Aylardır bu köyü gözlüyorum ve ilginç şeyler öğrendiğim de söylenebilir. Hiçbir yere bağımlı değillerdi. Ama buna rağmen yakındaki bir krallıkla ticaretlerini yürüttükleri için sadece onların para birimlerini kullanıyorlardı. Para birimlerine gelirsek. Tam bir orta çağ zamanı gibi en değerli para altındandı. Sonra gümüş ondan sonra bronz. Bunların değerleri krallıktan krallığa göre hatta toplumdan topluma göre bile değişiyordu. Üstelik bazı toplumlar bazı karma ara para birimlerini de kullanıyordu. Benim dünyamda olduğu gibi burada da paranın siyasal gücü vardı. Bu köyün bağlı olduğu krallık anladığım kadarıyla en güçlüsü olmasa da sözü her topluluğa geçebilecek bir kral tarafından yönetiliyormuş. Ticari açıdan da üstün bir krallık olmaları sebebiyle ambargo uyguladıkları topluluklar büyük sıkıntı içine düşüyormuş. Bu kadar güce sahip olmasına rağmen o kadar zalim bir kral değilmiş ama. Kendisine sorun oluşturmayacak her topluma yardım edecek birisiymiş. Tüccarların anlattığına göre de bu hoşgörülülüğü sayesinde direk kendi yönetimi altında olan topluluklar huzur ve refah içinde yaşıyormuş. Onlara bağımlı kalmayıp en yakın bulunan topluluk ise bizim köy. Bizim köy ise başka herhangi bir yer ile bağlantısı olmayan ve kendi başına yaşamaya çalışan bir yer. Çoğunlukla tarım ve hayvancılıkla ilgilenip geri kalan ham maddeleri para karşılığında tüccarlardan alan küçük bir yer. Her ne kadar üretim teknikleri belki de bu dünyanın en kötüsü de olsa benim burada yaydığım bereket sayesinde buradaki bitkiler ve onlarla beslenen hayvanlar üst kalite mal olarak satılıyor. Hatta takip edebildiğim kadarıyla kralların yedikleri özel yemeklerin önemli bir kısmı buradan çıkıyor.
Bu hoş güzel de keşke üretim tekniklerinde yardımcı olabilseydim. Her ne kadar üst düzey mallar satıp çok iyi paralar dönse de köy halen sefalet içinde diyebilirim. Çünkü daha hasat zamanına yaklaşmadan ürünlerin bir çoğu telef oluyor. Bu yüzden ya hasat edilenlerin önemli bir kısmı buradaki halkın kendi tüketimine gidiyor ya da tüccarlardan kalitesiz ürünler almak zorunda kalıyorlar. Buradaki ürünlerin kalitesi kralların dikkatini çekmemiş olsaydı çoktan dağılmış bir köy bile olabilirlerdi. Kesinlikle düzenlemeler yapılması şart. Şu an bunu yapmam mümkün değil ama ileride kesinlikle aklımda bulunduracağım.
Halkın kendi arasında yaşananlara gelirsek, bu sefalete rağmen herkes yine de mutlu gibi. Toplumda herkesin bir görevi var ve hiçbir ayrım olmadan herkes sürekli bir şeylerle meşgul. Hatta beklenmedik bir şekilde düzenli bir eğitim sistemleri bile var. Ama halkın refah seviyesi yüksek olmadığı için öğretilen şeyler tarım ve hayvancılıkla ilgili oluyor daha çok. Öğretmenler ise olayın bizzat sorumluları. Lidere üretim konusunda hesap verip işleri düzenleyen kişiler bizzat çocuklara da eğitim veriyor. Normalde büyük bir ülke için bu sıkıntı olur ama böyle küçük bir topluluk için normal sanırım. 2 gün ders işlenip 1 gün mola veriliyor. Mola diyorum çünkü buna tatil denemez sanırım.
Çocuklar da üretime destek olmaya çalışıyor. Hatta derslerin olduğu günler bile sıkıntı olduğu için toplamda 3-4 saat gibi bir süre ders işlendikten sonra dağılıyorlar.
Köydeki yaş aralığını da takip etmeye başladım. Bir insanı sırf görünüşünden yola çıkarak belli bir yaş aralığına koymak yanlış bir şey olsa da boş boş durduğum için yapacak pek bir şey yok. Köydeki belli bir yaş aralığı tamamen silinmiş gibi. Bunu sayıya dökecek olsayım 15-20 yaş aralığı derdim. Köydekiler ya bu yaştan küçük ya da bu yaş aralığından büyük oluyor. Bu yaş aralığında olan tek bir istisna bile göremedim. Daha önce duyduğum o savaşın bununla bir alakası var mı merak ediyorum.
Toplumun kendi içindeki birlikteliğine gelecek olursak... Buradaki en sevdiğim kısım! Benim dünyamdaki pek çok ülkeye taç çıkarttırır. Halkın kendisine saygısı büyük. Kimse birbirinin arkasından sallamıyor. Kimse birbirine ne olursa olsun kötü sözde bulunmuyor ve eğer gelen tüccarlardan birisi böyle bir şeyi ima edecek olsa dahi bile ağzının payı hemen veriliyor. Ben ölmeden önce siz nerelerdeydiniz... Tabi bunları diyorum ama bu halkın kendi içinde olan bir durum. O yaşlı adam günlük bana sallamaya devam ediyor. Gram hareket etmeyen bir ağacım sadece. Bana karşı ne tür bir garezin olabilir? Ama adamı bir konuda tebrik ediyorum. Bu yaşına göre gayet yaratıcı bir insan. Bana her gün farklı kelimelerle hakaret ediyor. Daha önce söylediği bir kelimeyi tekrar kullanmıyor, her zaman yenileri ile geliyor.
Neyse, gözlemlediklerimi konuştuğum yeter! Buradaki çocuklar bile o kadar kötü değilmiş. Bana karşı büyük bir saygıları var ve etrafımda oyun oynamayı seviyorlar. Bana zarar vermemek için ellerinden geleni yapıyorlar ve bana zarar gelse bile sanki kendi içlerinden birine zarar gelmiş gibi üzülüyorlar. Ben böyle çocuklara nasıl kızabilirim ki!
Öğretmenlerinin seslenmesiyle şimdi tenefüslerinden dönüyorlar. Ahhh bu çocukları izlemek bile içimi pozitif enerji ile dolduruyor...
"Hadi! Artık oradan inmen lazım!" Son olarak kalan bir kaç çocuk dallarıma doğru bakıp bağırıyordu. Onların baktığı yere odaklandım. Çocuğun birisi dallarımda yüksek bir yere tırmanmıştı ve gövdeme sarılıyordu. Daha da dikkatli bakınca çocuğun ağladığını fark ettim. İnemiyor muydu? Gövdemin yapısı itibariyle tırmanmaya normalde de elverişli değildim. Hatta çocuklar genellikle gidip başka, daha küçük ağaçlara tırmanırlardı. Çocuğun ayağının teki kaydı ama geri tutunmayı başardı. Yükseklik korkusu yüzünden sanırım başı dönüyor. B-bir şeyler yapılması gerekiyor. Yetişkinler şu an çok uzakta. Ne yapılmalı? Ne yapılmalı?
'Çocuğa yardım edilsin mi?' Bilge konuştu. O sırada çocuk dengesini tamamen kaybetti. NE BEKLİYORSUN! KURTAR ONU!
Çocuk düşerken benim endişelerim katlanarak artıyordu. Aynı şey yerdeki çocuklar için de geçerliydi. Bir kaçı çığlık atmaya bile başladı. Çocuk için her şeyin bittiğini düşündüğüm sırada gövdemden bir dal hızlıca büyümeye başladı ve çocuğu belinden yakaladı. Bir dalın bükülmesinden çıkan ses gibi büyük seslerle dal eğildi ve çocuğu yere bıraktı. Dal, bedenimde çok yüksek bir yerden çıkmaya başladığı için çocuğu bıraktıktan sonra daha fazla dayanamayarak bedenimden ayrıldı. Acıtmadı desem yalan olur ama çocuğa bir şey olmadı neyseki. Çocuklar yerdeyken birbirlerine sarıldılar. Olayı gören ve çığlıkları duyan öğretmenler ise koşarak buraya geldiler. Aaaaah. Bu kadar aksiyon bile benim için fazla. Üstelik o özellik de neyin nesiydi? Ağaç olduğum için dallarımı kontrol etmeyi tahmin edebilirim ama o kadar büyük bir hızla ve keskin bir şekilde hedefe doğru gitmesine şaşırdım.
'[Ormanın efendisi] yeteneği hem kendi bedeninizi hem de ormandaki kendi iradesine sahip olmayan canlıları istediğiniz gibi kontrol etmeyi sağlar. Bu özellik duruma göre önemli bir büyü gücü tüketse de verilen emirler milimetreliktir ve emrin boyutuna göre refleksten bile daha hızlıdır.' Refleksten bile daha hızlı ha? Şimdi düşününce, benim reflekslerim normalde de zaten kötü. Bu tarz olaylarda donup kalıyorum. Reflekslerim yerine güvenebileceğim bir şeyin olması güzel bir şey.
O günün dersleri bittikten sonra o çocuk bugün tekrar yanıma geldi. Kırılan dal parçası halen yanımda duruyordu. Bu özellikten anladığım kadarıyla sadece canlılığını devam ettiren şeyleri kontrol edebiliyorum. Dalın benden kopmasıyla birlikte o dalın canlılığı tamamen sona erdi. Çocuk dala baktı. Gözleri yaşla doldu ve bana sarıldı.
"Beni kurtardığınız için çok teşekkür ederim! Sizde yarattığım bu acı için lütfen beni affedin!" Ben sana nasıl kızabilirim ki! Daha sonra yanıma bir tane çiçek bıraktıktan sonra gitti. Bir ağaca özür olarak kopartılmış bir çiçek vermek ne kadar mantıklı? Üstelik o ağaç bu dünyadaki yaşam kaynağının başlatıcısıysa? Demek istediğim, o çiçek çocuğum değilse büyük ihtimal uzaktan torunumdur ama neyse! Bir çocuğun bunları düşünmesini beklemek saçma sanırım. Büyük ihtimal yakınlarına hediye ederken filan alışkanlık haline getirmiştir. Çiçek biraz dikkatimi çekti. Dünyada gördüğüm hiçbir çiçek türüne benzemiyordu.