İçeriğe geç

Ağlayan Melek Beyaz Güller ve Bir O Kadar Tuhaf Gariplikler

Bölüm 5 · 3 dk okuma

Ağlayan Melek Beyaz Güller ve Bir O Kadar Tuhaf Gariplikler

Bölüm 5

5. Bölüm: Ev Gibisi Yok

Babam anahtarı kapıya taktı.

Çevirmeden önce bana baktı.

“Açmadan önce şiir mi okuyayım?”

Güldü.

“Yok, sana bakmak istedim.”

Yanına yaklaştım.

Bir detay gözüme çarptı.

“aaa, çillerimi senden almışım.”

Gözlerini kırptı.

“Saçlar anne, yüz ben.”

“Off, çok yakışıklıyım,” dedim.

“Tamam, hadi eve girelim,” dedi.

Anahtar döndü.

Kısa, sert bir ses—

Çıkırt.

Kapı aralandı.

Babam içeri adım attı.

Ben bir an eşikte kaldım.

İçeriden gelen koku—temiz ama boş.

Sanki biri burda yaşamayı henüz denememiş gibi—

Adım attım.

Duvarlar çıplaktı.

Sesimiz yankılandı.

“Sahi…” diye geçirdim içimden.

Ev böyle mi hissettirirdi?

Babam iki elini beline koymuş etrafa bakıyordu.

“Hayalimdeki Ege kasabası evlerinden biri işte,” dedi.

Sıcak hava tenime oturdu.

“Baba, burası yapış yapış,” dedim, yüzümü buruşturarak.

“Adanalısın ya, yağlı güreşi öğrenmen lazım,” dedi ve üstüme atladı.

“Ben Adanalı değilim ya—”

Sözüm yarıda kaldı.

Kafasını sırtımla kolumun arasına sıkıştırdı, beni havaya kaldırdı.

Dünya bir an ters döndü.

Sonra yere.

Gıdıklanıyordum.

“Baba, yapma ya!”

Kıpırdayamıyordum.

Kıkırdıyordum.

Ağırlığını üstüme verdi.

“1…

2…

3…”

“BEN KAZANDIM!”

Ellerini havada salladı.

Ayağa kalktım.

Üstümü silkeledim.

“Tebrik ederim… ama hazırlıksız yakalandım.”

“Bir tur daha?”

“Hayır!”

Sesim bu sefer sert çıktı.

Bana yandan sırıttı.

“Yenilgiyi bu kadar kabulleneceğini düşünmemiştim.”

“Kabullenmedim zaten. Sadece bir şeyler yiyip güç toplamam lazım.”

“Artık Ege mutfağıyla gerçekten tanışma zamanı. Sen git bi dökül, ben de döküleceğim. Sonra akşam altı gibi salonda toplaşalım.”

“Altı geç değil mi, Emrah Bey?”

“Saat zaten dört. Evde iki parça eşya var. Valizimizi yerleştirip banyo yapıp çıkacağız yani.”

“Tamam o zaman, anlaştık Emrah Bey.”

Elimi uzattım.

Sıkıp salladı.

Sonra döndüm.

Koridor sessizdi.

Adımlarım hızlandı.

Kapıyı itip odama girdim.

Beyaz yatak.

Armut koltuk.

Dolap.

Masa.

Hepsi yerli yerinde ama… eksik.

Perde yok.

Halı yok.

Ses fazla.

Işık fazla.

Camdan giren güneş doğrudan gözüme vurdu.

Elimle siper yaptım.

Odanın ortasında durdum.

“Zamanla oturur herhalde ya…” dedim.

Sesim boş beyaz duvara çarpıp geri geldi.

Cebimdeki mavi parçayı çıkıp masamın üzerine koydum

Elim yine kesilmişti…

Bu mavi parça şanssızlık mıydı?

Yoksa annemin varlığının devamı mı?

Valizimi açtım. Bütün kıyafetleri çıkartıp hızlıca dolaba koydum. Diş fırçası traş makinesi bilgisayar gibi eşyaları masanın üzerine koydum ve banyoya girdim.

Suyu açtığımda sakinleşmeyi bekledim.

“AAA!”

Su çok sıcaktı.

Musluğu biraz diğer tarafa çevirdim ve ılımasını bekledim. Omuzlarıma değen ve akan her su damlası kafamın içinden bir şey alıp götürdü.

Temizlenmiştim.

Aynada kendime baktım.

“İdare eder…”

Banyodan çıktığım anda titreme vurdu.

Dişlerim birbirine değdi.

Babam yanımdan geçerken bana baktı.

“İmbat,” dedi ve banyoya girdi.

Kapıya doğru döndüm.

“İmbat ne demek?”

Cevap gelmedi.

Suyun sesi başladı.

Kollarımı ovuşturdum.

Üşüyordum.

Havluyu rastgele bırakıp dolaba uzandım.

Tişört.

Pantolon.

Bir de ceket.

Akşam daha da serinlerdi.

Salona çıktığımda babam bornozuyla ortada duruyordu.

Saçlarını havluyla sert sert kuruluyordu.

“Bu ne hız?” dedim.

“Senin gibi suyun altında ilham gelmesini beklemedim.”

Göz ucuyla bana baktı, sonra odasına girip kapıyı kapattı.

Telefonu açtım.

Gül’e yazdım:

“naptın?”

Gönderdim.

Başımı sağa çevirdim.

Durduğum yerde kaldım.

“Ne—”

Kapı.

Dış kapı.

Bizim evin… bir bahçesi vardı.

Koştum.

Kapıyı açtım, terliklerim ayağımdan çıkacak gibi oldu ama durmadım.

Dışarı çıktım.

Hava yüzüme çarptı.

İnanamadım.

Bu müstakil evin gerçekten bir bahçesi vardı.

Yavaşladım.

Toprak.

Çimen.

Ağaçlar.

Yeşil gözümü doldurdu.

Nefes aldım.

Daha derin.

Arka tarafa doğru yürüdüm.

Adımlarım yumuşadı.

Bir çardak.

Orada durdum.

Bir an hiçbir şey düşünmedim.

Sonra geri döndüm.

Koştum.

Dar aralıktan geçerken adımlarım yankılandı.

Kapıyı itip içeri girdim.

Babam hazırdı.

“Burası neymiş ya böyle?” dedim.

“Bakım istiyor,” dedi.

Gömleğinin kollarını ilikledi.

Bana baktı.

“Ayakkabı giymeyi düşünmüyor musun?”

Aşağı baktım.

Terlik.

Omuz silktim.

Odama doğru döndüm.

Çorap giymek için.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.