ROWAN
Daniel’ın söyledikleri zihnimde yankılanıyordu. Portaldan bir kadın mı düşmüştü? Adımlarımı hızlandırdım. Daniel’ın peşinden yürürken ihtimalleri sıralamaya başlamıştım bile. Kadını çoktan acil servise almışlardı. İlk gördüğüm anda bir şeylerin yanlış olduğunu anladım. Derisi anormal derecede beyazdı. Bu seviyede bir soluklukta damarların görünmesi gerekirdi. Ama teni şeffaf değildi. Parlıyordu. Bir elmas gibi. Kulakları… Bir insana ait olamayacak kadar sivriydi. Yüz hatları yumuşaktı. Baygın olmasına rağmen sağlıklı görünüyordu. Nabzı stabil. Solunumu düzenli.
Üzerindeki kıyafet ise başka bir zamandan fırlamış gibiydi. Kraliyet dönemlerini andıran bir elbise. Zihnim alarma geçmişti. Bu bir vaka değildi. Bu bir kırılmaydı.
“Daniel. DNA örneği alındı mı?”
Daniel başını olumsuz anlamda salladı.
“Kadın daha yeni getirildi. Ortaya çıktığı an doğrudan buraya aldık. Önce senin görmeni istedim. Talimatına göre ilerleyeceğiz.”
“Olayı baştan anlat. İlk bulgular. Tahminlerin. Neye dayanarak bunun bir portal olduğunu söylüyorsun?”
Daniel bir an durdu. Derin bir nefes aldı.
“Araziden örnek alıyorduk. Hava aniden karardı. Kitabın bulunduğu noktada bir bozulma oluştu. Başta artık enerji sandım. Ama şekil büyümeye devam etti.”
Gözlerini kaçırmadan devam etti.
“Hava bükülüyordu. İçinde renkli dalgalar vardı. Sonra… içinden kadın düştü.”
Kısa bir sessizlik.
“Gördüğüm kadarıyla bu bir portaldı. Kadın düştüğü andan beri baygın.”
Kadına tekrar baktım. Kulakları. Tenindeki o anormal parlaklık. Üzerindeki kıyafet.
“Etkilenmiş alan?”
“Çökme genişlemedi. Ama ölçümler stabil değil. Sanki kapanmış ama tamamen yok olmamış gibi.”
Zihnim hızla ihtimalleri sıralıyordu.
“Alanı karantinaya alın. Kimse konuşmayacak.”
Daniel başını salladı.
“Kadından kan örneği alın. DNA, toksikoloji, hücresel yapı analizi. Hepsi. Hemen.”
Duraksadım. Bakışlarım kadına takıldı. Bu tesadüf değildi.
Ekip gerekli malzemelerle gelmeden önce kadının yanında kalmaya karar verdim. Bir sandalye çekip yatağın karşısına oturdum. Gözlerimi kapattım. Olayları baştan sona tekrar düşündüm. Portal. Kitap. Koordinatlar. Zamanlama. Üst üste gelen anormallikler beni bile sarsmıştı. Tam düşüncelerimin içine gömülmüşken metal bir ses duyuldu. Kelepçenin tok ve sert sesi odada yankılandı. Gözlerimi açtım. Uyanmıştı. Bana bakmıyordu. Kolundaki kelepçeyi inceliyordu. Metal halkayı parmaklarıyla yokluyor, mekanizmayı anlamaya çalışıyordu. Panik yoktu. Çığlık yoktu. Sadece analiz. Hayatında ilk kez mi kelepçe görüyordu? Bir süre denedi. Ardından kurtulamayacağını anlayınca durdu.
Kafasını bana doğru çevirdi. Gri renkli gözleri, gözlerimle buluştu. Kısa bir saniye vücudumdan bir ürperti geçti. Gözleriyle beni inceliyordu. Sanki buradaki yabancı benmişim gibi. Konuşmayı ben başlattım.
-Demek uyandın. Kim olduğunu ve nerden geldiğini anlatmaya ne dersin?
Yüzünde söylediklerimi anlamadığını gösteren bir ifade vardı. Farklı bir dilde konuşmayı denedim.
-Je suppose que vous ne parlez pas anglais. Qui êtes-vous ?
Gözlerini kısmıştı söylediklerimi hala anlamıyordu. Yoksa anlamamazlıktan mı geliyordu?
Boş bakışları sabrımı zorlamaya başlamıştı. Kapının önünde diğerlerinin sesini duydum. Ayağa kalktım.
-Kapıda beklemeyin. İçeri girin.
Ekip içeri girmeye başladı.
-İngilizce ya da Fransızca bilmiyor. Tepki yok.
Daniel ve Helena Rusça, İtalyanca, İspanyolca denedi. Sonuç değişmedi. En son Daniel işaret dili konuşmaya başladığında dikkati Daniel'e kaydı. İyice gözlemledikten sonra karşılık vermeye başladı.
Konuşma biraz daha ilerledikten sonra Daniel bize döndü.
“İsminin Lysera olduğunu ve bir elf olduğunu söylüyor. Bir Halloween partisinden gelip gelmediğini sordum. Ama ‘Halloween’in ve partinin ne olduğunu sordu. Tahminimce gerçekten bilmiyor. Tepkileri doğal.”
Bunun üzerine kısa bir süre düşündüm. Gerçekten afallamış görünüyordu. Dikkati tekrar kolundaydı.
“Helena, kelepçeyi aç. Dikkatini bize vermesini sağla. Daniel, neden kendini elf olarak tanıttığını sor. Bilgi almaya çalış.”
Helena cebinden anahtarı çıkardı ve kadına seslendi. Kadının ilk tepkisi şaşkınlıkla karışık bir tiksinti oldu. Helena’nın telaffuzundan rahatsız olmuş gibiydi, fakat bir şey söylemedi.
Kelepçe çıkarıldığında derin bir nefes aldı. Kolunu sıvazlarken bakışları yeniden Daniel’a kaydı.
Daniel onunla yeniden konuşmaya başladı. Sorular sordu, cevaplar aldı. Daniel sordukça kadının gerildiğini fark ettim. Sorular gururuna dokunuyordu.
Bir süre sonra Daniel bize dönerek çeviri yaptı.
“Elf olduğunu iddia etmiyormuş. Öyle olduğunu söylüyor. Bizim, işareti olmayan büyücülere benzediğimizi belirtti. Ayrıca ‘Enisyeal’ adında bir yerden bahsetti. Neresi olduğunu sorduğumda cevap vermeyi reddetti. Bilmediği varlıklara dünyasını ve kendisini açıklamayacağını söyledi.”
Gerginlik vücudumu sarmıştı. Başım zonkluyordu.
Sesim istemeden yükseldi.
“Bu saçmalık. Cevap istiyorum, kibir değil. Bu kadar yeter.”
Daniel’a döndüm.
“Güvenliği çağır.”
Kadını işaret ettim.
“Helena, uzmanları çağır. Acilen kan örneği alın. İnceleme başlatılsın. Kim olduğu ve ne anlattığı çözülsün. Hemen.”
Güvenlik içeri girip kadına yaklaştı. Huzursuzluğu artmıştı. Görevlilerden biri belinden kelepçeyi çıkardığı anda kadın ani bir hamleyle geri çekildi. Kaçmaya çalıştı. Ancak iki görevli onu kısa sürede etkisiz hale getirdi.
Elenor içeri girdi. Soğukkanlı bir şekilde kadına yaklaştı. Kolunu sıyırdı ve iğneyi damarına yerleştirdi. Kadın acıyla inledi. Ve kan aktı. Mor. Bir an için donup kaldım. O da gördü. Başını kaldırdı. Gözleri benimkilerle buluştu. Şaşkınlığımı fark etmiş olmalıydı. Bir şeylerin ters gittiğini ikimiz de anlamıştık. Bakışlarım sertleşti. O an gözlerini benden kaçırdı.
Elenor yeterli miktarda kan aldıktan sonra ikinci bir iğne çıkardı. Muhtemelen sedatifti. Kadın iğneyi fark ettiği anda yeniden gerildi. Kaçmaya çalıştı. Görevliler baskıyı artırdı. İğne yapıldı. Gözlerindeki gri ton koyulaştı. Sanki gözbebeklerinin içinde bir fırtına dönüyordu. Dudakları aralandı.
Bir şeyler fısıldadı. Fısıltıyla birlikte dışarıdan içeri ani ve şiddetli bir rüzgâr doldu. Camlar patladı. Oda kaosa sürüklendi. Çığlıklar yükseldi. Ve ardından… Kadının bilinci kapandı.
Ortalık yeniden dinginleştiğinde güvenliğe döndüm.
“Onu özel odalardan birine kapatın.”
Sesim soğuktu. İçimdeki sarsıntının zerresini yansıtmadım. Mantığım ilk kez yetersiz kalıyordu.
Mor kan. Fısıltı. Patlayan camlar. Portal. Kitap. Kadın.
Birbiriyle bağlantılı çok fazla bilinmez vardı.
Bu artık bir vaka değildi.
Bir tehditti.