İçeriğe geç

AHMAKISLATAN

Bölüm 24 · 21 dk okuma

AHMAKISLATAN

Bölüm 24

A-24

Merhaba, bir süredir çok hastaydım serumlar falan havalarda uçuştu. O nedenle bölüm gecikti. Ama şimdi iyiyim ve bölümler geri döndü. Yıldıza basıp kutlayalım :)

Bu arada yeni kitabım İlmek'i okudunuz mu?

Genç kız, sabahtan beri Çiçek'in peşinde koşturmaktan telefonuna hiç bakamamıştı. Sonra da telefonu Gülfem'in kuaför salonunda unutmuştu. Serhan kızmış mıydı acaba? Nihayet gelin odasından çıkarken derin bir nefesi içine çekti ve boyunun el verdiğince uzun adımlarla salona doğru ilerlemeye başladı. Bir an evvel onu görmek ve içini rahatlatmak istiyordu. Sabah bir günaydın mesajı dışında iletişim kurmamıştı sevgilisiyle. Buna kafayı takar mıydı pek bilgisi de yoktu işin aslı. Salona yaklaştıkça kulağını dolduran müzikle Çiçek adına heyecan yapmaktan da alıkoyamıyordu kendisini. Nikaha dakikalar kalmıştı. Peşi sıra attığı adımlar yırtmacını açarken yavaşlayıp üstüne çeki düzen verdi. Elbisenin çok bir açıklığı yoktu. V yaka ince askılı kiremit rengi uzun bir elbiseydi. Göğüs dekoltesi yoktu. Sırtı yarısına kadar açıktı, bir de dizinin iki karış üstünden başlayan yırtmacı vardı. Oldukça sade bir elbise olduğu bile söylenebilirdi. Saçlarını kıvırcık yapıp salık bırakmıştı. Ona kıvırcık saçın yakıştığını da bu denemeleriyle anlamışlardı. En azından görenler yakıştığını söylemişti. Salonun kapısından girmesiyle gözlerini etrafta dolaştırmaya başladı. Kapının önünde dikilen birkaç delikanlının ilgili bakışları kendi üzerine çevrildiğinde adımlarını hızlandırdı. Acaba Hakan gelmiş miydi? Dün geceki olaydan sonra gelmemiş olmasını umuyordu.

Yavaşça yutkunduğunda sol önlerde bir hareketlilik seçti gözleri. Yuvarlak masanın etrafında oturan komşularını gördüğünde o tarafa yöneldi. Masaya varmak üzereyken Hakan'ın zayıf bedeni ondan önce davranıp önüne serilivermişti. Fakat yan dönmüş vaziyetteydi ve Ecem'i görmüyordu. Masada oturanlarla konuşuyordu.

" Ay Hakan ne oldu yüzüne kimle kavga ettin? " sorusu Kezban Hanım'a aitti.

Hakan sesli bir nefes bıraktı önce dudaklarının arsından, sonra etrafta dolaştırdı bakışlarını. Gözleri önce kendisine doğru ilerleyen Ecem'i gördü ve bakışları kısıldı. Hemen sonra Ecem'in arkasından gelen Serhan'ı görüp yanıtladı kadını.

" Sokak serserileri. Önemsiz. Bir iki tartakladım yolladım. "

" E seni de fena etmişler ama anacım. "

" Avans verdim diyelim. " dedi ters ters.

Ecem masaya vardığında Kezban Hanım'ın ilgisi de genç kıza kaymıştı.

" Ay ne güzel olmuşsun kız sen. "

Ecem gülümsedi hafifçe.

" Teşekkür ederim. "

" Hakan'a ne yapmışlar Ecem haberin var mı? Vardır gerçi. "

Ecem gergin bakışlarını yanında dikilen adamın yüzüne çevirdiği an yutkundu. Dudağı ayrı, kaşı ayrı patlamıştı. Burnunun üstü de hafif kızarmıştı.

" Yoktu. " diye mırıldandı güçlükle.

Hakan yamuk bir gülümseme bahşetti genç kıza.

" Önemli değil, sıkma canını. Canım yanmıyor. " dedi sonra.

Ecem, onun alay edip etmediğini anlayamadı. Kendisine kızgın olmalıydı fakat öyle bakmıyordu hiç. Genç kız sesini çıkartmadan çaprazdaki masaya yöneldi ve Dila'nın yanına oturdu. Gergince etrafına bakınırken Serhan'ın da yanından geçip ilerideki erkek masasına yöneldiğini görmüş ve iç çekmişti. Bir ara onunla konuşup telefonunu unuttuğunu söylese iyi olacaktı. Serhan kıza doğru bakan sandalyeyi çekip oturduğunda Ecem sandalyesinde heyecanla dikleşti. Adam bal rengi irislerini kızın yüzüne dikti başta. Usul usul okşadı bakışlarıyla. Sonra saçlarına baktı ve kaşları hafifçe havalandı. Aynı zamanda dudaklarının kenarları gerilmiş ve genç kız Serhan'ın da saçlarını beğendiğini anlamıştı. Tutamadı kendini ve güldü hafifçe. Bununla birlikte Serhan'ın tebessümü de büyümüştü. Sonra üstünü süzdü ağır ağır. Dünkü elbisesi gibi değildi elbette ama çok güzel görünüyordu Ecem. Bakışları yeniden sevgilisinin gözleriyle buluştuğunda tek gözünü kırptı. Ecem de bunun üzerine dişlerini göstererek sırıtmıştı. Eriyordu resmen adamın karşısında. Yüreği göğüs kafesini zorlayacak raddede hızlı çarpıyor, soluk alışverişi hızlanıyordu. Haftalar olmuştu ama hala alışamamıştı buna. Tam da o an gelin ve damadın anonsu yayıldı salonda. Herkes yanındakiyle konuşmayı bırakıp salonun girişine çevirdi başını. Giriş müziği çalmaya başladığı an göründü Çiçek ile İbrahim. Konfetiler patladı, insanlar alkışlamaya başladı. Ecem heyecanla alkış tutarken arkadaşının yüzüne baktı. Fakat bir terslik vardı. Dakikalar önce bıraktığı kız gitmiş yerine üzgün biri gelmişti. Kaşları hafifçe çatıldı. Stresten mi surat asıyordu yoksa Ecem bir şeyi mi kaçırmıştı?

İkili gergince yürüyüşünü tamamladı ve sahneye vardı. Sonra anons yapan adam tekrar konuştu mikrofona.

" Nikah memuru geciktiği için ilk dansı önden alacağız. "

Ecem'in kaşları havalandı birden. Muhtemelen Çiçek'in canını sıkan buydu. Ve yine muhtemelen Melih bunu duyunca sorun çıkartmıştı. Çünkü sahnenin yan tarafında dikilen genç adamın kaşları oldukça çatıktı. İç çekti Ecem. Evleniyorlardı işte daha ne istiyordu ki? Ha on dakika erken ha on dakika sonra. İlk dans müziği çalmaya başladığı an İbrahim ve Çiçek biraz heyecan biraz da gerginlikle birbirlerine döndüler ve dans etmeye başladılar. Fakat aralarında bir kişilik mesafe vardı resmen. İbrahim de elini kızın sırtına emaneten koymuş gibiydi. Her an geri çekmeye hazır duruyordu. İlk dans nihayet bittiğinde nikah memuru hala yoktu. Bu defa adam herkesi ikinci dansta gelin ve damada eşlik etmeye çağırdı. Birkaç evli ve nişanlı çift kalktığında Ecem gözlerini Serhan'a dikmişti. Onunla dans etmeyi çok isterdi ama garip olacağına da emindi. Serhan'ın bakışlarında da aynı isteği gördüğünde alt dudağını dişledi. Adam sanki kızdan izin ister gibi bakıyordu fakat Ecem'in bu izni vermeye gücü yoktu pek. Saniyeler içerisinde Serhan'ın, kızın üstündeki bakışları arkasına doğru kaymış ve kaşları da eş zamanlı olarak çatılmıştı. Ecem ne gördüğünü anlamak ister gibi başını omzunun üzerinden arkaya çevirdiği an dibinde biten yabancı gençle şaşırarak kaldı. Az önce salona girerken kapının önünde dikilenlerden biriydi bu çocuk. Muhtemelen İbrahim'in akrabalarından biriydi çünkü daha önce hiç görmemişti Ecem onu. Uzun boylu kumral bir çocuktu. Yakışıklı sayılacak bir yüzü vardı ve gülümseyerek bakan gözleri.

Ecem çocuğun neden yanında durduğunu anlamak istercesine bakarken çocuk tebessüm etti.

" Merhaba, şey ben Nihat. Şey acaba benimle dans etmek ister misin? "

Çocuk soruyu öyle mahcup sormuştu ki Ecem daha çok utandı. Yüzü anında kıpkırmızı kesilmişti.

" B-ben... edemem. Kusura bakma lütfen. " diyebildi yalnızca.

Adının Nihat olduğunu öğrendiği delikanlı dudaklarını birbirine sıkıca bastırdı ve başını hafifçe yana eğdi.

" Peki. " dedi sonra.

" Sorun değil, anladım. " diyerek geriye çekildi ve uzaklaşmaya başladı.

Ecem bakışlarını çocuktan ayırıp önüne dönerken gergin hissediyordu. Serhan anlamış olabilir miydi? Duyacağı bir mesafede değillerdi fakat muhakkak ne konuştuklarını da sorardı. Canı sıkılacaktı şimdi. Gözleri yeniden sevgilisinin oturduğu masaya dönse de onu göremedi ve afalladı. Çok da geçmeden omzunda hissettiği sıcacık elle irkilerek baktı tepesinde dikilen adama.

" Serhan? "

Adam en az kız kadar gergin bakışlarını, onun gözlerine dikerken boğazını temizledi.

" Dans edelim mi? "

Ecem'in kaşları hayretle havalandığında yanakları ısınmıştı. Serhan apaçık bir biçimde mahalleye ilan edecekti şu an ilişkilerini. Adamın gözlerinde o kararlığı görmüş ve ne yapacağını bilememişti. Yine de kendisine reddetme şansı tanımak istercesine kısık tutmuştu sesini. Ecem derin bir nefesi içine doldururken bakışlarını etrafta dolaştırdı ve sonra çektiği nefesi sesli bir biçimde geri bıraktı. Madem öyle rahat edecekti sevgilisinin içi. Kabuldü. Hem belki öğrenince abuk subuk yakıştırmalar yapmayı da bırakırdı mahalleli. Başını yeniden kaldırdı ve gözlerini adamın bal rengi irislerine dikti.

" Edelim. "

Serhan hafif şaşırmıştı bu yanıta. Ecem'in kabul edeceğine pek ihtimal vermemişti gelirken. Yalnızca tutamamıştı kendisini artık. Genç kızı yalnız bildikçe üşüşüyorlardı başına. Hem onu rahatsız ediyorlardı hem de Serhan'ı. Bilmeleri ikisi için de daha iyi olacak diye düşünüyordu Serhan. Hem rahat hareket edecekler hem de yeri geldiğinde had bildirebilecekti diğerlerine. Bu şekilde konuşamadıkça içinde patlıyordu her şey. Kocaman bir tebessüm yüzüne yayıldığında uzattı elini kıza. Ecem de ikiletmeden kendi elini, adamın iri avcunun içine bırakıvermişti. Hemen sonra kalktı sandalyesinden ve etraftakilerin şaşkın bakışları üzerlerine döndü. Ecem onlara bakmamaya çabalarken Serhan kızı zarifçe piste götürüyordu. Piste vardıklarında durdular ve Serhan, Ecem'in belini sıkıca kavradı. Bu hareketiyle Ecem hafifçe öne doğru savrulmuş ve adamın göğsüne ellerini dayamıştı. İkisi müziğin ritmine göre salınırken genç kız utanarak bakışlarını etrafta dolaştırdı. Kendilerine bakanları ve aralarında fısıldaşanları çok net görebiliyordu.

" Bakma. "

Ecem, adamın tok sesini işittiğinde kaldırdı bakışlarını.

" Bana bak sadece. " dedi Serhan sonra.

Genç kız da başını salladı usulca. Gözleri birbirlerinde, bir süre dans ettiler. Bu esnada Ecem'in bedenini ele geçiren utanç ve panik de yavaşça kayboldu. Onunlayken huzurluydu, güçlüydü. Bir şey olursa Serhan vardı. Yıllardır hiç hissetmediği bir şeydi bu. Ve bu hisse alışıp hayal kırıklığına uğramaktan ödü koptu. Bu korkuyla gayriihtiyari biçimde adama biraz daha sokuldu. Serhan ise onu kolları arasına hapsetti ve çenesini başına yasladı. Onu oracığa sokup hiç bırakmamayı düşledi o anlarda. İkisinin paylaştığı bu güzel an ne kadar sürdü bilinmez fakat bir gürültü koptu salonun arka köşesinde. Birden herkes durup o tarafa baktı. Ecem de başını adamın göğsünden ayırmış ve telaşla bakmıştı o yöne. Melih'in, birinin yakasına yapıştığını gördü. Gergince baktı Çiçek'e. Çiçek ise salona girdiği andan daha mutsuz bir biçimde abisini seyretmekteydi. Bir aksilik vardı. Ama anlayamadı Ecem. Çok değil birkaç saniye içinde İbrahim, Çiçek'i bırakıp adeta uçarak varmıştı kavganın olduğu yere. Serhan Ecem'i bırakıp kalabalığa yaklaşırken Ecem, koşturarak Çiçek'in yanına gitti. Arkadaşı çok sessizdi.

" Çiçek ne oluyor? "

Genç kız olan biteni devasa bir mutsuzlukla seyrediyordu fakat asla gitmiyordu olay yerine.

" Çiçek? " diye üsteledi Ecem kollarından sarsarken.

Tam da o an masalardan biri havaya uçtu. Herkes çığlıklar ve hayret nidalarıyla arkaya ilerlerken Çiçek gelinliğinin eteklerini tutup koşar adımlarla sahneden indi. Ecem de peşinden. Genç kız ağlaya ağlaya salonun arka kapısından çıkarken Ecem dehşet içinde takip ediyordu onu.

" Ağlama ne olur. Anlat bir ne oluyor? "

Çiçek birkaç kez duvağına basmış ve yırtılmasına sebep olmuştu. Ecem eğilerek kaldırdı duvağı havaya. İki genç kız gelin odasına girerken salondaki uğultu da artmıştı. Çiçek odaya girer girmez başındaki duvağı çekip atmış ve arkasını dönmüştü arkadaşına.

" Çıkartsana şunu. " dedi hıçkırarak.

Ecem ne yapacağını bilemedi o an.

" Çiçek ne olur bir dur, ne oldu Allah aşkına? "

" Ecem şunu çıkart! " diye haykırdı genç kız.

Bunun üzerine Ecem daha fazla üstelememiş ve arkadaşının gelinliğini çıkartmasına yardım etmişti. Dakikalar içinde Çiçek üstüne günlük kıyafetlerini geçirmişti. Ağlamaya devam ederken bir yandan da telefonundan taksi çağırmaya çalışıyordu. Fakat mahalledeki herkes burada olduğundan taksi durağı da boştu.

" Dur, dur Serhan'ı bulayım. " dedi Ecem odadan çıkarken.

Fakat dışarıya adımını atmasıyla salonun içindeki kaosun boyutunu fark ederek duraksaması da bir olmuştu. Salonun içinde öyle büyük bir karmaşa vardı ki ne içeriye girebilirdi ne de içerideki biri dışarıya çıkabilirdi. Üstelik tüm bunları başarsalar bile o kalabalıkta Serhan'ı bulabileceğine emin değildi.

" Şey çıkalım mı buradan? Buluruz yolda bir taksi. " dedi sonra Ecem arkasına bakarken.

Çiçek de hiç ikiletmeden çıkmıştı odadan. Gözlerini salondan itinayla uzak tutarken Ecem ile birlikte hızlıca ayrıldılar mekandan. Dışarıya ilk adımlarını atmalarıyla Ecem bahçenin köşesinde dikilen Ethem'i görüp şaşırmıştı.

" Aa Ethem? " diye seslenmesiyle adamın bakışları da iki kızı buldu.

Fakat o daha şaşkın bakıyordu.

" Ne oldu, ne bu haliniz? Evlenmiyor muydun kızım sen? " diyerek kızlara yaklaşırken Çiçek asla konuşmuyordu.

Ecem arkadaşının koluna girerken sordu.

" Ethem arabayla mı geldin? "

" Evet. Ne oldu bir sorun mu var? "

" Bizi buradan götürür müsün? " diye sordu Ecem bu defa.

" Tabi, tabi ki. " diyerek cebinden arabanın anahtarını çıkarttı Ethem.

Sonra üçü hızla bahçeden de çıktılar. Saniyeler içerisinde Ethem'in arabasına yerleşmişlerdi. Çiçek içli içli ağlarken Ethem keyifsiz bir şekilde dikiz aynasından genç kıza bakıyordu. Sonra ilgiyle konuştu.

" Nereye gidelim? "

Ecem, arkadaşına dönse de ondan bir cevap alamayacaklarını fark etmiş ve iç çekmişti.

" Kafede kim var şu an? "

" Kapalı. "

" O zaman kafeye götürür müsün bizi? "

Ethem başını salladı hafifçe. Ecem, arkadaşını omzuna yatırırken adam hızı artırmıştı. Kırk dakika kadar sessizce yol gittiler ve nihayet kafeye vardılar. Bu esnada Çiçek de biraz olsun durulmuştu. Fakat asla ne olup bittiğini anlatmıyordu. Ethem kafenin ışıklarını yakarken kızlar da bar taburelerine yerleşmişti.

" Su ister misin? " diye sordu Ethem ilgiyle.

Çiçek başını belli belirsiz bir şekilde iki yana salladı. Ecem arkadaşının bu durgunluğuna hiç alışık olmadığından endişe etmekten alıkoyamıyordu kendisini.

" Çiçek. " diye fısıldarken uzanıp tuttu ellerini.,

Genç kız o an bir kez daha hıçkırdı.

" Ah, yapma ne olur. " diyerek kendine çekti Ecem arkadaşını.

Çiçek dakikalarca Ecem'in göğsünde ağladı. Sonra geri çekilip göz altlarını sildi. Ardından sanki evindeymiş gibi bir doğallıkla burnunu da koluna sildi. Ecem onun bu tavrını garipsemese de Ethem bu anı görmekten büyük bir keyif almış ve kocaman gülümsemişti. Ortam biraz müsait olsa alay da ederdi fakat hiç sırası değildi.

" Anlat hadi neyin var? " diye sordu Ecem bir kez daha.

" Hakaret ettiler bana. " dedi genç kız çatallı çıkan sesiyle.

Ecem'in kaşları çatıldı.

" Kim? "

" İbrahim'in ailesi. "

Ethem sessizce kızları dinlerken Ecem ne diyeceğini bilemedi.

" Neden ne oldu ki birden bire böyle? "

" Altınları almak istediler. "

Ecem'in kaşları daha derinden çatılırken Ethem kafa karışıklığıyla dinlemeye devam etti.

" Takılacak olan altınları mı? "

Başını salladı Çiçek ve burnunu çekti. Bunun üzerine genç adam da ona mendil uzatmıştı. Çiçek adamın parmakları arasındaki mendili alıp gürültüyle burnunu sildikten sonra yutkundu.

" Ama biliyorsun biz o altınlara güvenip tuttuk o evi. "

Ecem sesli bir iç çekti.

" Hiç konuşulmamış mıydı bu konu? "

" Konuşulmuştu. Son anda biz alacağız dediler. Düğün masrafı çok tutmuş. Gelinliğim falan. "

Ecem'in kaşları saç diplerine kadar yükseldi.

" Gelinliğin mi çok tutmuş? Allah aşkına sanırsın ünlü bir tasarımcı dikti. Bizim Necla abla alt tarafı! "

Çiçek de hak verir gibi salladı başını.

" Baktım İbrahim sessiz sessiz duruyor. Ben de tabi itiraz ettim. O parayla planlarımız vardı dedim. Birden üstüme yürüdüler. Tektim bir de. " derken sesi titremişti.

Ecem o an büyük bir pişmanlık hissediverdi. Arkadaşını yalnız bıraktığı için.

" Çiçek, özür dilerim ben nikah saati gelince salona geçeyim diye düşünmüştüm. "

" Saçmalama. " dedi genç kız kızaran gözlerini arkadaşının mahcup yüzüne dikerek.

" Senle ne ilgisi var? "

Ecem bir şey demese de mahcup ve üzgün hissetmeye devam etti.

" İbrahim beni korumalıydı ama yapmadı. Annesi ayrı abisi ayrı sıkıştırdı. "

Ethem'in kaşları da çatıktı şimdi.

" Paragöz dediler, aptal dediler. Bir sürü şey dediler bana. İbrahim'e baktım ama konuşmadı hiç. Şok oldum Ecem. "

Genç kız sessizliğini sürdürdü. Açıkçası o pek şaşırmamıştı İbrahim'in sessizliğine. Öyle biriydi çünkü, evet Çiçek'i çok seviyordu ama çok silik biriydi. Cesur değildi, baskın değildi. Zaten ilişkinin baskın karakteri de hep Çiçek'ti. Öyle ki Melih'in İbrahim'i bu kadar rahat sindirme nedeni de buydu zaten.

" Şerefsiz piç adam olacak bir de. " diye homurdanan Ethem ile kızların dikkati ona kaydı.

Ecem sonra kaşlarını çattı ve aklına gelen soruyu sordu.

" Sen neden oradaydın? "

Ethem hiç beklemediği soruyla afallamış ve anında gözlerini kaçırmıştı.

" Serhan'a bir şey getirmiştim. "

" Ay, telefonum yok. Ethem Serhan'a söyler misin burada olduğumuzu merak etmiştir. " demesiyle Çiçek atıldı söze.

" Sakın kimseye söylemesin. "

Ethem başını sallayarak cebinden telefonunu çıkarttı ve arkadaşının numarasını tuşladı. O esnada Çiçek anlatmaya devam ediyordu.

" Bizimkilerin haberi yoktu. Sonra abim öğrenmiş herhalde tam bizi anons ettiklerinde bir hışımla geldi odaya. İstemiyorsanız vermeyeceksiniz altınlarınızı falan dedi. Ben yatıştırmaya çalıştım ama belli ki pek beceremedim. "

" Saldırdığı kimdi? "

" İsmail Abi. İbrahim'in abisi. Kim bilir ne dedi? " deyip omuz silkti Çiçek.

Ecem derin bir iç daha çekerken ileride telefonla konuşan Ethem'e kaçamak bir bakış attı.

" Beni korumayan İbrahim, söz konusu ailesi olunca nasıl koşarak gitti gördün dimi? Bir de ben onun ailesiydim güya. " dedi küskün ve öfkeli bir tınıyla.

" Belki düzelir Çiçek. Konuşur halledersiniz. "

Çiçek başını iki yana salladı.

" Nasıl düzelsin bu saatten sonra? Abim asla müsaade etmez. Herkese de rezil olduk. Hem... ben beni korumayan bir adamla gerçekten evlenmeli miyim? Ne kadar seversem seveyim ağrıma gidiyor. "

Ecem hak verir gibi salladı başını.

" İnan ne diyeceğimi bilmiyorum. Çok haklısın ve çok üzgünüm. Keşke böyle olmasaydı. "

" Keşke. "

Ethem yanlarına geri döndüğünde girdi lafa.

" Haber verdim geliyor. " sonra Çiçek'e dikti bakışlarını.

" Hayırlısı olmuş Çiçek. Öyle bir adamla en başından beri olmamalıydın zaten. Seni hak etmiyor. "

Çiçek, Ethem'in yorumunu biraz hadsiz bulduğundan sessiz kalmıştı. Rahatsız oluyordu onun yakınlığından.

" Aç mısın bir şeyler alıp geleyim mi ister misin? " diye sordu Ecem.

Genç kız başını salladı bir kez daha.

" Hiçbir şey istemiyor canım. "

" Azcık yemeye zorlasan kendini? "

" Yok. "

" Peki ne yapacağız şimdi? Eve dönecek misin? İstersen bende kal bu gece. " diye teklif sundu genç kız.

Çiçek bu defa kabul etmişti.

" Olur."

" Ben sabah erken çıkacağım ama sen kalırsın evde. "

Bir süre daha olan biten üzerine konuştular ve o esnada Ethem kızlar için kahve yaptı. Çiçek zorlaya zorlaya da olsa kahvesini içerken Serhan da gelmişti. İçeriye girer girmez Ecem kalktı tabureden ve sevgilisine yöneldi. Bakışları adamın yanağındaki çiziğe değmesiyle kaşları çatılıverdi.

" Ne oldu sana? "

" Yok bir şey. " dedi Serhan Çiçek'i işaret ederken.

Ecem üstelemedi. Belli ki arbedede olmuştu. Fakat ona yaklaşıp çiziği yakından inceledi.

" Bir şey sürdün mü? "

" Gerek yok güzelim. " derken yüzüne değer parmakları sıkıca tutup dudaklarına götürdü adam.

" Siz ne yaptınız? Çiçek nasılsın? "

Çiçek elindeki fincanda olan bakışlarını Serhan'a çevirirken suratı hala fazlasıyla asıktı.

" Kötü. Dağıldı mı herkes? "

Serhan yavaşça yutkundu.

" Dağıldı. Sizinkiler de eve döndü. "

" Annem nasıldı? " diye sordu genç kız.

" İyiydi merak etme. Melih yanında zaten. "

" Abimin siniri yatıştı mı? "

Serhan bu kez sesli bir şekilde soludu.

" Zor oldu biraz ama şu an daha iyi. "

Çiçek başını salladı yeniden. Serhan ise hemen önünde duran sevgilisini kolları arasına alıp başına sağlam bir öpücük kondurmuştu. Ardından birlikte bara doğru ilerlediler.

" Ethem sen nasıl denk geldin bizim kızlara? " diye sorarken demlikte kalan kahveyi boş bir fincana dolduruyordu Serhan.

" Sana geliyordum abi. "

Serhan elindeki demliği geri bırakırken sordu.

" Ne için kardeşim? "

" Önemli bir şey değil konuşuruz sonra. "

Serhan, bakışlarını arkadaşının üzerinde dolaştırırken kaşları hafifçe çatılmıştı. Bir gariplik vardı ya çıkardı kokusu yakında. Ecem, elini Çiçek'in omzuna yerleştirerek sordu.

" Eve geçmek ister misin? Duş alır uyursun biraz istersen? Ya da konuşuruz. "

" Mahalleli görmesin beni istemiyorum. "

" Hızlıca gireriz eve kimse görmeden. "

" Hava biraz daha kararsın lütfen. " derken sesi öyle çaresiz çıkmıştı ki Ecem itiraz edemedi.

" Tamam sen nasıl istersen. "

Ethem o esnada araya girdi.

" İstersen arkada bir odamız var. Koltuk da var geç uzan oraya. "

Çiçek kısa bir kararsızlık anı yaşadığında Ethem üsteledi.

" Gel hadi götüreyim seni. Battaniye de veririm üstüne. Arada ben kalıyorum. Ama temiz merak etme. "

Çiçek pes ederek kalktı ayağa ve Ethem'in peşine takıldı. Ecem onların gidişini seyrederken Serhan dirseklerini tezgaha dayayarak eğildi kızın üstüne.

" Anlattı değil mi? "

Ecem, adamın nefesini saçları arasında hissetmesiyle döndürmüştü başını.

" Evet. " dedi sonra gergince.

" Çok kötüydü ortam. Küfürler hakaretler havalarda uçuştu. Üçün beşin hesabı yapıldı. " diye fısıldadı Serhan, sesi fazlasıyla keyifsizdi.

Ecem daha yakından gördüğü çiziğe dokundu bir kez daha.

" Bu nasıl oldu? "

" Anlamadım sevgilim. Melih'i tutmaya çalışıyordum. Bir ara Elfin arada kaldı onu çıkarttım sanırım o esnada oldu. Onun tırnağı çizmiş olabilir. "

Ecem'in kaşları hafifçe kavislendi. Elfin yeni komşularının kızıydı. Biraz fazla rahat tavırları olan kız.

" O neden girmiş araya? "

" Girmek gibi değil de Melih ve İbrahim'in abisi kızın olduğu yere kaydılar. O da sıkıştı, ben de görünce çekip çıkarttım ama itiş kakış yaşandı. "

Genç kız dudaklarını birbirine bastırırken sessizleşti. Adamın, Elfin'in adını anımsaması bile rahatsız etmişti Ecem'i. Kafasında bin bir türlü kurtarma senaryosu dönerken tadı iyiden iyiye kaçtı. Ne yapmıştı mesela kucağına falan mı almıştı? Ya da kolunun altına mı? Belini mi tutmuştu? Ne olmuştu? Kızın elinin, Serhan'ın yanağında ne işi vardı da tırnağı çizmişti? Gözlerini kaçırırken parmaklarını adamın yüzünden çekip saçlarını kulağının arkasına tıkıştırdı. Serhan kızdaki durgunluğu fark ettiğinde elindeki fincanı bıraktı ve hafifçe doğruldu.

" Ecem? Bir şey mi oldu? "

Genç kız sertçe yutkunurken bakışlarını yeniden adamınkilere çıkarttı ve başını iki yana salladı.

" Yok ne olsun? "

Serhan, sevgilisinin gözlerine dikkatle bakarak doğru söyleyip söylemediğini anlamaya çalışırken Ecem alt dudağını sertçe yaladı ve dayanamayıp sordu.

" Eve mi bıraktın sonra? "

" Kimi? "

" Elfin'i işte kurtarmışsın ya. "

Serhan o an anladı kızın kıskançlık ettiğini ve kaşları havalandı.

" Yok güzelim. Bırakmadım kimseyi bir yere. Direkt yanınıza geldim. "

Ecem başını sallarken yeniden kaçırdı gözlerini. Neden rahatlayamıyordu bir türlü içi? Ve bu duruma neden bu kadar takılmıştı şimdi? Muhtemelen önemsiz bir şeydi. Kızı tutup çekmiş ve sonra bırakmıştı işte. Ne vardı ki bunda? Derin bir nefes çekti içine. Tam o esnada hissetti kulağına çarpan nefesi.

" Gevşe. " diye fısıldadı Serhan, kızın belini sıkıca kavrarken.

" Gevşe biraz. Sorun yok. Kafanda dönen şeyler gerçek değil. "

Ecem'in içi titredi. Hem utanmış hem de gizlemeye çalıştığı gerginliğini salıvermişti o an. Sıktığı dişlerini gevşetirken gözlerini yumdu.

" Hoşuma gitmedi. Ama neyin gitmediğini ben de bilmiyorum. " diye itiraf etti o da kısık sesiyle.

Bedenini adamın gövdesine yaslamış ve derin derin solumaya başlamıştı. Serhan sol elinin iki parmağıyla Ecem'in çenesini hafifçe kaldırdı ve oradan sürtünerek boynu boyunca indi. Ecem bedeninde hissettiği şeylerle ürperirken adam yavaş ama kışkırtıcı bir şekilde köprücük kemiklerine varmıştı.

" Ağzımdan yabancı bir kızın adını duymaktan hoşlanmadın. " dedi önce Serhan ve parmaklarını omzuna taşıdı.

Ecem ağır bir biçimde yutkundu yeniden.

" Senin dışında bir kızla ilgilenmemden hoşlanmadın. " dediğinde genç kız yeniden sıkmıştı dişlerini.

" Hiç hoşlanmadım hem de. " dedi birden arkasını dönüp adamın gözlerine bakarken.

" Sana ne bıraksaydın orada. Sana mı kaldı kurtarmak? " diye tısladığında Serhan afallamıştı.

Genç kızın içinden böyle bir şey çıkacağını düşünmemişti. Ecem ona sinirle bakarken kendini tutamadı ve boşta kalan elini kızın ensesine atıp onu hızla dudaklarına çekti. Ecem, kendi dudaklarının adamın dudakları arasında kaybolduğunu, resmen eriyerek yok olduğunu hissettiği an gözlerini yumdu. Serhan ne yaptığını bilir gibi kendinden emin, ağır fakat oldukça tutkulu bir biçimde öpüyordu genç kızı. Ecem bir süre bunun keyfini çıkartmış daha sonra kendi bedeninde hissettiği sıcaklıkla parmaklarını adamın sakalları arasına taşıyarak karşılık vermeye başlamıştı. Hatta bir süre sonra adamın alt dudağını dişleri arasına almış ve hafifçe ısırmıştı. Bu hareketi Serhan'ın kısık sesle inlemesine sebep olduğunda hem utanmış hem de inanılmaz yükselmişti. Dilleri birbirini okşarken genç kız da inledi. Bir süre sonra nefes nefese kalarak ayırdılar dudaklarını.

" Yaktın yine. " diye soludu Serhan kızın yüzüne doğru.

" Her kıskandığında böyle öpeceksen beni... " demesiyle Ecem adamın çenesini sıktı.

" Bana bak seni vallahi pişman ederim Serhan! "

Serhan ise bunun üzerine gür bir kahkaha patlatmıştı.

" Tamam kızma kıskanç. "

" Ya Serhan! " diye bağırdı genç kız ellerini adamın yüzünden çekerken.

Zaten utanmıştı bir de üstüne gidiyordu keyifle.

" Ayrıca sen kendine bak. Alt tarafı biri dansa kaldırmak istedi diye koşa koşa geldin yanıma. " diye atakta bulundu Ecem, odağın kendinden çıkmasını istiyordu.

" He o mesele. " dedi Serhan ansızın ciddileşen sesiyle.

" Kimdi o soramadım da? "

Ecem omuz silkti hafifçe.

" Bilmiyorum. "

" Hiç tanımadığı bir kızı mı dansa kaldırdı? " diye sordu adam bu kez şaşırarak.

" Beğenmiş ne var bunda? " diye onun üstüne gitti Ecem de.

Serhan'ın kaşları hayretle havalandı.

" Ne mi var bunda? Sevgilin var mı yok mu bilmeden etmeden gelip öylece dansa kaldırması mı normal? "

" Sordu sadece. Zorlamadı ya. "

" Zorlasaydı bir de. "

" Konuyu çarpıtma. " dedi Ecem adamla baş edemeyeceğini anladığı an.

" Çarpıttığım falan yok konuyu. O kim de seni beğeniyor ayrıca? Ne ara nerede görmüş de seni beğeniyor? " derken kaşları daha da çatılmıştı.

Ecem o an anladı ciddi ciddi tartıştıklarını. Oysa yalnızca okları ona çevirmekti niyeti. Tartışma yaratmak değil. Omuz silkti yeniden.

" Salona girerken karşılaştık. "

" Öncesinde konuştunuz mu yani? "

" Hayır. "

" Sen de gördüğünü unutmamışsın maşallah. " derken gerçekten sinirliydi Serhan.

Ecem konuşmanın sarpa sardığını fark ettiğinde sustu. Ne dese yatıştıramayacak gibiydi adamı. Fakat Serhan kızın sessiz kalmasından da hoşlanmadı.

" Unutmamışsın Ecem. Nesi dikkatini çekti bu kadar? "

" Dikkatimi falan çektiği yok. Beni izliyordu o yüzden... " diye itiraf etti Ecem en sonunda.

Her şeyi eline yüzüne bulaştırmıştı. Biliyordu da ne kadar kıskanç bir adam olduğunu niye basmıştı ki damarına? Sesli bir iç çekti ve onun peşinden Serhan da çekti.

" Al kudurttun beni mutlu musun şimdi? " diye sordu adam keyifsiz sesiyle.

Ecem sessiz kalmaya devam ettiğinde sorusunu değiştirdi.

" Bu değil miydi güzelim niyetin? Beni kudurtmak. "

" Biraz kızdırmak istedim sadece. Bu kadar büyüyeceğini düşünmedim ki. " dedi genç kız miyavlamaya benzeyen bir sesle.

" Büyür. Çünkü hangi kelimelerin damarıma basacağını sen çok iyi biliyorsun.

Beğenmişmiş ne varmış bunda... " diye homurdanarak doğrulttu bedenini ve elini saçlarının arasından geçirdi.

" Çok şey var! İzliyormuş bir de bak... Elin herifi benim sevgilimi izliyormuş. "

" Ben bir şey yapmadım ki ama. Bana neden kızdın? " diye sordu Ecem açıkça duygu sömürüsüne başvurarak.

" Sana kızdım çünkü canımı bile isteye yaktın. O sözcüklerinle bile isteye bastın damarıma sen." dedi ve sonra devam etti.

" Ben desem aynısını? Beğenmiş ne var bunda desem? Beni de beğenenler var. "

Ecem'in kaşları çatıldı ansızın.

" Kim? " diye sordu hiç duraksamadan.

Bu defa omuz silken Serhan'dı.

" Müşteriler. "

Genç kız huzursuzca bakındı boş kafenin içine. Hiç düşünmemişti bunu. Beğenirlerdi tabi. Kendisine bile yazılan müşteriler olurdu zaman zaman. Serhan gibi boylu boslu yakışıklı bir adama neden yazılmasınlardı? Kaldı ki Serhan buranın sahibiydi. Bu onu daha da yazılası yapıyordu insanların gözünde muhtemelen.

" İyi." dedi sıktığı dişlerinin arasından.

" İyi. " diye tekrarladı Serhan da onu.

" Bok ettik her şeyi. Çok iyi ettik aferin bize. " diye devam etti hırsla adam.

Ardından arkasını dönüp tezgahın diğer tarafına geçti yeniden ve kirli bardakları toparlamaya koyuldu. İkisi de kendi kafasında dönen hayaletlerle savaşırken kafede ölüm sessizliği hakimdi şimdi.

Merhaba nasıldı bölüm?

Bu arada yeni kitabıma başlamadıysanız profilimden okuyabilirsiniz. İlk 2 bölüm yayınlandı. İsmi İlmek. Mahalle kurgusudur kendisi de.

Instagram'dan takip edebilirsiniz beni duyuruları oradan yapıyorum. Hesap: @ailkesandikli

Bölüm sonu

4 yorum