İçeriğe geç

Ağlayan Melek Beyaz Güller ve Bir O Kadar Tuhaf Gariplikler

Bölüm 11 · 3 dk okuma

Ağlayan Melek Beyaz Güller ve Bir O Kadar Tuhaf Gariplikler

Bölüm 11

11. Bölüm: performans

Yanımda oturan çocuğa döndüm.

“Şu ortadaki kızın adı neydi?”

Gözünü sahneden ayırmadan cevap verdi:

“Deniz Gece Aydoğmuş.”

Kısa bir duraksama.

Sonra bana baktı.

“Bir sorun mu var? Ben onun yardımcısıyım”

Başımı iki yana salladım.

“Yok… hayır. Sorun yok.”

Sahneye döndüm.

Işıklar biraz kısıldı.

Gece çıktı.

Elinde keman.

Yürüyüşü sakindi.

Sanki sahne onun değilmiş gibi.

Ortaya geldi.

Durdu.

Kemanı kaldırdı.

Yay tellere değdi.

İlk ses…

ince.

Temiz.

Boşluğu doldurmadı.

Boşluğu açtı.

Sonra bir tane daha.

Sonra bir tane daha.

Sesler çoğaldı.

Yavaş yavaş.

Sanki bir şey uyanıyordu.

Parmakları hızlandı.

Omuzları gerildi.

Gözleri kapanmadı.

Ama bakmıyordu.

Bir yere odaklı değildi.

Sanki içeride çalıyordu.

Tempo arttı.

Yay sertleşti.

Sesler keskinleşti.

İki kişi daha çıktı.

Keman.

Birlikte.

Uyumlu değildi ilk başta.

Sonra tuttu.

Birbirine geçti.

Bir noktada—

Gece durdu.

Bir anda.

Keman sustu.

Elinden bıraktı.

Yere değil.

Havada bıraktı gibi.

Sonra…

hareket etti.

Dans etmeye başladı.

Ani.

Keskin.

Sonra akışkan.

Saçları savruldu.

Adımları zemine değdi ama iz bırakmadı.

Döndü.

Bir kez.

İki.

Üç.

Hızlandı.

Etrafında döndü.

Her şey onun etrafında dönüyormuş gibi.

Diğerleri çalmaya devam etti.

O ortadaydı.

Nefesi görünüyordu.

Görünmüyordu ama hissediliyordu.

Son bir dönüş.

Durdu.

Sessizlik.

Sonra alkış.

Bir anda.

Gecikmiş gibi.

Ben alkışlamadım.

Ellerim yerinde kaldı.

Gözlerim sahnedeydi.

Perde kapandı.

Hareket ettim.

Hızlı.

Koridor.

Işık daha sertti.

Sesler daha dağınık.

Kapıyı ittim.

İçeri girdim.

Gece oradaydı.

Ailesiyle konuşuyordu.

Daha doğrusu…

tartışıyordu.

Sesler alçaktı.

Ama sertti.

Kimse bakmıyordu.

Herkes görüyordu.

O an bana baktı.

Bir anlığına.

Sonra tekrar onlara döndü.

“Tamam,” dedi.

“Çıkın. Geliyorum. Beş dakikaya.”

Sesinde bir şey vardı.

Karar gibi.

Bitti gibi.

Bana doğru yürüdü.

Yaklaştı.

Durmadı.

Çok yaklaşmadı.

Tam olması gereken yerde durdu.

“Yarın,” dedi.

Durdu.

“Aynı saatte.”

Bir adım daha yaklaştı.

“Aynı yer.”

Kafamı salladım.

Konuşmadım.

Gerek yoktu.

Elini kaldırmadı.

Yüzümü tutmadı.

Sadece eğildi.

Dudağıma bir öpücük bıraktı.

Kısa.

Hafif.

Ama kalmadı.

Geçti.

Geri çekildi.

Baktı.

Bir şey demedi.

Döndü.

Ailesinin yanına gitti.

Ben beklemedim.

Durmadım.

Çıktım.

Kapı kapandı.

Sesler içeride kaldı.

Yürümeye başladım.

Yol boştu.

Adımlarım netti.

Durmadım.

Düşünmedim.

Sadece yürüdüm.

Uzun süre.

Sadece yürüdüm.

Zile bastım.

Babam açtı.

Kapının önünde durdu.

Çekilmedi.

“Eve uğramak için gelmiştim.”

Ellerine baktım.

Titriyordu.

“Telefonunu açmadın,” dedi.

“Annen bugün gömüldü ya…”

Durdu.

“Verdiğin sözler ne olacak?

Ağlayan melek… beyaz gül…”

Yutkundu.

“Toprak attık bugün üstüne.”

Gözlerini kaçırmadı.

“Senin annene olan sevgin bu kadar mı?”

Bir adım yaklaştı.

“Cebinde kırdığın tabağı taşıyarak mı?”

Nefesim takıldı.

“Baba, dur artık.”

“Gül’le konuşacağını düşündüm,” dedi.

“Yalnız kalmak istemişsin.”

Sesini yükseltmedi.

Daha kötüydü.

“Neyin yalnız kalması, Güneş?”

Bir adım daha.

“Ben sana o alanı vermiyor muyum?”

Durdu.

“Ne istiyorsun artık… gerçekten bilmiyorum.”

Sessizlik.

Sonra başını hafifçe salladı.

“Ha… biliyorum.”

Gözleri doldu.

“Ama annen bir daha gelmeyecek.”

Durdu.

“Ve bunu kabul etmek zorundasın.”

Bileğinin arkasıyla burnunu sildi.

Kısa bir nefes aldı.

“Hatırlıyor musun… beş yaşındaydın.”

Ses tonu değişti.

“Sabah kalktığında… o ilk aldığımız balık var ya…”

Elini havada gezdirdi.

“Siyah… sonra turuncu olan…”

“En çok onu severdin.”

Durdu.

“Ölmüştü bir sabah.”

“Tek başına akvaryuma elini atıp çıkarmıştın.”

“Annenin saksılarından birine gömmüştün.”

Kısa bir sessizlik.

“Gurur duymuştum o gün seninle.”

Baktı.

“O balığın ölümüne nasıl saygı duyuyor diye.”

“Bugün annen gitti.”

Sesinde çatlak vardı.

“Ve neredeydin?”

“Orada onunla vedalaştın mı?”

Bekledi.

“Aklına geldi mi lan annen?”

Daha sessiz:

“Doğruyu söyle.”

Bir şey demedim.

Döndüm.

Arabaya doğru yürüdüm.

Kapıyı açtım.

Bindim.

Babam da geldi.

Sürücü koltuğuna oturdu.

Arabayı çalıştırdı.

Yola çıktık.

Konuşmadık.

Camı açtım.

Gece içeri doldu.

Sokak lambaları dağıldı.

Işıklar uzadı.

Gözlerim doldu.

Sildim.

Aşağı düşmelerine izin vermedim.

Hak etmiyordum üzülmeyi.

Bazen insan kendini tutamıyor.

Ben de tutamadım.

Cebimdeki tabak parçasını yokladım.

Oradaydı.

Çıkarmadım.

Sadece yerini buldum.

İlk izin biraz gerisine bastırdım.

Hafif.

Sessiz.

Babam duymasın diye nefesimi tuttum.

Bir an.

Sonra bıraktım.

Parçayı tekrar cebime attım.

Kolumu çektim.

Sızıyı bekledim.

Geldi.

Yavaş.

İçeriden.

Babam gaza biraz daha bastı.

Motor sesi yükseldi.

Bir şey demedi.

Ben de.

Tek bir isteğim vardı.

Taziye evine gitmek.

Teyzemi görmek.

Belki halamı.

Belki…

Gül’ü.

Kırmızı ışık yandı.

Durduk.

Camdan baktım.

Yolun ucundaki tümsek.

Babam hep oradan sağa kırardı.

Biliyordum artık.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.