu evliliği gerçekleştirememesiydi. İbrahim'in kendisini savunmayışına da bozulmuştu elbette. Fakat onu kaybediyor gibi hissetmemiş, buna üzülmemişti. Daha çok öfke ve hayal kırıklığıydı hissettikleri. Muhtemelen iddia ettiği gibi çok sevse ilk üzüldüğü şey sevdiği adamdan ayrı düşmesi olurdu.

" Sence ben... onu o kadar da sevmiyor olabilir miyim? " diye sordu kafası karışırken.

" Bunu bir tek sen bilebilirsin. " dedi Ecem dürüstçe.

" Mesela, nesini seviyorsun?" diye sordu sonra yardımcı olmak isteğiyle.

" Beni mutlu etmeye çalışıyor. Genelde bir dediğimi iki etmez. Sonra iyi bir dinleyicidir. Beni sevdiğini söyler bazen. " dedi ve tıkandı genç kız.

Şimdi ikisi de sessizdi. Ecem böyle bir gecede bu kadar derin bir yerden giriş yaparak arkadaşının aklının bulandırdığı için pişman olduğunu hissederken Çiçek aydınlanmalar yaşıyordu. Hiç hazır olmadığı aydınlanmalar. Kaşları derince çatılırken sinirle soludu.

" Ben neden hep bana verilenle yetindim Ecem? " diye sordu birden.

" Baksana, gelinliği mahalle terzisinde diktirdim. Ona bile laf ettiler. Saçlarımı makyajımı Gülfem Ablaya yaptırdım. Pahalı dediler. Araba kiralatmadım abiminkini süsledik. Çeyizimi kendi ellerimle yaptım. Bir şey bile getirmediler bana. "

Ecem sessizce arkadaşını dinlerken Çiçek daha önce farkına varmadığı şeylerle yüzleşmeye devam etti. Bütün geceyi yer yer konuşup yer yer hüzünlenerek geçirdiler ve nihayetinde ikisi de uyuyakaldı. Ecem sabah alarmına güçlükle kalktığında Çiçek asla uyanmamıştı. alarmı kapattı ve kendini banyoya attı. Hızla elini yüzünü yıkayıp dişlerini fırçalarken telefonuna gelen arama ve mesajlara göz atıyordu. Birkaç arama Tülay Hanım'dandı. Çiçek'in kendisinde olduğunu onlara söylemişti çünkü endişelenmelerini istememişti. Fakat gelmemelerini rica etmişti. Tülay Hanım ise bu ricaya saygı gösterdi fakat bu saygı bir gecelik bir şeydi. Bugün Çiçek ile konuşacak ve nişanda takılanları geri yollatacaklardı. Karar verilmişti. Melih kardeşini böyle bir aileye kurban etmeyeceğine yemin etmişti çoktan.

Ecem saçlarını at kuyruğu yapıp odasına girdiğinde yeni bir mesaj düştü ekranına.

Serhan.

' Günaydın, hala kızgın değilsen ben götüreyim mi seni? Konuşuruz biraz. '

İşin aslı hala kızgındı fakat dün o kadar aşktan söz edince kalbi de yumuşamıştı.

' On dakikaya çıkıyorum.' yazdı ve gönderdi.

Ardından üstüne kafenin logosunu taşıyan beyaz lakosunu ve siyah pantolonunu giyip çantasına da krem renk bir bluz attıktan sonra evden çıktı. Serhan çoktan kapıdaydı.

" Günaydın. " dedi yeniden, kızı gördüğünde.

Ecem başını hafifçe sallarken ayakkabılarını giydi.

" Günaydın. "

" Çiçek nasıl oldu? "

Ecem bu kez sesli bir iç çekti.

" Üzgün. "

" Sen nasılsın peki? " diye sordu Serhan.

" Bilmiyorum. " diye yanıtladı Ecem onu.

Adam bunun üstüne bir şey dememiş ve birlikte arabaya ilerlemişlerdi. Sokaktan geçen iki gencin kendilerine baktığını fark eden Ecem kendi kendine söylendi.

" Mahallenin dilinde iki başlık var tabi... "

" Ne anlamadım? "

Genç kız arabaya yerleşip kapısını kapattıktan sonra Serhan da kendi koltuğuna yerleşti.

" Mahalleli diyorum, dün geceden bayağı malzeme çıkarttı. Çiçekler ayrı biz ayrı. "

" Ha dansı diyorsun. " derken arabayı çalıştırdı adam.

" Pişman mısın yoksa? " diye sordu bu kez.

Omuz silkti Ecem.

" Değilim. Onlarla uğraşacak halim yok sadece. "

" Uğraşmayacağız kimseyle merak etme. " diyerek arabayı park halinden çıkarttı Serhan.

Yola koyulduklarında Ecem'in telefonu çalmaya başlamıştı. Genç kız telefonu açıp kulağına yasladığında Serhan'ın da dikkati ondaydı.

" Efendim? "

" Günaydın dünden beri ulaşamıyorum sana merak ettim. Kafede misin bugün? "

" Sorma ortalık karışık mahallede. Evet geçiyorum şimdi. "

" Ne oldu? "

" Anlatırım okuldasın bugün değil mi? "

" Kafedeyim şu an. "

" Aa, sabah dersin yok muydu? "

" Vardı da gitmek istemedi canım. Öğlen birlikte geçeriz. "

" Olur. "

" Tamam görüşürüz. "

" Görüşürüz. "

Genç kız telefonu kapatıp çantasına koyarken Serhan boğazını temizleyerek sordu.

" Mert mi? "

" Evet. "

" Ne olmuş? " dedi bu kez.

Bir yandan da kızın cevap vermemesinden çekiniyordu.

" Kafedeymiş onu haber verdi. " dedi Ecem omuz silkerek.

Serhan başını hafifçe sallayarak dikkatini yola verdiğinde Ecem aklına gelen şeyle başını ona çevirmişti.

" Bir şey soracağım ama fazlasıyla garip gelebilir. "

Serhan, kızın sesindeki tereddüdü işittiğinde tek kaşını kaldırdı.

" Evet? "

Ecem alt dudağını yaladı önce, tarttı biçti. Ve nihayetinde sormaya karar verdi.

" Ethem... Çiçek'ten hoşlanmış olabilir mi? "

Serhan'ın kaşları havalanmıştı bu soruyla.

" Neye dayanarak sorduğunu sorabilir miyim? " dedi tekrardan yola bakarken.

" Tavırları falan... ne bileyim. Bir de Ecem'e dün mesaj attı. Nasıl oldun diye. "

" Numarasını ne ara almış? " diye sordu Serhan.

" Dün odaya götürdüğünde konuşmuşlar epey. O da garip geldi. Çünkü Çiçek ondan pek haz etmemişti. Ama herhalde çok üzgün olunca umursamamış kim olduğunu. Dertleşmiş. O ara almış işte numarasını. Gece de yazınca... ne bileyim. "

Serhan boğazını temizledi konuşmadan önce.

" Yani açıkçası ben de dün neden mahalleye geldiğini merak ediyorum ama henüz konuşamadık. "

" Nasıl yani? Senin için geldiğini söylemişti bize. Senin haberin yok muydu? " dedi Ecem şaşırarak.

" Yok. Yani zaten telefon denen bir şey var. Önemli bir konu olduysa arar. Ne diye gelsin te buraya kadar? "

" Yani... sence düğünü mü merak etti? " dedi genç kız bu kez.

Daha da şüphelenmeye başlamıştı.

" Yani Ethem biraz gariptir. Ona mahalle düğünü otantik geldi muhtemelen. Görmek istedi. Ama gece yazmış etmiş diyorsun. Bilmiyorum. Bir yoklarım bugün. "

" Tamam. Bana da söylersin merak ederim. "

" Olur. "

Bir süre daha sessizce gittiler ve sonra Ecem'in telefonu yeniden çalmaya başladı. Genç kız telefonunu çantasından çıkartırken Serhan ağzının içinde geveledi.

" Sabah sabah ne telefon trafiği bu böyle? "

Ecem onun ne dediğini tam duymasa da anlamıştı ve umursamadı. Ekrana baktığında kaşları hafifçe çatılmıştı. Sonra çok uzatmadan açtı ve kulağına yasladı.

" Efendim hocam? "

Serhan, hocam kelimesiyle daha da verdi dikkatini.

" Günaydın Ecem uyandırmadım değil mi? Kafeye gidiyorsundur diye düşündüm ama. "

" Yok hocam haklısınız yoldayım. Bir şey mi oldu? "

" Akşamki dersi her zamankinden farklı bir yerde yapsak olur mu diye sormak için aradım. Ders sonrasında yetişmem gereken bir yer var ve orası bana epey ters kalacak. "

" Tabi tabi. Nerede yapalım? "

Serhan dikkatini sıklıkla yoldan ayırıp genç kıza yöneltse de ne konuştuklarını anlayamıyor ve anlayamadıkça da huzursuzlanıyordu.

" Boğaziçi'nde bir mekan var. Sakin bir yer. Eğer sana da uyarsa okuldan sonra ben götürürüm seni. Dönerken de metrobüs hattına bırakırım. "

" T-tamam. Sorun değil. "

" Süper. Görüşürüz o halde. "

" Görüşürüz. "

Ecem telefonu kapatır kapatmaz Serhan sordu.

" Ne olmuş? "

Genç kız başını kaldırıp yanında oturan meraklı adama baktığında telefonuna gelen mesajla dikkati yeniden ekrana kaymıştı. Mesaj öğrenci grubundandı ve sınavdan sonraki derslerin iptal olduğuna ilişkindi. Sesli bir iç çekti.

" Ne olmuş Ecem? "

" Hiç ya sınavdan sonraki dersler iptal olmuş da. "

" Hocan bunun için mi aradı? Hangi hocan bu? "

Ecem başını telefonundan kaldırıp Serhan'ın bal rengi gözlerine bakarken yanıtladı.

" Yok. Yani bunu mesajdan öğrendim. Hocam dersi başka yerde yapabilir miyiz dedi. "

" Ulaş mı? "

" Evet. "

" Nerede yapacakmışsınız? " derken kaşları hafifçe çatılıydı adamın.

" Boğaziçi'nde bir yer. "

" Ne alaka? "

" Oralarda işi varmış sonrasında. " derken omuz silkti genç kız.

Serhan hiçbir karşılık vermedi bunun üzerine. Bir süre daha sessizlik içerisinde gittikten sonra ise adam sordu.

" Sınavdan sonra ne yapacaksın peki derslerin iptal olduysa? "

" Bilmiyorum. Dört buçuk saatlik bir boşluk açıldı. Eve gelirim belki hem Çiçek'i görürüm. "

Serhan başını salladı yavaşça.

" Ben getirir bırakırım seni buluşacağınız konuma. "

Ecem cevap vermedi buna. Henüz ne yapacağına karar vermemişti. Yolun devamında pek konuşmadılar ve nihayet kafeye vardıklarında genç kız teşekkür ederek indi arabadan. Serhan belki bir öpücük alırım diye beklese de umduğu şey gerçekleşmemiş Ecem resmi bir teşekkürle ayrılmıştı yanından. Sesli bir iç çekti ve devam etti yoluna. Dünkü kadar mesafeli olmadıklarına şükredecekti şimdilik. Zamanla yumuşardı Ecem de.

Genç kız kafeden içeri girmesiyle Mert yanına damlamıştı.

" Kızım kaç gün oldu ya görüşmeyeli. " derken sarıldı arkadaşına.

" Birkaç gündür konuşmadık diye bu kadar yaygara kopartamazsın. Dökül ne oldu? " dedi Ecem.

" Şey... "

Ecem arkadaşını saran kollarını çözüp geri çekilirken sorgulayan bir ifadeyle baktı yüzüne.

" Ney? "

" Gökçe burada. "

Ecem duyduğu isimle şaşkına dönerken bakışları anında arka masada oturan genç kızı bulmuştu. Kaşları hafifçe çatılırken Mert konuşmaya devam etti.

" Seninle konuşmak istiyor. Bir şans versen olmaz mı? "

Ecem derin bir nefesi ciğerlerine çekerken başını salladı.

" Tamam. " dedi sonra pes ederek.

" Madem buraya kadar gelmiş. Dinleyeceğim. "

Genç kız ileride bekleyen kızın yanına adımlarken Mert de içten bir sevinçle onları izlemeye koyulmuştu. Aralarındaki küslük çok uzamıştı ve iki arkadaşını da çok seviyordu. Bir an önce barışmalarını her şeyden çok istiyordu. Ecem, Gökçe'nin yanına vardığında Gökçe de ayağa kalkmıştı.

" Selam. " dedi gergince tebessüm ederken.

Ecem de hafifçe başını salladı.

" Hoş geldin. "

Genç kız ağır bir biçimde yutkundu önce. Sonra eliyle karşısındaki boş sandalyeyi işaret etti.

" Otursana. Yani, vaktin varsa... "

Ecem bileğindeki saate baktı.

" On dakikam var. "

" Tamam. Olur. Yeter bana. " diye yanıtladı Gökçe onu.

Ecem de bunun üzerine kızın karşısındaki sandalyeyi çekip oturdu. Gökçe de az evvel kalktığı sandalyeye geri otururken gergince girdi konuya.

" Şey ben... konuşmak istedim. Aslında bayadır istiyordum ama senin isteyeceğini düşünmüyordum. "

" Şimdi fikrini ne değiştirdi? " diye sordu Ecem.

Gökçe şaşırdı bu soruya. Sonra sesli bir iç çekerek bu gergin ve mesafeli tavrı bir kenara bırakma kararı aldı. Böyle bir kız değildi o. Ecem ile aralarındaki ilişki de hiçbir zaman böyle olmamıştı.

" Ecem, sen benim yakın arkadaşımsın. Belki ben artık senin için öyle değilimdir ama. Sen hala benim için öylesin. Fikrim değişmedi. Sadece artık dayanamadım. Dinlemek istemesen de şansımı denemeye karar verdim. "

Ecem sessiz kaldı. Gökçe'nin içten bir şekilde konuştuğunu biliyordu. Bu yüzden kesmedi ya da kalkıp gitmedi. Sadece dinledi.

" Dört yıldır arkadaşız biz. Öyle bir anda biter mi arkadaşlık? Tamam kabul ediyorum hata yaptım. Ama inan ki kötü niyetle yapmadım. Ve dersimi de aldım. Bir daha asla tekrarı olmayacak. Sadece... bilmiyorum işte düşüncesizlik ettim. "

Ecem bu kez bakışlarını arkadaşının gözlerinden kaçırıp kafenin içinde dolaştırmıştı. Biliyordu elbette kötü niyetle yapmadığını. Öyle bir kız değildi. Fakat yine de kırılmış kabullenememişti yaşadıklarını. Üstünden geçen haftalarda ise kırgınlığı değişmese bile kızgınlığı azalmıştı. Gökçe birden uzanıp elini tuttuğunda irkilerek döndü kıza yeniden.

" Ecem affet beni. Bak ben hatamı kabul edip geldim. Özür diliyorum. Sen de affet ha? Hiç mi özlemedin beni yoksa? "

Ecem bu soru karşısında sessizliğini korurken Gökçe hüzünlü sesiyle devam etti konuşmaya.

" Bugün doğumgünümü kutlayacağız. Ama sen yoksan o kutlama buruk olacak. "

Genç kız o an fark etti tarihi.

" Ecem bir şey demeyecek misin? " dedi Gökçe elini yavaşça çekerken.

Ecem bu kez sessiz kalmamıştı. Gökçe'nin attığı adımın büyüklüğünü görüyordu ve onu karşılıksız bırakacak kadar kaba biri değildi. Üstelik, onun da dediği gibi dört yıldır en yakın arkadaşlarından biriydi Gökçe. Küs kaldıkları aylarda elbette eksikliğini hissetmişti. Yalnızca öyle öfkeli öyle kırgındı ki bunu asla düşünmemiş, kabul etmemişti.

" Tamam. " dedi güçsüz bir sesle.

Gökçe'nin gözleri büyüdü birden.

" Neye tamam? Barıştık mı? "

Ecem başını salladı hafifçe.

Gökçe birden oturduğu yerden kalktı ve arkadaşına sıkıca sarıldı.

" Ecem, nasıl mutlu ettin beni bilemezsin! " diye haykırırken Mert de sırıtarak onları seyrediyordu.

Ecem arkadaşının sarılışına karşılık verirken Gökçe sordu.

" Kutlamaya da gelecek misin peki? "

" Ona söz veremiyorum. Bugün çok yoğunum. "

Gökçe geri çekilirken buruk bir ifadeyle baktı.

" Ya hayır. Lütfen gel. "

Ecem sesli bir iç çekti bu kez.

" Kaçta? "

" 8. "

" Nerede peki? "

" Mert'e konum attım. O da Ada'yla gelecek. Seni de alırlar gelirsiniz. "

Ecem omzunun üstünden Mert'e bakarken başını salladı belli belirsiz.

" Peki tamam. "

" Yaşasın! " diyerek yeniden sarıldı Gökçe arkadaşına.

***

Ecem, Serhan'a haber vermeden sınavdan çıkmış ve otobüs durağının yolunu tutmuşken hocasına da mekana kendinin geleceğini yazmıştı. Bunun üzerine Ulaş Bey mekanın konumu attı. Ecem merakla konumu açtığı esnada telefonu çalmaya başlamıştı. Genç kız aramayı cevaplamak ve cevaplamamak arasında gidip gelirken hemen yanında fren yapan arabayla irkilerek olduğu yerde durdu. Tanıdık arabanın camı inerken arama da sonlanmıştı.

" Nereye? " sorusu Serhan'dan başkasına ait değildi.

Ecem etrafına bakındı önce ve sonra arabaya ilerledi. Kapıyı açıp içeriye yerleşirken mekanın sitesi de açılıvermişti.

" Beni neden aramadın? " dedi Serhan bu kez.

" Boşuna işini gücünü bırakma diye. Zaten vaktim var. "

" Ben bırakırım demiştim ya güzelim. " derken bakışları kızın dizinde duran telefona kaydı ve kaşları hafifçe çatıldı.

" Neye bakıyorsun? "

Ecem de bu soruyla mekanı hatırlamış ve başını ekrana indirmişti. Mekan oldukça pahalı görünüyordu. Üstelik deniz manzaralıydı. Kaşları saç diplerine kadar yükseldiğinde geveleyerek yanıtladı adamı.

" Şey, ders çalışacağımız mekanı istemiştim de. "

Serhan dikkatli bakışlarını telefondan ayırmazken emin olmak istercesine sordu.

" Nok'ta mı buluşacaksınız? "

Ecem konumdaki isme bakarken başını salladı gergince. Serhan dikkatini yola verirken kısa bir sessizlik oldu. Sonra bir kez daha konuştu.

" Devamında Nok'ta biriyle mi buluşacakmış? "

" Bilmiyorum ki oralarda yetişmesi gereken bir şey olduğunu söyledi. Neden soruyorsun bunu? " dedi genç kız mayın tarlasında yürüyormuş gibi hissediyordu.

Serhan burnundan güler gibi bir ses çıkarttı.

" İstanbul'un en afili mekanında sevgilimle ne için buluşacağını merak ettiğimden. " dedi sinirle.

Ecem ansızın kaşlarını çattı.

" Tamam mekan biraz abartılı ama işi varmış işte. Ne alakası var benimle? Dersimizi yapıp ayrılacağız. "

" Hava atmaya çalışıyor lavuk. " diye homurdandı Serhan bu kez.

" Saçmalama Serhan. Hiç öyle biri değil. " diye itiraz etti genç kız.

" Bir sürü kafe var orada Ecem. Nok ne alaka? "

Ecem kafasının karıştığını hissederken omuz silkti.

" Belki de dediğin gibidir. Biriyle buluşacaktır orada. "

" Dua edelim de öyle olsun. " diye söylendi adam bu kez.

Ve sonra derin bir sessizliğe gömüldüler. Ecem de garip bulmuştu mekan seçimini. O yüzden yeterince itiraz edememişti de adama. Ama yine de Serhan'ın düşündüğü gibi bir şey olmadığına emindi. Konumdan çıktı ve ekranı kilitleyip başını cama dayadı. Aylardır Beşiktaş'ta sıradan bir kafede ders veriyordu hocası. Şimdi mi hava atası gelmişti? Saçmaydı bu düşünce. Kafasına yatmıyordu. Bu yüzden onu aklından kovdu ve yolu izlemeye başladı. Serhan'ın yer yer homurdanmaları dışında bir şey konuşulmadı yol boyu. Ve nihayet mahalleye vardıklarında da Ecem sevgilisiyle pek yüz göz olmadan indi arabadan. Aralarının limoni oluşu bir yana, adam dokunanın elinde kalacak kadar gergindi. Kaçtı Ecem açıkçası. Evine girmesiyle gözleri Çiçek'i arasa da tek olduğunu fark etmişti. Belli ki evine dönmüştü genç kız. Üstünü başını değiştirip telefonuna sarıldı ve derhal onu aradı. Telefon ikinci çalışta açılmıştı.

" Çiçek? "

" Geldin mi eve yoksa? "

" Geldim. Sen ne yaptın? "

İç geçirdi Çiçek.

" Takılarımı teslim ettim yeni döndüm eve. "

Ecem sessiz kaldı bu yanıtla. Bu kadar hızlı bir aksiyon beklemiyordu açıkçası.

" Konuştunuz mu hiç? " diye sordu bu kez.

Çiçek cıkladı.

" Ben konuşmak ister diye düşünmüştüm ama istemedi bile. " derken sesi biraz bozuk çıkmıştı.

Ecem ne diyeceğini bilemedi.

" Ne yapacaksın peki bu akşam? "

" Hiç. "

" Şey, ben Gökçe'nin doğum günü partisine katılacağım. Sen de gelmek ister misin? "

" Gökçe mi? Barıştınız mı siz yoksa? Ne ara? " diye soruları sıraladı Çiçek.

" Bugün kafeye geldi. Özür diledi. "

" Sen de affettin öylece. "

" Ne yapsaydım? Pişman görünüyordu. "

Çiçek sesli bir iç daha çekti.

" Aferin sana. " dedi sonra tersçe.

" Ya Çiçek, niye kızıyorsun? Hatasını anlamış işte. "

" İyi. Umarım anlamıştır. Ne diyeyim? "

" Gelecek misin onu söyle. "

" Yok. Size iyi eğlenceler. "

" Ya gel işte. Sana da değişiklik olur. " diye ısrar etti Ecem.

" Vallahi hiç havamda değilim."

" Kızgın mısın bana? "

Çiçek bu soruyla dikenlerini geri sokmuştu.

" Değilim. Sadece üzüleceksin diye korkuyorum. " dedi samimiyetle.

" Merak etme üzülmem. " dedi Ecem bunun üstüne.

Genç kız da konuyu değiştirmek için sordu.

" Ee neredeymiş kutlama? "

" Vallahi güzel bir mekanmış ama tam konumunu ben de bilmiyorum henüz. " derken odasına girdi Ecem.

" Ne giyeceksin peki? "

" Ben de tam gardırobuma bakıyordum. "

" Gülfem Abla'nın geçenlerde verdiği kırmızı elbise! " diye şakıdı Çiçek birden.

Ecem çoktan unutmuştu onu.

" Biraz kısa değil mi o ya? " diye sordu eliyle askıların arasında elbiseyi yoklarken.

" Mahalle için kısa da sen mahallede olmayacaksın ki. Altına da siyah ince bantlı topukluları giydin mi hazırsın. "

" Biraz abartılı olur ya öyle. " diye itiraz etti bu kez de Ecem.

" Ya Ecem ne abartısı partiye gidiyorsun. Herkes böyle giyinecek. "

Ecem elindeki elbiseye bakarken iç çekti. Haklı olabilirdi. Gökçe'nin daha önceki doğum günü kutlamalarında da herkes içinde en gösterişsiz ve özensiz duran kendisi olurdu. Biraz da rahatsız olurdu bu durumdan ama öyle onlarınki gibi yeni ve güzel elbiseleri yoktu hiç. Ta ki Gülfem Hanım kendisine birkaç parça kıyafet verene kadar. Bunlar da yeni değildi ama asla eski durmuyordu.

" Tamam bunu giyeceğim. " dedi sonra.

Nasılsa toplu taşımayla gitmeyecekti. Çiçek bunun üzerine arkadaşını hazırlamak için koşa koşa yanına gelmişti. Ecem ona abartmamasını söylese de Çiçek elbette dinlememişti. İncecik siyah bir eyeliner ve elbisesiyle aynı renk kırmızı bir ruj sürdükten sonra saçlarını dalgalandırmıştı. İşte hazırdı. Enfes görünüyordu. İşin aslı Ecem de kendi görüntüsüne bayılmıştı.

" Ay götünü kaşı. Vallahi nazar değdireceğim şimdi ha. " dedi Çiçek coşkuyla.

Ecem ise buna karşılık bir kahkaha attı.

" Hadi hadi geç kalacaksın. Nerede kaldı bu siyah atlı prensin? "

Ecem telefonuna bakarken kaşları havalandı.

" Ay gelmiş bile. "

" Hadi git güzelce eğlen. " dedi Çiçek arkadaşına çantasını uzatırken.

Ecem eline aldığı minik siyah çanta ve kitaplarını koyduğu sırt çantasıyla birlikte odasından çıkıp kapıya ilerlerken Çiçek de peşindeydi. Ecem'i partiye hazırlarken kafası dağılmıştı epey. Biraz olsun unutmuştu olan biteni. Ecem ayakkabılıktan siyah topuklularını çıkartırken bir kez daha sordu.

" Gelmek istemediğine emin misin? "

" Evet eminim. Sen benim yerime de eğlen. Gelince anlatırsın. "

" Peki tamam. " dedi Ecem bu kez ve kapıyı açıp ayakkabılarını giydi.

Bahçeye ilk adımını attığında Çiçek de evden çıkmış ve kapıyı çekmişti. Ecem kapıyı kilitler kilitlemez ilerlemeye başladı. Topuklularla yürümeye alışkın değildi ve o yüzden biraz yavaş hareket ediyordu.

" Böyle sopa yutmuş gibi yürüme ha orada da. " dedi Çiçek.

" Alışırım birazdan. "

" Alışırsın. Özgüvenli ol. " deyip göz kırpan arkadaşına gülümsedi genç kız. Bahçe kapısında ayrıldılar ve Ecem kendisini bekleyen adama döndü.

Serhan ise onu saniyeler önce fark etmiş ve olduğu yerde kaskatı kesilmişti. Bal rengi irisleri kocaman açılmışken gözleri, genç kızı tepeden tırnağa ağır ağır süzdü. En sonunda gözlerinde duraksadığında ise dudakları gayriihtiyari aralandı fakat havadan başka bir şey çıkmadı. Ecem sertçe yutkunarak ilerlemeye devam ettiğinde Serhan nihayet kendini toparlamayı başarmıştı.

" Ecem bu ne? " dedi hayret dolu bir sesle.

Genç kız hiç beklemediği tepki karşısında hem afallamış hem de bozulmuştu. Beğeni cümlesi duymayı hayal ederken aldığı soru kalbini kırmıştı.

" Yakışmamış mı? " dedi sesine yansıyan küskünlükle.

Serhan ise kirpiklerini kırpıştırarak yeniden baktı kadının üstüne. Ve sonra yüzündeki makyajda oyalandı gözleri.

" Ecem sen... " dedi ve ne diyeceğini bilemeyerek sustu.

Ecem o an adamın bir şeylere takıldığını fark etmişti.

" Ders çalışmaya gitmiyor musun bu ne? " diye sordu nihayet aklını toparlayarak.

Genç kız ise bu soruyla hatırladı Serhan'a doğum günü partisini haber vermediğini. Yol boyu adamın söylenmelerinden araya girip de söyleyememiş sonrasında da tamamen unutmuştu. Tam dudaklarını aralayıp cevaplayacağı esnada Serhan gür bir sesle konuştu.

" Romantik bir akşam yemeği için mi sözleştiniz siz bu ne hal? "

Ecem onun daha da sinirlendiğini fark ettiğinde hızla girdi söze.

" Saçmalama. Dersten sonra Gökçe'nin doğum günü partisine katılacağım. "

Serhan işittikleriyle kaşlarının havalanmasına engel olamazken sordu.

" Ecem gerçekten de beni habersiz mi bırakacaksın? Bu mu cezam? "

" Hayır. Çok ani gelişti. Özellikle gizlemedim. "

Serhan bir kez daha kızın elbisesine bakarken yanaklarını şişirdi.

" Ecem bu halde gidemezsin o adamın yanına. " dedi en sonunda asabiyetle.

" İzin istemedim. " dedi genç kız da benzer bir sinirle.

Fakat içten içe üzülmüştü de. O görünce beğenir diye ummuşken olan bitene inanmak istemiyordu. Tamam hata kendindeydi belki ama yine de bu kadar hevesini kırmasına gerek yoktu. Tek bir iltifat bile çıkmamıştı ağzından.

" Ecem olmaz. O herif seni öyle şaşaalı bir yere götürmeye kalkıyor ve sen de iki dirhem bir çekirdek... delireceğim şimdi! " diye kükredi Serhan kendini tutamazken.

" Oldu anasını satayım bir de ben bırakıyorum ellerimle olaya bak! "

Ecem onun sesini yükseltmesinden rahatsız olurken etrafa bakındı.

" Şşş... sessiz ol. "

" Olmaz Ecem. O adam kendisi için süslendiğini sanacak. Olmaz. "

" Ya söylerim partiye katılacağımı. " diye itiraz etti genç kız.

Serhan birkaç saniye daha sessizce kızı süzerken Ecem ne yapacağını bilememiş ve bacaklarını birbirine yapıştırmıştı.

" Ya şu haline bak. " diye tısladı bu kez Serhan.

Ecem hüzünle baktı adamın yüzüne. Tek duymak istediği basit bir iltifattı. Onun yerine azar işitiyordu dakikalardır.

" Bu parti nerede? Kim olacak? "

Genç kız omuz silkti keyifsizce. Tüm hevesi de kaçmıştı zaten.

" Beyoğlu'nda. Bilmiyorum kim olacak. Mert götürecek beni. "

" Plan da yapılmış. Bir tek bana haber verilmemiş. Ben sana bir olayı anlatmadım diye bana neler ettin iki gündür. Böyle bir şeyi bana haber vermeyi bile tenezzül etmedin. Öyle mi? "

" Aynı şey değil. Özellikle gizlemedim. Yol boyu söylenip durduğun için söylemeye fırsat bulamamıştım sonra da aramız limoni olduğu için hiç konuşmadık. Bilerek saklamadım... " diyerek itiraz etti adama.

" Sırf bana kızdın diye beni bir şeylerden habersiz bırakamazsın. Bana kızdığında beni aklının köşesinden öylece çıkartıp atamazsın. Bir mesaj yazmak bu kadar zor olmamalı. Gökçe ile barıştığını bile yeni öğreniyorum. " diyerek öfkeyle soludu Serhan.

" Bugün oldu her şey. Sen Nok'a o kadar takıldın ki ben anlatamadım bile olan biteni. Sonra da Çiçek geldi. Onunla konuşurken dalmışım... "

Serhan bu açıklamayı asla yeterli bulmazken öfkeli halinin asıl sebebi ise korkuydu. Ecem'in kendisini umursamadan hareket etmesi canını fazlasıyla sıkmıştı. Tamam kızın kendisine kızgın olduğunu biliyordu fakat bu başka o başkaydı. Dün artık olan bitenden haberdar olmayacaksın derken ciddi olduğuna inanmak istememişti fakat görünen köy kılavuz istemiyordu.

" Ayrılmak mı istiyorsun sen benden? " diye sordu ansızın.

Ecem şaşırarak baktı bu soru karşısında adamın suratına. Konu nereden nereye gelmişti, takip dahi edememişti. Serhan ise huzursuzca kımıldandı olduğu yerde.

" Dünden beri beni görmek de istemiyorsun. Ne açıklamalarımı ne özrümü dinliyorsun. Şimdi böyle... " derken eliyle kızın üstünü işaret etmiş ve bunu kıskanç bakışları takip etmişti.

" Giyinip edip başka bir adamın yanına gidiyorsun... oradan partiye gideceğini söylüyorsun. Hiçbir şeyden haberim bile yok. Ayrılmak mı istiyorsun? Sıktım mı ben seni? Bunalttım mı, çok mu hızlı gittim? "

Merhaba nasıldı bölüm?

Instagram: @ailkesandikli hesabımı takip ederek yeni bölümlerden haberdar olabilirsiniz.

Yeni kurgum İlmek de profilimde. Oraya da bekliyorum sizi.

Bölüm sonu

2 yorum

  • Sonunu hiç böyle beklemiyordummm . Ellerine sağlık 😘

  • Sonunu hiç böyle beklemiyordummm . Ellerine sağlık 😘