LYSERA
Gözlerimi açtığımda ışık gözlerimi kör edecek kadar şiddetliydi. Bulunduğum yer bedenimde titreme yaratacak kadar soğuktu. Her şey renksizdi. Nerede olduğumu bilmiyordum. Başım ağrıdan zonkluyordu. Elimi başıma götürmek istedim fakat hareket ettiremediğimi fark ettim. Yatak denilemeyecek kadar dar bir yerde yatıyordum. Burası sarayım değildi. Kolum, soğuk gri yuvarlak bir metalle demire tutturulmuştu. Ne olduğunu bilmiyordum ama zincirden farksızdı. Tenimde derin bir soğukluk bırakıyordu. Etrafımı incelemeye ve yardım edecek biri var mı diye bakınmaya koyuldum. Karşımda bir adam vardı. Vücut hatları, duruşu, yüzü bir elfi anımsatamayacak kadar sertti. Üstünde anlamlandıramadığım kıyafetler vardı. Donmuş mavi renginde bir üst. Altı koyu siyah bir kumaştı. Giydiği kıyafetlerden dolayı hatları daha çok belli oluyordu. Çene hattı belirgindi. Elmacık kemikleri keskin gölgeler yaratıyordu. Kaşları kalın ve düzdü . Bana bakıyor gibi duruyordu ama gözleri kapalıydı. Bu adam içimde farklı bir enerji patlamasına sebep olmuştu. Sebebini bilmemek beni huzursuz hissettirmişti. Derhal buradan çıkmam lazımdı. Kolumdaki metali büyüyle kırmaya çalıştım, fakat ne kadar denesem de başaramadım. Büyü yapamıyordum! Ne kadar denesem de işe yaramıyordu. Beni terk etmişti sanki! İçimde çok güçlü bir boşluk oluştu.
Kolumu çekip kurtarmayı denedim. Onu da başaramadım. İçimdeki tüm fırtına susmuş gibiydi. Ne yapacağımı kestirmeye çalışırken karşımdaki adamın gözlerini açmış beni izlediğini fark ettim. Sanki beni değil içimi inceliyordu. Rahatsızdım. İlk kez birine karşı bu kadar savunmasızdım. Kıyafetindeki kadar donuk mavi gözlere sahipti. Sadece yüz hatları değil bakışları da sertti. Anlamadığım bir dilde bana bir şeyler söylemeye başladı. Yüzüne boş boş baktığımda onu anlamadığımı fark edip farklı bir dile geçti. Elfler zekidir. Özellikle üst segmentte olanlarımız… Dünyamızdaki dillerin çoğunu ezbere biliriz. Ama bu dili ben bile tanımıyordum. Sessizliğim onu sinirlendirmiş olacak ki bir hışımla ayağa kalktı. Kendi kendine bir şeyler söyledi. Sanırım başkalarını çağırdı. Çünkü odadaki kadın ve erkek sayıları çoğalmaya başladı. Hepsi meraklı gözlerle bana bakıyordu bir şeyler söylemeye devam ediyorlardı. Benimle işaret diliyle konuşan bile vardı. İşaret dili bizimkinden farklıydı ama tamamen yabancı değildi. Bakışlarımı diğerlerinden çekip işaret dili bilen adama yönelttim. Yüz siması sert ifadeli adamınkine benziyordu. Fakat daha yumuşak ve duyarlı duruyordu. Bir süre onu izledim. Hareketleri zihnimde çözmeye başladım. Sonunda ne sorduğunu kavradım. Bana kim olduğumu, nereden geldiğimi, ismimi sordu. Konuşmak için ağzımı açtım ama beni anlamayacaklarını bildiğim için kendimi durdurdum. İşaret diliyle ben de ona yanıt verdim.
-Benim adım Lysera. Lythariel'li bir elfim.
Söylediklerim onu şaşırtmış olacak ki kaşları yukarı doğru kıvrıldı. Bana, ne olduğunu bilmediğim bir “parti”den gelip gelmediğimi sordu. Ha... hallo… halloween sanırım.
-Ne demek istediğini anlamıyorum halloween nedir? Neyi kapsıyor? Parti dediğin şey nedir?
Merakıma yenik düşüp onu soru yağmuruna tutmuştum. Ama benim merakım ve sorularım onu daha da meraklandırmış gibi duruyordu. Bana cevap vermeden önce yanındakilere dönüp bir şeyler söyledi. Kendi aralarında bir konuşma sürdürdüler. Onlar konuşurken tekrar büyü yapmaya çalıştım. Yine başarısız bir deneme. Bana neler oluyordu. Yaşadığım bu olayların Orvian'ın yaptığı büyüyle bir alakası var mıydı? Orvian… Beni yapayalnız bir şekilde bırakıp portalın içine attı. Ve bana söylediği son sözler. Onlar da ne demekti. Bana ihanet mi etmişti? Ama neden? Bunca yıl benim için yaptıklarından sonra... O sadece mentorum değildi. Babam gibiydi. Doğduğumdan beri yanımdaydı beni eğitti, besledi, ilgilendi. Tüm bunları anlamdıracak net bir cevap şu an elimde yoktu. Fakat tüm bunların sebebini öğrenecektim. Ben düşüncelerime dalmışken yabancı varlıklardan biri bana seslendi. Yumuşak yüzlüydü ama bakışları ölçüp biçiyordu. İsmimi yanlış telaffuz etmişti fakat doğrusunu öğretebileceğimi düşünmemiştim. Ne olduklarını bilmediğim gibi zeka seviyelerini de bilmiyordum. Kadın kolumdaki metali bir anahtarla açtı. Kolum serbest kaldığı için kendimi daha huzurlu hissettim. Kolumu sıvazlayıp bacaklarımın üstüne usulca oturdum. Kendimi bu yabancı varlıkların yanında yalnız hissediyordum. Konuştukları dili anlamıyor, ne olduklarını bilmiyordum. Her şey fazlasıyla belirsizdi. Benimle işaret diliyle konuşan adam tekrar görüş alanıma girdi. Konuşmak istediği çok şey var gibi hissediyordum.
-Nereden geldiğini ve neden bir elf olduğunu iddia ettiğini söyler misin?
Sorusu beni şaşırtmıştı. Neden mi elf olduğumu iddia ediyordum. Bu da ne demekti şimdi! Bu varlıklar beni ne sanıyordu?
-Bunu iddia etmiyorum. Öyleyim. Asıl merak ettiğim siz nesiniz? Sizin gibi bir türü daha önce Enisyeal'da hiç görmedim. Büyücüye benziyorsunuz. Ama işaretiniz yok!
Bakışlarındaki merak artmıştı.
-Enisyeal neresi? Büyücüden kastın ne?
Tahammülüm azalıyordu. Bu soru sorma değil düpedüz sorgulama. Beni kim sanıyordu da sorguluyordu. Burası benim dünyam değil. Olamaz.
-Bilmediğim varlıklara kendimi ve dünyamı açıklayacak değilim. Öncelikle siz kendinizi ve dünyanızı tanıtın. Benden herhangi bir bilgi alamazsınız.
Uyandığımdan beri yanımda olan adam sonunda sessizliğini bozdu. Tavrından sinirlendiğini anlamıştım. Benimle işaret diliyle konuşan adama yüksek bir sesle bir şeyler söyledi. Parmağıyla beni işaret etti. Söylediklerini anlamıyordum ama tonundan aşağılandığımı hissediyordum. Midem düğümlendi. İçeri birkaç adam daha girdi. Bana doğru yaklaştıkça huzursuzluğum arttı. İçlerinden biri, az önce kolumdan çıkarılan metalin aynısını belinden çıkardı. Hayır… tekrar olamaz. Geri çekilmeye çalıştım ama arkamdaki adam beni sertçe yakaladı. Omuzlarımı bastırarak beni yere yatırdılar. İki kolumu da sabitlediler. Çırpındım. Kurtulmaya çalıştım. Başaramadım. Beyaz kıyafetli bir kadın önümde belirdi. Elbisemin kolunu yukarı sıyırdı. Elindeki ince uçlu metal nesneyi koluma sapladı. Acıyla irkildim. Ne yapıyorlardı? Bir an sonra metal tüpün kanımla dolduğunu fark ettim. Mor kan. Odadaki herkes dondu. Birbirlerine baktılar. Sert bakışlı adamın yüzünde bile bir anlık şaşkınlık belirdi. Ama sadece bir an. Sonra bir şey söyledi. Bakışları daha da sertleşti. Daha ne kadar korkutucu olabilirdi?
Kadın kanımı aldıktan sonra başka bir iğne çıkardı. İçinde şeffaf bir sıvı vardı. Bunun benim için iyi bir şey olmadığına karar vermem uzun sürmedi. Olduğum yerden kurtulmaya çalıştıkça üzerimdeki baskı arttı. Omuzlarım daha sert bastırıldı. Beni tamamen sabitlediklerinde kadın iğneyi yeniden koluma sapladı. Damarlarıma yayılan yanma hissi nefesimi kesti. Acı ve stres birleştiğinde içimde bir şey kıpırdamaya başladı. Sanki uzun süredir suskun kalan bir güç uyanıyordu. İradem güçleniyor, zihnim keskinleşiyordu. Onlar beni izlerken ben kendimi kaybediyordum. Bilincim kapanmadan önce dudaklarım bir kelime fısıldadı. Bir büyü. Gözlerim kararırken şiddetli bir rüzgâr yükseldi. Camlar patladı. Çığlıklar yükseldi. Ve sonra—