Çiçek elindeki çay bardağını parmakları arasında sıkıca tutarken, çayı soğuttuğunun farkında dahi değildi. Gözlerini kocaman açmış, arkadaşının anlattıklarını hayretler içerisinde dinliyor ve şaşırmaktan ona gücenmeye fırsat bulamıyordu. Ecem'in bunca yaşanan şeyi kendisine yeni anlatıyor oluşuna tavır almayı sonraya bıraktı ve nihayet dudaklarını aralayıp konuştu.
" Çüş Ecem. Bir dakika hangi birine şaşıracağımı şaşırdım. " dedi ve sonra adeta çığırdı.
"Öptün mü adamı? "
Ecem birden telaşla etrafına bakınmış ve tanıdık birini görmemenin rahatlığıyla arkadaşına dönmüştü. Yine de kaşları çatılırken kızdı.
" Sessiz olsana ya. "
Çiçek nihayet bardağı bırakıp elini ağzına kapatırken hala şoku atlatabilmiş değildi. Aradan geçen birkaç saniyenin ardından muzip bakışlarını arkadaşının gözlerine dikti ve masada ona doğru eğilerek fısıldadı.
" İyi öpüşüyor mu? "
Bunu sorarken elini ağzından çekmiş ve arkadaşının eline uzatmıştı. Ecem utanarak bakışlarını kaçırdığında Çiçek parmaklarıyla genç kızın elini dürttü.
" Utanma tamam. Bizim kıza bak ya. " diyerek sandalyesine geri yaslandı ve çay bardağını kavrayıp keyifle dudaklarına götürdü.
Fakat çayın buz gibi olduğunu fark ettiğinde yüzünü buruşturarak bardağı geri bırakmıştı.
" Iy soğumuş bu. Yenisini isteyeceğim. "
Ecem, Çiçek'in çay siparişini beklerken masanın üstünde duran telefonunun siyah ekranına bakıyordu. Dünden beri ne bir mesaj atmış ne de aramıştı genç adam. Hala mı kızgındı? Yoksa çok mu kırılmıştı? Ecem işin içinden çıkamıyordu bir türlü. Nasıl olduğunu bile mi merak etmemişti?
" Ne düşünüyorsun kara kara? "
Genç kız, arkadaşının kendisine yönelttiği soruyla başını kaldırıp yeniden onun eğlenen suratına bakmıştı.
" Seni bu kadar eğlendiren nedir söyler misin? " diye sordu en sonunda.
Çiçek ise sırıtmaya başladı.
" En yakın arkadaşımı evlendiriyorum niye mutsuz olayım aa? "
Ecem başını iki yana sallarken bakışları yeniden telefonuna uğradı.
" Uçtun iyice. Hem daha düne kadar Hakan'cı değil miydin sen? "
Tam o esnada garsonun getirdiği çaylardan birini eline aldı ve büyük bir yudum içti Çiçek.
" Oh iyi geldi. " dedi sonra keyifle bardağı masaya bırakırken.
Ecem de kendi bardağını dudaklarına götürüp yudumlamıştı çayını. Fakat fazla sıcak gelmişti bu da. Boğazı iyileşene kadar çok sıcak şeyler içmese iyi olacaktı. Bardağı geri bırakırken iç çekti. O sırada arkadaşı da yanıtladı sorusunu.
" Güzel arkadaşım ben senin için hep en iyisini isterim. Hakan bizim mahallenin delikanlısı. E şu an bir işi gücü yok ama iyi çocuktur yani. Şanssız sadece biraz. " dedi ve omuz silkti.
Ecem onun, Hakan'ın babasının işini batırışına bulduğu kılıfa göz devirmeden edemedi. Bunu bir başkası yapmış olsa Tülay Teyzesi'nin de Çiçek'in de dilinden kurtulamazdı fakat ne hikmetse konu Hakan olunca kimse toz kondurmuyordu.
" Ama yani şimdi maça Serhan Beyimiz girince skorlar değişir. " diye şakıdı Çiçek.
Ecem, onun çocukluklarından beri Serhan'a hayranlığı olduğunu bilirdi. Fakat bu hayranlık romantik bir hayranlık değildi. Çiçek'inki Serhan'ı yüceleştirmekten öteye gitmezdi. Gerek yakışıklılığı, gerek kibarlığı, gerek eğitimi olsun Serhan bu mahallenin medarı iftiharıydı ona göre. Eh haksız da değildi çünkü ondan başka mahalleden okuyan çıkmamıştı. Tee seneler evvel bir de Tufan Abileri mühendis olmuş sonra evlenip mahalleden ayrılmıştı. Ama abi dediklerine bakmayın en az yirmi yaş kadar büyüktü hepsinden. Şimdi sırada Ecem vardı işte. Kısmetse o da bu kış mezun olacaktı. Ecem düşüncelerinin içinden, gelen bildirim sesiyle sıyrıldığında heyecanla masanın üstünde duran telefonunu eline almıştı. Fakat nabzını artıran bildirim Serhan'dan değil Mert'tendi. Nasıl olduğunu soruyordu. Omuzları önüne düşerken sesli bir iç çekerek arkadaşını yanıtladı. O esnada Whatsapp'tan Serhan'ın sohbetine girmiş ve çevrim içi olduğunu görüp duraksamıştı. Belki yazar diye beklese de adamın hiçbir şey yazmamasıyla tadı fazlasıyla kaçarak telefonu elinden bıraktı.
" Serhan'dan değil galiba? " diyen Çiçek'e de tatsız bir bakış attı.
" Değil. Konuşmuyor benimle. Çok mu kızdı sence? "
Çiçek, arkadaşının üzgün görünen yüzüne dikkatle bakarken, onun gerçekten de on yıldır bu adama karşı hislerinin değişmediğini fark ediyor ve buna şaşırmadan edemiyordu.
" Kırılmış gibi daha çok. " dedi Çiçek ciddiyete bürünürken.
Ecem sesli bir iç daha çekti ardından.
" Ne yapmam gerek? " derken eş zamanlı olarak Çiçek'in de sesini duydu.
" Vay be... " diyerek iç çeken arkadaşına merakla bakmıştı genç kız.
" Adam te Amerikalara gitmiş ve kimseyle sevişmemiş. Görüyor musun rahmetliyi, ne güzel çocuk yetiştirmiş. "
Ecem işittikleriyle kızardığını hissederken Çiçek iç çekmeyi sürdürüyordu.
" Bunun Amerika'sı Türkiye'si mi var Çiçek? " dedi Ecem sonra kızarak.
" E var tabi. Oralarda bunlar çok normal. Küçücük yaşta başlıyorlar bu işlere. Dizilerden filmlerden görmüyor musun? Adam onların içinde on yıl kalmış ama yozlaşmamış. Vallahi helal olsun hem rahmetli anası hem de babası eli öpülecek insanlar. "
Ecem bu defa huzursuzca saçlarını karıştırırken bakışlarını da kafenin camına çevirmişti.
" O kadar da masum değilmiş. " diye mırıldandı sonra.
Çiçek kaşlarının havalanmasına engel olamazken arkadaşına merakla baktı.
" Nasıl yani? Sevişmiş mi yoksa? "
Ecem bunları konuşmaktan haz etmese de en yakın arkadaşıyla dertleşme ihtiyacını gözardı edemeyerek döndü yeniden önüne.
" Yok. Ama sanırım biraz yakınlaşmışlar... " yutkundu yavaşça " Gamze'yle. "
Çiçek sessizleşirken Ecem de onunla birlikte sessizliği paylaştı bir süre. Fakat saniyeler sonra Çiçek arkadaşının üzülmesini istemediğinden uzanıp tuttu elini yine.
" Tamam. O kadar mühim bir şey değildir ya. Öyle olsa ben de yapmadım demezdi herhalde. Hem, olmuş bitmiş. Canını sıkacak bir durum yok. Kız da Amerika'da kaldı. "
Ecem başını salladı hafifçe.
" Canımı sıkmıyorum buna. " dedi sonra ve omuz silkti.
" Detay da bilmek istemiyorum. Sevişmedim dediyse sevişmemiştir. İnanıyorum ona. Belli ki ciddi bir yakınlaşma olmamış. Hem ona olan sevgim bundan bağımsız bir şey ki benim. Kendisi konusunu açmasa asla da sormazdım böyle bir şeyi ona. " diye devam etti arkadaşına hak vererek.
Çiçek başını salladı hızlıca.
" Elbette, sen onu her koşulda yıllarca sevdin. Hatta sevmeyi hiç bırakmamışsın baksana. "
Çiçek böyle konularda Ecem'den fazlaca ayrışırdı. Ona göre sevgilisinin bırakın geçmişinde biriyle birlikte olmasını, karşı cinsten arkadaşı bile olamazdı. Fakat mesele kendi meselesi değildi ve Ecem'in canını sıkmak da istemiyordu. Bu nedenle ona hak vermekten başka bir şey yapmadı.
" Ama bir iletişim sorunumuz var Çiçek. Hem de ciddi seviyede. " diye dert yandı ardından Ecem.
Çiçek elini arkadaşının elinden çekip çayına uzanırken sordu.
" Nasıl yani dinlemiyor mu seni? Yoksa anlamıyor mu? "
Ecem de kendi bardağını kavrarken ne diyeceğini bilemedi bir an. Sonra açıklamaya çalıştı kendince.
" Yok. Öyle değil. " sesli bir iç çekti ve alt dudağını yaladı sertçe.
" Hakan'ı takıntı haline getirmiş durumda. Zaten bu bekaret meselesi de oradan açıldı ya. " diye fısıldadı utanarak.
Çiçek bu defa sessiz kalamamıştı.
" Haklı. " demesiyle Ecem gözlerini kocaman açtı.
" Hiç bakma bana öyle belerik belerik. Haklı adam. Eski sözlün kızım Hakan. Farkında mısın bunun sen? O Gamze'yle böyle her gün her gün görüşse sen ne hissederdin? Ben var ya İbrahim'in ağzına sıçardım. " diye hiddetlendiğinde Ecem araya girmek zorunda kaldı.
" Şş Çiçek lütfen bağırma. "
Korkuyordu biri duyacak da bu mesele yayılacak diye. Yeniden etrafına kaçamak bakışlar atarken Çiçek de mahcup bir şekilde kısmıştı sesini.
" Özür dilerim ya birden şey oldu... Ama haklı Ecem. Abartma sen de. Anladık modernsin, en yakın arkadaşlarından biri karşı cinsten falan da. Bokunu çıkartma. "
Ecem ona ters bir bakış attı. Çiçek en başından beri Mert ile yakın arkadaş olmasına laf eder dururdu çünkü ona göre kadın ve erkekten arkadaş olmazdı.
" Başladın yine abin gibi konuşmaya. " diye homurdandı çayından içmeden önce.
İkisi de kendini haklı bulurken sessizce çaylarını içtiler. Çiçek Serhan'ı yüzde yüz savunurken Ecem'in kafası allak bullaktı. Tamam empati yaptığında rahatsızlık hissini anlayabiliyordu fakat adamın kıskançlıklarını yine de çok abartılı buluyordu. Huzursuz bir şekilde dışarıyı seyretti bir süre. Sonra Çiçek ortaya şahane bir fikir atıverdi.
" Tamam bence ne yapalım biliyor musun? Bu işi erbabına soralım. "
Ecem tek kaşını kaldırırken baktı Çiçek'e.
" Kimmiş bu işin erbabı? "
Omuz silkti genç kız.
" Kim olacak, Gülfem Abla. Kadın bunca yıl evlenmedi çünkü erkeklerin ne mal olduğunu anlıyor. Bence ona soralım. O bilir ne yapılacağını. "
Ecem arkadaşının söylediklerine karşı minik bir kahkaha attı.
" Ya Çiçek. O nasıl laf Allah aşkına? "
Çiçek sandalyesinden kalkarken başını salladı.
" Ne yalan mı? Demiyor mu senelerdir, anacı erkek evine bakamaz. Bağımsız erkek aldatır. Uçkuruna düşkün erkek bencil olur tatmin edemez... " diye girdiğinde Ecem de hızla kalktı ayağa.
" Şşş... "
Çiçek de bu kez kahkahayı basmıştı.
" Of keşke evde konuşsaydık ya hep içime attık diyeceklerimi. "
" Bu içine atmış halinse..." derken telefonunu aldı genç kız ve birlikte kasaya doğru ilerlediler.
" Aman naz etme de gidelim işte. Hem düğün öncesi saç provası yapacağım. Ah bu arada kına elbisesi seçmeliyiz bana. " derken ellilik bırakmıştı kasaya.
Ecem cüzdanından çıkarttığı elliliği bırakırken başını salladı.
" Tamam bakalım. "
Çiçek arkadaşının koluna girerken sordu.
" Ne zaman müsait olursun? "
İki arkadaş kol kola kafeden ayrılırken Ecem dudak büktü.
" En erken haftasonu olabilirim. "
Çiçek aldığı cevapla birden durdu olduğu yerde. Ecem onun neden durduğunu anlamak için döndüğünde arkadaşının kaşları hafifçe çatılıydı.
" Ay o zaman bugün bakalım. Saat daha erken hem. Hadi lütfen! Hem sen de bakarsın. "
Ecem yorulduğunu ileri sürüp eve gitmek istese de Çiçek'in ısrarlarına karşı gelememişti. Hem kendini ona karşı mahcup hissediyordu. Başını salladı nihayetinde.
" Tamam gidelim. "
" Şuradan otobüse binelim. Kadıköy'de bir sürü abiyeci var. "
Çiçek hevesli hevesli durağa ilerlerken Ecem'i de peşinde sürüklüyor ve bu esnada ona kınasında istediğini giyebileceğinden bahsediyordu. Kına kadınlar arasında olacağından Çiçek hep heves ettiği elbiselerden birini giyebilecekti ve bunun için de çok hevesliydi. Ecem, arkadaşının hevesini kırmamaya özen göstererek onunla mağaza mağaza gezerken Çiçek düğüne dair tüm planlarını ve isteklerini anlatmaya devam ediyordu. Saatler sonra Çiçek'in denediği 9. elbiseyi nihayet ikisi de beğendi ve satın almak üzere kasaya ilerlediler. Bu esnada Çiçek arkadaşına da birkaç elbise denetmiş ve birini zorla aldırtmıştı. İkisi de ellerinde elbiseleriyle Boğa'ya ilerlerken Ecem birden çığırdı.
" Ay, Serhan abinin kafesi! Hadi gidelim ne olur! "
Ecem'in kaşları çatıldı bu teklifle.
" Olmaz Çiçek ya. Konuşmuyor benimle diyorum. "
Ancak Çiçek'in de niyeti tam olarak onları barıştırmaktı zaten. Arkadaşının koluna girip onu peşinde sürüklerken başını salladı.
" Olur olur! "
Ecem her ne kadar itiraz etse de Çiçek Ecem'in telefonunu cebinden almış ve Serhan'ın numarasını kendi telefonuna yazmıştı. Ecem onu durdurmak için çırpınırken Çiçek katı bir şekilde onu geri püskürttü.
" Ya sen bana bir güvensene. Aa ama. Konuşacak seninle. "
Ecem küskün bir tavırla baktı genç kıza.
" İyi de ben bu şekilde olsun istemiyorum ki. Kendi konuşmak istesin. "
" Yahu sen o istemiyor mu sanıyorsun? İçi içini yiyordur günlerdir. Ama ne demiş? Seni boğuyorum demiş. Sana alan tanımak istiyor. Söyle şimdi. Bu alanı istiyor musun? Evetse eve döneceğiz. "
Ecem durdu ve birkaç saniye sakince düşündü. Serhan'dan uzak kalıp mantığıyla bir şeyleri düşünmeye ve her şeyi yoluna koymaya ihtiyaç duyduğu gerçekti. Ancak iki günde anlamıştı ki, Serhan'dan uzak kaldığında konuşan yine kalbiydi. Mantığı değil. Omuz silkti sonra belli belirsiz.
" Bilmiyorum Çiçek. " dedi hüzünle.
Çiçek sesli bir nefes aldı bunun üzerine.
" Onu görmek istemiyor musun? Kafesini? "
Ecem başını salladı yavaşça.
" İstiyorum. " diye itiraf etti sonra.
" E tamam hem ne yapacağım deyip duruyordun. Al sana fırsat. Yeni kafesini ziyaret etmek bence çok güzel sessiz bir özürdür. "
Genç kız sertçe yutkundu. Sonra Serhan'ın, kafesini göstermek için hevesle yanına geldiği o geceyi anımsadı. Fakat genç kız ona kızgın olduğundan gitmemişti görmeye. O zaman çok bozulmuştu genç adam. Belki de Çiçek haklıydı. Bu ziyaret iyi olabilirdi. Her şey sakince yoluna girebilirdi bu şekilde. En nihayetinde pes etti ve başını salladı hafifçe.
" Oley! Arıyorum hemen bakalım burada mıymış? " dedi Çiçek ve telefonu kulağına dayadı.
Arama çok geçmeden yanıtlanmıştı.
" Heh alo, Serhan Abi ben Çiçek. "
" Tanıdım sesinden Çiçek. Buyur? "
Çiçek, arkadaşının tırnaklarını yiyerek kendisine bakışına gülmeden edemedi.
" Abi biz Ecem'le elbise bakıyorduk Kadıköy'de. Hazır buradayken yeni açacağın kafeyi görelim istedik. Gelebiliyor muyuz müsait mi? "
Ecem nefesini tutmuş arkadaşından bir sözcük ya da en ufak bir işaret beklerken Serhan yanıtladı.
" Elbette, başımın üstünde yeriniz var. Konum atayım gelin. Bir kahve ısmarlayayım size. "
Çiçek neşeyle sırıttı.
" Tamam abi görüşürüz o zaman. "
" Görüşürüz. "
Telefonu kapatır kapatmaz arkadaşına bakmış ve ellerini çırpmıştı.
" Kızım adamın senin ismini duyunca nefes alışı bile değişiyor. "
" Ya Çiçek. " dedi Ecem utanarak.
" Hadi hadi kazanova seni. Yürü gidiyoruz. " diyerek yürümeye başladığında Ecem de heyecanla peşine takıldı.
Yol boyu doğru yapıp yapmadıklarını düşünüp dursa da kafenin önüne geldiklerinde doğru yaptığını anlamıştı. Serhan içeride, bar kısmında dirseğini tezgaha dayamış vaziyette ciddiyetle elindeki telefonun ekranına bakarken Ethem de hemen yanı başındaki taburedeydi. İki adam, kafenin önüne gelen kızları fark etmemiş hesap kitap yapmakla meşgulken Ethem'in tepkisi Serhan'ın plansızca Ecem'in evini satın alacak olmasınaydı.
" Abi tamam yap. " dedi en sonda pes ederek.
" Yap aşka saygım sonsuz da... Biz bu kafeyi batalım diye açmadık. İşimizi baltalıyorsun. " dedi nadiren görünen ciddi tavrıyla.
Serhan başını telefon ekranından kaldırmazken tok sesiyle yanıtladı arkadaşını.
" Batmayacağız. Kendi hesabımdan çıkacağım parasını. Kafe hesabıyla karışmayacak. "
Ethem işittiğiyle rahat bir nefes alırken kafenin kapısı açılmış ve ikisi birden dikkatini içeriye giren kızlara vermişti. Ethem oturduğu yerden hızla kalktığında Serhan da telefonunu cebine tıktı ve arkadaşının peşinden kızlara doğru birkaç uzun adım atıp kafenin orta yerinde durdu.
" Hoş geldiniz. Ben Ethem. " diyerek Çiçek'e elini uzatan Ethem'in gözlerinde, her yeni kızla tanışırken beliren parıltılardan vardı.
Çiçek adamın elini sıkıp sıkmamak ikileminde kalsa da ayıp etmemek adına kısaca sıkıp bırakmıştı.
" Merhaba. " dedi yalnızca.
Ethem ise ısrarcıydı.
" İsminizi duyamadım? "
Çiçek bu defa huzursuzca kıstı gözlerini.
" Çiçek. " dedi sonra.
" Uyumlu. " diye mırıldanan Ethem'e Çiçek anlamayan gözlerle bakarken Serhan araya girmek durumunda kalmıştı.
" Hoş geldiniz. Çiçek düğün hazırlıkları mı? "
Çiçek neşeyle başını sallarken Ethem mesajı almasıyla geri adımladı ve sırıtarak Ecem'e baktı.
" Hoş geldin sen de. "
Ecem ona gülümsedi yalnızca. Çok gergindi ve geldiğinden beri bakışlarını Serhan'dan uzak tutmak için kafenin her bir metrekaresini ezberlemişti.
" Güzelmiş kafeniz. " dedi Çiçek sonra ilgiyle.
Serhan teşekkür ederken Ethem ellerini kotunun ceplerine sokup sordu.
" Gezdireyim mi? "
Çiçek omuz silkti hafifçe.
" Olur. "
Ethem önden Çiçek arkasından uzunlamasına büyüen kafenin arkalarına doğru giderken Ecem de arkadaşının peşine takılmıştı. Ta ki yanından geçip gitmek üzere olduğu adam seslenene kadar.
" Senin yorumun yok mu? "
Genç kız adamın pürüzsüz sesini işitmesiyle olduğu yerde durdu ve başını yavaşça omzunun üstünden çevirip adama baktı. Bal rengi gözleri kendi kahvelerine çoktan tutunmuştu. Yutkundu.
" Güzel olmuş. " dedi çatallı sesiyle.
Serhan iç çekti hafifçe. Ecem ise adamın hiçbir şey dememesiyle ilerlemeye devam etti. Birkaç dakika içerisinde Ethem'in rehberliğinde mekanı turlamış, ön kısmın kafe arka kısmın bar olacağı bilgisini edinmişlerdi. Yeniden bar tezgahına döndüklerinde Çiçek sordu.
" Açılış ne zaman? Çoktan açmayacak mıydınız? "
Serhan sol eliyle kirli sakallı çenesini kaşırken Ecem'e kaçamak bir bakış attı ve sonra yanıtladı meraklı genç kızı.
" Öyleydi. Hesapta olmayan şeyler çıktı. Ertelendi. Yarın açıyoruz kısmetse. "
" Aa hayırlı bol bereketli olsun inşallah. "
" Sağ ol. "
Ethem ilgiyle Çiçek'i incelerken Çiçek bunu fark etmiş ve rahatsız olmuştu. Yine de Serhan'ın arkadaşı olduğundan sesini çıkartmıyordu. Fakat biraz daha delici bakışlarını yüzünde hissederse yumruğu çakacaktı suratının ortasına. Derin bir nefes aldı ve Serhan'a baktı.
" Ee kahve mi yapacaksınız bize? Baristalık da mı var Serhan abi? "
Serhan başını salladı hafifçe.
" Var tabi olmaz olur mu? " derken tezgahın altından karşıya geçmişti.
" Evet ne içersiniz hanımlar? " diye sordu sonra.
Ecem sessizce adamı seyrederken Çiçek yanıtladı.
" Vallahi güzel bir cappuccinonu içerim abi. "
Genç kız normalde pek kahve sevmezdi fakat cappuccino demek hoşuna gittiğinden her kafeye gidişlerinde onu sipariş ederdi. Serhan yavaşça başını eğdi.
" Hay hay. Siz? " dedi ardından bal rengi gözlerini Ecem'e dikerek.
Ecem birden heyecanlanmış ve ne diyeceğini bilememişti.
" Ş-şey... " diye gevelerken Çiçek imdadına yetişti.
" Ona da karamel latte lütfen laktozsuz olsun. "
Serhan onay almak istercesine Ecem'e baktığında genç kız başını salladı. Tatlı kahveleri sevmezdi oysa. Fakat Çiçek'in bunu kendisi için sipariş ettiğini de çok iyi biliyordu. Her cappuccino sipariş ettiğinde acı geldiğinden içemez ve Ecem için de tatlı bir kahve sipariş ederdi. Gün sonunda ikisi kahveleri değiş tokuş ederdi fakat Çiçek asla cappuccino sipariş etmekten vazgeçmezdi. Ecem ise arkadaşının bu takıntısına sesini çıkartmıyordu zira birlikte kafeye gittikleri bir elin parmaklarını geçmediğinden; Çiçek'in abisinden zar zor izin aldığı günlerde onu kırmamak için uğraşıyordu. Serhan kızların kahvelerini hazırlarken Ethem girdi söze.
" Ben de bir cortado alayım abi. Sormadın ama sağ ol. "
Serhan'ın dudağı yukarıya doğru kıvrılırken Ethem'in önüne minik bir cam bardağın içinde cortadosunu ittirmişti.
" Yaa... şapşik. " diyerek bardağı kavrayan Ethem'e Ecem gülerken Çiçek yüzünü buruşturarak baktı.
Sonra arkadaşının kulağına eğilip fısıldadı.
" Bu adamı hiç sevmedim. Babaannemin don lastiği gibi gepgevşek. Her an tatsız manzaralar görebilirsin. "
Ecem onun betimlemesi karşısında gülmemek için dudaklarını ısırırken Serhan kızların kahvelerini de önlerine bıraktı. Çiçek teşekkür ederek önce cappuccinodan bir yudum aldı sonra olağan bir hareketle Ecem'in lattesine uzandı. Serhan o ikisini sessizce seyrederken Ecem de cappuccinoyu önüne çekmişti.
" Sevmedin mi Çiçek? "diye sordu Serhan merakla.
Müşterilere de bu espressoyu verecek olduğundan geri bildirimler onun için önemliydi. Çiçek mahcup bir tavırla gülümserken Ecem girdi söze.
" Tatlı sever o. "
Serhan'ın kaşları havalanırken yarım ağız mırıldanmıştı.
" Ben de diyorum Ecem şekerli içmez ki... "
Ecem, adamın mırıldanışını duymazken Çiçek duymuş ve sırıtarak arkadaşına bakmıştı. Fakat genç kız anlamadı ve başını iki yana salladı.
" Ne oldu? "
" Hiç. " diyerek omuz silkti genç kız, eve gittiklerinde anlatırdı.
Serhan kendine yaptığı espressoyu yudumlarken sordu.
" Ee nasıl gidiyor hazırlıklar? Düğüne az kaldı herhalde? "
Çiçek lattesinden bir yudum daha alıp onu tezgaha bıraktıktan hemen sonra başını salladı.
" Üç hafta kaldı. "
" Oo bayağı azmış. Hazır mı her şey? Var mı yapabileceğimiz bir şey? "
Çiçek minnetle gülümsedi.
" Gelin yeter. Her şey hazır. Bugün kına elbisemi de aldık. Ecem'e de elbise aldık. "
Ecem konuya aniden dahil edilişiyle başını kaldırıp kendisine bakan adama baktı ve yavaşça yutkundu.
" Öyle mi? Sindi mi içinize? " diye sordu Serhan bakışlarını Ecem'den ayırıp Çiçek'e dikerken.
Çiçek başını salladı yeniden.
" Evet. Benimkine bayıldım zaten. Bence Ecem'inki de harika oldu ama o pek heveslenmedi. " derken sonlara doğru coşkusu azalmış ve bu Ecem'de vicdan azabına yol açmıştı.
Kaşları havalanırken itiraz etti.
" Hayır ya öyle değil. Çok güzel, çok beğendim ben de. Sadece hastayım biraz biliyorsun. "
Çiçek başını hafifçe yana eğerken ilgiyle sordu.
" Gerçekten beğendin mi? Sanki zorla aldırdım gibi oldu. Sevmediysen değiştirelim. Önemli olan senin sevmen sonuçta. "
Ecem başını iki yana salladı hızla.
" Güzel gayet. Sadece biraz... " dedi ve durup kendisine bakan adamlara baktı.
Biraz göğüs dekoltesi fazlaydı elbisenin fakat bunu onların yanında söylemek istememişti. Omuz silkti sonra.
" İddialı gibi geldi. " diye geçiştirmeye çalıştı konuyu.
Çiçek öyle olmadığını ileri sürerken Serhan meraklanmıştı.
" Nasıl iddialı? "
Genç kız o an dut yemiş bülbüle dönüverdi. Çiçek ise bir kez daha imdadına yetişti.
" Amaan kadınlar arasında bir kına eğlencesi. Nesi olacak? Vişne çürüğü rengini abartılı buldu. Kim görecek de sanki abartı olacak. Çok da yakıştı. " deyip başını eğdi ve lattesinden bir yudum daha aldı.
Serhan sessiz kalırken Ecem de başını eğmişti. Elbise hem kısa hem de göğüs dekolteliydi ama bunu iki adamın yanında konuşmanın lüzumu yoktu. Zaten Çiçek'in de dediği gibi kadınlar arasında bir eğlenceydi en nihayetinde. Utanılacak bir şey yoktu. Yine de konudan kaçma arzusuyla ayağa kalktı ve geveledi.
" Ben bir lavaboyu kullanabilir miyim? "
" Tabi ileride solda. " dedi Serhan ona ilgiyle bakarken.
Genç kız başını salladı ve hızlı adımlarla uzaklaşmaya başladı. O esnada Ethem'in ilgisi de yine Çiçek'in üzerindeydi.
" Seninki ne renk? " diye soran Ethem'e yandan bir bakış attı Çiçek.
Sonra geçiştirir bir edayla yanıtladı adamı.
" Kırmızı. "
" Yakışmıştır. "
" Tövbe tövbe ya. " diye homurdandı genç kız.
Serhan Ethem'e uyarı dolu bakışlar gönderirken Çiçek kahvesini bitirmişti.
" Serhan abi biz gidelim artık abim kızacak zaten habersiz Kadıköy'e geldik diye. "
" Öyle abiler gerçek mi ya? " diyen Ethem'e olan sabrının sonuna gelmişti genç kız.
Serhan'a ayıp olmasını falan umursamadan taburesinden indi ve adama dik dik bakmaya başladı.
" Ben de aynı şeyi seni ilk gördüğüm andan beri senin için soruyorum biliyor musun?
Ethem'in kaşları hayretle havalandığında dudakları da istemsizce iki yana kıvrılmıştı. Serhan ortamın gerilmesinden endişe ederek girdi söze.
" Ben sizi bırakayım zaten işim kalmadı daha fazla. "
Çiçek başını sallarken Ethem genç kızı kızdırdığını fark ederek susmuştu. Normalde huyu değildi insanların isteklerine saygı duymak ama bu kızda kendisini susturacak gücü görmüştü açıkçası. Serhan tezgahın arkasından çıkarken konuştu yeniden.
" Ben arkadan eşyalarımı alayım. "
İkilinin yanlarından ayrılmadan önce arkadaşına ikaz dolu bakışlar atmayı ihmal etmedi. Fakat Ethem uzun süre sessiz kalmayı başaramadı.
" Nişanlın ne iş yapıyor? "
Çiçek burnundan sert bir soluk çekerken kollarını göğsünde kavuşturup yandan bir bakış attı adama.
" Sen hep böyle her şeye burnunu sokar mısın? "
Ethem bu soruyla güldü.
" Evet ama içimden bir ses senin benden fena olduğunu söylüyor. "
Çiçek tek kaşını kaldırdığında Ethem de taburesinden kalkıp tam karşısına dikildi genç kızın.
" Ecem'i buraya getiren sendin öyle değil mi? Barışsınlar diye. "
Genç kız huysuz bir tavırla gözlerini kaçırırken yanıt verdi adama.
" O benim en yakın arkadaşım. Burun sokmak değil bu. "
" Açıkçası bu tam olarak burun sokmak. " dediğinde kız yeniden bakmıştı adamın haylaz gözlerine.
" O benim en yakın arkadaşım. Bense senin için bir yabancıyım. Burnunu sokma. " dedi tane tane, had bildirerek.
Ethem ağırca yutkundu bunun üzerine ve başını salladı.
" Eyvallah. Anladım. " derken arkasını dönüp kızdan uzaklaşmıştı.
Çiçek onu üzdüğünü düşünüp vicdan yapsa da pişman değildi. Geldiğinden beri üstünde olan ilgili bakışlarından rahatsızlık duymuş ve bunu yapmak zorunda kalmıştı. O ikisinin arasında soğuk yeller eserken Ecem'in tuvaletten çıkmasıyla Serhan'ın kapı gibi bedenini karşısında bulması bir olmuştu. Adam kızın gözlerine yoğun bir şekilde bakarken genç kız istemeden iç çekti. Sonra toparlanıp bakışlarını kaçırdı.
" Ne oldu? " diye sordu adamın neden orada dikildiğini anlamaya çalışarak.
" Sizi ben bırakacağım. "
Ecem yavaşça başını salladı ve adamın önünden çekilmesini bekledi. Fakat Serhan hareket etmedi. Bunun üzerine genç kız başını kaldırıp bakışlarını adamın manalı bakan gözlerine dikmişti. Ancak gözlerinde saklı manayı çözemedi.
" Beni görmek için mi geldin yoksa Çiçek emrivaki mi yaptı? "
Genç kız yavaşça yutkundu.
" İkisi de. "
Serhan sessizce düşündü bir süre. Sonra sağ eliyle saçlarını dağıtarak sordu.
" Beni özledin yani? "
Ecem dudaklarını birbirine bastırırken utanarak bakışlarını kaçırmıştı.
" Ecem ağzından güzel birkaç sözcük duymak istiyorum. Cımbızla mı alayım? " diye isyan etti bu defa Serhan.
Genç kız da bunun üzerine iç çekerek yeniden adama bakmıştı.
" Serhan... oturup düzgünce konuşsak iyi olacak. "
Adamın kaşları hafifçe çatıldı.
" Eh be güzelim ben de bunu diyordum ya zaten. "
Ecem adama karşı çıkamadı. Evet bunu en başından beri isteyen oydu. Ecem ise asla fırsat vermemişti. Fakat artık yapılması gerekenin bu olduğu aşikardı. Sonra Serhan ansızın huzursuzlandı.
" Bu konuşma nasıl bir konuşma olacak? "
Ecem onun endişesini anlamış ve başını iki yana sallamıştı.
" Birbirimizi anlayalım istiyorum sadece. Hepsi bu. "
Serhan sesli bir iç çekti.
" Ne zaman yapabiliriz bu konuşmayı? Çünkü seni çok özledim. "
Ecem onun dürüst itirafıyla şaşkına dönerken kekeledi.
" B-bu akşam? "
Adam başını salladı hafifçe.
" Olur. Seni bıraktığımda geleyim mi ben de? "
Genç kız başını salladı hafifçe.
" Tamam. "
" Tamam. " dedi adam da ve geri çekildi.
" Hadi gidelim bizimkiler birbirlerini boğazlamadan."
İkisi art arda arkadaşlarının yanına ilerlerken hiç beklemedikleri bir manzarayla karşılaşmış ve ne döndüğünü anlamak ister gibi hem Çiçek'e hem de kafenin diğer ucunda duvara dayalı dikilen Ethem'e bakmışlardı. Çiçek başını iki yana sallarken Ethem sessizdi. Serhan daha sonra ağzını aramak üzere konuyu kapatıp arkadaşıyla vedalaştı ve kızlarla birlikte kafeden çıktı. Yol boyu kimsenin ağzını bıçak açmamıştı. Çiçek Ethem'in nişanlı olduğunu öğrenmesine rağmen kendisine böyle yakınlık göstermesine bozulurken Ecem Serhan ile yapacağı konuşmayı düşünüyordu. Serhan ise elbette Ecem'i. Köprü trafiğini de atlattıktan sonra nihayet mahalleye vardıklarında Çiçek önce Serhan'a teşekkür etmiş sonra Ecem'e sarılmıştı.
" Görüşürüz unutma bak Gülfem ablaya uğrayacağız. "
Ecem başını sallarken yanıtladı arkadaşını.
" Tamam unutmam."
Çiçek ikisine de el sallayarak evine girdiğinde Serhan kızın peşinden bahçesine girmişti. Ecem etrafı kolaçan ettikten sonra evinin kapısını açtı ve önce Serhan'ı aldı içeriye. Adam ayakkabılarını çıkarttıktan sonra Ecem de kendininkileri çıkartmış ve peşi sıra girmişlerdi eve. Kız kapıyı kapattı ve anahtarı da üstüne taktı.
" Sen salona geç ben eşyalarımı bırakıp geleyim. "
Serhan başını sallayarak salona girerken Ecem de odasına girmiş ve ceketini, çantasını ve yeni aldığı elbiseyi yatağına bırakmıştı. Salona dönmeden önce üstündeki gömleği kokladı ve biraz terlediğini hissettiğinden üstünü değiştirdi. Altına siyah bir tayt üstüne ise v yaka yeşil bir tişört geçirip salona dönmüştü.
" Bir şey ister misin? "
Serhan kızın ev haline ilgiyle bakarken başını iki yana salladı.
" Yanıma gel yeter. "
Ecem ikiletmeden adama yaklaştı ve yanına oturdu. Bunun üzerine Serhan da koltukta yan dönmüş ve kıza bakmaya başlamıştı.
" Tamam o zaman başla. " dedi Ecem tıpkı onun gibi yan dönerken.
Serhan derin bir nefes çekti ciğerlerine.
" Tamam ne bilmek istiyorsun? "
Ecem omuz silkti bu defa.
" Bilmem. Konuşmak isteyen sendin. Ne anlatmak istiyordun? "
Adam bal rengi gözlerini kızın minik çehresinde dolaştırırken yutkundu.
" İki ilişkim oldu. İlki üniversiteden bir kızdı. Kısa sürdü epey. Yabancıydı zaten anlaşamadık da. Sonra Gamze'yi biliyorsun. " dediğinde Ecem kaşlarını hafifçe çatmıştı.
Gamze'den önce yabancı bir kızla birlikte olduğunu bilmiyordu. Demek ki gerçekten de kısa sürmüştü. Bununla ilgili birkaç şey sormak istese de sustu ve adamın devam etmesini bekledi. Çünkü kendisinden öncesinde yaşananlarla ilgilenmemeliydi.
" Gamze ile olanları da anlattım sana. Üç yılın sonunda nişanlandık. Ama yürümedi. Yürütemedik. "
" Kim bitirdi? " diye sordu bu defa genç kız.
Serhan başını hafifçe eğerken yanıtladı kızın sorusunu. Bundan farklı anlamlar çıkartmasından endişe ederek...
" O. "
Ecem sessizliğini korurken yeniden baktı kızın gözlerine. Ve sonra alt dudağını yaladı sertçe.
" Bilmiyorum. O bitirmese devam eder miydi? Belki de gerçekten evlenirdik. Ama aşık olduğumuzdan değil. "
" O da sana mı aşık değildi? " diye sordu bu defa Ecem.
Hep Serhan'ın ona aslında yoğun duygular hissedemediğinden konuşmuşlardı. Peki ya kız? Fakat sonra bu soruları sorduğu için kendine kızdı. Hani geçmişiyle ilgilenmeyecekti? Neydi bu yaptığı şimdi? Kendine çok kızdı ve artık konuşmama kararı aldı.
" Bilmiyorum inan. " dedi Serhan dürüstçe.
Gerçekten de bilmiyordu. Zaten aşk denilen şeyi de Ecem'le tadıyordu. Ondan öncesinde inanmadığı bir mitten ibaretti aşk ve ona dair her şey. Sesli bir iç çekti sonra.
" Sana demiştim. Birlikte olmadık. Ne onunla ne de önceki kız arkadaşımla. İkisi de istedi ama ben pişman etmek de pişman olmak da istemedim... " durdu ve omuz silkti " Geleneksel düşünüyorum sanırım bu konularda. " diye bitirdi.
Ecem, kızların Serhan'ı arzulamış olduğunu duymasıyla ürperdiğini hissetti. Bu şaşılacak bir şey değildi. Sevgiliydiler ve insan gerçekten duygu yüklü bir ilişkideyken karşısındakini arzulardı. Fakat yine de bunu duymak biraz da olsa kötü hissettirmişti. Dikkatini Serhan'ın sesine vermeye çabalayarak içini saran bu kötü hislerden sıyrılmaya çalıştı.
" Ama Gamze'yle... " derken gözlerini kaçırdı adam.
Pişmanlık ve utanç doluydu şimdi ifadesi. Ellerini kenetleyip çözerken sesi alçalmıştı.
" Asla çok ileri gitmedim yemin ederim. Sadece biraz... çok az... " derken kızın gözlerine baktı.
Ecem kendisine nasıl bakıyordu bilmiyordu fakat bunu dinlemek istemiyordu. Ne yaşadıysa da yaşamıştı. Kimseye yararı yoktu bunları konuşmanın. Belki de canının yanmasından çekiniyordu. Fakat duymak istemiyordu. Serhan ise kafasına doluşan anıdan sıyrılmak için gözlerini yumup açmıştı. Gamze'yle bir gece öpüşürken ikisi de çok yükselmiş ve kız kucağına oturmuştu. Serhan anın şehvetiyle buna engel olmazken kotunun üstünden kızın kalçalarını kavrayıp boynunu ve gerdanını öpmüştü. Göğüslerine inmeden ise kendini durdurmuştu. Olan biten buydu. Zaten bu da çok sürmemiş hemen kendine gelip kızdan uzaklaşmıştı. İkisi de giyinikti. Fakat masum bir öpücükten fazlasının yaşandığını inkar edemezdi. Gürültüyle solurken kızın endişeli gözlerine baktı ve iki avcuyla yüzünü sıvazladı.
" Soğudun mu benden? " diye sordu utanç içerisindeyken.
Ecem ise başını iki yana sallamıştı.
" Hayır. Ama lütfen bu konuyu kapatalım. "
Adam kıza bakarken ağırca yutkundu ve ardından o da başını salladı.
" Olur kapatalım. "
Bir süre daha sessizce karşılıklı oturdular. Daha sonra Serhan yeniden girdi söze.
" Ecem ben daha önce ilişkilerim olmasına rağmen seninle, ilk defa ilişkim oluyormuş gibi toy hissettim. Seni de bunalttım. Biliyorum. "
Genç kız buna itiraz etmedi. Serhan'ı gerçekten de son günlerde pek de olgun halde gördüğü söylenemezdi.
" Ben... kabul ediyorum Hakan'a tahammül edemediğimi. Kızma bunun için bana. Anlamaya çalış lütfen. "
Ecem yavaşça başını salladı yeniden.
" Elimden geleni yapacağım. Sen de lütfen artık onu bu kadar ciddiye alma. "
Adam sertçe yutkunurken başıyla onayladı.
" Matematik hocan meselesi de... " diye yeni bir konuya girdiğinde ise Ecem taviz vermeyeceğini ortaya koyarcasına oturuşunu dikleştirmişti.
Tamam Hakan eski sözlüsüydü ve Serhan'ın kıskanmasını anlayabilirdi. Fakat hocasından kıskanması, o kadar da uzun boylu değil. Serhan da kızın bu tavrını gördüğünde kısa bir an ne diyeceğini bilemedi. En sonunda omuzları önüne çöktü ve pes etti.
" Bir daha bir şey demeyeceğim bu konuda. Ama söz ver bana, en ufak farklı bir bakışını ya da imasını sezecek olursan... "
Ecem sözünü kesti bu kez adamın.
" Öyle bir durumda ben ne yapacağımı bilirim Serhan. Akıl vermene gerek yok. "
Serhan bu çıkışla apaçık bozulmuştu.
" Sen neden bana bu kadar tepkilisin? "
Ecem kaşlarını çattı hafifçe.
" Çünkü karşında çocuk yok. Bunca yıl tek yaşadım ben. Kendimi koruyamayacak mıyım? Birinin bana ne niyetle yaklaştığını anlayamayacak mıyım? "
Serhan da kaşlarını çatarken karşılık vermişti genç kıza.
" Ben sana kendini koruyamazsın demedim. Anlayamazsın da demedim. Benden gizleme sadece. İstediğim şey bu. Bilmek. Sevgilimin kimlerle muhatap olduğunu bilmek. "
Genç kız sevgilim kelimesini duymasıyla afalladı. Öyle ya, artık sevgiliydiler. Bir an için bu çok garip geldi kulağına. Serhan da kızın ifadesindeki değişimi fark etmiş ve yumuşamıştı.
" Sevgilimsin. " dedi alışmasını ister gibi ısrarla.
Ecem utanarak bakışlarını kaçırdığında Serhan kıza doğru eğildi ve çenesini kavradı. Genç kız kahvelerini yeniden adamınkilere kaldırdığında Serhan konuştu bir kez daha.
" Kedi gibi çıkartma tırnaklarını her fırsatında. Düşmanınmışım gibi sürekli defansta durma.
Kötü niyetli bir şey diyor olabilir miyim ben sana? He güzelim? "
Ecem ağırca yutkunduğunda adamın bakışları kızın dudaklarına kaymıştı. Sonra o da yutkundu. Çenesinde duran elini yanağına çıkarttı ve baş parmağıyla elmacık kemiklerini okşadı. Sonra derin bir iç çekerken bakışlarını yeniden gözlerine çıkarttı kızın. İki kahverengi bademi andıran gözlerine hayranlıkla baktı. Oradan minicik burnuna ve üstündeki düzensiz çillerine. Elini bu kez geri çekip işaret parmağıyla çillerine dokundu kızın.
" Çok güzelsin. " diye fısıldadı.
Ecem'in içi titredi bu iltifatla. Kendini pek güzel bulmazdı. Normal bir kızdı ona göre. Bundandı belki de adamın bunu her deyişinde kalbinin duracak gibi olması. İnanamayacak kadar iyi gelmesinden... Serhan kızın yüzündeki keşfini tamamladıktan sonra elini, kızın saçlarına atmış ve okşamıştı hafifçe. Bu hareketiyle Ecem de mayıştı iyiden iyiye. Saçları ipek gibiydi genç kızın. Yumuşacık ve pürüzsüz. Rengi de öylesine güzeldi ki. Bir gören bir daha bakardı. Açık kumraldı. Gün ışığında sapsarı parlardı. Tıpkı bir güneş gibi... Tıpkı dedesinin ona daima dediği gibi.
" Sana... " dedi Serhan izin ister gibi.
" Güneş'im diyebilir miyim? "
Ecem bu soruyla donakalmıştı. Yıllardır duymamıştı bu sözcüğü. Dedesi vefat ettiğinden beri kimse ona Güneş'im dememişti. Gözleri hızla dolarken dudakları büzüştü ve hızla salladı başını. Desin istedi. Yeniden sevdiği birinin Güneş'i olmak istedi. Yeniden birinin hayatına Güneş gibi doğmak istedi. Buna ne büyük açlık duyduğunu ise o an fark etti. Sağ gözünden bir yaş süzülerek adamın eline düştüğünde Serhan yüzünü kızın yüzüne yaklaştırıp alınlarını birleştirmişti.
" Seni seviyorum Güneş'im. " diye fısıldadı.
Yahya Bey'in torununu bebekliğinden beri Güneş'im diye sevdiğini mahalledeki herkes bilirdi. Serhan da elbette. Ve daha ilk duyduğu andan beri de adama hak vermiyor değildi. Yedi yaşındaydı Ecem dünyaya geldiğinde. Mahalleye getirildiği ilk günü anımsıyordu hala. Sapsarı saçları ve pespembe suratıyla öyle tatlıydı ki herkesin ilgi odağı oluvermişti anında. Annesi bebek görmeye gittiklerinde Serhan'a Ecem'i gösterip çok güzel değil mi oğlum demişti. Dün gibi hatırlıyordu bunu. O ise bebeğe dikkatle bakarken diyecek bir şey bulamamış ve öylece durmuştu yalnızca. Sonra dedesinin içeriden gelip annesinin kucağından torununu alırken sarf ettiği kelimeyi işitmişti minik kulakları.
" Hani neredeymiş Güneş kızım benim. Buradaymış, verin bakalım Güneş'imi bana. "
Güneş demişti Yahya Amcası ona. O an sanki dakikalardır dilinin ucunda dolanan ama bir türlü dışarıya çıkmaya hevesi olmayan bir sözcüğü çekip çıkartmış gibi hissetmiş ve bağırmıştı sevinçle.
" Güneş! "
Herkes şaşkınlıkla kendisine baktığında o ilgiyle Ecem'e bakmaya devam ediyordu. Mırıldanmıştı kendi kendine birkaç kez. Güneş diye. İşte buydu. Onu daha ilk gördüğünde anlamalıydı. Güneş'e bakar gibi kamaşmıştı gözleri. Fakat yıllar ikisini bir büyütürken Serhan, Ecem'in yörüngesinden çıkmıştı. Güneş'e çok yakından baktığından kör olmuştu O'na belki de... Ta ki yıllar sonra yeniden o yörüngeye girene kadar da görememişti Güneş'in kendisini. Fakat artık çok iyi biliyordu, Güneş'e korkusuzca bakılmayacağını. Cesurca dokunulmayacağını. Yakardı. Uzak da kalamazdınız üşütür, geceyle boğardı.
Ecem yüzünü, adamın avcuna yaslarken Serhan kızın yanağını ıslatan gözyaşlarını öptü sırayla. Usul usul. Ve nihayet yaşlar dindiğinde kızaran burnuna dokundurdu dudaklarını. Hemen sonra yavaşça geri çekilip kızın kızaran gözlerine bakmıştı. Genç kız kendisine büyük bir sevgiyle ve özlemle bakarken Serhan ikisinin de istediği şeyi verdi ve kızın yumuşacık dudaklarına kendininkileri bastırdı. Daha dudakları birbirine değer değmez ikisinin de gözleri kapanmış, Serhan tadından ve dokusundan kafayı yediği dudaklarla mest olmuştu. En sevdiği tatlı gibiydi Ecem'in dudakları. Her gün öpmek, ısırmak, yalamak istiyordu. Her gün muhakkak birkaç kez aklına düşüyordu. Engel olamıyordu buna. Dudaklarıyla kızınkileri sıkıca kavrarken saçlarındaki elini ensesine indirmiş ve üstüne doğru eğilmişti. Ecem ise hakimiyeti seve seve Serhan'a bırakmış beceriksizce öpüşüne karşılık vermeye çalışıyordu. Fakat tüm bunlar olurken aklı çıkıyordu sanki kızın. Kalbi gümbür gümbür atıyor, parmakuçları uyuşuyordu. Serhan kızın dudaklarını tadına vara vara çekiştirirken Ecem ellerini, adamın üstündeki gömleğin yakalarına çıkartmıştı. İkisinin birbirine olan özlemlerini ve açlıklarını gidermeleri dakikalarca sürdü.
Merhaba nasılsınız?
Bölüm nasıldı?
Instagram: @ailkesandikli
