Zihnimin duvarlarına çarpa çarpa tekrar ediyordu son duyduğum cümle.
Başka çaren yok...
Bütün çarelerimi elimden alan insanların bunu söylemesi çok komikti. Trajikomik.
İki günde hayatım tepetaklak olmuştu. Rüzgarın estiği yönde savruluyordum. Ayaklarımı yere sağlam basmazsam eğer fırtınaya kapılıp gidecektim.
Muhtemelen şu an kaçma planım bertaraf edilmişti. Olsun, henüz her şey bitmiş değildi. Bugün yapılacak olan nikah değil sadece sözdü. Hâlâ kurtulabilirdim.
"Berçem, kahveler nerede kaldı?" Mutfak kapısından seslenen anneme dönmeden cevap verdim. "Getiriyorum anne."
Ellerim titremeye başlamıştı. Sinirlendiğim anlarda en nefret ettiğim huyum buydu. Ellerim titrerdi ve bir türlü durduramazdım. Kahveleri fincanlara boşalttım. "Boğazınızda kalır inşaAllah!"
Titreyen ellerimi umursamadan tepsiyi elime almak üzereyken duraksadım. İnsan eline geçen fırsatları değerlendirmeliydi değil mi?
Fincanlardan birini ayırıp içine ne bulduysam attım. Tuz başta olmak üzere pulbiber, karabiber, tarçın...Kahvenin içine ekleyebileceğim ne varsa eklemiştim. İşte şimdi suratımda bir gülümseme oluşmuştu.
Tepsiyi alarak mutfaktan çıktım. Yürürken sadece önüme bakmayı tercih ediyordum. Yoksa sinirim artabilirdi ve bu da ellerimin titremesini arttırırdı. Kahveyi döküp rezil olmak istemiyordum.
Önce tek tek büyüklerin kahvesini uzattım. Hiçbirinin suratına bakmamıştım. Buna annem ve babam da dahildi. Kırgındım, hem de çok.
Sıra Ferzan ağaya geldiğinde istemsizce sırıttım. Yüzümü kaldırarak gözlerine baktım. Bakışlarımız kesiştiğinde tek kaşını kaldırdı. Gülümsememe bir anlam verememişti tabi! Birazdan anlardı nasıl olsa.
Yanlış anlaşılmamak adına sırıtmayı bıraktım. Ferzan ağa kahvesini aldıktan sonra geçip eski yerime oturdum. Kaçma planlarım suya düşmüştü maalesef. Başka bir zamanda kaçmanın yolunu bulacaktım. Bir hafta içinde çözüm bulacaktım.
"Sebebi ziyaretimiz belli," diyerek lafa giren Behram ağaya döndü bakışlarım. "Fazla uzatmaya gerek yok."
Behram ağa konuşurken ben kahvesini yudumlayan Ferzan ağaya döndüm. Oldukça rahat bir şekilde kahvesini dudaklarının arasına götürdü. Ona öyle bir kahve hazırlayacağıma ihtimal vermiyor olmalıydı. Bir yudum içtikten sonra öksürmeye başladığında gülmemek için yanaklarımın içini ısırıyordum. Ama onlarla gelen üç kız da bu duruma rahat bir şekilde gülmüştü.
Ferzan ağa önündeki suya uzanırken sert bakışlarını bana çevirdi. Kaşları çoktan çatılmıştı. İçmeye başladığı suyu saniyeler içinde dudaklarından ayırdı. Suya da tuz eklemiştim. Bir işi yapıyorsan tam yapmak lazımdı değil mi?
Sinirden gözlerinin rengi koyulaşırken ben hafifçe gülümsedim. Onun sadece ağzının tadı bozulmuştu. Benim ise bütün hayatım ellerimin arasından kayıp gidiyordu.
Tuzlu kahve faslından sonra esas konuya geri dönüldü. Babam ve Behram ağa arasında konuşulan meseleleri istemesem de duyuyordum. Söz, nişan, düğün... Oysa daha isteme bile olmamıştı. Herkes bunun adet yerini bulsun diye yapılan bir isteme olduğunu bildiği için rahatça konuşuyorlardı.
Yüzükleri bu akşam takalım.
Düğünü geciktirmeye gerek yok.
Haftaya düğünleri yapılsın.
Gözlerim kararmaya başlamıştı. Dayanamıyordum. Ellerimi yüzüme kapatıp içime derin bir nefes çektim. Nefesim ciğerlerime inmedi sanki. Soluksuz kaldım.
"Allah'ın emri peygamberin kavliyle kızınız Berçem'i oğlumuz Ferzan'a istiyoruz." Behram ağadan gelen bu cümle benim için son darbe oldu. Lime lime olan kalbim atmayı bıraktı sanki. Bedenim ağırlaştı. Ruhuma bir sızı yayıldı.
Dayanamıyordum.
Oturduğum yerden aniden kalktım. Salonun çıkışına doğru koşarken annemin "Berçem!"diye seslendiğini duymuştum. Durmadım, duramazdın. Ben burada ölüyordum.
Evin kapısına geldiğimde kapıdaki korumaları görmediğim için şükrettim. Evden çıkarak koşmaya devam ettim. Nereye gittiğimi bilmiyordum. Gecenin karanlığında ayaklarımın beni götürdüğü yere doğru koşuyordum.
Beynimin içinde susmayan düşünceler işimi daha da zorlaştırıyordu. Zihnimde beni öldüren cümleler tekrar edip duruyordu.
Ayağımın taşa takılmasıyla tökezledim. "Kahretsin!" Çoktan dökmeye başladığım gözyaşlarım bileğimdeki sızıyla daha da arttı. Acıyan bileğime aldırış etmeden koşmaya devam ettim. "Zaten benim hiçbir işim düzgün gitmez ki!"
Bacaklarımdaki güç tükenmeye başlamıştı. Koştukça bileğimdeki ağrı artıyordu. Ama durursam ölecekmiş gibi hissediyordum.
"Berçem!" Tenha sokakta yankılanan ses Ferzan ağaya aitti. İstemsizce başımı arkaya çevirdim. Hızlıca koşuyordu, peşimi bırakmamıştı...
Onu görünce durma fikrinden vazgeçtim. Yalnız kalmak istiyordum, neden buna izin vermiyordu?
Aramızdaki mesafe gittikçe azalırken ormanın içine dalmıştım. Bu kadar koştuğuma ben de inanamıyordum ama insan sinirliyken çok daha güçlü olabiliyordu.
Hızla koşarken aniden adımlarımı durdurdum. Önüme çıkan uçurumu neredeyse fark etmeyecektim. Durmayı son saniyelerde başarmıştım. Düzensiz bir şekilde nefes alırken etrafıma bakındım. Ağaçlar, fazlasıyla yüksek bir uçurum ve Ferzan ağa...
