İçeriğe geç

AĞAOĞLU

Bölüm 9 · 7 dk okuma

AĞAOĞLU

Bölüm 9

9.BÖLÜM

Önümde uzanan karanlık boşluğa doğru yürürken ayağımın altından kayan çakıl taşlarını hissedebiliyordum. Şiddetle eserek saçlarımı savuran rüzgar tenimi üşütüyordu. Ama ne üşüyen tenim umurumdaydı ne de keskin bir şekilde ağrıyan bileğim.

"Berçem, dur!" Gittikçe bana yaklaşıyordu Ferzan ağanın sesi. Uçurumun kenarına yaklaşık iki adım kala durdum. Dönüp ona baktığımda gözlerindeki endişeyi görebilmiştim. "Yaklaşma bana,"dedim titrek bir sesle. İki yanımda yumruk olmuş ellerimi sıkarken gözyaşlarım yanaklarımdan usulca akıyordu.

"Saçmalama Berçem,"dedi korkuyla önümdeki uçuruma bakarken. "Sakin ol, konuşalım." Bir elini bana doğru uzatmış ve yavaş adımlarla yaklaşmaya başlamıştı.

"Sana yaklaşma dedim!" Fazlasıyla yüksek çıkan sesim beni bile şaşırtırken onun durmasına sebep olmuştu. "Neyden korkuyorsun Ağaoğlu?" Bedenimi tamamen ona döndürerek uçurumu arkama aldım. "İntihar etmemden mi?"

Bana uzattığı elini çekip sertçe yüzünü sıvazladı. Derin bir nefes aldı. "Öyle bir şey yapmayacaksın!"

"Ona da mı siz karar vereceksiniz?!" Beni sakinleştirmesi gerekirken o tam aksini yapıyordu.

"Sen benim nefes aldığımı mı sanıyorsun da nefesimin kesilmesinden korkuyorsun?" Şiddetle akan gözyaşlarımı durdurmak için çabalamadım. Zaten çaba gösterdiğim hiçbir şey yolunda gitmiyordu.

"Neden ya neden?!"dedim kendimi tutamayıp hıçkırırken. "Neden bir anda benim bütün hayatımı mahvettiniz? Benim ne suçum vardı?"

Avuç içlerime batan tırnaklarım canımı acıtmaya başlamıştı. Ne söylediklerimi işitiyor ne de yaptıkları kontrol edebiliyordum.

"Tek suçum evimin bahçesinde oturmak mıydı? Kendi evimin bahçesinden beni kaçıran adam hiçbir bedel ödemiyorken neden benim hayatım ellerimin arasından kayıp gidiyor?" Avucuma tırnaklarımı batırmayı bırakıp yanaklarımı sildim. Sildiğim gözyaşlarının ardından hemen yenisi geliyordu.

"İstemiyorum,"dedim artık konuşmakta zorluk çekerken. "Ne evlenmek ne de kuma olmak istemiyorum! Kimse beni buna zorlayamaz!" Sesimin hâlâ güçlü çıkması için çabalıyordum. Ama ne kadar başarılı olduğum tartışılırdı.

Farkında olmadan geriye doğru gitmeye başlamıştım. Başımı iki yana salladım. Sanki kendimi bile ikna etmek için çabalıyor gibiydim. "Bu saçmalığa izin vermeyeceğim,"dedim küçük adımlarla geriye ilerlerken.

Ferzan ağanın sesini hiç duymuyordum. Ama varlığı tam karşımdaydı, gitgide bana yaklaşıyor gibiydi. Oysa onu yaklaşmaması için uyarmıştım.

Ayağımın altındaki taşların bir anda yok olmaya başladığını fark ettiğimde Ferzan ağanın koşarak bana doğru geldiğini gördüm. Sadece birkaç saniye içinde belime sarılan kolların varlığını hissettim. Beni sıkıca sararak uçurum kenarından uzaklaştırdı. Ellerimi ne zaman onun omzuma yerleştirdiğimi bilmiyordum.

Taşıyamadığım bedenim beni sımsıkı saran kolları sayesinde ayakta duruyordu. Beni kendinden biraz uzaklaştırarak yüzümü görüş alanına getirdi. Bir eli belimdeki tutuşunu sıkılaştırırken diğer eliyle hafifçe çenemi tutup başımı kaldırdı. "Kendine gel, Berçem!"dedi. Hem kızgın hem korkmuş gibiydi. Ama benim kadar olamazdı. "Derdinin dermanı ölüm değil!"

Oysa ben o uçuruma zaten bunun için gitmemiştim. Yolum uçuruma çıkmıştı, ben sadece biraz nefes alabilmek istemiştim. Amacım ölüm değildi, en azından şimdilik değildi. Kurtulmanın bir yolunu bulmalıydım ama bu şekilde değil.

"Seni kurtarmaya çalıştığımı neden anlamıyorsun?" Sesi kızgın tona geri dönüyordu. Bana olan acıması bitmiş olmalıydı.

"Bu gerçek bir evlilik olmayacak dedim sana! Sadece benim evimde yaşayacaksın, gerçekten karım olmayacaksın. Senden öyle bir beklentim yok. Kendi hayatını yaşamaya devam edeceksin. Sadece sözümü tutuyorum ve sana yardım ediyorum, bu kadar."

Tane tane anlatırken olayı o kadar normal gösteriyordu ki sanki ben abartıyordum. "Bu kadar öyle mi?"

Kırgın sesim zorlukla çıkmıştı. Onun için benim hayatımda bir şey değişmeyecek gibi görünüyordu. Oysa bu evlilik sahte olsa bile benim başıma bir sürü sorun çıkaracaktı. Öngörebiliyordum.

"Öyle," deyip çenemdeki elini çekti. Ceketinin cebine uzanarak bir şey çıkardı. Elinde tuttuğu şeyi görünce şaşkınca ona baktım. Yüzükleri çıkarmıştı, kırmızı kurdeleyle birbirine bağlanan iki yüzük. Sanırım bunlar...bizim nişan yüzüklerimizdi.

Sağ elimi tutup kendine çekerken "Ne yapıyorsun?"deyip tepki verebildim sonunda. Beni umursamadı. Çekmeye çalıştığım elimi bırakmadı. Yüzüğü zorla parmağıma geçirdi. "İstemiyorum diyorum sana!"

Kendi yüzüğünü de parmağına geçirdiğinde yüzüğü çıkarmamam için elimi sıkıca tutuyordu. "Bir gün bana teşekkür edeceksin, Berçem hanım." Gözlerini gözlerime çevirdiğinde öfkeyle ona bakıyordum. Teşekkür mü edecektim, hayatımı mahvettiği için mi? Rüyasında görürdü!

"Senin için en doğru olanın bu olduğunu anladığında teşekkür edeceksin,"dedi. Yeniden cebine uzanıp çakmak çıkardı. Ellerimizi birbirine bağlayan kurdeleyi ortasından tutarak çakmağı ateşledi. Ateş kurdeleyi yakarak ikiye ayırdı. Yanan kurdeleydi belki ama asıl yangın benim kalbimdeydi. Cayır cayır yanıyordum ama kimse görmüyordu.

Gözlerimin önünün kararmasıyla bedenimin bir anda ağırlaştığını hissettim. Ferzan ağanın kolları arasında bilincimi kaybederken son duyduğum onun "Berçem!"diyen endişeli sesiydi.

***

Gözlerimi yavaşça aralarken gördüğüm ilk şey bembeyaz tavan oldu. Burnuma dolan ilaç kokularıyla yüzümü buruşturdum. Neler olduğunu hatırlamaya çalışırken bakışlarımı etrafımda dolaştırdım. Sol tarafımda sandalyede oturan Ferzan ağayı gördüğümde kaşlarım istemsizce çatıldı. Son yaşadığımız anlar gözlerimin önünde canlanıyordu, onun kollarının arasında bayılmam şart mıydı?!

Uzandığım yerden toparlanmaya çalışırken benim kendime geldiğimi fark ederek bana döndü. "İyi misin?" Cidden benim iyi olmamı umursuyor muydu bilmiyordum ama ben onun sorusunu umursamadım. Onu cevapsız bırakarak kolumda takılı olan seruma uzandım. Tam kolumdan çıkarmak üzereyken bileğimden yakalayarak beni durdurdu. "Saçmalama Berçem, ne yapıyorsun?"

"Gitmek istiyorum,"dedim sadece. Tek istediğim buydu şu an. Boğuluyordum, onu görmek istemiyordum.

Ben eski hayatımı geri istiyordum...

"Serum bitmeden hiçbir yere gitmiyoruz,"diyerek tuttuğu bileğimi ittirdi ve yatağın üstüne bıraktı. Bunu yaparken ona zorluk çıkarmamıştım ama bu ikna olduğumu göstermezdi. Bakışlarını benim üzerimden çekti anda hızlı davranarak kolumdaki serumu çıkardım. Bu canımı yakmıştı!

"Sen gitmeyebilirsin ama ben daha fazla burada kalmayacağım!" Ayaklarımı yere sarkıttığımda birazcık gözlerimin önü kararmıştı. Belki yanlış yapıyordum ama ruhum hiç iyi değildi ve burada iyi olmayacaktı. Bedenim olsa da ruhum olmayacaktı.

Daha fazla durmadan ayağa kalktığımda Ferzan ağa öfkeli bakışlar eşliğinde kalkarak birkaç adımda karşıma geçti. "İyi kalma,"dedi üstüme doğru yürürken. "Kendine zarar vermeye devam et böyle."

"Ben mi kendime zarar veriyorum?"dedim şaşkınca. Kendi yaptıklarının farkında değildi sanırım. "Benim hiçbir şey yaptığım yok, keşke kendime zarar veren ben olsaydım. Belki o zaman bu kadar canım yanmazdı."

Başımın dönmesiyle hâlâ yanında durduğum yatağa tutundum. Aynı saniyede bir çift kol belime sıkıca sarılmıştı. "Uzak dur benden,"diye mırıldandım gözlerim kapalıyken.

"Sana meraklı değilim,"dedi sert sesiyle. "Tutmazsam düşeceksin."

"Bırak düşeyim o zaman." Titrek çıkan sesimle kendime kızdım. Bir şey söylemesini beklesem de sustu. Sözlerimden sonra anlık olarak gevşeyen kolları beni bırakmak yerine daha sıkı sarmıştı. Bunun siniriyle "Laftan anlamıyorsun,"dedim. Bu defa cevap gelmişti. "Ben mi yoksa sen mi, Berçem hanım?"

Dengemi daha iyi sağlamayı başardığımda belimdeki kollarını çekti. "Yeniden serum taktırmamız lazım,"dedi. "İyi değilsin." Bunu yeni mi fark ediyordu? Oysa ben zaten iyi olmadığımı bağıra çağıra söylüyordum. Onun kulakları bana sağırdı.

"Hayır,"dedim net bir şekilde. "Evime gideceğim, son kararım."

Gözleri yüzümü taradı. Kaşları çatık bir hâldeydi. Onu sinirlendiriyordum ve bu bana keyif veriyordu.

Adım atmaya başladığımda yeniden başımın dönmesiyle "Yeter ama artık!"diye söylendim kendi kendime. Aniden bir yere tutunmaya çalışmıştım ve bulduğum tutunacak yer Ferzan ağanın kolları olmuştu. Başka yer mi bulamamıştım Allah aşkına? Benim bu adamdan kurtuluşum yok muydu?

Bana tedirgin bir şekilde baktı. "Gitmek istediğinden emin misin?"

Başımı onaylarcasına salladım. "Kesinlikle,"dedim. "Hem de bir an önce." Artık Ferzan ağanın olmadığı bir yere gitmek istiyordum. Ben bütün yaşadıklarımı unutmak istiyordum...

"Madem öyle istiyorsun,"diyerek karşıma geçti. "Öyle olsun." Ona itiraz etmeme fırsat bırakmadan bir kolunu sırtımdan diğerini de bacaklarımın arkasından geçirdi ve beni birkaç saniye içinde kucağına aldı.

"Ne yapıyorsun sen, manyak?!" Ben kucağında çırpınırken o hızlı adımlarla yürümeye başlamıştı bile. "İndir beni hemen!"

Başını iki yana salladı. "La havle!"dedi sinirle. "Gitmek istemiyor muydun? Gidiyorsun işte. Kendin yürürsen biraz zor ilerlersin, adım başı bayılma tehlikesi geçiriyorsun."

Şaşkın şaşkın ona bakarken gözlerini benden çekip önüne çevirdi. "Ayrıca bana hakaret ettin, "dedi dudaklarının arasından mırıldanarak. "Bir daha olmasın."

Ona daha neler söylemek istiyordum ama haberi yoktu, manyak ne ki?

Kalabalığın arasından geçerken tüm bakışlar bize dönüyordu. Ardından ise kendi aralarında fısıldaşıyorlardı. "İndir beni diyorum sana, rezil oluyoruz!"

"Rezil falan olduğumuz yok,"dedi tek kaşı havalanırken. "Kimse benim hareketlerimi yargılayamaz." Egolu sesi beni sinir ederken etrafına baktı. Onun baktığı taraftaki insanlar usulca başını yere indiriyordu. Etrafa korku saldığı kesindi!

Hastaneden çıktığımızda kapıda bekleyen adamlardan biri koşarak ilerleyip arabanın kapısını açtı. Arabanın önüne geldiğimizde sonunda beni kucağından indirdi. Kapıyı tutarak diğer kolunu da arabaya yasladı. "Bin arabaya."

Arabanın kapısı ve onun kolu arasında sıkışıp kalmışken yapacak başka bir şeyim yoktu zaten. Ama o belli ki kaçmama ihtimal veriyordu. Arabaya bindiğimde kapıyı sertçe kapattı. "Manyak!" dedim duyup duymadığını umursamadan.

Arabanın etrafından dolanarak şoför koltuğuna geçti. Benim olduğum tarafa dönmeden arabayı çalıştırmak üzereydi. Onu engelleyen çalan telefonu oldu. Bir süre ekrana baktı, cevaplamak konusunda kararsız görünüyordu. En sonunda derin bir nefes alıp seslice ofladı ve aramayı cevaplayarak arabadan indi. Arayan kişiyle konuşurken biraz uzaklaşmıştı.

Niye ben bir türlü evime gidemiyordum?!

Sinirle elimi saçımdan geçirmek için kaldırdığımda önümde kırmızı bir kurdele sallandı. Ucu yanmış bir kurdele... Elim havada asılı kaldı. Burnum sızlarken kurdeleyi bulanık görmeye başlamıştım. Varlığını şimdi hissettiğim yüzük kalbime binlerce diken batırmıştı.

Bu şey parmağıma takılan bir yüzük değil boynuma dolanan bir urgandı.

Masum olanlar bedel ödememeliydi. Ben bunu hak etmemiştim. Hak edene hak ettiği cezayı ben verecektim.

Elimi sertçe yumruk yapıp indirdim. Torpidoyu açtığımda gördüğüm şeyle dudaklarım iki yana kıvrıldı ama aynı anda yanaklarımdan yaşlar süzülmüştü. Ben, gerçekten iyi değildim.

Torpidoda gördüğüm silahı alıp oturduğum koltuğa bıraktım ve dikkatlice sürücü koltuğuna geçtim. Ferzan ağa birkaç metre ileride telefonla konuşmaya devam ediyordu. Şu an önümde hiçbir engel yoktu.

Hiç tereddüt etmeden arabayı çalıştırdım. Motor sesini duyan Ferzan ağanın bakışları arabaya döndüğünde gözlerimiz kesişti. Şaşkınlıkla aralandı dudakları. Hızla arabaya yaklaşmaya başladığında gözleri fazlasıyla öfkeli bakıyordu.

Beni kimsenin durdurmasına izin vermeyecektim. Görülecek bir hesabım vardı ve yapmam gerekeni yapıp gaza yüklendim.

Bölüm sonu

5 yorum