Sudan çıktım.
Kesikler artık tamamen kurumuştu.
Ama artık koluma bakamıyordum.
Odaya girip cam parçasını ve poşeti çantama attım.
Uzun kollu ama ince bir kazak giydim.
Salona yürüdüğümde teyzem oturuyordu.
“Noldu, sen niye öyle banyoya koştun?”
“Midem bulandı.”
Bana baktı.
“Farkında mısın, vücudun çöküyor—”
Devam etti:
“Yaşadığın şeyler yeterince ağır, üzerine yenilerini eklediğin için bedenin sana isyan ediyor—”
Yere baktı.
“Tedavi alman lazım.”
“Üff, teyze bir git.”
Kalkıp odama yürüdüm.
Ağzı açık kalmıştı.
Kapıyı yavaşça kapatıp kendimi yatağa attım.
Gözlerimi açtığımda babam bana bakıyordu.
Hava iyice kararmıştı.
“Noldu baba?”
“Yarın okula gitmek istiyor musun?”
Gözlerim parladı.
“Hayır, istemiyorum.”
“Tamam, alarmını kapat.”
“Kapalı zaten.”
Başımı okşadı.
“Şerefsiz.”
Çıktı.
Uyumaya devam ettim,
Uyandım.
Gözümü açtım. Saat dokuzdu.
Kalkıp mutfağa gittim.
Teyzem de babam da uyuyordu.
Telefonumu açtım.
Güzel bir şarkı çalıyordu.
Tava, yumurta…
Sebzeler.
Zeytinyağlı her şey.
Peynirler.
Babam yarım saat sonra tavayı sallarken geldi.
Gözünü ovuşturdu.
“Misafir mi bekliyoruz?”
“Hayır.”
Arkasını dönüp banyoya girdi.
Patates kızartmasını kevgirle tabağa aldım.
Yumurtayı da.
Çayı demledim.
Hepsini tepsiye dizdim.
Tepsiyi kaldırmak istedim ama kolum kalkmadı.
Kaldıramadım.
Sol kolum titredi.
Tabakları tek tek elime alıp taşıdım.
Sonra tepsiyi masanın kenarına koydum.
Çayı almak için ikisinin de gelmesini beklemeye başladım.
Teyzemle babam geldiğinde mutfağa gittim.
Sol kolumla demliği, sağ kolumla alttaki büyük çaydanlığı aldım.
Üç bardak.
Yavaşça…
Tek—
tek.
Hepsine doldurdum.
Bardakların içine dolan o ses kulaklarımı kapladı—
Taşmadı.
Teyzem çayından bir yudum aldı.
“Bu güzel kahvaltıyı neye borçluyuz?”
Güldüm.
“Hollanda’ya gitme diye.”
Güldü.
“Aaa, ama gitmek zorundayım.”
Babam döndü.
“Gerçekten ne zaman dönmeyi düşünüyorsun?”
Teyzem derin bir nefes aldı.
“Var ya, daha bir haftası…”
Çayını tekrar aldı.
“Ama en az o da kesin değil.”
Bir yudum daha içti.
Yemeğime bakarken bir huzursuzluk çöktü içime.
“Baba.”
Bakmaya devam etti.
“Neye bakıyorsun?”
“Bugün çıkalım mı?”
Kafamı salladım.
Ağzıma yumurta atıp sordum:
“Nereye gideceğiz?”
“Sen yanına yedek kıyafet al bence.”
Çatalım yere düştü.
“Ya—”
Çatalı alıp mutfağa gittim.
Sol koluma baktım.
Küfrettim.
“Sıçtın, Güneş.”
Geri dönüp sofraya oturdum.
Yemeğe devam ettim.
Odama girdiğimde ufak bir çanta alıp içine bir iki parça şey attım.
Artık kolum değil, her yerim titriyordu.
Çünkü artık acı değil—
göt korkusu sarmıştı.
(—)
Kahkaha attım.
Çantamı sırtıma atıp çıktım.
Babam kapının önünde beni baştan aşağı süzdü.
“Altına şort giyip üstüne neden uzun kollu giydin?”
“Farklı olmaya çalışıyorum.”
Omuz silkti,
Evden çıktık.
Teyzem de bizimle geliyordu.
İş saatini çoktan geçmiştik.
“Teyze.”
“Efendim, aşkım?”
“Neden işe gitmedin?”
“Arkadaşımla buluşacağım.”
“Tamam.”
Arkasını dönüp bana baktı.
“Sadece bunu mu soracaktın?”
“Evet.”
“Niye o zaman tatlı tatlı ‘teyze’ diyorsun? Bir şey isteyeceksin ya da bir şey anlatacaksın sandım.”
Cevap vermedim.
Camı biraz indirdim.
Rüzgar yüzüme çarptı, gözlerimi açamadım.
Bir süre sonra alıştım.
Teyzemi bırakmayı bekledim.
Teyzem indiğinde babam direksiyona vurdu.
“Eee, ne yapalım?”
Kafamı ortadan uzatıp ona baktım.
“Ayarlamadın mı?”
Gülerek kafasını salladı.
“Hayır.”
Alnımı koltuğa vurdum.
Parmağını şıklattı.
“Piknik.”
Bağırdım.
“Baba!”
“Ne?”
“Mangalda et çevir bir de.”
Dönüp bana baktı.
“Şey…”
Gözlerinin içine baktım.
“Ben onu yapamam.”
Ellerimi açtım.
“Ya baba, yap demedim zaten. Dalga geçiyorum.”
Arabanın radyosunu açtı.
Gaza yüklendi.
“Baba, kapat şu müziği.”
Sesini daha da açtı.
Hiç lafı dolandırmayacağım.
Kaçtığımın farkındaydı ve izin vermiyordu.
Pes etmek istemedim.
Ettim.
Arkasından yaklaşıp omzunu tuttum.
Öptüm.
Gülümsedi.
Kafasını yavaşça çevirip bana baktı.
Sonra önüne döndü.
Yolda bir AVM’nin önünde durdu.
“İki dakika bekle.”
Çıkıp gitti.
Camı açtım, arabanın anahtarını çekip cebime attım.
Kafamı camın kenarına koydum.
Gözlerim kapandı.
“Hişt, hişt.”
Camdan uzanan bir el.
Babam.
“Anahtarı ver artık.”
Cebimden çıkarıp uzattım.
Elindeki poşetleri yan koltuğa bıraktı.
Arabayı çalıştırdı.
Ben uyumaya devam ettim