İçeriğe geç

AĞAOĞLU

Bölüm 6 · 4 dk okuma

AĞAOĞLU

Bölüm 6

6.BÖLÜM

Zorlukla tuttuğum hıçkırıklarım artık serbest kalmak istiyordu. Gözlerimin önünden bir türlü kaybolmayan bulanıklık canımı sıkmaya başlamıştı. Sinirden ellerim titriyordu. Bana iyi bir seçenek mi sunmuştu şimdi? Hiçbir suçum yokken bunlardan birini seçmek zorundaydım öyle mi?!

"Hiçbiri Ağaoğlu,"dedim. Bana üç farklı ölüm şekli sunuyordu sanki. En acısız olanı da içinde kendisinin barındığıydı. Ama hepsi benim yok olmamla sonuçlanıyordu.

"Ama eğer seçmek zorunda olsaydım senin gibi bana ihanet eden birini seçeceğime diğer seçenekleri tercih edebilirdim!" İkimiz de öfke saçıyorduk. Geçen saniyeler sinirimizi azaltmak yerine artırıyordu.

Daha fazla burada duramayacaktım. Sırtımın yaslı olduğu kapıdan uzaklaşarak ona arkamı döndüm ve kapı kulpunu indirerek kapıyı biraz araladım. Saniyeler içinde açtığım kapı omzumun üstünden uzanan kol tarafından sertçe kapanmıştı. Nefesini ensemde hissederken tek bir cümle kurdu. "O zaman tercihlerinin sonuçlarına katlanırsın, Berçem."

Tenimi karıncalandıran soluğu benden uzaklaşırken nefesim kesildi. Zorlukla kendimi odadan dışarı attım. Bir elimi göğsüme yaslayıp nefes almaya çalışırken aceleyle merdivenleri inerek konaktan çıktım. Yol boyu koştum, hıçkırıklarım rüzgarın sesine karıştı. Gözyaşlarım usul usul süzüldü yanaklarımdan.

Ben ne yapmıştım? Öfkeyle ne söylemiştim? Tabi ki kuma olmayı ya da Cihan gibi bir sapıkla evlenmeyi istemezdim! Ama ona o kadar sinirliydim ki ne söylediğimi bilmiyordum.

Ben bütün umudumu Ferzan ağaya bağlamıştım. Beni kurtaracağına inanmıştım. O ise beni hayal kırıklığına uğratmıştı. Madem o kadar sözü geçiyordu neden beni bu durumdan kurtaramamıştı? Neden tek çözüm nikahtı?!

Ağlaya ağlaya koştum, yoruldukça adımlarım yavaşladı. Ama gözyaşlarım asla durmadı. Dar bir sokaktan geçerken kalmayan hâlim beni durdurdu. Düşmemek için duvara tutunup derin bir soluk aldım. Çabam boşunaydı, saniyeler içinde kendimi yerde bulmuştum. Dizlerimi kendime çekip tuttuğum hıçkırıklarımı yeniden serbest bıraktım.

Sarsılarak ağlarken omzuma dokunan elle irkildim. "Berçem?"

Başımı kaldırdığımda yine karşımda o vardı, Ağaoğlu. "Ne var?!"

Oturduğum yerden kalktım. Güçsüz görünmeyecektim, henüz yenilmemiştim. "Ne kuma olacağım ne de o sapıkla evleneceğim tamam mı?!"diye yükseldim ona yaklaşarak. "Bu da son sözüm!"

Saniyelik bir an dudağının kenarı ufacık yana kıvrıldı. Ama öyle kısa bir andı ki bunu gördüğüme neredeyse şüphe edecektim. "Hani benim yerime onları tercih ederdin?"

Saçmalamıştım, bugün tamamen saçma geçiyordu. Olan hangi şey mantıklıydı ki?!

"Tercihlerin hepsi birbirinden beterdi,"dedim sözlerimi toparlamak adına.

Tek kaşı havalandı. "Öyle mi?"

"Öyle!"dedim düşünmeden. Uzaklaşmak için bir adım atmıştım ki bileğimden tuttuğunda durmak zorunda kaldım. Aynı anda dudaklarımdan acı dolu bir inleme kaçmıştı. Bu tepkime şaşırarak tuttuğu bileğime baktı. Neredeyse morarmak üzereydi. "Senin eserin,"dedim acıyla. "Beğendin mi?"

Bunu bilerek yapmadığını farkındaydım. Ama bu ona olan öfkemi azaltmıyordu. Bileğimi görünce kaşları çatılmıştı. Ağzının içinde bir şeyler mırıldandı ama ne dediğini anlamamıştım. Gözlerini bileğimden çekip yüzüme çevirdi. Bileğimi saran parmakları oldukça gevşek tutuyordu.

"Bu akşam seni istemeye geleceğim," dedi. Benim dediklerimi sanırım hiç anlamıyordu. Ya da sözlerim bir kulağından girip diğerinden çıkıyordu.

"Seni kurtaracağımı söyledim, kurtarıyorum. Sen de uslu dur!" Sakin ses tonu beni çileden çıkarmak üzereydi. "Başka bir emrin de var mı?!"dedim alayla. Uslu duracakmışım!

"Şimdilik yok," dediğinde sesli bir soluk verdim. Elimi ondan çektiğimde hafif tutuşu sayesinde kolaylıkla kurtulabilmiştim. Son kez ona bakıp "Ya sabır," diyerek oradan uzaklaştım. Artık eve gitmek istiyordum. Ruhuma bu kadar yorgunluk yeterdi. Kendimi zorlayarak adımlarımı hızlandırdım.

Eve geldiğimde beni karşılayan şey annemin kızarmış gözleri oldu. "Kızım,"diye koşarak yanıma geldi. "Ne oldu anlat bana?"

Konuşacak dermanım mı kalmıştı? Nefes bile zor alıyordum.

Anneme cevap vermeden odama girip kapımı kilitledim. Kimseyi görmek de istemiyordum konuşmak da. Yatağıma uzanıp ağlamaya devam ettim. Annemin kapıdan seslendiğini duysam da şu an o kapıyı açamazdım. Hiç iyi hissetmiyordum. Ne zaman iyi hissedecektim, onu da bilmiyordum.

Ne kadar zaman geçtiğini farkında olmadan durmaksızın ağlamıştım. Annemin kapıdaki sesi ise çoktan yok olmuştu. Başımdaki ağrı etkisini artırırken gözlerimi açık tutamıyordum.

"Berçem!" Babamın sesi kulaklarıma ulaştığında gözlerimi sıkıca kapattım. Kendimle baş başa kalmak istiyordum ama olmuyordu.

"Kızım, buraya gel!" Babamın yükselen sesiyle yatağımdan kalktım. Uyuşmuş bedenimle odamdan çıkarken adımlarım benden bağımsız hareket ediyor gibiydi.

Salonda ayakta beni bekleyen babamı gördüğümde olduğum yerde durdum. Omuzları düşük, bakışları mahcuptu.

"Ağaoğlu seni kendine istedi, Berçem. Haftaya düğünün var."

Ayakta durmakta zorlanırken bu topraklarda doğduğum için bir kez daha hayattan nefret ettim. Masum olduğum halde beni yakan bu insanlardan nefret ettim.

"İstemiyorum,"dedim durmaksızın akan gözyaşlarım yanaklarımı ıslatırken. "Ölürüm daha iyi."

Babam yanıma yaklaşıp çaresiz bakışlarını gözlerime çevirdi. "Bu toprakların kurallarını bilmez misin kızım? Elimden gelse buna izin verir miydim hiç? Ağaoğlu son kararı verdi, daha da bu işin dönüşü yok."

Bu evlilik zaten benim için ölüm demekti. Haftaya benim düğünüm değil cenazem vardı.

Bölüm sonu

1 yorum