İçeriğe geç

AHMAKISLATAN

Bölüm 19 · 18 dk okuma

AHMAKISLATAN

Bölüm 19

A-19

İki genç birbirlerinin gözlerine yoğun hislerle bakarken şaşkınlık, haz ve utanç kıvılcımları damarlarını yakıyordu. Hiç hesapta olmayan bir şey gerçekleşmişti az önce. İkisi için de... Serhan tepeden tırnağa mutlu ve şaşkın bir vaziyette genç kızın gözlerine bakarken Ecem de utanç ile alt dudağını ısırmış, bakışlarını kaçırmıştı. Çoktan pişman olmuştu bile tüm bu yaptıklarına. Pişmanlığın yanı sıra devasa bir utanç ve derinden bir kırgınlık hissediyordu. Ne yaptığını dahi anlamamıştı, birden bire olmuştu her şey. İçinden ne geldiyse öyle davranmıştı. Şu an içinden gelenler ise bambaşkaydı. Fakat adam Ecem'in içindeki karmaşanın farkında değil gibiydi. Kızın bedenini tutan ellerini çekip yüzünü kavradı ve hafifçe eğildi. Ecem, bu hareketiyle yeniden adamın gözlerine bakarken buldu kendini.

" Ben de seni seviyorum. Her şeyden çok. "

Genç kız sertçe yutkunurken daha çok utanmış ve kahvelerini yumup geriye doğru bir adım atmıştı. Bu hareketiyle adamın ellerinin arasından da kurtulmuş oldu. Birkaç saniye öylece durup derin derin solurken düşündü. Adam ise kızın utandığından mı yoksa pişman olduğundan mı kaçtığını anlayamadı. Kaşları istemsizce çatılırken çekinerek seslendi.

" Ecem?"

Genç kız yavaşça yutkundu önce ve sonra gözlerini açıp adamın huzursuzca bakan gözlerine dikti.

" Serhan benim kafam allak bullak. " dedi kısık bir sesle.

Adam kaşlarını daha çok çatarken kızın ne demek istediğini anlamaya çalıştı. Gerçekten de pişman mı olmuştu, kendisini öptüğüne? Hem de sevdiğini itiraf etmesinden hemen sonra? Ecem ise onun sessizliği üzerine konuşmaya devam etmek zorunda hissetti kendini.

" Söylediğin onca şey... " derken kırgınlığı her halinden belliydi.

Serhan'ın kaşları havalanırken eli gayriihtiyari kıza uzanmış ancak bir karşılık bulamamasıyla yanına düşüvermişti.

" Ecem... ben özür dilerim. Gerçekten. "

Genç kız başını, önüne eğerken yavaşça iki yana salladı.

" Beni hiç mi tanıyamadın? " dedi bu kez gücenmişlikle.

" Ben saçmaladım. " dedi adam, sesinde minik de olsa telaş kırıntıları vardı şimdi.

" Bana nasıl böyle ithamlarda bulunabildin? Aklım almıyor. Üstelik... " derken başını yeniden kaldırmış ve adama kırgınlıkla bakmıştı.

" Üstelik haksızca sorguya çektin. " dedi ve omuzlarını önüne düşürdü.

Serhan ne diyeceğini bilemedi o an. Evet, hakkı yoktu tüm bunlara ama kendini tutamamıştı işte. Genç kız bakışlarını, adamın çehresinde dolaştırırken kırgınlığının zamanla arttığını hissetti.

" Beni çok üzdün. " diye itiraf etti.

" Ecem... "

Genç kız başını yana çevirdi ve derin bir nefesi göğsüne doldurdu.

" Bilmiyorum Serhan. Kafam allak bullak. Az önce yaşananlar... belki de hiç yapmamalıydım. "

Adam acı çeker gibi baktı kızın yüzüne. Her şeyin aniden tepetaklak oluşuna inanamıyordu. Buna engel olmaya çalıştı çaresizce.

" Beni sevdiğini söyledin. Daha demin dedin bunu. Ne olur yapma. " diyerek kıza yaklaşmak istedi fakat genç kız geriledi.

" Evet. "

" Seni sevdiğimi söyledim evet. " dedi ve durup adamın hafifçe çatılan kaşlarının altından attığı bakışlara baktı.

Sonra sertçe yutkundu ve kendi de çattı kaşlarını. İçindeki devasa kırgınlıkla ne yapacağını bilemeyerek...

" Seni seviyorum ama bu bana böyle hissettirmen hakkını vermiyor. Beni kimle karıştırdın bilmiyorum ama... ne o söylediklerini yapacak biriyim ne de bunların hesabını sorabileceğin biri. " dedi sonra tek nefeste.

Adam yıllarca Amerika'da nasıl kadınlarla tanışmış, nasıl bir hayat sürmüştü bilmiyordu fakat kendisinden bunları beklemesi çok ağrına gitmişti. Yıllarca ailesinin öğrettiği üzere kendisini özel olan kişiye saklamıştı genç kız. Böyle konuları dile getirmekten bile imtina ederek büyümüştü. Tek bir kimse bile bugüne kadar kendisiyle bu konu hakkında ileri geri konuşamamıştı. Konuşulmasına sebep olacak tek bir şey bile yapmamıştı çünkü. Fakat şimdi, hem de sevdiği adamdan bunları duymak... Tahammül edemiyordu bu duruma. Kabullenemiyordu. Belki Gamze ile paylaştığı aktif bir cinsel hayatı olabilirdi adamın. Fakat Ecem kesinlikle Gamze değildi. Bunu nasıl bilmezdi? Kırgınlığını öfke olarak dışa vuruyordu artık. Yoksa oturup ağlayacaktı. Neydi bu temeldeki duygu? Neye kırılmıştı bu kadar? Kendisinin bu denli önem verdiği bir şeye adamın bu denli pervasızca yaklaşmış olmasına mı? Yoksa onun kendisini, temelli hayatında olacak olan özel kişiye saklamamış olmasına mı? Ya da belki hem kendisini saklamayıp hem de bunların hesabını soruyor olmasına? Bilmiyordu. Yalnızca büyük bir gücenmişlik ve öfke hissediyordu.

Adam ise kızın yüzündeki öfkenin hedefi olmayı kendine yediremezken acıyla çırpındı adeta. Yine de sesi telaşlı olmasına rağmen nahifti. Kızı sakinleştirmek için olabildiğince yumuşak konuşuyor kelimelerini özenle seçmeye çabalıyordu. Fakat kelimeleri peş peşe dizişindeki aceleciliğinden sakin kalamadığı da anlaşılıyordu.

" Gel bir oturup konuşalım lütfen. "

Ecem ise bunu reddetti. Onu seviyordu, bunu itiraf da etmişti. Reddedecek de değildi tüm bunları. Her biri doğruydu, her birinde samimiydi. Ancak, Serhan'ın bu kontrolsüz hal ve hareketlerini de kendisine bulunduğu ithamları da kabullenemiyordu. Kendisi tüm o özel anları onunla yaşamaya bu kadar istekliyken, nasıl olur da ona bunların hesabını sorabilirdi? Kendini aptal gibi hissediyordu. Başını iki yana salladı hızla.

" Konuşmayalım Serhan. "

" Ecem... " dedi adam boğuk bir sesle.

Kavga etmek istemiyordu. Kavganın sırası mıydı? Her şey mahvolacaktı. Her şey tam da olabilecek en iyi halindeyken mahvolacaktı.

" Ecem kabul saçmaladım. Hiçbir hakkım var demiyorum ki zaten. Sadece... sadece bilmek istedim. Dayanamadım işte, başa çıkamadım düşüncelerle. "

Genç kız adamın hiçbir bahanesini kabul edemezken istemeden de olsa yükseltti sesini.

" İsteme. İsteme Serhan. Böyle şeyleri bilmek isteme. Böyle şeyleri düşünme. Sorma. Konuşma. Ben soruyor muyum? Senin yüzün var mı bana anlatacak? " derken kaşları derince çatılmıştı.

Serhan ise kızın karşısında sakinliğini korumak için elinden geleni yapmaya devam ediyordu.

" Ecem gel güzelce konuşalım. " derken koluna uzanmış fakat Ecem'in geriye adımlamasıyla hamlesi bir kez daha boşa çıkmıştı.

Genç kız burnundan derin bir nefes çekerken bakışlarını etrafta gezdirdi. Ve tam da o an fark etti mahallede olduklarını. Mahallenin orta yerinde, abi dediği adamı öpmüştü. Nasıl bir şuursuzluktu bu yaptığı? Ya biri görseydi? Zaafına yenilmiş, aptallık etmişti. Üstelik öpüştükleri yetmemiş gibi bir de tartışıyorlardı. Hem de bekaret üzerine. Dişlerini sertçe sıkarken gözlerini boş sokaktan çekip adamınkilere dikti yeniden.

" Serhan biz bir şey konuşmayalım. " dedi tersçe.

Öfkesinin asıl muhatabı kendisiydi o dakikalarda. Kendisini bu hale düşüren yine kendiydi. Ancak Serhan bu defa sessiz kalmadı. Arkasını dönmeye yeltenen kızı kolundan kavradığı gibi göğsüne çekmiş ve karşılığında Ecem çırpınarak göğsünden ittirmişti. Fakat nafile, Serhan çok güçlüydü.

" Aklımla oynama benim. " dedi adam.

Fakat öfkeden ziyade küskün çıkmıştı sesi. Genç kız bu cümleyle olduğu yerde durdu. Haklıydı. Ne dese haklıydı. Bir öyle bir böyle davranıyordu. Bir an umut verip daha sonra o umudu ondan kanırtarak geri alıyordu. Ancak yüreğinin tam orta yerine bir huzursuzluk hissi çöreklenmişti birden bire. Kalbi küskündü bir kere. Yıllarca hiç itiraf etmese de onu bekleyen kız çocuğunu gücendirmişti bunları söyleyerek. Küskün bakışlarını adamın bal rengi irislerine kaldırdığı an kendi yansımasını buldu.

" Bırak beni. " dedi titreyen sesiyle.

" Bırakmam. " dedi adam tok, kendinden emin bir sesle.

" Beni sevdiğini duydum ya, bırakmam artık. " diye devam etti sözlerine.

Ecem ise oldukça huysuz bir tavırla kolunu silkti.

" Seviyoruz diye bu birlikte olmamız gerektiği anlamına gelmiyor. "

" Geliyor. Ne yapacağız? Birbirimizi severken başkalarıyla mı olacağız? " diye sordu adam sesinde hayretle bezeli bir öfke vardı.

Ecem de işittiği şeyden hoşlanmamış ve gözlerini kaçırmıştı.

" Bırak beni. " dedi yine de bir umut.

" Beni dinleyeceksin. Konuşacağız. "

" Dinlemek istemiyorum Serhan. Bizden olamayacağı çok açık. Daha ilk günden şu halimize bak. " dedi genç kız kolunu kaldırıp işaret ederken.

Adam kızın kolunu kavrayan parmaklarını çözdü o an.

" Ne kadar meraklısın ya hemen pes etmeye? " dedi sonra sitemle.

Ecem sertçe yutkundu. Farkındaydı. Kaçıyordu yine.

" Her şey apaçık ortada. Bencil, hadsiz ve anlayışsızsın. "

Serhan'ın kaşları hayretle havalandı o an.

" Ben mi? "

Genç kız kahvelerini bir kez daha adamınkilere kaldırdığında başını salladı hafifçe.

" Ya gerçekten Hakan'la birlikte olmuş olsaydım? O zaman ne olacaktı Serhan?" diye sordu kısık sesiyle.

Serhan cümleyi işitir işitmez kaşlarını çatmış, çenesi seğirmeye başlamıştı.

" Ecem sen beni neden anlamak istemiyorsun? " diye soludu sinirle.

Ecem ise adamın sinirini körüklercesine atağa geçti. Canını yakmak istemesinin nedeni kendi canının yanıyor oluşundan mıydı? Halbuki daha birkaç dakika evvel yine onun canına kıyamayıp öpmemiş miydi onu dudaklarından? Yarası da şifası da oydu o dakikalarda. Acımasız bir Tanrı gibi oynuyordu adamla. Ancak bundan en ufak bir keyif bile almıyordu. Yalnızca, yıllar önce içine gömdüğü 12 yaşındaki kız ayyuka çıkmış, 22 yaşındaki Ecem'e hükmediyordu. İki kız savaş verirken ise yara alan Serhan oluyordu. Olan biten yalnızca buydu.

" İlkim başkası olsaydı ne olacaktı Serhan?" dedi sinirle.

" Lan delireceğim şimdi! " diye yükseltti sesini Serhan.

Genç kız olduğu yerde irkildiğinde ise adam derin bir nefes alarak sakinleşmeye çalıştı. Birkaç saniyenin ardından bal rengi gözlerini yeniden kızın kahvelerine indirmişti. Sesini alçalttı ve belki yüzüncü kez kendini ifade etmeye çabaladı. Çünkü bu inatçı ve sabit fikirli genç kızla anlaşmak zorundaydı. Başka bir ihtimal dahi yoktu.

" Konu daha önce biriyle birlikte olup olmaman değildi, neden anlamak istemiyorsun beni Ecem? "

Ecem karşılık verecek olduğunda Serhan müsaade etmedi.

" Bunu sorun da edebilirdim. Ama etmedim. Konu bu değildi. Konu Hakan'la görüşmeye devam edi... " diye girdiği sözü kızın hayret dolu tıslaması kesti.

" Ne demek edebilirdim ya? "

Serhan artık tahammülünün kalmadığını hissederken başını eğerek yüzlerini hizaladı ve sıktığı dişlerinin arasından yanıtladı genç kızı.

" Evet edebilirdim. " dedi tane tane, sonra ekledi.

" Ben de kimseyle birlikte olmadım çünkü. "

Ecem işittiği cümleyle dumura uğrarken Serhan derin nefesler soluyarak kızın gözlerine öfkeyle bakmaya devam ediyordu.

" Tamam, masum bir öpücükten fazlasını yaşadım. Keşke onu bile yaşamadan gelebilseydim sana. Ama kimseyle sevişmedim. " dedi ve doğruldu "Peki senin yaptığın beni itham etmek değil de ne? "

Genç kız duyduklarıyla adeta dumura uğramıştı. Öylesine şaşkındı ki adama diyecek tek bir söz dahi bulamamıştı. Doğru muydu bu? Gerçekten de kimseyle birlikte olmamış mıydı? Gamze'yle bile mi? Kirpiklerini kırpıştırdı hızla. Nasıl yani? O da mı saklamıştı kendisini? Bir anda üstünden büyük bir yük kalkmış gibi hafifledi yüreği. Fakat sonra aniden utandığını hissetti ve bakışlarını kaçırdı. Haklıydı. Ne dese haklıydı. O da onu itham etmişti. Hatta hala inanamıyordu söylediği şeye. Ağır bir biçimde yutkunduğunda adamın yoğun sesi doldurdu kulaklarını.

" Bana bu acımasızlığın ne zaman son bulacak senin Ecem? "

Ecem bu soruyla derin bir pişmanlık hissederken yeniden baktı adamın yüzüne. Yorgun görünüyordu. Belki bezgin. Özür dilemek istedi fakat bir şey diyemedi.

" Sana bin kere dedim. Konu bu değil diye. Geçmişini kurcalamak niyetinde değildim. Evet, yine kıskanırdım. Seni kıskanmama engel olamıyorum çünkü ben. Ama bunu böyle önüne getirmezdim. İçimde halletmeye çalışırdım Ecem. Konu Hakan. Hala görüşüyor olmanız. Hala onun, senin evine girip çıkıyor olması. Sana yemek yapmaktan söz edebiliyor olması. Beni neden anlamıyorsun sen? Söz atmanız bile canımı acıtıyor. Bir de... " durdu ve devam etmek istemez gibi dişledi dudağını.

Sonra gözlerini kaçırdı ve derin bir nefes çekti ciğerlerine.

" Bir de birlikte olduğunuzu söyledin bana. Katlanamadım. Etrafında olmasına katlanamadım. Elimde değil. " derken yeniden baktı gözlerine kızın.

" Bencillikse bu. Bencilim o halde. Anlayışsızlıksa anlayışsızım. Haddi de kalbimden aldım Ecem. Sana dert çıkarttığımı görüyorum. Bunlarla uğraşmak istemiyorsun, haklısın. Seni öfkelendirmek en son isteğim bile değil. Keşke biraz olsun beni anlayabilsen. Ama tamam. Daha da sıkmayacağım canını. Sözüm söz."

Genç kız adamın sözlerini huzursuzlukla dinlerken ona haksızlık ettiğini düşünmeden edemedi. Bir şeyler söylemek istediğinde ise Serhan buna izin vermeyerek arkasını dönmüştü.

" Birbirimizi fazlaca yıprattık. Bugün daha fazla konuşmayalım. " diyerek bahçeden çıktı.

Ecem ise arkasından öylece bakakalmıştı. Adam bahçeden çıkıp kendi evlerine girene kadar genç kız yerinden kıpırdamadı. Kapı kapandığında ise gözyaşları bu anı bekliyormuşçasına süzülmeye başladı.

***

Genç kız yatağında dönüp dururken kapının çalmasıyla aniden ayağa fırladı. Serhan pişman olup konuşmaya gelmiş olabilir miydi? Öyle umdu genç kız ve koşarak odasından çıktı. Holü de aynı hızla geçip kapıyı açtığında karşısında hiç beklemediği bir simayı bulmuş ve kaşları ansızın havalanmıştı.

" Sinan amca? " dedi şaşırarak.

Adam elindeki minik tencereyi ve üstündeki saklama kabını kıza uzatırken burukça tebessüm etti.

" Yavrum hastaymışsın Serhan söyledi. Ben de çorba yapmıştım sana da getireyim dedim. İyi olur içersin sıcak sıcak. Kapta da biraz karnıyarık var. "

Ecem bakışlarını adamın gözlerinden ayırıp elinde tuttuğu tencereye indirdiği an ağlamaya başlamıştı. Sinan Bey hiç beklemediği karşılıkla şaşkına uğrarken ne yapacağını bilemeyerek kısa bir an afalladı. Ve hemen sonra tek kolunu kıza uzatıp ona sıkıca sarıldı.

" Ah gel böyle bakayım, ağlama. Neden ağlıyorsun? "

Ecem hiçbir şey demeden adamın göğsünde içli içli ağlamış ve ancak dakikalar sonra kendine gelebilmişti. Bedenini doğrultup avuçlarıyla gözaltlarını silerken çatallı sesiyle konuştu.

" Özür dilerim. "

" Ne özrü yavrum? Al bakalım şunu. " diyerek kızın eline tutuşturdu tencereyi, yaşlı adam.

" Teşekkür ederim. Zahmet etmişsiniz. " dedi Ecem bu kez gülümseyerek.

" Ne zahmeti güzel kızım. Yemeğe bize gel diyecektim aslında ama Serhan yatıp dinlenmek istediğini söyleyince getireyim dedim. "

Ecem, Serhan'ın kendisini düşünüp babası ile yemek göndermiş olmasına sevinse mi, yoksa evlerine gelmesini istemediğine üzülse mi bilemedi o an. Sessizce başını salladı. Sinan Bey ise daha fazla tutmadı kızı kapıda.

" Hadi yemeğini ye sonra da dinlen. Bir şeye ihtiyacın olursa bizi ara. Olur mu? Var değil mi telefonumuz? "

Ecem başını salladı yavaşça.

" Var. "

" Tamam o halde. Hadi kapat kapıyı üşüme."

Genç kız adama son bir kez tebessüm ettikten sonra kapıyı kapatıp iç çekerek mutfağa ilerlemişti. Bu esnada Sinan Bey ise söylene söylene evine dönüyordu. Bahçeye girip kapıya vardığında üstündeki hırkanın cebinden anahtarını çıkarttı ve yuvasına sokup yarım tur döndürdü. Kapı kendiliğinden açıldığında ayakkabılarını çıkartıp içeriye girmiş, kapıyı da ardından kapatmıştı.

" Verdim. " diye seslendi mutfakta çorba içen oğluna.

Serhan sesini çıkartmadı. Sinan Bey ise konuyu irdelemeye niyetliydi. Oğlunun yanına ilerlerken çoktan girizgahı yapmıştı bile.

" Bak oğlum, bu kız kimsesiz. Sakın üzme onu. "

Serhan elinde kaşıkla kalakaldığında babası da mutfak kapısından girmişti.

" Niye üzeyim baba Ecem'i ben? " dedi kafası karışarak.

Sinan Bey oğluna yandan bir bakış attı ve kendi tabağına çorba doldurmaya başladı.

" Bırak şimdi. Ben bilmiyor muyum? "

Serhan elindeki kaşığı tabağına bırakırken sandalyede doğruldu.

" Neyi biliyormuşsun sen? "

Yaşlı adam tencerenin altını kapatıp çorbasıyla birlikte oğlunun karşısındaki sandalyeye oturduğunda iç çekti.

" Ulan hayta, sen de beni iyice bunak yaptın. Haftalardır kapının önünde kızı bekliyorsun anlamıyor muyum? "

Serhan, babasının kendisine kızışına bir an gülecek gibi olsa da toparladı. Sonra başını iki yana sallayarak yeniden aldı kaşığını eline. Adam ise oğlunun itiraz etmeyişinden güç alarak konuşmaya devam etmişti.

" Bana bak, niyetin ciddi değilse girme kızın aklına. "

Serhan konuşmanın seyrinden açıkça rahatsızlık duyduğunda elindeki kaşığı tabağın içine gürültüyle bırakmış ve sırtını sandalyeye yaslamıştı. Bal rengi gözleri babasınınkilere dikildiğinde burnundan sesli bir soluk bıraktı.

" Baba ben öyle bir adam mıyım? "

" Öylesin diye demiyorum. Öyle olma diye diyorum. Nişan atalı bir sene oldu daha. Kafa karışıklığıyla hareket edip de kızın vebaline girme. "

Serhan artık öfkelendiğini hissederken kaşlarını çatmıştı.

" Baba ne kafa karışıklığı Allah aşkına? Neler yazdın iki dakikada. Bir şey olduğu yok. "

" Var. Yalan söyleme bana. " dedi adam da huysuz bir tavırla.

" E sen de söyletme o halde. Bırak ben ne yapacağımı bilirim. Ecem'e de abuk subuk konuşayım deme. "

" Ne konuşacağım? Sana diyorum ya diyeceğimi. Emin olmadan açılma kıza."

Serhan sertçe yutkunurken kaçırdı bakışlarını. Sonra ellerine sağlık diye geveleyerek tabağını da alıp kalktı sofradan. İştahı da kaçmıştı zaten. Tabakta kalan çorbayı lavaboya döktü ve tabağı durulayıp makineye yerleştirdi. Tüm bunlar olurken babası çorbasını içerek kendisini seyrediyordu. Her şeyi çözmüştü kendince de, oğlunun çoktan kıza açıldığından bihaberdi. Genç adam derin bir nefes daha çekerek çıktı mutfaktan. Babası bile kızı üzmemesini tembih ederken kızın kendisine bu denli kırılması şaşılacak şey değildi belli ki. Ama bilmediği bir şey vardı yaşlı adamın. O kız da kendi oğlunu üzüyordu. Hem de her gün itinayla.

Ertesi gün Ecem biraz daha toparlamış hissediyordu. Ateşi düşmüş, baş ağrısı geçmişti. Biraz boğazı acıyordu yalnızca. Onu da birkaç bitki çayı ile halledeceğine emindi. Odaya dolan mesaj sesiyle elindeki bardağı sehpaya bıraktı ve heyecanla uzanıp telefonunu eline aldı. Fakat mesaj Serhan'dan değil Çiçek'tendi. Çok haklı bir şekilde isyan döşemişti arkadaşı mesaj kutusuna. Ecem, kızın günlerdir yüzünü göremediği için kendisine sitem edişini okurken iç çekti. Üstelik İbrahim askerden gelmişti ve düğüne de çok az kalmıştı. Ecem ise okul, özel ders ve kafe üçgeninden çıkıp da en yakın arkadaşına vakit ayıramamıştı bir türlü. Ne dese haklıydı. Çiçek gelinlik provasına gideceğini ve kendisini de yanında istediğini belirtmişti mesajının sonunda. Ecem derhal mesajı yanıtladı ve koltuktan kalkıp hazırlanmak için odasına yöneldi. Yirmi dakika sonra ikisi birlikte Melih'in arabasında arka koltuktaydı. İbrahim ise ön koltuğa oturmuş gergin bir şekilde Melih'e işlerinden bahsediyordu. Bir fabrikada işçiydi İbrahim. Maaşı da fena değildi. Melih, kardeşi yaşındaki genci dinlerken ara ara baş sallamaktan başka bir şey yapmıyordu. Normalde de İbrahim'i pek adam yerine koyduğu söylenemezdi ancak son zamanlarda kafası başka şeylerle doluydu. Bundandı ne anlattığını dinlemeyişi.

Arabayla Gülfem'in kuaför dükkanının önünden geçerken başını çevirip baktı istemsizce. Ve hiç görmek istemediği o adamı gördü yine. Dükkanın önünde dikilmiş, elindeki telefona bakıyordu orta yaştaki adam. Geçen haftalarda Gülfem'i almaya gelen adamdı bu. Görür görmez tanımıştı Melih onu. Üstünde yine jilet gibi bir takım elbise vardı. Bu defa çiçek buketi yoktu ama. Belli ki artık göz boyamaya ihtiyacı kalmamış diye geçirdi içinden. Sertçe yutkunurken yola döndürdü başını yeniden. Haftalardır görüşüyorlardı demek. Demek ki iyi de anlaşmışlardı. Sesli bir iç çekti farkında olmadan. İç çekişiyle hepsinin bakışları kendisine dönmüş ve bu, adamı daha da sinirlendirmişti.

" Ne bakıyorsunuz? " diye sordu çatık kaşlarının altından dik dik bakarak.

Kimse bir şey diyemedi. İbrahim cama dönüp yolu seyrederken Çiçek yeniden gelinliğinden bahsetmeye başlamıştı. Ecem ise arkadaşını dinliyor, elinden geldiğince fikir vermeye çalışıyordu. Anlamazdı bu işlerden. Çiçek de bunu bal gibi biliyordu fakat başka arkadaşı yoktu ki akıl danışsın. Gülfem ablası vardı bir tek. Ona da aslında bugün kendisiyle gelip gelemeyeceğini sormuştu fakat müsait olmadığını söylemişti kadın. Çiçek biraz bozulsa da bir şey dememişti. Zaten dükkanı bırakıp kendisiyle gelinlik provasına gelmesi fikri daha sorarken absürt gelmişti kulağına genç kızın. Yine de denemişti işte şansını. Çok değil on beş dakika kadar sonra mahallenin çıkışında, Nejla Hanımın terzi dükkanının önünde durdular. Melih acele etmelerini söyleyerek bir sigara yakarken İbrahim de kızların peşine takılmıştı. Fakat Melih camı açıp ıslık öttürünce aniden durdu hepsi. Adam tek gözünü kırpıp başını sallarken bakışları genç adamdaydı.

" Sen nereye? "

İbrahim aldığı soruyla çaresiz bir şekilde Çiçek'e baktığında genç kız atıldı öne.

" Abi, merak etme görmeyecek gelinliğimi. Zaten uğursuzluk getirir. Dursun dedim sadece içeride. Olmaz mı? "

Melih kaşlarını kaldırıp indirdi.

" Olmaz. "

Çiçek sesli bir soluk vererek omuzlarını düşürürken İbrahim el mahkum dönmüştü arabaya. Kızlar da Melih'e saydıra saydıra girdiler dükkandan içeriye. Nejla hanım Çiçek'i görmesiyle gülümserken hemen ardından gelen Ecem'i görünce suratını asmıştı. Ecem kadının bu tavrına alışmıştı artık. Söz attıklarından beri kadın kendisinin yüzüne bakmaz olmuştu. Hele oğlunun hala Ecem'in peşinde dolandığını işittikçe sinirleri tepesine çıkıyor fakat oğluna söz geçiremiyordu. Başlarda gelini olsun diye hevesle uğraşan kadın, son bir yıldır Ecem'i görmek dahi istemiyordu. Çöpsüz üzümdü o. Nasıl oğlunu reddederdi? Kendini ne sanıyordu? Ahmaklık ettiğini zamanla anlayacaktı genç kız fakat o vakit çok geç olacaktı. Çiçek, kadına selam verdikten sonra Ecem de vermiş fakat Nejla Hanım pek oralı olmamıştı. Çiçek derhal giyinme kabinine ilerlerken Ecem de derisi yırtılmış boş sandalyelerden birine oturdu. Dakikalar sonra arkadaşı üstünde gelinliği ile çıktığında genç kız kendini tutamamış ve gözleri hızla dolmuştu.

" Çiçek, çok güzel oldun. " diye fısıldadı çatallı çıkan sesiyle.

Çiçek ona kocaman sırıtırken Nejla Hanım konuştu.

" Güzel olacak tabi. Ben diktim. "

Kızlar, Melih'in kabul edebileceği türden bir gelinlik bulamayınca Nejla Hanım ben dikerim demişti. Ve görünen o ki dikmişti de. Ecem, kadının kendisine takındığı kaba tavra üzülse de hakkını yiyemezdi. Çok güzel dikmişti gelinliği. Tam Çiçek'e yakışır türden bir gelinlik çıkmıştı ortaya.

" Harika görünüyorsun. " derken kalktı sandalyesinden ve arkadaşının yanına gitti.

Çiçek de oldukça memnundu sonuçtan. Düğüne bir ay kalmıştı ve gelinlikten yana yüzü gülüyordu. En önemli şey de bu değil miydi zaten? Eteklerini tuttu ve dükkanın içinde birkaç tur döndü.

" Ay çok sevdim Nejla Teyze! Ellerine sağlık! "

Genç kız gelinliğinden hevesini aldıktan sonra Nejla Hanım onu paketlemiş ve kucağına bırakmıştı.

" İbrahim'i yollayayım da ödesin. " dedi genç kız neşeyle şakıyarak.

Sonra Ecem ile çıktılar dükkandan. İbrahim onların çıktığını görmesiyle arabadan inmişti zaten. Koşarak kızlara yanaştı ve nişanlısının elindeki paketi aldı.

" Beğendin mi Çiçek'im? "

Çiçek başını salladı hevesle.

" Bayıldım. "

Genç adam da bunun üzerine gülümsedi. Melih kendilerini izliyor olmasa kızı başından öpmek de istemişti işin aslı. Fakat bunu sonraya erteledi.

" Hadi siz geçin ben ödeyip geleyim. "

Kızlar arabaya döndüğünde Melih bıraktıklarından daha sinirli görünüyordu. Çiçek daha fazla sessiz kalamayarak sordu.

" Abi ne oldu? İbrahim'e mi kızdın yoksa? "

" Yok. Ne oldu bitti mi işiniz? "

" Evet. Şey abi bizi alt mahalledeki kafeye bıraksana. Ecem ile beni. "

Çiçek bunu sorarken abisinin tersleyeceğine çok emindi fakat beklediği şey olmadı.

" Tamam. İbrahim'i evine bırakayım oradan geçeriz. "

Genç kız şaşırarak arkadaşına döndüğünde Ecem de en az onun kadar şaşkındı. Çiçek, abisinden sürekli ret yese de her seferinde sormaktan vazgeçmezdi. Muhakkak şansını denerdi ve şu an bu ısrarının ekmeğini yediği anlardan biriydi. İbrahim döndükten sonra tıpkı Melih'in dediği gibi önce İbrahim'i bırakmışlar sonra da Melih kızları kafeye bırakıp gelinlikle birlikte eve dönmüştü. Arabayı park edip ön koltuktan gelinlik paketini alır almaz çıktı ve kapıları kilitledi. Hemen sonra ağır adımlarla bahçeye girdi. Evin kapısına vardığında anahtarını aramaya üşenmiş ve zile basmıştı. Çok geçmeden annesi de kapıyı açtı.

" Heh geldiniz mi oğlum? Çiçek nerede? "

Melih ayakkabılarını çıkartıp içeriye girerken yanıtladı kadını.

" Ecem'le alt mahalledeki kafedeler. "

" Gelinlik nasıl? İstediği gibi olmuş mu? "

" Olmuş olmuş. " dedi adam annesinin sorularına daha fazla maruz kalmamak için hızla ilerlerken.

Sonra gelinliği kardeşinin yatağına bıraktı ve kendisini odasına attı. Yaklaşık bir saattir kendini kasıyor, rol yapıyordu fakat artık dayanamayacak raddeye gelmişti. Canı cayır cayır yanıyordu. O adam kimdi, neciydi? Gülfem onun nesini bu kadar beğenmişti? Bugüne kadar kadının görüştüğü adamları ikinciye asla görmezdi. Çünkü Gülfem zor beğenirdi. Daha ilk yemekten notlarını verir yollardı. Bu adamı ise ikinci kez görüyordu. Yatağa sırtüstü uzanırken derin bir nefesi ciğerlerine doldurdu. Nihayet o gün geliyor muydu yani? Gülfem'in ihtimalini bile yitiriyor muydu? Adam görünüşe bakılırsa zengindi. Eğer onunla evlenirse buradan taşınırdı da kadın. Birden bu düşüncesi yüzünden büyük esef duydu kendisinden. Elin karısı olduktan sonra yolunu gözleyecek değildi ya? Kafayı yemiş olmalıydı bunu düşündüğü için. Yakışık alıyor muydu böyle düşünceler? Başkasının helalini düşünmek bile haramdı ona göre. Özlemek şöyle dursun. Gözlerini sıkıca yumdu ve acısının hafiflemesini umdu. Fakat beklenen olmadı. Yüreğinin orta yerindeki acı katlanarak büyüdü ve adama nefes aldırtmayacak raddede yayıldı. Melih bunca yıldır ilk kez bu denli umudunu yitirmişti.

Merhaba nasılsınız?

Bölümü tam 3 kez silip yazdım ve hala içime sinmedi. Nedense olmadı bir türlü yani.

Neyse umarım siz beğenmişsinizdir.

Instagram: @ailkesandikli

Bölüm sonu

6 yorum