Salondaki herkes nefesini tutmuştu.
Jae-min hâlâ Ha-rin'e bakıyordu.
"Beş dakika... Sadece beş dakika konuşalım."
Ha-rin başını iki yana salladı.
"Hayır."
"Lütfen."
"Hayır."
"Ha-rin..."
Ha-rin gözlerini kapattı.
Derin bir nefes aldı.
Sonra sakin ama net bir sesle konuştu.
"Sen beni iki yıl boyunca bekletirken hiç 'lütfen' demedin."
Jae-min'in söyleyecek sözü kalmamıştı.
Tam o sırada Cha Do-hyun araya girdi.
"Bayan Yoon."
Ha-rin ona döndü.
"Evet?"
"İsterseniz gidebiliriz."
Jae-min şaşkınlıkla CEO'ya baktı.
"Ne demek 'gidebiliriz'?"
Do-hyun'un sesi yine sakindi.
"Gala devam ediyor."
"Ve çalışanımın bu geceyi huzurlu geçirmesini istiyorum."
Ha-rin birkaç saniye düşündü.
Sonra eski sevgilisine döndü.
"Konuşacak bir şey kalmadı."
Bunu söyledikten sonra Do-hyun'un uzattığı kola hafifçe dokundu.
"Dans edelim."
Salondan küçük bir alkış yükseldi.
Jae-min olduğu yerde donup kaldı.
Müzik yeniden başladı.
Ha-rin'in kalbi o kadar hızlı atıyordu ki herkes duyacak sandı.
"Ben gerçekten dans bilmiyorum." diye fısıldadı.
Do-hyun gülümsememeye çalıştı.
"Tesadüfe bakın."
"Siz de bilmiyor musunuz?"
"Hayır."
"O zaman neden bu kadar rahatsınız?"
"Çünkü belli etmiyorum."
Ha-rin istemsizce güldü.
"Bu biraz hava atmak gibi oldu."
"Belki."
Do-hyun sağ elini nazikçe Ha-rin'in beline koydu.
Ha-rin ise elini onun omzuna yerleştirdi.
İkisi de aynı anda duraksadı.
"Çok gerginsiniz." dedi Do-hyun.
"Nereden anladınız?"
"Topuklu ayakkabınızla ayağıma üç kez bastınız."
Ha-rin'in gözleri kocaman açıldı.
"NE?"
Hemen geri çekildi.
"Ben... Çok özür dilerim!"
Do-hyun ilk kez hafifçe güldü.
"Şaka yaptım."
Ha-rin birkaç saniye boş boş baktı.
"..."
"..."
"Az önce bana şaka mı yaptınız?"
"Sanırım."
"İnanmıyorum."
"Sizden bulaşıyor olabilir."
Ha-rin kahkaha attı.
Salondaki birçok kişi şaşkınlıkla onlara bakıyordu.
Şirkette herkes Cha Do-hyun'un asla gülmediğini söylerdi.
Ama şu an...
Gülümsüyordu.
Dans bittiğinde alkışlar yükseldi.
Tam Ha-rin rahat bir nefes almıştı ki...
Şirketin pazarlama müdürü Lee Hye-jin yanlarına geldi.
Uzun boylu, kusursuz giyimli ve oldukça güzel bir kadındı.
Şirkette herkes onun CEO'dan hoşlandığını biliyordu.
Hye-jin, Ha-rin'e yapmacık bir gülümseme attı.
"Yoon Hanım."
"Evet?"
"Sayın Başkan'ın yanında olmak size yakışmış."
"Teşekkür ederim."
"...Ama bazı insanlar yerini bilmeli."
Ha-rin gülümsemeye devam etti.
"Tam olarak ne demek istiyorsunuz?"
Hye-jin cevap verecekken Do-hyun konuştu.
"Bunu ben de merak ettim."
Hye-jin'in yüzündeki gülümseme dondu.
"Şey... Ben sadece..."
Do-hyun gözlerini ondan ayırmadan konuştu.
"Çalışanlarım hakkında üstü kapalı konuşmaları sevmem."
"Özür dilerim Sayın Başkan."
Hye-jin hızla oradan uzaklaştı.
Ha-rin şaşkınlıkla CEO'ya baktı.
"Beni savundunuz."
Do-hyun omuz silkti.
"Hayır."
"Hayır mı?"
"Şirketimde saygısızlığa izin vermiyorum."
Ha-rin hafifçe gülümsedi.
"Yine de... Teşekkür ederim."
Do-hyun cevap vermedi.
Sadece ilk kez Ha-rin'in gülüşüne birkaç saniye daha uzun baktı.
İçinden tek bir düşünce geçti.
"Gülünce gerçekten çok güzel oluyor..."
Ve bu, Cha Do-hyun'un farkında olmadan ilk kez Yoon Ha-rin'i bir çalışanından daha fazlası olarak gördüğü andı.
Devam edecek...