İçeriğe geç

Ağlayan Melek Beyaz Güller ve Bir O Kadar Tuhaf Gariplikler

Bölüm 10 · 2 dk okuma

Ağlayan Melek Beyaz Güller ve Bir O Kadar Tuhaf Gariplikler

Bölüm 10

10. Bölüm: Yanlış

Kafasını göğsüme yaslamıştı.

Saçlarını okşuyordum.

Nefes alıp verişi tişörtümden geçip derime değiyor gibiydi.

Artık hava kararmıştı.

Uzanırken seslendi:

“ Saat kaç?”

Telefonumu açtım.

“Sekiz yirmi sekiz.”

“ Aaa… erkenmiş—”

Başını kaldırdı.

“Gel de sana bir yer göstereyim?”

“Niye?”

“Öyle.”

“İstemiyorum.”

“Ben istiyorum.”

Kaşımı kaldırdım.

“Ben neden senin istediğin bir şeyi yapayım ki?”

Cevap vermedi.

Yaklaştı.

Yanağıma bir öpücük kondurdu.

Elimden tuttu.

Çekti.

Kararmış taşlı sokaklarda yürümeye başladık.

Topuklularının sesi havaya karışıyor,

taş duvarlardan sekip geri geliyordu.

Ayak tabanlarım sızlamaya başlamıştı.

“Daha ne kadar kaldı?”

“Sabret biraz,” dedi.

Hafifçe üfledi.

Durduğumuz yer bir sitenin önüydü.

“Bu ne şimdi?” dedim.

Arkasını döndü.

“Konuşmuyorken daha iyiydin. Öğlenki haline dönsene.”

Belinden kavradım.

“Tamam, konuşmam için yalvarma ama,” dedim.

Yandan bir bakış attı.

Sonra önüme dönüp kartını okuttu, içeri girdi.

“Burada oturmuyoruz. Atölyenin olduğu site burası,” dedi.

Dükkânların olduğu yerde durduk.

Siyah, metalik bir yazı gözüme çarptı:

TMSF İleri Sanatlar Enstitüsü

“Bu ne ya?” dedim.

“Türkiye Milli Sanat Fonu İleri Sanatlar Enstitüsü, İzmir atölyesi,” dedi.

“Edebiyat alanı var mı?”

“Tabii ki.”

“Vay… o zaman şiirlerimi burayla tanıştırma zamanı.”

Bana döndü.

“Sen şiir mi yazıyorsun?”

“Evet.”

Kapının önünde durdu.

“Yazdığın son şiiri oku lan.”

“Bir öncekini okusam? Sonuncusu ezberimde değil.”

“Tamam, oku da.”

Nefes aldım.

“Nerde benim aşkım?

Yoksa seni kırdım mı?

Kırıp dağıtıp bıraktım mı?

Montmartre’da yağmur yağıyor, hayatım.

Akın akın akıp gidiyor…

Seller, sular ve okyanuslar—

Kalbime doğru akın ediyorlar,

Kırmak istiyorlar.

İncitmek istiyorlar,

Başaramıyorlar.”

Durup nefes aldım.

“Başaramazlar ki,

Kalbim yerinde değil ki.

Senin iki elinin arasında…

Benim hayatım senin iki ellerinin arasında.”

Gözlerim doldu.

Yarın pazartesiydi.

Fransa’daki arkadaşlarım beni göremeyince nerede olduğumu soracaklardı.

Omuz silktim.

“Ama pek beğenmiyorum… sadece ezberimde vardı.”

“Yoo, güzel,” dedi.

“ama daha iyi performans beklerdim.”

Sinirlendim.

“TAMAM ZATEN VAR DAHA GÜZEL ŞİİRLERİM! EZBERİMDE OLAN BUYDU!”

“Tamam, ne kızıyorsun bana ya?”

“Kızmadım,” dedim.

Yanağına eğilip öptüm.

“Hadi gel,” dedi.

“Girelim.”

Kapıyı itti.

Merdivenlerden çıkmaya başladık.

Üzerim yavaş yavaş kururken kapı hafifçe açıldı.

Herkes Gece’ye baktı.

Bir anda birkaç kişi koşarak yanına geldi.

Bir hoca önünde durdu.

“Kızım, neredesin sen ya? Yirmi dakika sonra sahne alıyorsun.”

“Hocam, bir ziyaretçi getirdim.”

Adam bana uzun uzun baktı.

“Bu yakışıklı kim?”

Gece cevap vermedi.

“ Neyse… hadi, hemen hazırlayın.”

Parmağıyla beni işaret etti.

“En öne geç. Biri sorarsa E2552 de. Kaldırmazlar.”

Ne dediğini tam anlamadım ama başımı salladım.

Gidip en öne oturdum.

Gözüm sürekli Gece’deydi.

Etrafı bir anda doldu.

Bir yandan hazırlanıyor, bir yandan sorulara cevap veriyordu.

Gürültü vardı ama o… odaktaydı.

Bir an arkamı dönüp sahneye baktım.

Işıklar.

Boş bir alan.

Bekleyen bir şeyler vardı.

Hoca bu sefer bir ailenin yanına gitti.

“Evet, Deniz geldi. Yanında biri vardı, davetlim dedi. Burada hazırlanıyor şimdi.”

Deniz mi?

Gözlerim tekrar onu aradı.

En öne yerleştim.

Ben neden buradaydım?

Ne olacaktı?

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.