İçeriğe geç

Aethelgard

Bölüm 5 · 3 dk okuma

Aethelgard

Bölüm 5

Aynalar ve Paslı Pirinç

Şehrin üst katmanlarına tırmanan Buhar Füniküleri, döküm demir halatların gıcırtısı ve cıvanın genleşme çığlıkları arasında Titanyum Teraslar’a doğru yükseliyordu. Lucian, kabinin en karanlık köşesinde, palto cebindeki iki farklı nesneyi parmaklıyordu: Silas’ın verdiği sıcak, fısıldayan pirinç küp ve Vespera’nın soğuk, mavi ışık saçan kristal silindiri.

İki taraf da ona kendi gerçeğini sunmuştu. İkisi de diğerinin canavar olduğunu iddia ediyordu. Ama Lucian bir saat ustasıydı; tek bir dişlinin bile tek başına dönmediğini, mekanizmanın tamamının birbirine bağlı olduğunu bilecek kadar mekanik ve insan ruhu görmüştü.

Füniküler üst istasyonda durduğunda, kapılar tıslayarak açıldı. Burası Çark Altı’nın isli karanlığından bambaşka bir dünyaydı. Beyaz mermer kaldırımlar, pirinç kaplama gaz lambalarıyla aydınlatılmıştı; hava kömür ve sıcak yağ değil, sentetik bir lavanta ve kuru ozon kokuyordu. Yukarı Şehir aristokratları, Pirinç Nefesi'nin hafifletilmiş, süzülmüş halini soluyor; böylece geçmişin ağır yükünü hissetmeden, sadece Konsey’in sunduğu konforlu bugünde yaşıyorlardı.

Lucian, işçi tulumunun üzerine geçirdiği geniş aristokrat peleriniyle adımlarını hızlandırdı. Hedef, Titanyum Teraslar'ın kalbinde yükselen, gökyüzünü bir mızrak gibi delen devasa yapının altındaki Basınç Laboratuvarı’ydı.

Eski saat deposunun gizli geçidinden laboratuvarın havalandırma tünellerine sızdığında, içerideki devasa buhar pistonlarının gümbürtüsü kemiklerini titretti. Aşağıda, devasa cam fanusların içinde yüzlerce mavi sıvı tüpü duruyordu. Ve ortadaki en büyük fanusun içinde... Vane vardı.

Çocuğun kafasına ince, pirinç tellerle örülmüş bir başlık geçirilmişti. Gözleri kapalıydı ama yüzü acı içinde kasılıyordu. Başlıktan çıkan teller, laboratuvarın ortasındaki devasa bir rezonatör makinesine bağlanmıştı.

"Ona zarar vermiyorlar. Henüz."

Lucian hızla arkasına döndü. Karanlık havalandırma boşluğunun içinden Silas belirdi. Mekanik kolunun dişlileri sessizce dönüyor, protez gözünün merceği karanlıkta kedi gözü gibi parıldıyordu.

"Silas..." dedi Lucian nefes nefese. "Vespera... O bana sen hakkında..."

"Vespera’nın sana ne söylediğini biliyorum Lucian," dedi Silas, sesi buhar borularının gurultusuna karışarak. Sesi kızgın değil, derin bir kederle doluydu. "Sana benim piyon olduğumu söyledi. Beynimin programlandığını, küpün içindeki çarkın şehri felç edeceğini anlattı, değil mi?"

Lucian susup Silas’ın gözlerine baktı. O tek canlı gözde, beş yıl önceki o idealist genç adamın kırıntılarını aradı.

"Sana tamamen yalan söylemedi," dedi Silas fısıltıyla. "O çark... Evet, sadece Konsey’in frekansını kesmeyecek. Şehrin tüm nöro-şebekesini aşırı yükleyecek. İnsanlar zihinsel bir şok yaşayacak. Bazıları haftalarca komada kalacak, bazıları eski hatıralarını kazandığında zihinsel olarak çökecek. Büyük bir bedel, evet."

Lucian dehşetle sarsıldı. "Silas! Sen binlerce masum insandan bahsediyorsun! Vane’den, o çocuktan bahsediyorsun!"

"Peki alternatif ne Lucian?!" diye çıkıştı Silas, mekanik elini hırsla duvara vurarak. Metalin taşa çarpmasıyla kıvılcımlar saçıldı. "Vespera’nın sana verdiği o mavi silindiri biliyorum! Sana onun Pirinç Nefesi’ni temizleyeceğini ve şehri kurtaracağını söyledi, değil mi? Yalan!"

Silas, Lucian’ın yakasından tuttu ve onu havalandırma ızgarasına doğru çekti. Aşağıyı gösterdi.

"Vespera’nın silindiri nefesi temizlemeyecek Lucian. O silindir, Konsey’in ana kontrolünü babasından alıp Vespera’nın zihinsel arayüzüne bağlayacak! Vespera, babasının acımasız sistemini yok etmek istemiyor; o sistemi kendisi olmak istiyor. O silindir takıldığında, Aethelgard halkı unutmaya devam edecek ama bu sefer tek bir kraliçenin, Vespera’nın zihnindeki birer hayalet olarak yaşayacaklar. O, babasından daha tehlikeli, çünkü kendini bir kurtarıcı sanıyor!"

Lucian’ın elleri titredi. Zihnindeki parçalar oturmaya başladı. Vespera... O buz gibi kusursuzluğu, Konsey’i devirmek için hem kendisini hem de Silas’ı kullanmıştı. Silas ise acıdan ve intikam hırsından gözü körleştiği için, halkın ödeyeceği o korkunç bedeli umursamıyordu. İkisi de haklıydı ve ikisi de kesin bir felaketti.

"Ben ikinizin de planını uygulamayacağım," dedi Lucian, Silas’ın elini yakasından sökerek.

"Başka yol yok Lucian!" dedi Silas. "Ya Vespera’nın kölesi olacağız ya da bu şehri acıyla da olsa uyandıracağız! Ben o çocuğu, Vane’i çıkarmak için buradayım. Çarkı takarken Konsey’in dikkatini dağıtmam gerekiyordu, Vane’i bu yüzden buraya getirmelerine izin verdim!"

"Onu bir yem olarak mı kullandın?!" Lucian’ın sabrı tükenmişti. Ceketinin içinden babasından kalan heavy mekanik tabancayı çıkardı ve doğrudan Silas’ın göğsündeki pirinç havalandırma kapağına doğrulttu. "Sen gerçekten değişmişsin Silas. Zihnini silmelerine gerek kalmamış, sen kendi insanlığını o mekanik parçalar uğruna zaten söküp atmışsın."

Silas silahın namlusuna baktı. Yüzünde garip, kırık bir tebessüm belirdi. "Belki de haklısın Lucian. Belki de pas ciğerlerime kadar işlemiştir. Ama Vane’i oradan çıkarmak zorundayız. Çünkü Saat Kulesi’nin çanları çalmaya başladı bile."

Tam o sırada, laboratuvarın ağır çelik kapıları büyük bir gürültüyle açıldı. İçeriye, gümüş zırhlar giymiş Konsey muhafızlarının önünde, sırtında ince kablolardan oluşan devasa bir bacak mekanizması süzülen Kontes Vespera girdi. Sol protez gözü, havalandırma şaftına doğru kilitlendi.

"Aşağı inin, baylar," dedi Vespera’nın sesi, laboratuvarın tavanında yankılanarak. "Zaman doldu. Perde kapanıyor."

Bölüm sonu

1 yorum