İyi okumalarr
...
Burnuma bir yerlerden tatlı tatlı okyanus kokusu geliyordu. Acaba kızlar beni deniz kenarına bırakıp kaçtılar mı? Öyle bir şey olma olasılığı o kadar küçücüktü ki. O zaman bu okyanus kokusunu neye borçluyuz. Hafızam silinmiş gibi hissediyorum. Saat kaçtı? Akşam neler olmuştu? Bişey olmuş ki kızlar beni yine kontrol altına almış olmalıydılar. Bende bu jigoloların geldikleri andan sonrası koca bir boşluktan ibaret.
Ellerimi kollarımı oynattım. Yattığım yerde bir tur diğer tarafa döndüm. Yattığım yer, okyanusun ortasında yatak mı vardı? Bir şeyler kesinlikle çok yanlış ilerliyor. Gözlerimi açıp etrafa bakmak öyle zor geliyordu ki. Burada ne kadar kalabilirsem kalmak istiyordum. Buna izin vermeyen merak duygum gözlerimi aralama gücünü bana verdi.
Duvarları krem renkli bir odada gri renkli bir yatak örtüsünün içinde uzanıyordum. Karşımda bir kitaplık yatağın çaprazında iki karşılıklı koltuk ve ortalarındaki masa, cama bakıyordu. Camdan gelen ışık gözümü aldı. Gözlerimi kırpıştırırken sırtı bana dönüp bir silüet dikkatimi çekti. Koltukta oturmuş elindeki tahminimde kitabı okuyordu. Bu omuzları ve sırtı birinin sırtına benzetiyorum ama mekanda olanların hiç birini hatırlayamadığımdan umarım tahmin ettiğim kişi değildir.
Hemen üzerimi yokladım. Siktir. Altımda sadece tangam ve üzerimde mavi çizgili uzun bir tişört. Naptın kızım sen? Bralet yerideydi. Demek ki her hangi bir şey yaşanmadı. +1 şans
Yaşanmasa bile ben buraya nasıl geldim ve bu adam da kim? Merakımı yenmenin tek bir yolu var. İçimden bir ses hiç iyi şeyler söylemiyordu. Diğer bir yandan o kadar rahat hissediyordum ki anlatamam. Bu ikilemler beni bitirecek.
Bir nefes alıp yerimde dikleştim. "Hocam?" İki lafımdan biri kesinlikle buydu. Yaşayacağım şok karşısında nefesimi tuttum. En fazla ne olabilirdi ki?
Senim libido yıktı geçti ortalığı
Koltukta oturan adam bana yüzünü çevirdi. Koca bir SİKTİR. Fırat hocam. Hadi ama bütün rezilliğimi bu adam çekmiş olamaz. Kim bilir neler yaptım ben ve başka biri olmaması içimi az da olsa rahatlatmıştı ama Fırat hoca ile de haşır neşir olduğumuz söylenemezdi. Beni eve bırakmıştı kötü olduğum zaman, bir de Kıraç hocam ile görmüştüm. Ha bide regl olduğumda odasında bana çay yapmış ilgilenmişti. Aslında bir bakıma çok şey yapmıştı. 33 yaşındaki adama çektirdiğim dertlere bak. Babam bile benimle bu kadar ilgilenmemişti.
Utanç içinde yattığım yere geri dönüp örtüyü kafama kadar çektim. Şu an yok olabiliyor muyuz? Çünkü en ihtiyacım olan an şu anda evren duy sesimi bu yardım isteyen kulunu nolur geri çevirme.
"Hocam ben çok utanıyorum. Hocam ben kesin çok kötü şeyler yaptım. Hocam vallaha bilerek yapmadım her ne yaptıysam. Hocam özür dilerim. Hocam ben çok salağım. Hocam affedin. Ho-" ayağa kalkıp yanıma gelirken adımlarını duydum.
"Ada hiçbir şey yapmadın." Yalancı. Neler yapabileceğimi en iyi ben biliyorum. Belki benden de iyi kızlar bilebilir ama konu bu değil. Yatağın yanında bir çöküntü oluştu.
"Yaptım hocam. Neler yapacağımı ben biliyorum. Yalan atmayın." Kafama kadar çektiğim yorganı tek seferde şak diye indirdi. Beni saçlar diken diken.
Yüzüne bakmaya utandığım için başımı diğer tarafa çevirip yorgana sarıldım.
"Yapmadın ada bana bakar mısın?" Yüzümü ona çevirirsem kıpkırmızı olurdum. Şu an bile kızardığıma yemin edebilirim.
"Tamam yüzüme bakmıyorsun. O zaman olanları anlatayım. Sana mesaj attıktan sonra sizi takip ettim. Bir anda bar kısmında karşıma sen çıktın ve ben seni orada öylece bırakmak istemediğim için evime getirdim. Bunun dışında eve geldiğinde miden bulandı ve kustun. Bende sana yardım edip yatağa taşıdım sonrası zaten uyumuştun." Arada atladığı çok nokta vardı. Beni neden takip etmişti merakından mıydı yoksa başka şeyler düşünmem lazım mıydı?
"Ben kızlarla dönerdim hocam neden evinize getirdiniz?" Altında ima araması için değil gerçekten merak ettiğim için sordum. Başım hala ona dönük değildi. Yorganı ellerimle sıktım.
"Bir şey ima etmeye çalışıyorsan öyle bir adam değilim ada." Bunu sert söylemesi içime işlemişti. Böyle bir şey yapacağını düşünmüyordum zaten ama kafamın karışıklığı git gide artıyordu.
"Ve küçük menekşe her şey anlattığım gibi." Bana temas etmiyor sadece yanımda oturuyordu.
Başımı ona çevirdim. Anlattıklarına inanmak istiyordum ama şarhoşken yapabileceklerim ve yaptıklarım beni bu ihtimalden her dakika uzaklaştırıyordu.
"Bu kadar mı yani?" Başını salladı. Üzerinde bebek mavisi bir gömlek altında gri çizgili bir pantolon vardı. Gideri var gibi ama bilemedim.
"Bu kadar ada." Olanları tekrar düşünmeye başladım. Bana mesaj attığı kısmı hatırlıyordum. Aynı zamanda kıraç hocam da mesaj atmıştı. Sonrası kızlarla mekana girdik. Falan filan. Daha ilerisi yok. Kısa süreli hafıza kaybım Fırat hocayı desteklemiyordu. Bişey olmuş ve bana söylemiyordu. Yanaklarıma kan hücum etti.
Başıma giren keskin ağrı yüzümü aniden buruşturmamı sağladı. Hadi ama dostum bir sen eksiktin. Sağ elimi başıma götürüp ovmaya başladım. Bütün gün geçmez bu nalet ağrı.
"Aşağıda kahvaltı hazır yemek yedikten sonra ağrı kesici veririm." Fırat hocam bana babavari bir gülümseme sunup ayağa kalktı.
"Ben aşağı iniyorum. Tuvalet sondan ikinci kapı. Üzerindeki kıyafeti değiştirmek istersen dolabımda çok var birisini alıp giyersin. Telefonun çantanın içinde çantan da komidinin üzerinde. Şarj aleti de komidinin çekmecelerinin ilkinde." Başımı salladım. Odadan çıkarken bir kaç kere daha hafızamı yokladım ama düne dair hiç bir bulgu yoktu.
Fırat hocamın dedikleri bu kadarsa kızların da dediklerini dinlemeliyim. Onlar beni nasıl salmıştı. Büyük ihtimal Fırat hocayı görünce otomatik onaylar moduna bürünmüşlerdi. Zaten orada görünmeleri bile utanç kaynağıysa hocaya. Ben bir süre hayatıma ara vermeliyim.
Adam sana yanlış bir şey yapmadın dedi ada. Yani yapmadım.
yapmadın
Oflayıp başımı yastığa gömdüm. Bu olanları öğrenebileceğim en detaylı kişi Fırat hocamdı. O da belki beni utandırmamak için söylemiyordu. Ne ikilem ama. Bunu kesinlikle kafaya fena takacaktım.
Yattığım yatakta yavaşça doğruldum. Ay anam anam anam. Üzerimden tır üç dört kez arka arkaya geçmiş gibi hissediyordum. Ayaklarımı yataktan sallandırırken sehpadaki askılı çantam dikkatimi çekti. Hemen çantamı alıp açtım. İçindeki kahverengi ayıcıklı kılıfımın sardığı telefonumu çıkardım. Tabi şarjı sıfır. Ne demişti şarj komodinin çekmecelerinin ilkinde. Hemen ilk çekmeceye uzanıp açtım. Tahmin edildiği gibi şarj aleti düzenli bir şekilde orada duruyordu.
Alıp nerede şarja takacağımı düşündüm. Kızlar mesaj atmış olmalıydı. Hele annem. Sakin olup her şeyi halledebileceğimi düşünmeye devam edeceğim. Yoksa bu paradokstan çıkamam. Ufak bir göz gezdirme sonucu prizin camın oradaki duvarda olcuğunu farkedip ayaklandım.
Hızlıca prize telefonumu taktım. Ne kadar bakmak istemesemde Fırat hocamın dolabını merak etmiyor değilim. Dolabı bütün bir duvarı kaplayacak kadar geniş ve uzundu. Sürgülü kapısını açtım. Bir sürü takım elbise ve renk renk kazak olsun tişört olsun hepsi olağandışı bir düzende duruyordu. Çok şaşırdığım söylenemezdi. Her gün farklı farklı giyinen biri için en ideal eşyalar vardı. Aklıma gelen düşünce ile kendime giyecek seçmeyi bırakıp hocama kombin yapmaya başladım.
Elime bir beyaz gömlek aldım. Birde açık kahverengi bir kazak. kazağın renginde bir de bol pantolon buldum. Bunu yapmazsam içinde kalacaktı ve ben bu hakkımı sonsuza kadar kaybedebilirdim. Yaptığım kombini boş bulduğum askıya geçirdim. Önce gömlek ve üstüne de kazak. Pantolon zaten askıdaydı.
Dolabın diğer sürgülü kapısını açtım. Burda da takılar ve ayna vardı. Takılar için tezgah vardı hepsi oradaydı. Bu tezgahın altında da çekmeceler vardı. Çok kurcalamamak için o çekmecelere bakmadım. Mazallah iç çamaşırı denk gelirdi falan hiç gerek yok.
Birkaç altın takı aldım elime, üç yüzük ve bir kolye üf bunlarla da çok iyi olur. Ama eğer sevmezse pantolonu değiştirip başka renk de giyebilirdi. Elimde olan askılara kısa bir bakış atıp takıları da elime alıp sürgülü kapıyı kapattım.
Bu aldıklarımı camın önündeki koltukların arasındaki masaya koydum. Yüzükleri ve kolyeyi de üzerine koyunca heh tamamdır. İçindeki o çok kombin yapmak isteyen ada mutlu.
Bu arada hocamın dolabının içindeki aynaya bakmaktan kendimi alıkoymuştum. Yüzümün halini görmem bana hiç iyi gelmeyecekti.
Yaptığım kombine mutlulukla bakıp üzerimdeki tişörtün kalmasına karar verip odadan çıktım. Tuvalet nerede demişti. Koridorun sonundan ikinci kapı. Kapıdan çıktığımda karşımda duvar vardı. Hemen sola döndüm koridorun sonundan ikinci kapıyı sayıp buldum ve açıp içeri girdim.
Tuvalet dediğinde banyo olacağını hesaba katmamıştım. Kocaman bir banyo. Duşakabin yerine küvet beklerdim. Olmadı hocam. Lavaboya doğru ilerledim. Ne göriyim. Yüzümdeki makyajın akmasını beklerken makyajım yoktu. Ben dün sürmüştüm. Kuş olup uçamaz değil mi?
Dikkatimi lavabonun yanındaki makyaj temizleme suyu çekti. Elime alıp bakmaya başladım. Bunu ne yapıyordu tam olarak Fırat hocam. Her gece evine kadın mı geliyor da burada unutuyordu. Kaşlarımı çattım. O silmiş olamaz değil mi? Siktir tek bir şey hatırlayabilsem keşke. Küçücük bir ayrıntı bile olur evren lütfen.
Aldığım yere geri koydum makyaj temizleme suyunu. Musluğu açıp yüzümü soğuk suyla yıkadım. Bir titreme gelse de soğuk su iyi gelmişti. Yüzümü silecek bir şey ararken duvara yapışık kağıt havluyu gördüm. Hemen iki yaprak koparıp sildikten sonra tuvaletin yanındaki çöp kutusuna attım. Tuvaletimi de mi yapsam. Hadi onu da yapalım.
Kısa bir süre sonra işim tamamiyle bitmişti. Korktuğum gibi akmış makyajla uyanmamak da cabası. Tuvaletten çıktım. Koridorda yatak odasına doğru ilerlerken merdivenler gözüme çarptı. Aşağıdan mis gibi kokular geliyordu. Karnım anın etkisi ile guruldadı. Kokuyu takip ederek yavaş yavaş merdivenlerden indim. Olası bir durumda kayarsam yere kapaklanırdım. Kimse bunu istemez.
Merdivenlerden inip kokunun ana adresine doğru yürümeye başladım. Her geçtiğim yerde tablolar ve vazolar vardı. Zevkli adam.
Sonunda mutfağa gelince kapısının açık olduğunu fark edip içeriye baktım. İçeride bir teyze ve fırat hocam yemek yapıyordu. İkiside önlük takmış önlerindeki işlerine odaklanmışlardı. Bir dakika mutfak bahçeye mi açılıyordu. Ağzım açık kaldı. Tamam bizim evde küçük değildi ama sadece park yeri vardı bahçe yoktu.
İçeri yavaş adımlarla girdim. Fırat hocanın bakışları anında bana dönerken hafif tombul teyze bana bakmamış tavaya domates atıyordu. Menemen mi yapacaklar. Çok severim.
"Günaydın." Gülümseyip aynı şekilde bende karşılık verdim. Yürüp tezgahın oradaki yüksek sandalyelerden birine oturdum. Şu an bana stres geldi. Olanları doğru düzgün bilmezken buraya ışınlanmış da değildim doğrusu. Yemekten sonra Fırat hocaya beni bırakmasını söylerken bir kaç aklımda kalan soruyu sormalıydım. Üstü kapatılacak bir şey değildi burada uyanmam.
Teyze de bana döndü. "Günaydın kızım. İyisin değil mi?" Kendimi neden suçlu gibi hissediyorum. Ve bu teyze de kimdi. Who are you?
"Sağol teyze iyiyim." Gülümsedim teyzeye. Kesin kadına rezil olacak bir şey yapmıştım. Aferin ada. Aferin. Kırk yılda bir içelim dedik. O şansla okulun edebiyatçısının evinde uyandık iyi mi?
Sen daha kıraçlı kısmı bilmiyorsun
Şakşak turizimin yavşak yolcuları ben şoförünüz dal- "kızımız da pek güzel." Teyzenin konuşmasıyla onu biraz daha inceledim. Kafasındaki pembe tülbenti ve şalvarıyla tonton görünüyordu. Tonton teyze demem daha mantıklı sanırım. Yanakları tam sıkmalıktı.
"Öğrencim Ayşe teyze. Sevdiğim öğrencilerimden." Hocama side eyes bakışlarımı attım. Benim Fırat hocam sevdiği öğrencileri eve getiriyordu.
Cıvıtma sen istedin
Neyi istedim? Ben bir şey hatırlasam şükredeceğim zaten. Bak başımın ağrısı da tuttu. Başımı ellerimin arasına alıp ovmaya başladım. "Öğrencin demek Fırat bey."
Onları dinlemeyi bıraktım. Başımın ağrısı artıyordu. Ayağa kalktım. Arkamı dönüp full camla çevrelenmiş, mutfağın diğer tarafına baktım burada büyük yemek masası ve üzerinde zeytin peynir ve diğer kahvaltılıklar duruyordu. Ne yapacağımı bilemeyerek öylece ayakta dikilmeye başladım. Fırat hocam yanımdan geçip büyük masaya menemeni tavayla birlikte koydu.
"Niye yalın ayaksın ." Anlamaz gözlerle hocama baktım. Yalın ayak mı? Ayaklarıma baktım. Cidden de ayağımda çorap yoktu. Fırat hocam mutfaktan çıkıp biraz sonra elinde bir çift terlik ile geldi. Ayaklarımın dibine bıraktığı siyah terliği giydim. Şu ana kadar terlik giymeyi unutmuştum. Kafam hala yerinde değil ki.
"Teşekkür ederim." Başını salladı hocam ve mutfak tezgahına koyduğu bir kaç yiyeceği de masaya taşıdı. İşi bitince tonton teyzeye döndü. "Sen gidebilirsin Ayşe teyze." Ayşe teyze de önlüğünü çıkarıp kapının arkasına asarken "tamam oğlum." Ayşe teyze çıkıp bizi mutfakta tek başımıza bıraktı.
Karnım yemek yemem için bir gurultu daha koparmadan o masaya otursam çok güzel olacaktı. Masa doğru yürüyüp oturdum. Fırat hoca da gelip baş köşeye oturdu. Benim tabağıma menemen koyarken ses çıkarmadım. Sessizce bende tabağıma zeytin peynir ekmek koydum. tabağımın yanında duran çaydan da bir yudum aldım. Hem ne diyecektim ki. Ah ya da desem mi bişeyler.
"Hocam." Boğazımı temizleyip hocama baktım. Ağızındaki lokmasını çiğneyip yuttu. "Ben yanlış anlaşılma olmasını istemiyorum."
"Yanlış anlaşılma yok ada." Ellerimi masaya dayadım. Hadi bismillah.
"Hocam ansızın bir gün arkadaşlarımla mekana gidiyorum ve sizin evinizde uyanıyorum. Üstüne bir de bu arada geçen hiç bir şeyi hatırlamıyorum ve şu an sakince kahvaltı yapıyoruz." Oh. Rahatladım.
"Haklısın kafanın karışması çok normal. Sana uyandığında söylediğim gibi-"
"Değil hocam değil özür dilerim sözünüzü kestim ama öyle değil. Kendimi biliyorum. Neler yapabileceğimi de biliyorum." Derin bir nefes alıp devam ettim. Yüzüne bakmadan sadece karşıya bakıyordum.
"Her ne yaptıysam bunu iradeli bir şekilde yapmadım. Kaldı ki bir hocama böyle bir şey yapmak benim için utanç sebebi. Özür dilerim." Fırat hocamın gözlerine çevirdim bakışlarımı. Gözlerinden bir saniyelik bir üzüntü geçti ama yerini hemen o bildiğim güven duygusuna bıraktı. Ne yaptığımı bilmiyordum ama bu adamın yapmak istediğim akıl almaz şeylere izin vereceğini hiç düşünmüyordum.
"O anda bilinçi olmadığını bilecek kadar büyük olduğumu düşünüyorum." Bunu demiş ve yemeğine devam etmişti. Bende tek kelime etmedim. Garip bir havası vardı mutfağın hele ki Fırat hocamın aurası ile birleşince kendimi iyi hissediyordum.
Umarım bir gün yaptıklarımı yüzüme vurmazdı. İşte o zaman kendimi çatıdan atma planımı gerekleştirmem gerebilirdi.
Sakince yemeğimiz bitikten sonra Fırat hocam elinde bir hap ile yanıma geldi. Elindeki suyu ve hapı bana uzatırken sütlü kahveleriyle birleşti kahvelerim.
"Ağrı kesici, iç bakalım." Elindeki hapı aldım ve ağızıma koydum. Suyu da alıp ikisini birlikte gönderdim mideme. Bardağı masaya koyacağım sırada Fırat hocam alıp mutfağa koymaya gitti. Anında tesir etmeyeceği için başımın ağrısı hala devam ediyordu.
Nedense özel hizmetkarımmış gibi hissediyorum. Her şekilde ilgilenmişti ve ben en ufacık ilgiye bile muhtaç olduğumdan bu hiç de fena hissetmemişti.
Ama şöyle bir gerçek vardı. Derhal gerçek hayata dönüp onun benden yaşça büyük ve okuldaki hocam olduğunu unutmamam lazımdı. Bu üzüntü ile gözlerim boşluğa daldı.
"Bişey mi oldu ada?" Fırat hoca mutfak lavabosuna bardağı bırakmış hemen geri dönüp tepemde dikilmişti.
"Hayır hocam sadece benim dershanem 14.00 da başlıyor. O saate kadar hem eve gidip üstümü değiştirmem hem de kitaplarımı hazirandan almam lazım." Yüzüne çevirdim bakışlarımı "ama ben sadece burada kalıp uyumak istiyorum." Belki sonsuza kadar uyumama izin vermezdi ama biraz daha uyuyabilirdim.
"Saat şu an 11.00. Seni eve götürmem en fazla yarım saatimi alır. Dershaneye de bıraktığımı düşünürsek 45 dakika içinde dershanede olursun. Hazirandan kitaplarını alman başka güne kalmalı." Hazirandan kitaplarımı almazsam annem beni topa koyardı. Eve uğramazsam bi boklar yediğimi düşünürdü. Hocam ise bana açık çek sunuyordu.
Başımı salladım. "Eğer izin verirseniz. Biraz daha kalabilir miyim?"
"İstediğin kadar kalabilirsin. Yalnız benim çalışma odasında bir kaç işim var." İşi olmasına şaşmamalı adam başarılı bir öğretmen.
"Siz işinizi halledersiniz bende uyurum. Bence gayet karlı bir anlaşma." Benim açımdan karlı bir anlaşmaydı. Onun açısından-daha doğrusu onun bu duruma nasıl baktığını bilmiyordum.
Gülümsedi. "Evet çok karlı bir anlaşma. Yukarıdaki odamda uyuyabilirsin. Bir şeye ihtiyacın olursa seslenmen yeterli. Ya da mesaj atarsın." Başımı salladım. Burada uyumama izin vermiş beni hemen eve götürmeye çalışmamıştı. Hem olası durumda mesaj atardım. Mesaj atmak layn kızları unuttum. Ah bana vah bana.
Fırat hocamlayım merak etmemeleri gerekliydi. Dalga mı geçiyorum o kadar bana tembihlemelerinin üstüne bara inmiştim. Fena fırça çekeceklerdi bana afarin ada.
Ani bir istekle Fırat hocanın yanından ayrılmak istemedim ama uyumak da istiyorum. Fırat hocanın yanında mı uyusam.
O senin hocan hocann
Başımı iki yana salladım. Uyumam en sağlıklısı olacaktı. Fırat hocam yanımdan ayrılmamış kendi içimdeki çatışmamı izliyordu.
"Tamam hocam en kötü yanınıza gelirim."
"Beklerim. İyi dinlenmeler." Mutfaktan çıkışa yönelince bende arkasından gittim. İlk hangi odaya girdiğine baktım. Önceki hayatımda casus olduğumu söylemiş miydim.
Mutfaktan çıktıktan sonra sağa doğru ilerlemiş ilk odaya girmişti. Olası bir durumda yanına inersem kaybolmak istemezdim. Ayıptır söylemesi ama ev labirent gibi.
Bende giriş kapısını geçip merdivenlere ulaştım. Merdivenleri yavaş yavaş çıktım ve Fırat hocamın odasına girdim. Beni karşılayan okyanus kokusu karşısında derince nefes alıp bu kokuyu içime hapsetmeye çalıştım.
Okyanusun ortasında tek başına kalmak korkutucu olmalıydı. Şahsen orada kaldığım an ruhumu yukarı doğru verirdim ben. Ama bu koku okyanusta kaybolmaktan çok okyanusu kontrol edebilecekmişim gibi hissettiriyordu. Hırçın dalgaları istediğim yöne yönlendirebilecekmişim gibi.
Bence pencereyi açarsan koku gider. Basit mantık.
Yatağa doğru ilerledim. Hayır ada sakın zıpla- yatağa lank diye yükselip atladım. Sanırım yayları pert oldu ama sorun yok. Etki tepki yüzünden yatak da bana kuvvet uygulayınca istemsiz kahkaha atmaya başladım. Bir kaç tahta kesinlikle eksik bende.
Yorganı kafama kadar çekip sağa döndüm. Gözlerimi kapatacağım sırada telefonum aklıma geldi. Şimdi ona baksam bir yığın mesaja cevap vermem gerekecekti. Ne gerek var? Zaten Max 2 saatlik uykum vardı.
Gözlerimi kapatıp ufakta olsa bir şeyler hatırlamaya çalıştım ama karanlık beni etkisi altına alınca öylece uykuya daldım.
...
Ansızın sıçrayarak uyandım. Bende yine gitti zaman mekan algısı. Komodindeki telefonuma uzanacağım sırada telefonumun komodinde değil de camın oradaki koltukların arasındaki masanın üstünde olduğunu hatırladım. Kim oraya kadar kalkacak şimdi. Kalktım ve hızlıca saate bakıp tekrar yatağa girdim. 12.10 bu kadar kısa uyumuş olamam. Oflayıp tavanı izlemeye başladım. Telefona baktığımda bir kaç arama ve mesaj vardı.
Acaba Fırat hocamın yanına mı insem? İnmeliyim bence. Yatakta kalkıp ayaklarımı sallandırdım. Siyah terlikleri giyip odanın çıkışına yöneldim.
Merdivenler inip fırat hocamın çalışma odasına doğru ilerledim. Mutfağın ilerisindeki kapıydı. Kapıya doğru ilerleyip iki kere tıklattım. İçeriden 'gel' sesi gelince kapı kulbunu indirip kapıyı açtım.
Tam karşımda hocamın masa ve sandalyesi önünde kağıtlar vardı. Masanında önünde iki koltuk ve aralarında sehpa. Yan tarafta bir cam yine bahçeye bakıyordu. Diğer duvar kitap doluydu. Kitaplara aşık bir kız olarak yatak odasını ve çalışma odasını çok beğenmiştim.
"Gel ada." Hocamın masasının önündeki koltuklardan birine tünedim. Evin içi soğuk değildi. Bu kadar büyük bir evi ısıtmak kolay olmamalı. "Ne yapıyorsunuz hocam."
"Sınavları sisteme giriyorum." Sınavlar. Hadi ama bunu bir kere daha duymuş gibi hissediyorum ama nerede? Aklıma gelen anlar ile dondum kaldım. Bunu yapmış olamam değil mi?
HOCAMIN KUCAĞINA OTURUP SÜRTÜNMEYE ÇALIŞMADIM DEĞİL Mİİ?
Hocam sınav kağıtlarını sisteme giriyordu. Odaklanmış bir şekilde ekrana bakarken bende ona baktım. Ben ne rezil bir insanım ya. Adam bunu yapmama rağmen bana hala saygı ile yaklaşıyordu.
Yanaklarım hücum eden kan ile yüzümü ellerime gömdüm. Hatırlamaz olaydım. Salak ada. "Başın mı ağrıyor?" Fırat hocanın sesi ile ona dönmeden cevap verdim. "Çok rezil bir insanım hocam ben. Bakın ben daha kaç kere özür dileyeceğim bilmiyorum ama bunları yaptığım için-" Fırat hocam hızla oturduğu yerden kalkıp yanıma geldi. Karşıki koltuğa oturup yüzümü sakladığım ellerimi tutup indirdi ama ellerini ellerimden çekmedi.
Sulanan gözlerimle ona baktım. "Ada. Ne hatırladığını bilmiyorum ama lütfen kendini suçlu hissetme yalvarırım." Bok suçlu hissetmeyeyim.
"Çok utanıyorum." Alev topu gibi kızarmış olduğuma o kadar emindim ki. Bir zil sesi duyuldu. Ve kapı açıldı. Ayşe teyze kapıyı açmış olmalıydı. Sesini buradan bile duymuştum "Buyrun Kıraç bey." Kıraç hocam mı? Hay annen yani duble fuck.
"Bu konuyu bir daha açmayacağım ada sana da rica ediyorum açıp kendini üzme tamam mı?" Sütlü kahve gözlerine kilitlenmişken odanın kapısı çaldı.
Fırat hocam 'gel' dedi ve Ayşe teyze kapıda göründü. "Kıraç bey geldi Fırat bey." Fırat hocam başını sallayınca kıraç hocam odaya giriş yaptı. Hocam sen niye geldin ayıptır sorması?
Fırat hocam ellerimi bırakıp ayağa kalktı. "Bende seni bekliyordum Kıraç." Kıraç hocam odaya hızlı bir giriş yaptı.
"Kara kaşına kara gözüne gelmedim Fırat."
...
MERHABALAR NASILSINIZ? İYİ MİSİNİZ? HAYAT NASIL GİDİYOR?
Umarım bölümü sevdiniz. Sizi çok öpüyorum. Kendinize dikkat edin şu sıralar herkes hasta önleminizi almayı unutmayın.
Görüşürüzz.
