İçeriğe geç

Aetherbound

Bölüm 1 · 7 dk okuma

Aetherbound

Bölüm 1

Kırılma Noktası

LYSERA

-Yapmak istemiyorum, denemek hiç istemiyorum. Onunla evlenmeyeceğim. Bu benim hayatım benim kararlarım onunla evlenmek zorunda değilim. O benim...benim düşmanım bunu benden nasıl istersin Orvian.

İçimdeki öfke çığ gibi büyüyordu resmen sesim belki çok gür değildi ama sarsıcıydı. Orvian gözlerime anlayışla baktı, konuşmak istedi ama sözünü kestim ve devam ettim,

-Halkımıza yaptıklarını unutma Orvian, kendi halkına yaptıklarını da unutma. Draven...

Durakladım, ismi bile içimde bir yara oluşturuyordu. Onu anlatacak bir kelime yoktu sadece kan ve acı. Vahşiydi, acımasız ve vahşi. İstediklerini elde etmek onun için çocuk oyuncağıydı, gururlu, narsist, şımarık. Onunla evlenmek istemiyorum hiçbir zamanda istemedim. Orvian ellerimi tuttu gözlerime bakarak,

-Seni anlıyorum Lysera, sen benim kızım gibisin bunu senden istemek benim için bile çok fazla bunu biliyorsun. Ama bu halkımız için, artık arada kalmak ya da savaşmak zorunda kalmayız. Sence bu güzel bir şey değil mi?

Öyle miydi?

-İstemiyorum Orvian, Zareth Dominion'la güçlerimizi evlilikle değil barışla sağlarız. Bu evlilik benim için bir barış değil hapis.

Orvian bana sadece gülümsedi söylemek istediklerini söylemedi onun yerine

-Bunu bir düşün kararına saygı duyacağım.

Dedi ve kapıyı kapatıp gitti. Odamda yalnız kalmıştım. Pencereyi açıp güneşin sıcaklığını tenimde hissettim. Sarayın yeşilliği ve temiz havası beni kucakladı. Düşünmek istiyor muydum, kesinlikle hayır. Halkımı, kaderimi bir yüzüğe zincirlemek istemiyordum. Yıllardır Zareth Dominion tarafından sömürülüyoruz. Bu evlilik zincirlerimizi arttırır. Bunu istemiyorum. Evet... Kesinlikle bunu istemiyorum kararım kesin bir çıkış yolu bulacaktım ama ne?

Saatlerce aklımı patlatacak kadar çok düşündüm sonuç yine sıfırdı. Koachentia… Yasaklı büyülerin olduğu kadim ve tehlikeli bir kitap. Aslında işime yarayabilirdi. Tabii yıllar önce çalınıp kaybolmasaydı. Ya onu bulmayı ben üstlenirsem. Evlilik meselesi bir süre rafa kaldırılır. Sonuçta evrenin en güçlü kadim kitabı onu bulmam herkesin işine gelir. Bunu Orvian'la hemen konuşmalıyım. Bu benim için geçici bir çıkış olabilir.

Aceleyle Orvian'ın odasına doğru gittim. Kapının önünde durunca nefesimi düzenleyip kendimi sakinleştirdim. Kapıyı üç kez melodili bir şekilde tıklattım. Bu Orvian için benim geldiğimi gösteriyordu bize özel bir hareketti. Orvian benim için kapıyı açtı ve gülümseyerek içeri geçmemi işaret etti.

-Söylediklerimi düşündün mü tatlım.

-Aslında ben başka bir fikir için geldim Orvian ve bunun için biricik mentorumdan yardım almam lazım.

Orvian kaşlarını çattı,

-Söylediklerimi düşünmeni istemiştim, başımıza yeni bir bela açmanı değil.

-Biliyorum ama önce beni bir dinle, amacım bela açmak değil. Kitabı bulmak istiyorum bu evlilikten daha önemli değil mi?

Orvian kaşlarını çattı,

-Hangi kitabı?

sesi yükselmişti,

-Koachentia mı? Lysera bu senin vazifen değil. Bunu yapacak adamlarımız var zaten. O kitap yıllardır kayıp bunu nasıl başarmayı düşünüyorsun. Ayrıca ben bu konuda sana nasıl yardım edebilirim bunu söyler misin?

-Adamlarımız. Yıllardır Kitabı bulamayan adamlarımız mı? Neden sinirlendiğini anlıyorum Orvian. Benim için endişendiğini biliyorum, sinirlenmene gerek yok.

Yüz ifadesi yumuşamıştı daha nazik konuşmaya başladı.

-Bunu bilseydin bana böyle bir konuyla gelmezdin Lysera.

Bakışlarıyla bile bana bunu yapmamam gerektiğini ayrıca söylüyordu.

-Kitabı nasıl aramayı düşünüyorsun. Özellikle de bu konuda uzman olan adamlarımız bile bulamamışken?

-Yardım edersen bulabilirim. Kendime güveniyorum Orvian. Sen de bana güven.

Ellerimi tuttu. Bunu genelde söyleyeceklerini yumuşatmak için yapardı.

-Sana zaten güveniyorum Lysera ama bu konuda sana yardım edemem. Mentorların saraydan çıkması yasak bunu biliyorsun. Biz saraya yani size aitiz.

Sesindeki kırılmayı hissetmiştim. Sanırım kendini bazen buraya tutsak hissediyor onu anlıyorum.

-Olduğum yerde dururken sana nasıl yardım edebilirim bana söyler misin?

Orvian'ın ellerini daha sıkı tuttum. Ciddi olduğumu anlamasını istedim, bunu ona göstermem lazımdı. Derin bir nefes verdim. Sakince,

-Bana yardım etmek için yerinden ayrılmana gerek yok. Sen Orvian The Treadwalker bir portal büyücüsüsün. Beni kitabın yakınlarına ışınlasan bile yeter.

Orvian aniden elimi bırakıp geri çekildi.

-Hayır, kesinlikle hayır.

Sesi ilk kez bu kadar sert çıkmıştı.

-Bunun ne kadar tehlikeli olduğunun farkında mısın?

Gözlerinde öfkeden çok korku görüyordum. Bunu fark etmemek imkansızdı.

-Tehlikelerin farkındayım Orvian. Beni iyi eğittin gücümün ve yapabileceklerimin farkındayım. Korkmuyorum.

Derin bir nefes vererek gözlerimin içine baktı. Düşüncelerine daldıktan sonra bana tekrar baktı,

-Sana yardım ederim ama tek bir şartla.

Heyecanlanmıştım.

-Sana bir kolye vereceğim. Bu kolyeye tehlikede olduğun anda gücünü yansıt seni geri getirmek için yeni bir portal açacağım. Anladın mı beni?

Yüz ifadesi bunu yapmak istemediğini net belli ediyordu ama tekrar fikrini değiştirmeden hemen cevap verdim.

-Anladım, bana güvenebilirsin.

Arkasına döndü ve kilitli dolaptan çıkardığı kitap siyah bir siluetle sarılmış gibiydi. Sanki kapağında bir gölge vardı. Uzaktan ne olduğunu seçemiyordum, içimi bir huzursuzluk kapladı. Yaklaşmak istedim fakat eliyle beni durdurdu. Açıkçası kitabın ne olduğunu biraz merak etmiştim ama bu seferlik ses etmedim.

Orvian kitabı biraz daha kurcaladıktan sonra bana doğru yaklaştı.

-Evet... Sanırım aradığımız büyü bu. Bu büyü seni Koachentia'ya götürmez. Fakat onun izini taşıyan bir yere bırakır. Bazı şeylere ihtiyacım var, ben onları bulana kadar sen kendini hazır et...

-Sana bu konuda yardım edebileceğim bir şey var mı?

Bana bakmadan cevap verdi.

-Hayır ihtiyacım yok teşekkür ederim. Halledebilirim.

Bir şey söylemeden onu kitapla baş başa bırakıp odama geçmeye yöneldim. Yapacağım şeyi düşündükçe sarayın duvarları üstüme üstüme geliyordu. Kalbimin çarpıntısı kulaklarımı dolduruyordu. Çıkacağım bu yolda başıma neler gelecekti? Neler yaşayacaktım? Hiçbirinin cevabını bilmeden, düşünmeden harekete geçtim. Bunu gerçekten yapabilecek miydim? Hayır... Kötü düşüncelere izin veremem. Ben Lythariel Krallığı'nın ikinci varisi Lysera, namıdeğer Tempestborn'um bunu yapabilirim. Eğer kaderim beni sınayacaksa ben de kaderimi sınayacağım... Odama geçtiğimde hızlıca bir duşa girdim. Suyun tenimde bıraktığı serinlik hissi zihnimi berraklaştırdı. Aynadaki yansımama baktım. Bu saraydan bir prenses olarak çıkacaktım. Ama geri döndüğümde yine aynı kişi mi olacaktım bilemiyorum. Hizmetçilere kıyafetlerimi ve yemeğimi hazırlamasını söyledim. Her şeyi hallettikten sonra kendime küçük bir çanta ayarladım. Olası durumlar için bir iki kıyafet, günlüğüm, Orvian'ın benim için yazdığı büyü kitabı, Kraliyet ailesine ait bir hançer ve yiyecek bir şeyler. Hava iyice karardıktan sonra üstüme siyah kimsenin beni tanıyamayacağı bir pelerin taktım. Çantamı da aldıktan sonra hazırdım. Orvian'ın odasına doğru yöneldim. Attığım her adım beni yerin içine çekiyordu sanki ama durmadım. Kararlılıkla yürümeye devam ettim. Odaya vardığımda her zamanki gibi kapıyı tıklattım. Gel sesini duyduktan sonra içeri girdim. Orvian da aynı benim şekilde hazırlanmıştı, bana baktı ve gülümsedi,

-Hazır mısın? Büyük bir yolculuğa çıkacaksın, dedi.

Gülümseyerek,

-Evet, hazırım. Hadi şu işi yapalım.

Orvian eşyaları ve 'o gölgeli' kitabı yanına aldı.

-Benimle gel sarayın arka kısmındaki ormana doğru gideceğiz.

Şaşkınlıkla ona baktım.

-Arka kısmındaki orman mı? Hani şu yasaklı orman? Doğduğumdan beri gitmem yasaklanan ormandan mı bahsediyoruz biz?

Diyerek çıkıştım. Sesim düşündüğümden yüksek çıktı. Orvian hiddetle bana dönüp,

-Sesini alçat biraz. Evet, yasaklı ormana gidiyoruz çünkü kimsenin bizi görmemesi lazım, dedi. İçimden bir ses hiç hoş şeyler olmayacak diyordu. Hızlı adımlarla Orvian'ı takip ettim, şaşırtıcı şekilde yolu çok iyi biliyordu. Ormana girdiğimiz anda içimi bir kasvet kapladı. Ay ışığı bu ormana dokunmuyordu. Rüzgar bile bu ormanda kendini unutmuştu. Sanki ağaçlar bizi izliyordu. Önümüzü görmek bile çok zordu bizim için. Kafamı dağıtmak istedim.

-Yasaklı ormana daha önce geldin mi?

-Elbette geldim. Bu ormana girmek her zaman yasak değildi.

-Anlatabilir misin? En azından yol boyunca konuşacak bir şeyimiz olur. İkimiz de gerginiz sonuçta.

Orvian derin bir nefes verdi,

-Bu hikayeyi anlatırım. Ama önce işimizi bitirelim. Şu an bunun yeri ve zamanı değil.

Bu konuşmadan sonra uzun bir süre aramızda bir sessizlik yemini düştü. Ne ben ne de o bu yemini bozmadık. Yaklaşık 10 dakika son ağacı da arkamızda bırakıp renksiz çayırlara geldik. Devamında hiç ağaç yoktu fakat ağaçların arasında olmaktan daha da korkutucu bir enerjisi vardı. Ay ışığı çayırı aydınlatmasına rağmen yine de beklenenden daha da karanlıktı. Ben etrafa bakarken Orvian çantadan birkaç parça kağıt, kalem, ateş yakmak için büyülü taşlar ve 'gölgeli' kitabı çıkardı. Bana bakmadan,

-Yanımda kal ve ben hareket et demedikçe sakın hareket etme.

-Ta...

-Konuşma. Büyüyü bitirmemi bekle.

Konuşamadan geri sustum. Yanında durup neyi nasıl yaptığını izledim. Önce boş bir kağıda Koachentia'nın bir sembolünü çizdi ve önümüze yerleştirdi. Ardından diğer kağıda bir sembol çizdi ve diğer kağıdın aşağısına yerleştirdi. Sanırım üçgen elde etmeye çalışıyordu. Son kağıda farklı bir sembol daha çizip üçgeni tamamladı.'Gölgeli' kitabı açıp bir büyüyü mırıldanmaya başladı. Söylediklerini duyamıyordum ama içimde bir şeyler kopuyordu. Daha sonrasında durdu ve büyülü taşlarla üçgenin ortasına bir ateş yaktı.

-Elini ver.

İstemsizce sağ elimi uzattım. Kalemiyle kan akacak kadar ufak bir kesik açtı. Büyüyü yapan kendisi olmasına rağmen neden benim kanımı kullanmak istedi ki? Ateşin içine sadece bir kaç kan damlası damladıktan sonra ateş iyice büyüdü. Kendimi halsiz ve yorgun hissetmeye başlamıştım. Orvian'a baktım ama dikkati tamamen kitapta ve büyüydeydi. Bir şeyler daha mırıldanmaya devam etti. O mırıldandıkça ateşin içinde bir portal açılmaya başladı. Orvian büyüyü devam ettirdikçe portal büyümeye devam ediyordu. Portal büyüdükçe benim enerjim daha da tükeniyordu. Portalın ilerisini göremiyordum fakat beni kötü bir şeyin beklediğini hissediyordum. Kara bulutlar üzerimize toplanmaya başladı. Aniden bir yağmur bastırdı, şimşekler çakıyordu. Durdurmaya çalıştım ama başaramadım büyü gücüm bana itaat etmiyordu. Kendimi gittikçe daha da aciz hissetmeye başlamıştım. Orvian'a baktığımda yaptığı işten memnun görünüyordu. Portal tamamen açıldığında bayılmama ramak kalmıştı. Orvian'a tutunmak istedim o ise bana sadece gülümsedi.

-Artık tek başınasın Lysera. Bu andan sonra kimse seni kurtaramayacak. Üzgünüm.

Ne demek istediğini anlamaya bile fırsatım olmadan beni portaldan içeri fırlattı. Portalın içinde karanlık beni yuttu gerçekten de ilk kez yapayalnızdım. Düşüyordum... Son gördüğüm şeyler ise Orvian'ın pişmanlık duymayan gözleriydi.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.