İçeriğe geç

AH BE HOCAM+18

Bölüm 13 · 14 dk okuma

AH BE HOCAM+18

Bölüm 13

Bölüm 12

Öncelikle aldığım bir kaç yorumdan hareketle birkaç bir şey söyleyeceğim.

Arkadaşlar eğer rahatsız oluyor,saçma buluyor,gerçekçi olmasını istiyorsanız afedersiniz yani kesinlikle kırmak üzmek istemem ama başka kullanılacak sözcük yok eğer çok rahatsız oluyorsanız okumayın.

Cidden ne okuyun ne de yorum yapın. Bu benim fantazi dünyam,benim kurallarım benim istediklerim,benim yazdıklarım rica ediyorum saygı çerçevesinde konuşalım. Benim size sizin bana saygınız olsun.

İyi okumalar

...

Arabayı büyük bir evin önünde park eden fırat hocama baktım. Bu ev çok büyük. Halüsinasyon görme ihtimalime karşın gözlerimi birkaç kere kırpıştırdım. Elini bacağımdan hala çekmemiş Fırat hocam odaklanmamı zorlaştırıyordu.

"Bu ev sizin mi?" Şaşkınca hem eve hem de fırat hocama bakıyordum. Başını salladı. "Evet, hep yaşayacağım evi kendim tasarlamak isterdim. Bir mimar arkadaşımında yardımı ile bu şaheser ortaya çıktı."

Ağzımdan hayran bir nida çıkardım. Adam parasını neye harcaması gerektiğini nokta atışı yapmıştı. "Hadi inelim." elini bacağımdan çekince bir boşluğa düştüm. El frenini çekti. Üzgünce bakışlarımı bacağıma çevirdim. Arabanın kapısını açıp inmiş arabanın önünde dolaşıp benim kapımın yanına gelmişti.

Kapımı açtı. "Buyrunuz hanımefendi." Elini talepkar bir şekilde evinin kapısına yönlendirmişti. Ben oraya kadar yürüyecek miydim? Ayaklarım bunu yapabilecek güçte olduklarını hissetmiyorlardı. Dudağımı büzüp fırat hocamın sütlü kahve gözlerine baktım. Ellerimi lütfen dercesine birleştirdim.

"Gel bakalım." Arabanın içine eğilip bir elini bacaklarımın altından diğerini ise sırtımdan geçirdi. Yüzlerimiz çok yaklaşmış alnındaki yana attığı saçlar yüzüme değiyordu. Keskin bir nefes aldım. Beni arabadan çıkarasaya kadar zaman o kadar yavaş geçti ki.

Beni kollarının arasına alıp en sonunda arabadan çıkardı. Arabanın kapısını ayağı ile kapatıp kocaman evin kapısına yöneldi. Elindeki araba anahtarına basıp arabayı da kitlemeyi unutmadı. Bende bu sırada göğsüne yaslanmış nefes alışverişini dinliyordum. "Rahat mı yerin?"

Başımı salladım. "Çok rahat." Beni kolayca kaldırmıştı. Kilom fazla değildi ama az da sayılmazdı. Kasılan kol kaslarını hissettim. Kıyıda köşede kalan beynimin son kalıntıları ile kapıyı nasıl açacağını düşünmeye başladım.

Beni yanıltıp zile bastı. Kim vardı ki evde? Belki de sevgilisi bekliyordu. Sevgilisi beklese beni evine getirmezdi herhalde değil mi? Beynim sulandı.

Kapıyı bize tonton bir teyze açtı. Hizmetlisi mi vardı? Koskoca ev. "Oy oğlum ne oldu?" Endişe ile ikimize bakıyordu. Bakışlarımı ona çevirip gülümsedim. "Çok tatlısın be teyze." Teyze gülümsedi. "Hadi geç geç." Fırat hoca ve beni hemen içeri soktu. Fırat hoca ayakkabılarını çıkartmak için beni girişin hemen yanındaki puf koltuğa oturttu.

Bense ne yapacağını izliyor nedense ayakkabılarımı çıkarmak hiç bir şekilde aklıma gelmiyordu. Kendi ayakkabılarını çıkarıp içinde birsürü ayakkabısının olduğu koca bir dolaba yerleştirdi. Bu kadar ayakkabısı varsa giysi dolabı daha kocaman olmalıydı.

Gelip benim önümde eğildi ve ayakkabılarımı çıkarmaya başladı. Ben sanki konuşma yetimi kaybetmiş gibi sadece onu izliyordum. Deri siyah ayakkabım ayaklarımı acıtmıştı. Ayakkabımı sağ ayağımdan çıkarırken elimi saçlarına götürdüm. Yumuşak saçlarını yan tarafa doğru taradım elimle. Hiç ses çıkarmamış sadece duruyordu Fırat hocam. Diğer ayağımdaki topuklu ayakkabıyı da çıkarıp kenara koydu.

Ben hala saçlarıyla oynamaya devam ediyordum. Çok yumuşak gelmişti sabaha kadar oynayabilirim. Bir anda kalkınca kısa bir itiraz nidası çıkardım. elim havada asılı kaldı. Portmantodan siyah iki çift siyah terlik alıp geldi. Kendisininkini giydi benimkini ise yine önümde diz çöküp giydirdi.

Bu sırada elim yine saçlarını bulmuştu. Terlikleri nazikçe bana giydirdikten sonra başını kaldırdı. Sütlü kahve gözleri koyulaşmıştı. Bacaklarımı açma dürtüm bütün vücuduma yayıldı. Bacaklarımı açsam ellerini bacaklarımda gezdirip kadınlığıma yaklaşsa ellerini-

"Hayır düşündüğün şeyi yapmayacağım." Hadi ama. Dudaklarımı büzdüm. Fırat hocam ayağa kalkıp beni de belimde tutarak kaldırırken nasıl oldu da ne istediğimi anladığını merak ettim. Çok mu belli etmiştim.

Yok canım

"Yavrum hanım kızımız iyi mi?" Tonton teyze biz ayakkabıları çıkarırken içeri gitmiş şimdi ise karşımızda bütün tontişliği ile duruyordu. "Endişelenme Ayşe teyze." Fırat hocam Ayşe teyzeye doğru konuştu. Ayşe teyzaauu.

"Ben çorba falan yapıyım böyle olmaz." Ayşe teyze tahminimde mutfağın olduğu yere giderken Fırat hocam onu durdurdu. "Ben ilgilenirim Ayşe teyze sen yat lütfen saat çok geç." He ya saat kaçtı? Kaç saattir ben bu halde dolaşıyordum. Sabah öyle bir pişmanlık karmaşası ve utançlık yaşayacaktım ki. Ama bu şu anki adanın sorunu değil. Sabahki düşünsün.

Ayşe teyze durup geriye döndü. "Öyle olmaz yavrum."

"Olur olur Ayşe teyze ben halledicem lütfen." Ayşe teyze onaylamaz bakışlar atıp yönünü mutfak yolundan odasına çevirip yürümeye başladı yani sanırım ben çok öyle yorumladım. Odası olması garibime giderken Fırat hocamın başka nelerine şaşırcağımı merak ettim.

"Cidden benimle ilgilenecek misin hocam?" Belimdeki eli beni hafif bir kuvvet ile sağ tarafta olan büyük merdivene dönlendirdi. Burayı sabah daha iyi incelemem lazım. Her şey çok canlı gelmeye başlamıştı. Olağan dışı canlılık gözlerimi aldı.

Merdivenlerin önünde durduk. Yukarı doğru kıvrılan merdivende koyu renkler ağırlıklıydı. Fırat hocam belimi tutup aynı zamanda eğildi. Ayaklarımdan elini geçirip beni kucağına aldı. Sol elimle gömleğine yapıştım. Başımı az önce de yaptığım gibi göğsüne dayadım. Yavaş ve kontrollü bir şekilde merdivenleri kucağındaki benle çıkmaya başladı. İstemsiz sırıttım.

"Kırk yıl düşünsem aklıma gelmezdi hocam." Fırat hocam beni evine getirecek ve merdivenlerden çıkarken kucağına alacak. Gömleğinde olan elimle daireler çizmeye başladım. İlk sağdan sola küçük daireler sonra soldan sağa biraz daha büyük daireler. Elleri ve vücudundan yayılan sıcaklığı buram buram hissediyordum.

Yüzümü kaldırdım. Alnına düşmüş siyah saçları havasına hava katarken çenesi sıkmış önüne bakıyordu. Yanlış bir adım atarsa büyük ihtimal düşerdik.

"Rahat durur musun?" Kısa bir an gözlerimiz kesişti. Durmaya hiç niyetim olduğu söylenemezdi. Nereye kadar gidiyorsa gidebilirdi. Kucağımdaki çantamı okşadım.

"Yok. Ben öyle yapamayız hocam."

"Nasıl yapamayız?"

"Sizin benden etkilenmeniz gerekiyordu ama siz, siz etkilenmiyorsunuz. Bu çok ayıp." Boğazından bir kıkırtı yükseldi. Komik miydi? Hiçte bile. Hiç bir şey demeden merdivenlerin sonunda gelince beni indirdi. Elini düşerim diye belime koymadan edemedi.

"Hala bir şey-" midemden bir sıvı yükseldi hadi ama şu an mı? Önümdeki halıya kusarsam kendimi aşırı suçlu hissederdim. Dayan ada. "Hocam lavabo ne tarafta"

"Koridorun sonundan ikinci kapı." Yardır Allah koşmaya başladım. Ortalığa kusamam vizyonlu kusmam lazım benim. Ne demişti koridorun sondan ikinci kapısı. Sondan ikinci kapıya doğru ilerledim. Kapıyı açtım. Zaten kitli değildi.

Napacak adam tuvaletin kilidini yanında mı taşıyacak

Işığı açtım ve kapıyı kapatıp kitledim. Kimsenin bu ana tanıklık etmesini istemezdim. Pleas.

Klozete doğru yürüyüp diz çöktüm. Kısa bir göz gezdirmeme dayanarak banyosu çok büyüktü. Halbuki sadece lavabo ve tuvalet beklemiştim.

Klozete içtiğim her şeyi çıkarırken kapı yumruklanmaya başladı. "Ada aç kapıyı güzelim." Açıyım da hocam bu mükemmel koku karşısında bayılın. Ben zor dayanıyorum.

Kusarken bir anlık duraksadım. "Olmaz hocam. İğrenirsiniz." Dedim ve akabinde yine başımı klozete gömdüm.

"Hayır menekşe hayır senden iğrenmem. Aç şu kapıyı."

Hayır iğrenirdi. Ben bile iğrenirken onun iğrenmemesinin imkanı yoktu. Birkaç dakika sonra sakinleştim ve başımı klozetten kalırdım. Sifona basarken bu iğrenç kokunun çabuk gitmesi için dua ettim. Adamın klozetine de kustuk emi.

Ellerimi yıkamak için kalkarken ayağım kaydı ve yere yapıştım. Ulan nankör terlik. Bugünkü ikinci yere yapışma anı. Yere yapışmasın etkisi ile çıkan ses Fırat hocamın kapıya daha sert vurmasını sağlamaktan başka bir şeye yaramadı.

"Aç kapıyı son kez söylüyorum." Bunu tehditkar söylemese yapmazdım ama söyleyiş tarzı o kadar 'sıkıyorsa açma' tarzındaydı ki. Yere yapıştığım yerden emekleyerek kapıya doğru ilerledim.

Çantamı girerken yere atmıştım. Dizlerimin üzerinde dikleşip kapının kilidini açtım. Açmamla kenara çekilmem bir oldu yoksa ben şak diye yine yere düşecektim.

Fırat hoca hızla içeri girip başını bana çevirdi. "Ada napıyorsun kızım sen." Gelip beni koltuk altlarımdan tutup kaldırdı. Ben kusmanın vermiş olduğu etki ile hafif bir ayılma yaşamıştım. Beni kaldırmasın izin verdim.

Beni lavaboya yönlendirip elimi yüzümü yıkadı. Sonra da eline aldığı-nerden aldığını bilmediğim-pamukla yüzümü silmeye başladı. "Hocam hocam nabıyonuz?" Yüzüne baktım. Beni lavabo ile kendisi arasına kıstırmış yüzümdeki tahminimce makyajımı siliyordu.

"Gece gece makyajla uyumanı istemedim." Bütün sivilcelerim ortaya çıkacaktı şimdi. Elini tuttum. Makyaj pamuğundaki çıkan fondotenime baktım. "Hocam silmeyin ben çirkinim." Pamuk olmayan eli ile yanağımı okşadı. "Duymamış olayım." Yüzümdeki makyajı narin narin çıkarmaya başladı. O benle ilgilenirken ben onu izliyordum.

İşini halledince-yüzümdeki bütün makyaj çıkınca-makyaj pamuğunu çöpe attı. "Bir daha ada kapıyı arkandan kitleme."

Başımı diğer tarafa çevirdim. Bu ana tanıklık etmesi hayatta en istemediğim şeylerden biriydi. Düşüncesi bile mide bulandırıyordu.

Eli ile yüzümü yüzüne çevirdi. "Tamam mı?" Başımı olumlu anlamda salladım. Bir daha böyle bir durum yaşanmasını istemezdim.

Eğilip yerdeki çantamı aldı. "Yürür müsün kucağıma alayım mı?" Kucağına almasını isterdim ama şu an az da olsa mantığım yerine geldiğinden "Gerek yok." Dedim ve lavabodan çıktık.

Ben koridorda boş boş ilerlerken "sağdaki odaya gir." Dedi canım hocam. Sağımda duran kapının kulbunu tuttum. Aşağı indirip kapıyı açtım. İçeride girdiğimde büyük bir yatak, tahmin ettiğim gibi büyük bir giyinme dolabı, kocaman bir cam önünde iki koltuk ve yatağın karşısında kocaman bir kitaplık vardı. Bu odanın tapusunu istiyorum.

Hocam odaya girip yatağın yanındaki komodine çantamı koydu. "Dolapta benim kıyafetlerim var sana büyük gelir ama rahat etmen açısından giymeni tavsiye ederim." Başını boydan boya olan gri tonlarında dolabına çevirdim.

Dolaba doğru yürüyüp dolabı açtım. Sürgülü kapısı hemen açılmış ve içindekiler gözler önüne sermişti. Bir sürü asık takım elbisesinin yanında duran çizgili mavi bir tişört ve altıma da kısa bir şort seçtim. Büyük geleceklerdi ama bu üzerime yapışan kıyafetlerden kurtulmanın yolu buysa seve seve giyerim.

Aklıma gelmişken buradan çıkmadan bu adama kombin yapayım da az tarz görünsün.

Hocam odadan çıkmak için adım attığında ona doğru döndüm. "Çıkmanıza gerek yok. Kalıp izleyebilirsiniz." Hocam başını çevirip beni süzdü.

"Burada kalırsam-" ona doğru yürüdüm ve elinden tutup büyük yatağa oturttum. Bunu yaparken tek kelime bile etmemiş itaat etmişti. Böyle erkekleri sevdiğimi söylemiş miydim?

Baya ayılmışsın ada

Onu yatağa oturtup aldığım eşyaları da yanına koydum. Başladım birkaç adım uzaklaşıp üzerimi çıkarmaya. Önce bol deri ceketimi çıkardım. Onu camın önündeki koltukların üzerine doğru fırlattım. İzleyin nasıl arsızlaşıyorum.

Elimi göğüslerime koyup yavaşça belime indirdim ordan da deri eteğime. Fırat hocam bakışlarını kaçırdı. "Bana bakın hocam. Yoksa üzerinize atlarım." (Yazar burda utandı.)

Sütlü kahve gözlerini yüzüme çevirdi. Ellerimle eteğimi vücudumdan sıyırmaya başladım. Bu adam buna bile sabredebiliyorsa vay halime. Etek ayaklarımın ucuna düştü. Karşısında tangam ve simli braletim ile kalmıştım.

Fakat gözleri bir an bile yüzümden ayrılmadı. Vüducuma değmedi o bakışları. Oysa çok sexy soyunmuştum. Braleti de çıkarıp çıkarmama arasında kaldım.

Ellerim braleti çıkarmak için bu sefer göğüslerime uzandı tişört gibi çıkaracaktım bunu arkasında kopçası yoktu. Öyle olan bralette yoktu zaten. Ya da var mıydı? Şu an düşünemeyeceğim.

Yerinden kalkıp yanına koyduğum çizgili mavi tişörtü alıp yanıma geldi ve ben daha ne olduğunu anlamadan üstüme geçirdi. "Bu kadar gösteri yeter küçük menekşe."

Dönüp altıma aldığım şortu da getirdi. Tişört o kadar uzun gelmişti ki dizlerimin iki parmak üstünde duruyordu. "Onu giymeme gerek yok bence." Bir kaşını kaldırdı. "Bakın hocam bu zaten uzun onu giymeyeyim." Elindeki şortu alıp dolaba doğru ilerledim. İlerlerken de tişörtün arka kısmını popomun üst kısmına doğru kaldırdım. Hani arkasını kıvırıp önünü uzun bırakırlardı ya onu yaptım.

Arkadan hocamın derin nefesini duydum. Kendine engel olmaya çalıştığı o kadar belliydi ki.

Şortu aldığım yere geri koyup hocama döndüm. "Siz değiştirmeyecek misiniz?"

Talepkarca ona bakmaya başladım. Minnetle vücudunu süzebilir her ayrıntısı ile aklıma kazımaktan zevk alırdım.

"Bunu ayıldığın zaman çok isterim." Ayıldığım zaman utancağımı o kadar iyi biliyordu ki. Kıraç hoca da öyleydi. Sadece anı yaşasak olmuyor muydu yani.

"Yardım ediyim mi?" Hocama doğru yürüyüp önünde durdum. Alnındaki siyah saçlarını geriye doğru attım. Eli ile popomun üzerine çektiğim tişörtü tek hamlede eski haline getirdi.

"Hiç eğlenceli değilsiniz hocam."

"Bu halini unutmayacağım." Yana dönüp kapıya doğru ilerledi. "Hadi sana kahve yapalım." Elimin boşta kalmasını umursamadan onu takip edip büyük odasından çıktık.

Merdivenlerden inerken beni kucağına almasını istemedim. Sormadı da zaten. Koluna tutundum. O da düşmemek için sonra anneme nasıl açıklardım bu durumu vallaha ağzıma sıçardı.

Merdivenlerden inip mutfağa gidene kadar kolunu bırakmadım. Hocam da ses çıkarmadı. Koluna hafiften uzamış tırnaklarımı geçirdim. Bu tırnakları sırtına geçirmek istiyordum.

Sesini çıkarmadan mutfağa ilerlemeye devam etti. Fırat hocam mutfağın tavanındaki ışığı açmak yerine mutfağın dolap aralarında olan loş ışıklarını yakmıştı. Mutfak kocamandı. Bu adamın her odasının her şeyinin kocaman olduğunu düşünüyorum.

Kolunu bırakıp mutfak tezgahının önündeki yüksek sandalyeye oturdum. Dirseklerimi gri tezgaha dayayıp ellerimle yüzümü avuçladım.

"Fırat şefim bugün bize ne yapacak?" Mutfak dolaplarından birini açıp içinden kahve çıkardı. Onu da kahve makinasının içinde döktü. Kollarını kıvırmış alnına yine saçları düşmüştü.

"Fırat hocan sert bir kahve yapıp seni ayıltacak güzelim." Güldüm. "Bunun için kahve yapmanıza gerek yok hocam."

Başını kahve makinesinden bana çevirdi. Kaşımı kaldırdım. İmali bakışlarına karşılık tebessüm ettim. O bakışın tam olarak 'seni sikmek istiyorum' bakışı olduğuna yemin edebilirim.

Birkaç dakika daha onun mükemmel vücudunu süzdüm. Poposu dolgun bacakları kaslıydı. Üst vücudu için diyecek bir şey bulamadım o kadar mükemmeldi ki. Onu arsızca süzerken önüme pembe önünde 'yürüyen libido' yazan bir bardak geldi.

"Elindeki en iyi bardağın bu olduğunu düşünüyorum." Gülerek hocama baktım.

"Doğru düşünüyorsun." Oda gülümsedi. Ellerini tezgaha dayamış bir şekilde bana bakıyordu. Ellerini tezgahtan çekip mutfak çıkışına yöneldi.

"Nereye hocam?" Bana dönmeden "Okumam gereken bir kaç sınav kağıdı kaldı onlara bakıcam." Layn beni o zaman niye burada bırakıp gidiyon.

"Bende gelim." Sandalyeden inip elime mükemmel bir göndermesi olan pembe bardağımı aldım. Arkasından mutfaktan çıkarken ışığı kapattım. Az tasarruf canım. Tasarruf dönemindeyiz.

Hocam önde ben arkada onu takip ediyordum. Ev şu an o kadar karışık gelmişti ki gözüme. Hocam ileride bir odaya girince bende oraya arkasından girdim.

Burası çalışma odası gibi bir yerdi. Hani filmlerde dizilerde böyle odalar vardır ya aynı onun gibiydi büyük bir masa önünde bir sürü kâğıt vardı. Duvarlar kitaplarla doluydu. Kitap kokusunu Buram buram hissediyordum.

Bu odaya girerken de ışığı açıp ortalığı aydınlatmıştı. Saat kaçtı? Çok geç olmuş mudur?

Hocam odadaki büyük sandalyesine geçerken bense hemen o masanın önündeki yumuşak koltuğa yerleştim. Kahveyi önümdeki sehpaya koydum ve ellerimi hocamın masasına dayayıp onu izlemeye başladım.

Kucağına otursam bir şey der miydi?

Yok deme sen otur

Dudağımı ısırdım. Fırat hocam odaklanmış bir şekilde sınav kağıtlarına bakıyordu. Saçları alnından yer çekimine yenik düşmüş yere doğru sallanıyorlardı.

"Kahveni iç." Bana söylediği şeyle bakışlarım kahvemi buldu. Hemen elime alıp içmeye başladım. Bacaklarımıda kendime çekmeyi ihmal etmedim. Bu sayede tangam görünmüştü.

Fırat hocam pürdikkat sınav kağıtlarına bakarken oflayıp kafamı geriye attım. Tavanı izlemeye başladım. Tavan da güzel olsa keşke. Kahvenin acı tadı mideme giderken acı feryatlar ediyordu. Bende seni içmeye çok meraklı değilim kahve bey.

Başımı hocama çevirdim. Onu izlemeye kaldığım yerden devam ettim. Sexy bir adamdı. Kahvemi sesli bir şekilde yudumladım. Belki olurda dikkatini çekerim diye ama yok. Ne işe yarar ki.

Kahvem git gide bitiyor ama Fırat hocam bir kere bile bana bakmıyordu. Bitmiş kahvemi sehpaya koyup ayağa kalktım. Bakacaksın hocam.

Fırat hocamın sandalyesine giderken dahi okuduğu sınav kağıdından bakışını kaldırmamıştı.

Gidip sandalyesinin yanında durdum. Hala bana bakmıyordu. Ne oldu ki bir anda hocam. Bir bacağımı bacaklarının diğer tarafına attım diğer bacağım da diğer yanındaydı. Hocamın bacaklarının üzerine oturduğumda ancak yüzünü kaldırıp bana bakmıştı.

Ellerimi ensesinde birleştirdim. Kalçamı hafif oynatıp yerimde kıpırdandım. "Dikkatinizi çekmek için ille de üzerinize mi oturmalıyım hocam?"

Gözleri git gide koyulaşırken elleri masadan bir milim bile oynamıyordu. "Sınav kağıdı okurken fazla odaklanıyorum ada." Bunu özür diler tonda söylemesi hoşuma gitmişti.

Bininci kez alnına düşen saçlarını geriye doğru ittirdim. "Baştan çıkarıcı bir havan var. Her alkol aldığında böyle mi oluyorsun?"

Başımı salladım. "Her alkol aldığımda aynen böyle oluyor." Derin bir nefes aldı. Kalçamı oynatarak tam şişkinliğinin oraya oturdum. Sandalyesinde geriye doğru gitti beni de beraberinde üstüne çekti.

Yüzlerimiz arasındaki mesafe kısalarken kalp atışlarım anın heyecanı ile hızlanmıştı. Sakallarını okşadım. Yumuşacıklar.

"Sınav okumam lazım." Gözlerine bakarak dudağına nefesimi üfledim. "Bence ben daha eğlenceliyim."

Kesinlikle yerim dibine gireceksin sabah

Şişkinliği üzerimde ileri geri yapacağım sırada kalçalarımı tuttu. "Sakın."

Kaşımı tehditkar bir şekilde kaldırdım. "Bunu yapma ada. Şu an değil." Yüzüme ciddi bir şekilde bakıyordu. Yüzüne yaklaştım. Yanağına doğru yönelip yanağını öptüm. "Emrine amadeyim hocam."

Bir anda gelen itaat modu üzerime çöktü ve başımı boyun girintisine soktum. Fırat hocama sarıldım. Kalçalarımı biraz geriye çekerek rahatlamasını sağladım az da olsa.

O da ellerini belime koyup rahat bir nefes aldı. "Teşekkür ederim."

"Bişey değil." Kahve etkisini yavaş yavaş göstermeye başlamıştı. Derin bir nefes aldım. Başımı kaldırıp Fırat hocamla yüz yüze geldim.

"Hala sınav okucak mısın?" Gözlerime baktı. Ah bu bakış altında sana sürtünmek istiyorum.

"Dikkatimi dağıttın." Güldüm.

"Dikkatin çok çabuk dağılıyor hocam." Ellerini saçımdan geçirdi.

"Uyuman lazım sabah baş ağrısı ile kalkacaksın ve bu pek de iyi olmayacak."

"Birlikte yatmayacak mıyız?" Ne yani onunla yatmayacak mıydım? Aynı sözü Kıraç hocama da söylemiştim. Şu an çift oynuyordum.

"Son birkaç kâğıt." Ofladım. Başımı yine boyun girintisine soktum. "Sen bitirene kadar gram oynama."

"Tamam kal orda hızlı bitireceğim." hafif dikleşince huysuzlandım. Burada uyumak istiyorum. Masaya yaklaştı ve kağıtlara bakmaya başladı. Ben onun kucağında o ise kağıtlara bakıyordu. Saçlarını okşadım. Buna bir süre daha devam ettim. Sonrasına ise elim boşluğa düştü.

Uyku gözlerimi kapatmam için zorlamaya beni sınamaya başlamıştı. Kucağında uyuyacağım insana güvenerek gözlerimi kapattım. Boyun girintisinde uyumak hayal edeceğim son şeydi ve ben nedense bugün hep ilkleri yaşamıştım.

En son Fırat hocamın beni kucağına alıp taşıdığını hissettim. Beni yatağa götürüp kendisi de bir süre sonra yanıma uzandı. Benden ayrı uyumasına karşın bu uykulu halimle hocama ahtapot gibi yapıştım. O da elini belime koydu. Göğsüne uykuya daldım. Bu rahatlık nadir bulunan cinstendi ve ne hikmetle bana denk gelmişti. Sabah yaşanacak şeyler umrumda bile değildi.

Sabahki adaya iyi şanslar good luck.

...

NASILINIZZZ?

Sanırım en sevdiğim bölüm olacak kendisi. Kendi yazdığın bölüme de düşmezsin be yazar.

Umarım sevmişinizdir. Canım fırtom ya. Aşk adamım.

Neyse efenim kendinize iyi bakın

GÖRÜŞÜRÜZZ.

Bölüm sonu

6 yorum