Ertesi sabah...
Yoon Ha-rin şirkete her zamankinden on dakika erken geldi.
"Bugün sessiz geçsin."
Kartını okutup içeri girdi.
Tam masasına oturacakken...
İnterkomdan bir anons geldi.
"Proje Lideri Yoon Ha-rin, lütfen Başkan Cha'nın odasına."
Ha-rin derin bir nefes aldı.
"Daha kahvemi bile içemedim..."
Kapıyı çaldı.
"Girin."
Do-hyun her zamanki gibi bilgisayarının başındaydı.
Başını kaldırmadan konuştu.
"Oturun."
Ha-rin sandalyeye geçti.
"Bir hata mı yaptım?"
"Hayır."
"Kovuluyor muyum?"
"Hayır."
"Maaşım mı düşecek?"
Do-hyun sonunda başını kaldırdı.
"Sizce ben her sabah insanları kovalamak için mi geliyorum?"
Ha-rin omuz silkti.
"Sizden her şey beklenir."
Do-hyun istemsizce güldü.
"Bugün sizi çağırma sebebim farklı."
Masasının üzerinden kalın bir dosya uzattı.
"Bundan sonra Aurora Projesi'nin sorumlusu sizsiniz."
Ha-rin dosyayı açtı.
Gözleri büyüdü.
"Bu... şirketin en büyük projesi."
"Evet."
"Ama bunu normalde yöneticiler alır."
"Artık siz alıyorsunuz."
Ha-rin birkaç saniye sessiz kaldı.
"Neden ben?"
Do-hyun tek cümle söyledi.
"Çünkü bunu başarabileceğinizi düşünüyorum."
Odadan çıktıktan sonra bütün çalışanlar ona bakıyordu.
Ji-eun koşarak geldi.
"Ne oldu?"
Ha-rin dosyayı gösterdi.
Ji-eun dosyanın kapağını görünce çığlık attı.
"ŞAKA YAPIYORSUN!"
"Neden?"
"Bu projeyi almak şirkette terfi almak gibi bir şey!"
"Gerçekten mi?"
"Gerçekten mi mi?!"
Tam o sırada...
Lee Hye-jin uzaktan onları izliyordu.
Yüzündeki gülümseme bu kez hiç samimi değildi.
"Demek Aurora Projesi..."
Sessizce telefonunu çıkardı.
Birini aradı.
"Planı başlat."
Aynı gün akşam...
Ha-rin şirkette tek başına kalmıştı.
Masası dosyalarla doluydu.
Saat 21.40.
"Gözlerim artık harfleri seçemiyor."
Tam bilgisayarını kapatacakken...
Masasına sıcak bir kahve bırakıldı.
Başını kaldırdı.
Do-hyun.
"Siz hâlâ burada mısınız?"
"Ben de size aynı soruyu soracaktım."
Ha-rin kahveyi eline aldı.
"Bu sefer doğru kahve mi?"
Do-hyun başını salladı.
"Şekersiz."
Ha-rin bir yudum aldı.
Sonra şaşkınlıkla baktı.
"Gerçekten doğru."
"Bu kadar zor değildi."
"İlerleme kaydediyorsunuz Sayın Başkan."
Do-hyun hafifçe gülümsedi.
"Sizin sayenizde."
İkisi birlikte dosyalara bakmaya başladı.
Sessizlik vardı.
Ama bu kez rahatsız edici değildi.
Tam o sırada...
Ha-rin'in telefonu çaldı.
Ekranda tek bir isim yazıyordu.
Annem ❤️
Ha-rin hemen açtı.
"Anne?"
Karşı taraftan telaşlı bir ses geldi.
"Ha-rin..."
"Kızım, hastanedeyim."
Ha-rin ayağa fırladı.
"NE OLDU?!"
Telefon bir anda kesildi.
Ha-rin'in elleri titriyordu.
Çantasını almaya çalışırken dosyalar yere saçıldı.
Do-hyun hiç soru sormadı.
Sadece anahtarını aldı.
"Gidiyoruz."
"Hayır, ben taksi..."
"Vakit kaybetmeyin."
Ha-rin ona baktı.
Gözleri dolmuştu.
Do-hyun ilk kez yumuşak bir sesle konuştu.
"Annen seni bekliyor."
"O yüzden inat etmeyi sonra yaparsın."
Ha-rin başını sessizce salladı.
Ve ilk kez...
Do-hyun'un arabasına kendi isteğiyle bindi.
Devam edecek...