Teyzem,
babam,
ben—
ve annemin ruhu.
Hepimiz aynı arabada mezarlığa gidiyoruz.
Arabanın içi sesli.
Ama ben… duyamıyorum.
Önde teyzem babama bir şeyler anlatıyor.
Görüyorum.
Ama kulaklarım—
boş.
Sessizlik var.
Kafamın içinde kendimle konuşuyorum.
Araba durunca kafamı kaldırdım.
Uyumuştum.
Camın kenarında salya vardı.
Bileğimin arkasıyla sildim.
İndim.
Bagajı açtım.
Ağlayan melek.
Yüzünü ellerine gömmüş.
Yas tutuyor.
Yanında beyaz güller.
İkisini de aldım.
Teyzem bana bakıyordu.
Babam mezarlığa.
İçerisi…
girme diyordu.
İki adım önüm—bilinmezdi.
Babama döndüm.
“Buraya niye gece vakti geldik?”
“Anneni görmek istemiyorsan dönebiliriz.”
Teyzem omzuma dokundu.
İçeri doğru yürüdük.
“Sıradan mezarlıklar—
Her biri aynı birisinin,
Ya da bir diğerinin,
Veya bir öncekinden kalan.
Sıra sıra mezarlar,
Ne için ki bunlar?
Kalacaklar mı burada,
İzleyecekler mi bizi,
Yoksa yükselecekler mi göğe—
Bizi sevmeye,
Yukarıdan izlemeye…”
Şiirim bitti.
Babam da, teyzem de konuşmadı.
Meleği aldım.
Mezar taşının üstüne koydum.
Tık.
Yerine oturdu.
Beyaz gülleri alıp kenarına bıraktım.
Eğildim.
Mezar taşının kenarını öptüm.
Cebimdeki mavi parçayı çıkardım.
Keskin ucuyla topraktan biraz aldım.
Islaktı.
Parçaya sürdüm.
Sonra mezar taşına bastırdım.
Sıkıca.
Toprak orada kaldı.
Teyzem çantasından küçük lastikli bir poşet çıkardı.
Parçayı içine koydum.
Gömleğimin iç cebine yerleştirdim.
Bir süre oturdum.
Boş mezara baktım.
Annemin kahverengi gözlerini…
Sapsarı saçlarını hatırlamaya çalıştım.
Hatırladım.
Ayağa kalktım.
Bu sefer korkmadım.
Önden yürüdüm.
Arabaya doğru.
Arkada teyzemin nefesi değişti.
Babamın elini omzuna attığını duydum.
Dönmedim.
Arabaya bindim.
Eve vardığımızda teyzem de bizimle içeri girdi.
Kendimi direkt odama attım.
Gül’e yazdım:
“napıyorsun”
Duvardaki boşluğa baktım.
Güldüm.
Kalktım.
Salona geçtim.
Tam kapıdan çıkarken—
telefon titredi.
Dönmedim.
Koridoru geçtim.
Teyzemin yanına oturdum.
Sağına.
Elimi tuttu.
“Güneş…”
Nefes aldı.
Sonra birden hızlı hızlı konuşmaya başladı:
“Yarın okul kaydını yapalım ama gitmek zorunda değilsin, tamam mı?”
Durdu.
Gözlerimin içine baktı.
“Olur, sorun yok,” dedim.
“Oh— istemezsin sandım.”
“Yok… gideceğim zaten.”
Başımı okşadı.
Babam mutfaktan kahveyle geldi.
Kendine de almıştı.
Karşımıza oturdu.
Bacak bacak üstüne attı.
Bana baktı.
“Ne bakıyorsun?”
“Bir şeye bakmıyorum baba, niye bağırıyorsun?”
“Ben mi bağırıyorum?”
“Evet, sen bağırıyorsun.”
Bir an durdu.
Sonra kalktı.
Hiçbir şey demeden odasına gitti.
Kapıyı sertçe kapattı.
Teyzeme döndüm.
“Ergen mi bu?”
Teyzem kahkaha attı.
Gülerken bacağıma vuruyordu.
Sakinleşince derin bir nefes aldı.
Kahvesinden bir yudum içti.
“kusura bakma da ergen sensin.”
“Ne?”
“Adam seni iyi idare ediyor. Senin de ona biraz alan tanıman lazım.”
“o bana tanısın.”
“Tanımıyor mu?”
Duraksadım.
“tanıyor…”
Gülümsedi.
“Canım babam…”
Perdeden içeri serin bir hava girdi.
Başımı arkaya yasladım.
Teyzem dürttü.
“Uykun geliyor. Git yat.”
Ayağa kalktım.
Odama giderken babamın kapısını araladım.
Arka bahçeye bakıyordu.
Döndü.
Göz göze geldik.
Bir şey demedim.
Kapıyı kapattım.
Odaya girdim.
Kendimi yatağa attım.