Etrafımdaki herkes heyecanla koştururken ben sadece olduğum yerde duruyordum. El birliğiyle benim hayatımı mahvedişlerini izliyordum. Benim dışımda herkes durumu kabullenmiş gibiydi. Nefes alamayan sadece bendim.
"Kızım ne duruyorsun burada? Git hazırlan çabuk!" Annemin telaşlı sesi kulaklarıma ulaştığında karşımdaki duvara boş boş bakmayı bıraktım. "Bir de süsleneyim mi anne?!"dedim kırgın çıkan sesimle.
Annem üzgünce baktı bana. Biliyordum o da olanlardan memnun değildi ama elinden bir şey gelmiyordu. Tek eliyle kolumu sıvazladı. Hafiften gözleri dolmuştu. "Elimden ne gelir ki benim kızım?"dedi. Bu topraklarda kadının sözü geçmezdi tabi! Ama neden düzenin değişmesi için çabalamıyorlardı?
"Evlenmeyeceğim anne,"dedim inatla. Birisi de benim yanımda dursun istiyordum. Tek başına savaşmak çok zordu. Kaybetmek üzereydim...
Annem başını eğdi. Yanağından bir damla gözyaşı düştüğünü zorlukla gördüm. "Hazırlan kızım,"dedi. "Daha da oyalanma."
Sözlerini söyledikten sonra beni orada öylece bırakıp giden annemin arkasından hayal kırıklığıyla baktım. Kalbim paramparçaydı ama kimse görmüyordu. Yardım çığlıklarım umurlarında bile değildi. Artık bana sadece ben yardım edebilirdim.
Olduğum yerde dikilmeyi bırakıp odama girdim. İlk işim saati kontrol etmek oldu. Gelmelerine çok az kalmıştı. Bir çözüm yolu bulmalıydım, hayatımın böyle bitmesine izin veremezdim.
Odamın içinde yürüyüp durdum. Hiçbir çözüm bulamıyordum. Beni kimse kurtarmayacaktı. Sanırım tek çözüm kaçmaktı. Ama nasıl kaçacaktım? Sokakta Ferzan ağanın adamları nöbet tutuyordu. Haydi kaçtım diyelim nereye gidecektim?!
Sesli bir şekilde oflayıp yatağımın üstüne oturdum. Bulduğum tek çözümün de sonu çıkmaz sokaktı. Gözlerim bulanık görmeye başladığında derin bir nefes aldım. Odamın duvarları üstüme üstüme geliyordu.
Kapımın aniden açılmasıyla başımı çevirdim. "Hâlâ oturuyor musun Berçem?" Annem kınayarak yanıma gelip oturdu. "Kalk çabuk, hazırlayalım seni."
Annem elbise dolabımın önüne geçerken arkasından şaşkınca bakıyordum. "Anne ne yapıyorsun?!"
Kıyafetleri incelerken bana döndü. "Hazırlanmana yardım ediyorum. Yoksa bu kılıkla çıkmak zorunda kalacaksın." Hızla göz gezdirdiği elbiselerden birini eline alıp havaya doğru tuttu. Beğeniyle bakıyordu. "Bu çok güzelmiş, bunu giyin."
Yatağıma doğru attığı yeşil elbiseye inanamazca baktım. "Anne ben kendim hazırlanabilirim!" Farkında olmadan yüksek çıkmıştı sesim. Çünkü sinirleniyordum. Ben burada kaçma planları yaparken annem beni kendi elleriyle hazırlayacağından bahsediyordu.
"Çok konuşma Berçem," diyen annem makyaj masama doğru ilerliyordu. "Çabuk giyinip gel, daha saçını yapacağız."
Annemin sesinin titrediğini çok net bir şekilde fark edebiliyordum. Neden bunu yapıyordu? Benim gibi o da bu evliliği istemiyordu.
"Anne..." Mırıldanan sesimi duymazdan geldi. Duygularım birbirine karışıyordu. Bir an üzülüyor bir an öfkeleniyordum. Kendimi kaybetmek üzereydim.
Annemin seçtiği elbiseyi sert bir şekilde elime alıp giyinmek için odamdaki banyoya girdim. Hıçkıra hıçkıra ağlarken elbiseyi üstüme geçirdim. Annemin hıçkırıklarımı duyduğuna emindim.
Banyodan çıkıp makyaj masama doğru ilerlerken bakışlarım boy aynasına takıldı. Adımlarım ansızın duraksadı. Üstüme tam oturan yeşil, uzun elbiseye hayranlıkla baktım. Çok beğenerek aldığımı hatırlıyordum. Onu böyle bir günde giyeceğimi hiç hayal etmemiştim.
"Çok güzel oldu, hadi saçını yapalım." Sabırsız annemi daha fazla bekletmedim. Gidip önüne oturdum. Aceleyle saçlarımı açıp şekil vermeye başladı. Bir kısmını toplayıp kalan saçlarımı omuzlarımın üstünden önüme atmıştı. Uçları kıvırcık saçlarıma bakışlarım kaydı. Şu an hazırlandığıma inanamıyordum. Ama henüz yenilgiyi kabullenmemiştim. Bir yolunu bulacaktım.
Annem önüme geçip makyaj malzemelerine uzandığında elini tutarak onu durdurdum. "Makyaj yapmayacağım."
Annem beni şaşırtarak ısrar etmedi. "Peki,"dedi. "Zaten makyaja ihtiyacın da yok."
Makyaj masasından geri çekilip beni de elimden tutarak ayağa kaldırdı. Dikkatlice beni incelerken dudakları iki yana kıvrıldı. "Harika görünüyorsun kızım."
Bir de kalbimi açıp bakabilselerdi keşke. Onun harika olmadığına emindim...
"Bittiyse eğer beni artık yalnız bırakır mısın anne?" Sorumun üzerine annem masada duran telefonuma uzandı. Saati kontrol ediyordu. "Çok geç olmuş Berçem," deyip elimden tutarak beni çekiştirmeye başladı. "Sen de benimle geliyorsun, zaten birazdan gelirler."
Kahretsin! Ben nasıl kaçacaktım?!
Annemle birlikte salona girdiğimizde babam da ayakta dikiliyordu. Üzerine giydiği takım elbise onu her zamankinden daha iyi gösteriyordu. Herkes özenle hazırlanmıştı, ben dahil. Ama bu sadece annem yüzündendi. Kendi isteğimle süslenecek değildim.
Kapı çaldığında herkes bir anda heyecana kapıldı. Annem beni kapıyı açmam için gönderirken babam şaşkın şaşkın etrafına bakıyordu. Gözlerindeki yorgunluğu ise saklayamamıştı.
Umursamadım, gidip kapıyı açtım. Zerre kadar heyecanlı değildim. Yapmak zorunda olduğum şeylerin peşinden sürüklenip duruyordum.
En önde Behram ağa vardı. İfadesiz suratıyla kısa bir an suratıma bakıp kapıdan girdi. Hoş geldiniz falan dememiştim çünkü hiç hoş gelmemişti. Keşke hiç gelmeseydi.
Ardından Behram ağanın karısı girdi içeriye. Kendisi suratıma bile bakmamıştı. Kendi bilirdi, ben de meraklısı değildim. Onları takip eden üç kız girdi içeriye. Üçü de gülümsüyordu. Aralarından büyük görüneni bana sarılmıştı bile. Karşılık vermemiştim. Ayakta zor duruyordum, buna şükretmelilerdi.
En sonunda Ferzan ağa geçti kapıdan. Tam karşıma gelip durdu. "Sözümü dinlemene şaşırdım,"dedi tek kaşı havalanırken. "Uslu duracağına hiç inancım yoktu."
Hırsla baktım gözlerine. Hareleri benimkinin aksine ifadesizdi. Benimkilerin öfke dolu olduğuna emindim. "Beni iyi tanımışsın, Ağaoğlu."
Sözlerimin anlamını kavradığında kaşları çatıldı. Tabi ki uslu durmayacaktım! Kurtulmanın bir yolu illa ki olmalıydı!
Sesli bir soluk verdi. Benden bıkmış görünüyordu. Oysa daha hiçbir şey yapmamıştım. Kafasını iki yana sallayıp ters bakışlar attıktan sonra karşımda dikilmeyi bırakıp içeriye geçti.
Tutunduğum kapıyı kapatıp nefes almaya çalıştım. Yorgunken güçlü durmak hiç kolay değildi. Dolan gözlerimi kırpıştırıp normal bir hâle getirdikten sonra salona geçtim. Baş köşeye oturan Behram ağa görüş alanıma girdi. Diken üstünde oturuyor gibi bir hâli vardı. Sabırsızdı, burada olmak istemiyordu. Ama şüphesiz en mutsuz görünen Ferzan ağanın annesiydi. Buruşturduğu suratıyla etrafı inceliyordu. Beni oğluna layık görmüyor olmalıydı. Çok şükür ki oğlunun meraklısı değildim!
Salonun en kuytudaki köşesine oturdum. Hiçbirini görmek istemiyordum ve düşünmem gerekiyordu. Plan yapmalıydım.
Konuştukları şeyler kulağıma sadece bir uğultu gibi geliyordu. Uğultuların arasından annem bana seslenince ona baktım. "Kahveleri yap kızım."
Zıkkım içsinler!
Ne çabuk kahve kısmına geçmişlerdi? Ben henüz kaçmanın yolunu bulamamıştım. Bunlar neden bizim kapıya koruma dikmişlerdi?!
Mutfağa geçip kahveyi hazırlamaya başladım. Bu fazla zordu çünkü önümü göremiyordum. Ağlamamak için kendimi zor tutuyordum. Başımı yukarı doğru kaldırıp gözlerimi birkaç kez kırpıştırdım.
İsteme kahvesi yapıyordum..!
Söylene söylene hazırladığım cezveyi ocağa koyup kahveyi karıştırmaya başladım. Gözlerim mutfak balkonuna kayarken umutla fısıldadım. "Tabi ya!" Buradan kaçabilirdim, dışarıda kimse yoktu.
Arkamdan gelen adım seslerini duyduğumda refleksle döndüm. Ferzan ağa mutfağa girmişti. "Ne işin var burada?" dediğimde elinde tuttuğu sigarayı havaya doğru kaldırdı. "Sigara içeceğim."
Balkona doğru yönetirken kendimi tutamadım. "Sigara içecek başka yer mi yoktu?" Yürüyen adımları durdu, arkasını dönüp gözlerini bana dikti. "Cık,"dedi kaşlarını kaldırırken. "Yoktu."
Balkona çıkıp kapıyı arkasından kapatırken ben sinirle derin bir nefes almıştım. Kahveyi karıştırırken göz ucuyla onu izliyordum. Onun da bakışları bir süre benim üstümde oyalandı. Sigarasını acele etmeden içtikten sonra etrafına bakınız birine telefon etti. Telefonla konuşmasının ardından balkonun arkasına iki tane koruma gelmişti. Tek kaçış yolumu da şu an kapattığına inanamıyordum!
Hayal kırıklığıyla ona bakarken kahvenin taştığını fark etmemiştim. Ocağı kapattığımda balkon kapısı açıldı. Yanıma doğru adımladı, adımları acelesiz ve ağır ağırdı. Tam yanımda durdu. "Kendine acı çektirmeyi bırak," dedi kısık bir sesle. "Daha iyi bir seçeneğin yok."
Başını bana çevirdiğini hissettiğimde ben de ona döndüm. Dolan gözlerimden belki acımın büyüklüğünü anlar dedim. Ama anlamadı. Son bir cümle kurup mutfaktan çıktı. "Başka çaren yok, Berçem."