Sabah odamın kapısını babam açtı.
“sen alarm kurmadın mı—”
Elimi yüzüme götürdüm.
“kalk hadi, okula”
“hani gitmek zorunda değildim.”
Ayağıma hafifçe vurdu.
“kalk lan”
Ona baktım.
“lan mı”
Kafamı yastığa gömdüm.
Yanıma gelip oturdu.
Kafamdan öptü.
“hadi kalk”
Kapıyı açık bırakıp gitti.
Elimi şakaklarıma götürüp ovuşturdum.
“odadan çıkınca kapıyı kapatmak çok zor bir eylem mi?”
Kalkıp banyoya girdim.
Yüzümü yıkadım.
Dişimi fırçaladım.
Ve aynada kendime baktım.
“sıktı artık”
Banyodan çıktım.
Duvardaki ahşap tabloyu ilk kez fark ettim.
Dün de burada mıydı?
Teyzem kahvaltı masasında kahve içiyordu.
Yanına gittim.
Yanağından öptüm.
Parfümü Gül’ün parfümünü anımsattı.
Midem bulandı.
Banyoya koştum.
(…)
Son anda yetişmiştim.
Ağzımı güzelce çalkalayıp tekrar dişimi fırçaladım.
Masaya oturduğumda teyzem bana dik dik bakıyordu.
“noldu teyze?”
“benden bu kadar iğreniyorsan öpmene gerek yok.”
Kahkaha attım.
Gülmeme daha çok sinirlendi.
Kalkıp yanına oturdum.
Sevimlilik yaptım.
Sarıldım, öptüm.
İttirdi.
Ama en son pes etti.
“tamam, hadi git yerine”
Yandan yandan bakıyordu.
Yerime geçtim.
Kahvaltımı bitirdim.
Üçümüz evden çıktık.
Önce babam teyzemi işe bıraktı.
Okulun önünde ben inmeden durdu.
Gözlerimin içine baktı.
“iyi dersler”
Gülümsedim.
“sağol”
Ekledim:
“iyi çalışmalar.”
Kapıdan girene kadar beni izledi.
Kapının önünde bir saniye durdum.
“dün eski hiçbir arkadaşın sana yazmadı.
demek ki gerçek arkadaşlık zor işmiş”
Kafamı çıtlattım.
“başlıyoruz.”
Sınıfa girdiğimde 6-7 kişi vardı.
Selen seslendi:
“Güneş, buraya gel otur.”
Tereddüt ettim.
“Gül de iki sıra önümde zaten, gel geç otur şuraya.”
Cam kenarına geçtim.
Duvara yaslandım.
Selene döndüm.
Bana telefondan bir çocuğu gösterdi.
“Aaa bu şey değil mi ya…”
Çocuğu daha önce atölyede görmüştüm.
Selen bana baktı.
“Evet, o.”
“Burada Serhat, sen, ben hariç Gül’ü de Gece’yi de tanıyan tek kişi o.”
“Peki o nereden tanıyor?”
“İkisine de zamanında açılmıştı.”
Güldü.
“İkisi de reddetti.”
Kahkaha attım.
Devam etti:
“Çok şey ya…”
Kelime bulamadı.
“İlişki yaşamak için yaşıyor—fark etmiyor yani.”
Kaşlarımı kaldırdım.
O sırada uzaktan bir kız gelip Selen’in yanına oturdu.
“Bu bahsettiğin çocuk mu?”
Selen yanıtladı:
“Evet.”
Kız bana elini uzattı.
Sıktım.
“Güneş.”
“Almila.”
Sonra Selene döndü ama koluma dokundu.
“Sen de dinle.”
Selen ellerini çırptı.
“Hah… anlat.”
Almila elini kafasına götürdü.
“Bak, ne oldu biliyor musun—şu 11E’deki Ceylan var ya…”
Selen “he” dedi.
“O bana yazdı. Dedi ki:
‘Senin sevgilinin sana en yakın arkadaşım, bacım diye tanıttığı kızın exi olduğunu biliyor muydun?’ dedi.”
Selen ellerini ağzına götürdü.
“Eee?” dedi.
Almila devam etti:
“Güneş, sen bilmiyorsun, onlar çok belalılar.”
Devam etti:
“Ben de kıza yazamadım, göt korkusundan Ahmet’e yazdım.”
“Eee?”
“Engelledi. AAA!”
Almila kahkaha atmaya başladı.
Selen de güldü.
“Engellemek ne alaka?”
Almila gülerken cevapladı:
“Ne bileyim abi…”
Kapıdan bir çocuk girdi.
Almila ayağa kalkıp yanına yürüdü.
“Niye engelledin lan beni?”
Selen kolumu tuttu.
“Fazla göz teması kurma, muhatap olmasın.”
“Bu İkisini de tanıyan çocuk mu?”
Selen baş parmağını dişlerine değdirirken kaşlarını kaldırdı.
Sırıtarak dinlemeye devam etti.
“Almila, o kız bana açıldı. Arkadaş olarak görüyorum dedim. Arkadaş olarak çok iyi anlaştık, ne istiyorsun benden?”
Almila bağırdı:
“LAN NİYE ENGELLEDİN O ZAMAN? BUNU ANLATMAK ÇOK MU ZORDU?”
“Ahmet cevap ver!”
Ahmet sustu.
Almila parmağıyla kapıyı gösterdi.
“Ahmet, sınıfına git. Bir daha da karşıma çıkma.”
Ahmet giderken “zevkle” dedi.
Almila kapıyı çarpıp Selen’in yanına geldi.
Sıraya dirseklerini koydu, elleri alnındaydı.
Ağlamaya başladı.
Selen sırtını sıvazladı.
“Lan ağlama o mal için.”
Almila ağlamaya devam etti.
Kapı açıldığında Gül’ü gördüm.
Gözleri parladı.
Yanıma yaklaştı.
Oturdu.
Yanağımı ısırdı.
“AAA! Napıyorsun?”
Güldü.
Sonra arkasını döndü.
Selene baktı.
“Almila niye ağlıyor?”
“Ayrıldılar.”
Gül gülmeye başladı.
“Şükür sonunda.”
Almila daha çok ağlamaya başladı.
Selen ve Gül onu tuvalete götürdü.
Gelmelerini bekledim.
Geldiklerinde sınıfta Serhat vardı.
Adı Kayra olan Akyaz çocuk ve ismi Pelin olan kızıl saçlı kızla birlikte Fahri ve Gamze’yle de tanıştım.
O kadar çok isim vardı ki herkese başka isimle seslendim.
Neyse ki ilk gün öğretmenler benim hayatımı ilgi çekici bulduğu için Paris yaşantımdan, hobilerimden ve ailemden bahsetmemi istediler.
Çıkışta Gül yanağımdan öpüp servise bindi.
“Akşam ararım,” dedim.
Havadan öpücük yolladı.
Selen ve Serhat’la birlikte yürüyorduk.
Serhat artık Gece’yle beni biliyordu.
Selene sordum:
“Sen niye beni Gül’e ifşalamıyorsun?”
Bana baktı.
“Ayrılmak istediğini biliyorum—
araya cenaze falan girmiş.
Bir de Gece’yle daha yakınım.”
Durdu.
“Ama normalde direkt söylerdim.”
Allahım, bu kız her şeyi nasıl biliyordu?
Serhat’a sordum:
“Şu Gül’e de Gece’ye de açılan çocuk beni biliyor mu?”
Kafasını salladı.
“Tabii ki hayır.”
Kafamda tarttım.
Bilenler: Selen, Serhat, Gece ve teyzem.
Derin bir nefes aldım.
“Sizden başka birine dedi mi?”
“Hiçbirimizi bilmeyen, en yakın olduğu başka bir arkadaşı var.”
“Benden başka yakın arkadaşları da var da onlara anlatmadı,” dedi.
Bizim evin önünde durduk.
Kapıyı açtım.
Çantamı bıraktım.
Evden çıktım.
Selen’in evinde durduk.
Selen çantasını bırakıp üstünü değiştirdi.
Aynısını iki adım sonra Serhat yaptı.
Ve koya geldik.
Deniz aşağıda yoktu.
Serhat döndü:
“Deniz nerede?”
Selen Serhat’a baktı.
Serhat güldü.
Ben cevapladım:
“Gelir şimdi.”
Koya inip oturduk.
Burada konuşmak istemiyordum.
Selen ve Serhat okulda olanlar hakkında konuşup hoca dedikodusu yapıyordu.
Biraz sohbete katıldım.
Uzakta adım sesleri duyunca koyun girişine koştum.
Gece’yi gördüm.
Serhat ve Selen’e baktım.
Göz göze geldik.
Kafalarını çevirdiler.
Dudaklarına yapıştım.
Sarılıp kulağına fısıldadım:
“Sensiz geçen ve geçmekte olan her saniyem için pişmanım.”
Güldü.
Sonra gözleri büyüdü.
“Bu ne lan?”
Selen ve Serhat bize baktı.
Gece eliyle bir yeri gösteriyordu.
Kafamı çevirdim.
“Ananı sikeyim…”
Büyük, pembe, eşek şeklinde bir uçan balon.
Üstünde açık mavi bir renkte “Deniz değil, Gece” yazıyor.
Bir ipe bağlı.
İp de taşa.
Yavaş adımlarla balonun yanına gittik.
Gece bize döndü.
İşaret parmağı dimdikti.
“Hanginiz yaptı bunu?”
Ben cevapladım:
“Bu kadar büyük balonu nereden bulacağız, Gece?”
Balonu ipinden çekti.
Sonra iki eliyle patlattı.
Poşeti çantasına koydu.
Selen, Serhat’a döndü:
“Benim işim var ha.”
Serhat ellerini salladı.
“5 dakika duralım, gideceğiz zaten.”
Geçip kumlara oturduk.
Balonun orada nasıl olduğunu unutmaya çalıştım.
“Kim biliyor?”
“Kaç kişi biliyor?”
“Sıçtık mı?”
Sorular kalbimi daraltıyordu.
Serhat, Selen ve Gece’yle okulun ilk günü beraber yaşadıklarımızı Gece’ye anlatırken bir yanım hep sağa sola kayıyordu.
Sanki biri dinliyormuş gibi.
İkisi kalktığında kalbimin sesi, bu su sesinden başka ses almayan koyda duyulur hâle gelmişti.
Boncuk boncuk terliyordum.
Gece bana baktı.
Ne demek istediğini anladım.
Ama yine de söyledi:
“Bugün suya girmeyelim.”
Bugün sadece suya girmemezlik yapmadık.
İkimiz de telefonu açtık ve video izledik.
Komik videoları arada birbirimize göstermekten başka hiçbir şey yapmadık.
Akşam oldu.
Gitmek için kalktığımızda koydan çıkarken sırtından iki kere öptüm.
Yetmedi.
Ama gitti.
Bugün de böyleydi işte.
Biraz geri.
Çünkü suçlusu bendim.
Hem de hepsinin.