Genç kız elindeki kaşığı hemen önünde duran tarhana çorbasına daldırırken Serhan dikkatli bir şekilde kendisini seyrediyordu. Bunu fark eden Ecem gergince kımıldanarak başını kaldırdı ve kahvelerini adamın bal rengi irislerine dikti.
" Ne oldu? " diye fısıldadı utanarak.
Adam ise bu soruyla hafifçe gülümsedi.
" Hiç, "
Ecem onun kendisini izliyor oluşunu görmezden gelmeye çalışarak bir kaşık daha aldı çorbasından. Çorba gerçekten de güzeldi. Buraya ara sıra uğrardı fakat son gelişinin üstünden de aylar geçmişti.
" Sor hadi bekliyorum. " diyen adamı işittiğinde yeniden kaldırdı başını ve bu kez anlamayarak baktı yüzüne.
" Neyi sorayım? " derken içeriye giren iki gence kısa bir bakış atmış ve tanıdık olup olmadıklarını kontrol etmişti.
Bunu fark eden Serhan iç çekti.
" Bu saatte mahalleden kimse uğramaz buraya rahat ol. Hem görseler bile, hasta olduğun için seni çorbacıya getirmiş olamaz mıyım? "
Ecem başını salladı hafifçe.
" Olabilirsin. Abimsin sonuçta. " diye mırıldandı kendi kendine.
Adam bu yanıtla burnundan güler gibi bir ses çıkartmıştı.
" Hay sokayım abine. " dedi sonra ansızın.
Bu çıkışı kızı şaşkına çevirirken derin bir nefes çekti ciğerlerine. Sakinleşmek ve ağzını toparlamak adına birkaç saniye sessizce dışarıyı seyretti. Fakat pek de beceremeyince bakışlarını yeniden kızın şaşkın kahvelerine çevirdi. Ecem oldukça şaşkındı çünkü Serhan'ı böyle argo konuşurken görmek pek olağan bir şey değildi.
" Ne abisi Ecem şimdi? "
Ecem yavaşça yutkunurken kaşığı elinden bırakmış ve oturduğu sandalyede geriye doğru yaslanmıştı.
" Mahalleli gözünde öylesin diye dedim ben... "
Serhan masanın üzerinden kıza doğru eğilirken kaşlarını çatmıştı.
" Kimsenin gözünde öyle görünmek istemiyorum. Yeter gözünü seveyim. " bağırmıyordu fakat öfkesini belli ediyordu.
Genç kız başını salladı hafifçe. Onu kızdırmak istememişti. Patavatsızlık etmişti. Serhan da bunun üzerine sert bir soluk bıraktı ve tıpkı kız gibi geriye yasladı bedenini. Kıza çıkışmak en son isteyeceği şey de olsa bu abi mevzusu canını haddinden fazla sıkıyordu.
" Evet sor hadi. Beni tanımak istiyormuşsun ya. Neyi bilmek istiyorsun? "
Ecem kirpiklerini kırpıştırırken ne diyeceğini bilemedi. Bu öyle soru cevap şeklinde ilerleyebilecek bir süreç miydi ki? Fakat yine de başlangıç için biraz konuşmaları fena bir fikir de olmayabilirdi. Alt dudağını yalarken biraz düşündü. Adam hakkında bilmediği pek bir şey yoktu esasında. Amerika'da geçirdiği yıllara da rahmetli annesinden dolayı hakimdi. Gerçi nişanlandığını duyduktan sonra hakkında hiçbir şey bilmek istemez olmuştu. Belki o süreçlerden haberdar olmayabilirdi. Yine de o zamanlara dair bir şey öğrenmeye de hevesli değildi. İç çekti önce ve sonra belki de sorulabilecek en genel şeyi sordu.
" Geleceğe dair hedeflerin neler? "
Serhan bu soruyla gülecek gibi oldu başta fakat sonra kızın gerçekten de ciddi olduğunu görüp toparladı kendisini. İş mülakatında gibi hissetmişti.
" Hm... " diye mırıldandı önce.
" Sanırım Amerika'da başladığım şeyi bitirmek. Daha önce de anlatmıştım. Orada yeni bir kafe bar fikri atmıştık ortaya. Açtığımız mekan kısa sürede tutunca yenisi için anlaşmaya varmıştık. Ama sonra biliyorsun işte buraya döndüm. Oradaki mekanı ortağa devretsem de fikri hakları hala bende. Türkiye'de de aynı konseptte bir mekan açmak hatta bunu zincir hale getirmek istiyorum. "
Ecem adamın anlattıklarını ciddiyetle dinlerken hak verircesine başını sallıyordu.
" Umarım en kısa sürede hayallerini gerçekleştirirsin. "
" Peki sen söyle bakalım? " dedi Serhan.
Ecem ise omuz silkti hafifçe.
" Okulumu bitirip klinik yüksek lisans yapacağım. Sonra da kendi kliniğimi açmak istiyorum. "
" Başaracağından şüphem yok. "
Genç kız hafifçe gülümsedi. Tabi tüm bunlar için iyi bir gelire ihtiyaç duyması da cabasıydı. Bir de şimdi ev meselesi çıkmıştı. Dertli bir iç çektiğinde adamın kaşları hafifçe çatıldı.
" Ne oldu şimdi? " diye sordu merakla.
Ecem ise omuz silkti.
" Evi gerçekten alacak mısın? "
Serhan kendinden emin bir şekilde başını salladı.
" Yarın için tapudan randevu aldım bile. "
Genç kız bu cevapla oldukça şaşırırken sormadan edemedi.
" Ne ara? "
" Senin üstünü değiştirmeni beklerken internetten aldım hızlıca. "
Serhan o an aklına gelen şeyi dile getirip getirmemek konusunda kararsız kaldı. Fakat sonra her şeyi göze alarak bu teklifi yapmaya karar verdi. Kızın kabul etmeyeceğine emin olsa da teklif etmek istiyordu.
" Ecem eğer kızmazsan ya da yanlış anlamazsan bir şey diyeceğim. "
Genç kız bu soruyla gergince baktı adamın yüzüne. Onun yüzü de kendisininki kadar gergindi.
" İstersen senin payını da satın alabilirim. İleride bir gün evi benden alırsın borç gibi düşün? "
Ecem bu soruyla irkilirken başını hızla cama doğru çevirdi.
" Hayır. "
Serhan masanın üzerinden uzanıp kızın minik elini avcunun içine alırken sertçe yutkundu.
" Tamam düşürme hemen yüzünü. "
Genç kız kızgınlığı mı yoksa utancı mı daha fazla hissettiğini bilemezken elini çekmek istemiş fakat Serhan müsaade etmemişti. Baş parmağıyla kızın elinin üstünü okşarken sesini alçaltarak devam etti konuşmaya.
" Tamam demedim bir şey. Kızma bana. "
Ancak genç kızın siniri yatışmıyordu.
" Böyle bir teklifi asla kabul etmeyeceğimi bilmen gerekirdi. " derken bakışlarını adamın pişman bakan gözlerine çevirmişti.
" Biliyordum. " dedi Serhan tok bir sesle.
" Ama sen de beni anla biraz. Sen olsan bana yardım etmek istemez miydin? "
Ecem bu soruyu duymazdan gelmeyi tercih ederken elini çekmeyi başarmıştı. Kollarını göğsünde bağladı ve bakışlarını adamdan ayırırken mırıldandı.
" Yoruldum ben eve dönmek istiyorum. "
Serhan bu defa çaresizce sandalyesini kızın yanına sürüklemişti.
" Ecem lütfen, kötü bir niyetim yok. Neden cezalandırıyorsun beni? Bak bana. "
Elini kızın çenesine yerleştirip yüzünü kendisine döndürürken genç kız istemsizce geriye çekilmişti. Bu kadar yakınlık onun için çok fazlaydı. Kalbi ansızın tüm öfkesinden arınmış ve telaşla çırpınmaya başlamıştı sanki.
" G-gidelim artık. " diye geveleyerek kalktı sandalyesinden ve hızlı adımlarını kasaya yöneltti.
Serhan da peşine takıldığında Ecem montunu almadığını fark ederek aniden durmuş ve arkasını dönmüştü. Fakat bu hareketi çok büyük bir hataydı. Karşısındaki devasa bedene çarpmasıyla geriye doğru sarsılması bir olmuştu. Neyse ki Serhan hızlı bir refleksle kızı belinden yakalamayı başardı. Ecem başını kaldırmış, yüzüne eğilen adamın gözlerine bakarken nefesini tutmuştu. Serhan ise kolları arasındaki genç kızın kalp atışlarını göğsünde hissediyor, onun da en az kendisi kadar heyecanlandığını hem titreyen göz bebeklerinden hem de deli gibi atan nabzından anlıyordu. Bakışları kızın minik yüzünde usulca gezintiye çıktığında en uğrak olan favori bölgesinde takılı kalmıştı. Ecem'in minik ama dolgun pembe dudaklarında... Sertçe yutkundu önce. Sonra ise titrek bir sesle fısıldadı.
" Ecem... "
Genç kız heyecandan yahut nefessizlikten ölecek gibi hissederken cevap dahi veremedi adama. Kulakları uğulduyor parmakuçları karıncalanıyordu. Aynı anda dili damağı kurumuştu fakat yutkunmamak için direniyordu zira adamın bakışları tam olarak dudaklarındaydı.
" Biz sevgili miyiz şimdi? " sorusu ise kızı şaşırtmayı başarmıştı.
Serhan bir yanıt almak istercesine bakışlarını, kızın dudaklarından gözlerine kaldırdığında Ecem sertçe yutkundu.
" Hı? " diye sordu yanıt beklediğini ortaya koyarak.
" E-evet... sanırım... " diye geveledi genç kız.
İsim koymamışlardı bu şeye, zaten daha bir iki saat ya olmuş ya olmamıştı. Ama niyetlerini belli etmişlerdi nihayetinde. Serhan da sertçe yutkundu bunun üzerine ve gözlerini yeniden kızın dudaklarına indirdi.
" Yapmayacağım. Ama deli gibi istediğimi bil. " diye fısıldadı kızın dudaklarının üstüne ve hemen sonra onu bıraktı.
Ecem neye uğradığını şaşırmış bir vaziyette çorbacının orta yerinde dikilirken Serhan kızın yanında geçip kasaya ilerledi. Genç kız ise titreyen bedenine güç bela komut verip sandalyesinden montunu almıştı. Doğru anlamıştı değil mi? Kendisini öpmek istiyordu. Sol eli istemsizce dudaklarının üstüne kapanırken sertçe yutkundu ve silkelenerek kendine geldi. Daha önce de dememiş miydi zaten buna benzer bir şey? Montunu bir çırpıda üstüne geçirdi ve Serhan'ın peşinden çorbacıdan çıktı. Aklı biraz yerinde olsa çorbasını ödemek için diretirdi fakat kafası allak bullaktı. Birkaç metre ilerideki arabaya yan yana ilerlerken ikisinde de çıt çıkmıyordu. Fakat ikisinin de içi içini yiyordu. Arabanın yanına vardıklarında Serhan kızın kapısını açtı ve binmesini bekleyip kapıyı yavaşça kapattı. Ardından hızla sürücü tarafına ilerleyerek kendisi de araca yerleşti. Motoru çalıştırmadan önce birkaç saniye sessizlik içerisinde oturdular. Hemen sonra adam dayanamayarak aniden kıza döndürdü bedenini.
" Sen hiç mi istemiyorsun? " diye sordu.
Sormasıyla da pişman oldu fakat deli gibi merak ediyordu. Ecem hiç beklemediği soru karşısında ne diyeceğini bilemezken gözlerini kocaman açarak adama bakmıştı.
" N-neyi? " dedi titreyen sesiyle.
Zaman kazanmaktan ziyade salağa yatarak ona vazgeçmek için süre tanıyordu bunu yaparken. Bir şey yok demesini ve yola çıkmalarını umuyordu içten içe. Fakat öyle olmadı. Serhan her zamanki dobralığıyla girdi söze.
" Uzun zamandır hiçbir şeyi bu kadar istemedim Ecem. Seni öpmeyi çok istiyorum. " durdu ve ikisi de aynı anda yutkundu.
Kız bakışlarını utançla önüne çevirirken ellerini dizlerinin üzerinde yumruk yapmıştı.
" Sen hiç istemiyor musun beni öpmek? Ya da seni öpmemi? "
Genç kız kulaklarının ısındığını hissettiğinde yüzünün kıpkırmızı kestiğine de emin olmuştu. Nasıl sorulardı bunlar böyle? Boğazı bir kez daha kuruduğunda sertçe öksürdü.
" Serhan... lütfen... " dedi çaresizce.
Adam sert bir soluk bıraktı burnundan, önüne dönerken.
" Anladım tamam. Seni benim kadar heyecanlandırmıyor bu durum. Benim kadar hevesli de değilsin zaten. Sevmiyorsun da. " diye sıralamaya başladığında genç kız yeniden kendisine çevirmişti başını.
Adamın gözlerindeki heyecanlı istek gitmiş yerini kapkaranlık bir umutsuzluk alıvermişti şimdi. Anahtarı kontağa taktı ve motoru çalıştırdı. Elini vitese atmasıyla Ecem'in avcunun kendi eline kapanması da bir olmuştu. Şaşırarak baktı kızın yüzüne. Ecem ise birazdan söyleyeceği şeyi söyleyip söylememek konusunda oldukça kararsızdı. Fakat onu üzgün görmeye de gönlü el vermiyordu.
" Bugüne kadar öpmek istediğim tek erkek sendin. " diye itiraf etti bir çırpıda.
Serhan'ın yüzüne büyük bir şaşkınlık ifadesi çökerken Ecem sertçe yutkundu ve elini çekti.
" Peki... " diye girdi söze Serhan.
Sormak istediği şeyi sormaya hakkı bile yokken, üstelik bunu normalde asla kafasına takmayacakken şu an sormak için çıldırıyor olması ikiyüzlülük değil de neydi? Takmıyordu ki bu durumu kafasına. Takmamıştı hiç. Şimdi nereden çıkmıştı bu soru? Neden bilmek istiyordu durduk yere? Üstelik aynı soruya kendisi hangi yüzle cevap verecekti? Sertçe yutkundu. Yine de bir delilik anına yenik düşecekti.
" Hiç... öptün mü birini? "
Ecem yine hiç beklemediği bir diğer soruyla artık tüm bedeninin ısındığını hissederken; ateşinin yeniden yükseldiğini sandı. Kuruyan dudaklarını yalayarak ıslattı. Hemen sonra ise boğazını temizledi. Serhan, kızın bu tavrından almıştı cevabı. Fakat bu cevap bir başka tahammül edemediği soruyu da beraberinde getirecekti. Dişlerini sıkıca kenetlerken vitesi kavrayan parmaklarını kırarcasına sıktı.
" O mu? "
Genç kız sessiz kaldıkça Serhan kuduruyordu. Burnundan derin nefesler solurken Ecem tedirgin bir şekilde çevirdi başını ondan tarafa. Adamın gözlerinin akı kırmızıya çalarken sertçe yutkundu. Bir şey diyerek konuyu değiştirmek istedi fakat ne dese bilemedi. Evet ilk öpücüğünü Hakan almıştı. Öpüşme değildi, birkaç saniye süren; onun dudaklarının kendi dudaklarını arasına aldığı masum bir öpücüktü işte. Dil yoktu. Üstelik Ecem öyle heyecanlanmış öyle gerilmiş ve öyle beklemediği bir anda gerçekleşmişti ki bu olay... ne olup bittiğini dahi anlayamadan son bulmuştu. Hoşuna gidip gitmediğini bile anlayamamıştı. Tek bildiği kendi isteğiyle gerçekleşmemiş olmasıydı fakat zorla da diyemezdi. Aylardır görüşüyorlardı ve Hakan bir akşam onu öpmüştü işte. Çok anlam yüklenecek bir mesele de değildi. İlk ve sondu. Serhan sesli sesli solumaya başladığında Ecem titrek sesiyle konuştu.
" Serhan? "
Adam sıkmaktan ağrıttığı dişlerini gevşetirken bakışlarını kızın telaşlı yüzüne dikti. Sonra başını iki yana salladı yavaşça.
" Söz verdim sana. " dedi yeniden sıktığı dişlerinin arasından tıslarcasına.
" Söz verdim. Kıskançlık yok dedim. " durdu ve derin bir nefesi göğsüne çekti.
Sonra başını kaldırıp aracın tavanına baktı bir süre. Ardından ise başını indirmiş ve vitesi değiştirmişti.
" Şimdi seni evine bırakacağım. " dedi bildirir gibi.
Ecem onu endişeyle seyrederken adamın hiç iyi görünmediğini ve biraz bile sakinleşmediğini çok net görüyordu. Adam arabayı park halinden çıkartırken dişlerini gıcırdatıyordu. Haftalardır uykularını kaçıran o bal dudaklarını o it öpmüştü öyle mi? Derin bir nefes daha çekti göğüs kafesine. O it sevdiği kadını öpmüştü ve hala dibinde dolanıyordu öyle mi? Farkında olmadan gaza yüklendiğini Ecem'in endişeli sesiyle fark edip ayağını gaz pedalından aniden çekti. Bu defa da araç savrulmuş ve genç kız öne doğru fırlamıştı.
" Ne yapıyorsun? " diye bağırdı adamın yüzüne.
Serhan çoktan pişman olmuştu bile.
" Delirdin mi sen? Mahalle içinde bu kadar hız yapılır mı? " diye devam etti genç kız azarlamaya.
Serhan ise sessizce kızı dinlemeye devam ediyordu. Ne dese haklıydı. Kendini kaybetmişti. Fakat Ecem'in öfkesi bunlarla dinmedi.
" Ben sana soruyor muyum ya? Kaç kişiyi öptün kimle yattın diye? "
Bu soru ikisi için de oldukça beklenmedikti zira Serhan ani bir frenle aracı durdururken Ecem de kıpkırmızı kesilerek dudağını dişlemişti. Anlık bir sinirle dudaklarından fırlayan sözlerin kendi sesine ait olduğuna inanamıyordu. Gözlerini kaçırırken başını da camdan tarafa çevirdi. Serhan ise hem şaşkın hem de endişeliydi o saniyelerde. Kızı öfkelendirdiğini çok net anlamıştı. Üstelik sorularında haklıydı da. Fakat tüm bunların yanı sıra minicik de olsa bir korku peyda olmuştu içinde. Ecem, Hakan'la daha da ilerisine gitmiş olabilir miydi? Bu korkuyu ilk kez Ethem ile oturduğu rakı sofrasında hissetmiş sonra buna asla ihtimal vermemek üzere konuyu kapatmıştı. Fakat şimdi genç kızın bu çıkışı, tenhalara gömdüğü korkunun gün yüzüne çıkmasına sebep olmuştu. Sertçe yutkunurken bedenini kızdan tarafa çevirdi ve titrek bir sesle konuştu yeniden. Olmuyordu işte. Tutamıyordu kendisini. Merak ediyordu.
" Ecem... "
Genç kız adamın korku dolu sesini işittiğinde tepkisiz kaldı. Ona öfkelenmişti ve bu öfkesi de öyle birkaç sözle geçecek gibi değildi. Yalnızca evine gitmek istiyordu.
" Ecem ben... bak bana kızacaksın biliyorum. " demesiyle genç kız başını çevirdi adama yeniden.
Başka bir şeyin gelmekte olduğunu anlamış ve bundan hiç memnun olmamıştı.
" Ecem... " dedi adam tekrar çaresizce.
Dilinin ucundan zehir akıyordu sanki. Söylese bir dert yutsa başka bir dert. Durdu ve derin sesli bir nefes çekti içine. Sonra daha fazla düşünmeden,
" Hakan'la ne kadar ileri gittiniz? " diye sordu bir çırpıda.
Genç kız aldığı soruya gözlerini kocaman açarken şaşkınlık nidası koptu dudaklarından.
" Ne? "
Serhan sertçe yutkundu.
" Kızma ne olur. Hakkım yok biliyorum ama merak ediyorum Ecem. " diye açıklamaya çabaladı kendini.
Fakat genç kızı etkilemeyi başaramadı. Hatta etkilemek şöyle dursun, Ecem öyle öfkelenmişti ki gözü dönmüştü resmen. Nasıl bir soruydu bu böyle? Ne hakla, ne cüretle, nasıl bir niyetle sorardı bunu kendisine? Hiç mi tanımıyordu kendisini? Hiç mi bilmiyordu? Yumruklarını sıkıca sıkarken öfkeyle soludu.
" Sen Serhan? Sen ne kadar ileri gittin Gamze'yle? "
Serhan bir kez daha yutkunduğunda bakışlarını kaçırmıştı.
" Ne hakla soruyorsun sen bana bunu? "
" Ecem... ben üzgünüm... "
" Bakire miyim değil miyim? Bu mu derdin? Sen bakir misin? "
Adam kızın öfkeli çıkışıyla gözlerini telaşla büyütmüş ve Ecem'in ateş püskürten kahvelerine dikmişti.
" Hayır bu değil elbette... Ben sadece... Ecem yapma nolur... "
" Değilim Serhan. Oldu mu? Başın göğe erdi mi? Hakan'la sonuna kadar gittim. "
Serhan işittikleriyle beyninden vurulmuşa dönerken Ecem öfkesini atabilmiş değildi. Yalan söylemişti. Üstelik bu yalana Hakan'ı da dahil etmişti. Aşağılıkçaydı bu yaptığı. Ama öyle sinirlenmişti ki dayanamamıştı. Kendini kaybetmişti sanki. Ellerini yüzüne kapatırken yanında zangır zangır titreyen adamın farkında dahi değildi. Serhan duymayı hiç beklemediği şeylere anında inanmış ve dipsiz bir kuyuya düşmüştü şimdi. Kız kendisini yanlış anlıyordu. Derdi bekareti değildi. Derdi Hakan'dı. Yüreğinin sıkıştığını hissederken ellerini göğüs kafesine bastırdı. O adamı parçalamak istiyordu fakat nafile. Neye yarardı ki? Sevdiği kadına dokunmuştu. Sevdiği kadın da ona... Ve hala evine girip çıkıyordu fütursuzca. Hiç karşılaşmamaları gerekirken üstelik. Nefes almakta güçlük çektiğini fark ettiğinde güç bela camı açtı. Canı daha önce hiç yanmadığı kadar çok yanıyordu. Kıskançlık hiç olmadığı kadar ele geçirmişti bedenini. Şuracıkta yığılıp kalabilirdi her an. Gözleri kararıyordu. Göğüs kafesinin orta yerine bir kaya oturmuş kımıldamıyordu. Kemikleri kırılmıştı sanki, yüreğine batıyordu. Nefes alabilmek için elini üstündeki gömleğin yakasına götürdüğünde başı yanına kaydı ve koltuğun boş olduğunu gördü. Ecem ne ara arabadan inmişti? Bilmiyordu. Birden telaşla etrafına bakındı. Yoktu. Hızla el frenini indirdi ve vites değiştirip gaza yüklendi. Terk mi etmişti kendisini? Bitmiş miydi yani şimdi? sözünü tutamamıştı. Çok kızdırmıştı onu. Affetmeyecekti kendisini.
" Hayır hayır. " diye sayıkladı çaresizce.
" Hayır Ecem hayır. "
Sokaktan çıkıp kendi sokaklarına girdiğinde gördü kızı ileride. Eve varmak üzereydi. Gazdaki ayağına yüklendi. Saniyeler sonra Ecem evin bahçe kapısından girerken Serhan da tam önünde durmayı başarmıştı. Arabadan indi ve kızın ardına takıldı. Fakat ikisini de olduğu yerde durduran şey bahçedeki sandalyede oturan Hakan'ın ayağa kalkması oldu. Ecem çatık kaşlarıyla karşısındaki adama bakarken Serhan olduğu yere adeta çakılmıştı. Yine burada, sevdiği kadının kapısındaydı. Önünde iki seçenek vardı, ikisi de birbirinden beterdi. Ya onu öldüresiye dövecek ve Ecem'den uzak durmasını tembihleyecekti. Ki bu durumda Ecem'i sonsuza kadar kaybedeceği muhakkaktı. Ya da ses etmeyecek ve Ecem'in onu bir kez daha evine alışını seyredecekti. Bu da canına kıymakla eşdeğerdi. O, bu ikilemde bocalarken Hakan'ın ilgiyle çıkan sesini işitti.
" Evi satacaklarmış? Neden söylemiyorsun yavrum? Para topladım biraz mahalleden, ben de birikmişimi ekledim kurtaralım evi. "
Serhan ellerini iki yanında yumruk yaparken Ecem şaşkınlıkla baktı Hakan'ın yüzüne.
" Hakan... ben teşekkür ederim... böyle bir şeye gerek yoktu... "
Hakan kıza doğru yaklaşırken itiraz etti.
" Ne demek yoktu Ecem? Sen bizim için değerlisin. "
Serhan gözleriyle adamın hareketlerini izlerken Ecem bocalamıştı.
" Hakan ben... yani ben bu borcu size ne zaman ödeyebilirim bilmiyorum. Hem sen o parayı iş kurmak için biriktirmiyor muydun? "
Serhan kızın, Hakan hakkında bir şeyler biliyor olmasına ve bunları aklında tutuyor olmasına mı yoksa Hakan'ın gözünü kırpmadan tüm birikmişini kıza vermesine mi daha çok bozulduğunu bilemedi. Belki de parayı reddetmek yerine kendisini yok saymasına bozulmuştu.
" Öyleydi ama yine biriktiririm ne olacak? Önemli olan şu an sensin. " derken omuz silkmiş ve elini uzatıp kızın koluna yerleştirmişti.
Adamın bu hareketiyle, kan beynine sıçradı Serhan'ın. O herif sevdiği kadına dokunmamalıydı. Artık değil. Daha fazla değil. Onun teninin yumuşaklığını, sıcaklığını daha fazla hissetmemeli, kokusunu içine çekmemeliydi. Delirecekti. Aklını oynatmak üzereydi. Elini geri de çekmiyordu. Ecem de rahatsız gibi durmuyordu.
" Ben çok şaşkınım... çok teşekkür ederim ama ben bunu alamam... "
Adam, kızın parayı reddedişine sevinemedi bile. Hakan hala kolunu okşuyordu genç kızın.
" Ne olacak o zaman Ecem? "
" Halledeceğim. " dedi Ecem şaşkınlığından sıyrılıp kendini adamın temasından nazikçe kurtarırken.
Serhan'ın arkasında olduğunu bile unutmuştu. Aklına gelmesiyle başını çevirip omzunun üzerinden, patlamak üzere olan adama baktı. Serhan kendini o kadar kasıyordu ki suratı kıpkırmızı kesilmiş bu kızıllık boynuna kadar inmişti. O ite saldırmıyorsa bunun tek sebebi Ecem'e verdiği sözü tutma telaşıydı. Hoş daha ilk saatlerden sözünü de çiğnemiş kızı sorguya çekmişti. Ama elinden geleni yapıyordu işte. Delirmemek, delirip de ortalığı ateşe vermemek için elinden geleni yapıyordu. Zararı kendineydi. Bu kadarına da mı yoktu izni? Ecem onun zorlandığını fark etmesiyle Hakan'a döndü ve konuşmayı bitirircesine sahte bir tebessüm etti.
" Çok teşekkür ederim sana da diğerlerine de. Lütfen herkese parasını iade et. Ben halledeceğim. "
" Nasıl? Buradan giderek mi Ecem? Gitme. "
Serhan birden yumruklarını çözüp ellerini yüzüne kapattı ve hırsla sıvazladı. Hiç sabrı kalmamıştı. Hiç. Ecem de bunun farkındalığıyla telaşlıydı.
" Gitmiyorum. Merak etme. "
Serhan bu defa güldü. Merak etme demesine takılmıştı kızın. Hakan kimdi ki onu merak ediyordu? Ellerini indirdiğinde göz göze geldi adamla. Hakan onun da orada olduğunu yeni fark etmiş ve kaşlarını derince çatmıştı.
" Bir şey mi istiyorsun Serhan? " diye sordu asabi şekilde.
Serhan bu meydan okumaya karşılık onlara doğru uzun bir adım atmıştı.
" Senden istediğim bir şey yok. "
Hakan kaşlarını çattı bunun üzerine.
" Ecem'den mi var? "
Serhan başını sallarken Ecem ikisinin dikleşmesini böldü.
" Ben çok hastayım eve gireceğim artık. Hakan dediğim gibi lütfen paralarını ver insanların. Serhan... Serhan abi sen de bir diyeceğin yoksa git istersen. "
Serhan, abi kelimesini işitmesiyle tüm gardını düşürmüştü. Gözleri devasa bir hayal kırıklığıyla Ecem'in yüzüne inerken Hakan konuştu.
" Tamam sen iyice dinlen. Evde yemeğin var mı? "
Serhan kızın yüzünden gözlerini ayırmazken Ecem başını salladı belli belirsiz.
" Var. Sağ ol. "
" Tamam bana haber ver kötüleşirsen. Ararım zaten akşama. "
Genç kız sessiz kalırken gözlerini Serhan'ın kırgın gözlerinden ayıramamıştı hala. Hakan ise ikisinin garip bakışmasını bir süre seyretmiş ve sonra Serhan'a seslenmişti.
" Hadi çık sen de bahçeden. "
Serhan bunun üzerine gözlerini kızdan çekti ve Hakan'a çevirdi. Fakat hiçbir şey demedi. Hakan ileriye doğru birkaç adım attığında Serhan da takıldı peşine. Hakan bahçe kapısından çıkıp tamirhanenin yolunu tuttuğunda Ecem koşup Serhan'ın kolunu kavramıştı.
" Dur gitme. "
Adam şaşırarak döndü kadına. Ecem dakikalar önceki öfkesinden, adamın tek bir kırgın bakışıyla sıyrılabildiğine inanamazken yutkundu yavaşça. Üstüne çok mu gitmişti? Üstelik yalan yanlış şeyler söylemişti. Ne olursa olsun düzeltmeliydi bu durumu. Serhan kızın bir şey demeyeceğini düşündüğünde sesli bir iç çekti.
" Çok zor tuttum kendimi. " dedi kısık, küskün bir sesle.
Ecem dudaklarını birbirine bastırdı. Farkındaydı.
" Çok zor Ecem. Sana... " deyip gözlerini kapattı ve derin bir nefes çekti içine adam.
Sonra gözlerini aralamış ve burnunu çekmişti.
" Sana dokunması beni kahrediyor. Kıskançlık yapma dedin bana. Nasıl yapacağımı söyle o zaman. Ben nasıl dayanayım şimdi buna? Söyle. Ama sen nereden bileceksin ki? Sen beni, benim seni sevdiğim gibi sevmiyorsun. Zorla kendimi sana kabul ettirdim ben ya. Zorla. İlk fırsatta da canıma okuyup çekip gittin zaten. Gönülsüzsün çünkü. Katlanamıyorsun ki bana. " gözlerinin yaşardığını hissettiğinde dudaklarını sıkıca bastırdı birbirine ve gökyüzüne baktı.
Sonra ansızın salladı başını iki yana.
" Ben hayatımda ilk kez, bir şeyi bu kadar çok istedim ya. Hani sordun ya... " derken gözlerini yeniden kızın kahvelerine indirdiğinde, Ecem onun güzel gözlerinin kızardığını fark etmişti.
" Geleceğe dair hayallerimi. Sana yemin ederim, ben yıllarımı verdiğim projemden bile çok istiyorum seni geleceğimde. Ama sen nereden bileceksin ki? Evet hadsiz sorular sordum. Üstelik hiçbirine hakkım bile yoktu. Ben sanki çok masummuşum gibi seni sorguladım. Ama niyetim bu değildi benim. Ben sadece... " durdu ve acı çekiyormuş gibi soludu güçlükle.
" Ben o adam olmasın istedim hayatında. Sana dokunan, seni bilen, seni seven, seni... " sertçe yutkunurken kaçırdı bakışlarını ve kısık sesiyle devam ettirdi " ...isteyen... "
Bir süre ikisi de sessiz kaldı. Genç kız adama hepsinin yalan olduğunu söylemek istese de öyle ağır ithamlarda bulunuyordu ki adam... Hangi birine ne diyeceğini bilemiyordu. Haklı mıydı? Gerçekten kendisinin ona olan hislerinden bile fazla mıydı onun hisleri?
" Sana dokunmasın daha fazla. Bakmasın gözlerine. Sesini duymasın. Kokunu almasın.
Acıdan aklımı kaçırmak üzereyim ben. Ama sana kıskançlığımı yansıtmamalıydım. Değil mi? Şu göğüs kafesim paralanırken ben sana hiçbir şey dememeliydim. Benden daha yakın sana. Her anlamda. " deyip arkasını dönmesiyle kızın elinden de kurtulmuştu.
Ellerini yüzüne kapatıp birkaç saniye sakinleşmeyi bekledi. Ya çocuk gibi ağlayacaktı ya da ortalığı kasıp kavuracaktı. Ortası yoktu. Kıskançlık ona nefes aldırmıyordu artık. Haftalardır kıza ulaşmak için kıçını yırtarken herifin tekinin elini kolunu sallaya sallaya gelip onun hayatında yer edinmesini hazmedemiyordu. Ecem ona her şeyi söylemek için dudaklarını araladığında Serhan önce davranmıştı.
" Bu evde mi seviştiniz? Senin yatağında mı? Seni kollarımın arasında taşıdığım yatağında mı?Yoksa uyanmanı beklerken kıvrıldığım kanepende mi? "
Genç kız peşi sıra gelen sorularla afallarken Serhan aniden döndü kıza. Bu kez öfkeliydi yüzü.
" Onu hiç sevmediğini söylemiştin bana. Arzuladın mı yalnızca? Benden daha mı çekici? "
Ecem onun kendi halinde kaldıkça daha da saçmalayacağını fark ettiğinde bir kez daha kolundan tuttu. Fakat Serhan kolunu silkerek geri çekti bedenini.
" Biriktirdiği parasını getirmiş sana. Seviyor seni hala değil mi? Unutamıyor. Peşini de bırakmaya niyeti yok. Belki yeniden kıvılcımlandırır o ateşinizi diye uğraşıyor. "
İkisi de karmakarışık duygularla baktı birbirine. Ve sonra Serhan tüm gardını düşürerek söküp attı zihninde yankılanan o zehirli düşünceyi.
" Kıvılcımlandırır mı Ecem? "
Ecem, adamın kendisine acı çeker gibi bakıyor oluşuna daha fazla katlanamazken içinden gelen tek şeyi yapmış ve ona doğru bir adım atarak aralarındaki mesafeyi kapatmıştı. Adam kıza endişeyle bakarken genç kız parmakuçlarında yükselip adamı kollarından sıkıca kavradı ve boyunu yettirebilmek için onu kendisine doğru çekti. Serhan kızın elinde adeta bir kukla gibi direnç göstermeksizin hareket ederken aniden dudaklarına dokunan yumuşacık dudaklarla aklını kaybettiğini sandı. Kalbi hiç olmadığı kadar hızla çarparken gözleri kapandı ve iki yanında emanet gibi duran elleri havalanarak kızı belinden ve sırtından sıkıca kavradı. Ecem dudaklarını adamın dudakları üstüne bastırmış fakat kımıldatmamıştı. Öpüşmeyi de bilmiyordu. Fakat istiyordu. Tüm düşünceleri öyle yanlıştı ki, bunları görsün istiyordu. Serhan kızın dudaklarını kendi dudakları arasına alırken mest oldu. Tadı hayalinden bile güzeldi. Ecem nefesinin tükendiğini hissettiğinde dudaklarını aralamış ve bu Serhan'ı daha da cesaretlendirmişti. Kızın dudakları arasından süzülen sıcacık hava bile tüm bedenini hazla doldururken minicik dudaklarını çekiştirmekten izahı mümkün olmayan bir keyif alıyordu. Ecem adama karşılık vermeye çalışsa da pek başarılı olamadı. Serhan ise bunu fark etmesiyle oldukça şaşırdı. Kafası bulandı fakat yine de dudaklarını ilk ayıran o değil, genç kız oldu. Başını hafifçe geri çekip adamın heyecanla parlayan bal rengi irislerine baktı.
" Seni seviyorum. Bugüne kadar bir tek seni sevdim. Bir tek seni öptüm. Evet Hakan beni öptü. Ama karşılık vermedim. Çok kısa bir öpücüktü. Hatırlamıyorum bile. Aramızda başka hiçbir şey geçmedi. Ne yaşayacaksam seninle yaşamak istiyorum. O kıvılcımı yeniden yakan Hakan değil sensin Serhan. "
Merhaba nasılsınız?
Nasıldı bölüm?
Ben çok hastaydım o yüzden bölüm gecikti. Özür dilerim. Duyurumu Instagram'dan yapmıştım. Oradan takip etmiyorsanız edin ki böyle durumlardan haberdar olun.
Instagram: @ailkesandikli



