İçeriğe geç

Aethelgard

Bölüm 3 · 4 dk okuma

Aethelgard

Bölüm 3

Çarkların Gölgesinde İhanet

Sektör 7’nin nemli ve sıcak havası, iki eski dostun arasındaki soğuk sessizliği eritmeye yetmiyordu. Duvarlardan sızan yoğunlaşmış su damlaları, sıcak paslanmaz çelik boruların üzerine düşerek cıslayan kavisli buhar izleri bırakıyordu. Lucian, Silas’ın yüzündeki yanık izlerine ve sol gözünün yerini alan o donuk, mekanik lenslere bakarken zihnindeki eski anıları birer birer tazelemeye çalıştı. Bir zamanlar Aethelgard Akademi’sinin en parlak zihni olan, teorik mekanik ve nöro-biyoloji alanında çığır açan Silas... Şimdi bir kanalizasyon labirentinde, makineyle eti birbirine kaynaştırmış bir hayalet gibi dikiliyordu.

Lucian ceketinin içindeki titreşim tabancasını tutan elini gevsatmedi. "Onu durdurmak mı?" diye sordu, sesi tünelin metalik yankısında sert bir ton kazandı. "Silas, beş yıl boyunca neredeydin? Konsey seni tutukladığında senin için Akademi’nin önünde barikatlar kurduk. Zihnin silindi sanıyorduk! Şimdi ortaya çıkıp bana şehrin kıyametinden bahsediyorsun ve üstelik bunu O'nun, Kontes Vespera’nın aracılığıyla yapıyorsun."

Silas derin bir nefes aldı. Göğsündeki pirinç havalandırma kapakçığı, buhar püskürterek hafifçe açılıp kapandı. "Vespera... Konsey Başmühendisi’nin kızı," dedi Silas, bakışlarını sokağın sonundaki karanlık menfezlere kaydırarak. "Ona güvenebileceğini düşünme Lucian. O sadece babasının kurduğu bu meşum imparatorluğu kendi yönetmek istiyor. Ama şimdilik çıkarlarımız örtüşüyor. Saati sana ulaştırmasını ben sağladım, çünkü Konsey'in muhafızları beni adım adım izliyor. Senin atölyen ise... hâlâ şehrin gözünde zararsız bir antika dükkanı."

Silas mekanik kolunu havaya kaldırdı. Metal parmaklar birbirine sürtünerek ince, tiz bir frekansta öttü. Tünelin tavanındaki kalın kablo demetleri titremeye başladı.

"Pirinç Nefesi’nin ne olduğunu sanıyorsun Lucian?" dedi Silas, adımlarını Lucian’a doğru atarak. "Halk onun kömür isi ve buhar olduğunu sanıyor. Oysa o gaz, insan beynindeki nöronlar arasına yerleşen mikroskobik kristal parçacıkları içeriyor. Yıllardır soluduğumuz her nefes, beynimizi Büyük Saat’in ürettiği düşük frekanslı dalgalara açık hale getirdi. Cumartesi günü saat yüzüncü yılını vurduğunda, kuledeki devasa rezonatör aktifleşecek. Ve o kristaller, her Aethelgardlı’nın hafızasını tek bir komutla sıfırlayacak. İnsanlar kim olduklarını, ailelerini, geçmişlerini unutacaklar. Konsey, tamamen itaatkar, geçmişi olmayan kölelerden oluşan kusursuz bir toplum yaratacak."

Lucian dehşetle donakaldı. Göğsündeki sıkışma hissi Pirinç Nefesi’nden değil, gerçeğin ağırlığındandı. Dükkanına gelen hastaların, hafızası silinmiş işçilerin yüzleri gözünün önünden geçti. Bu sadece münferit bir bastırma politikası değildi; bu, insan doğasına karşı yapılmış devasa bir mekanik müdahaleydi.

"Küp..." dedi Lucian, elini şakaklarına götürerek. "Küpün içindeki kristal çark... O nedir?"

"O, Büyük Saat’in ana frekansını nötralize edebilecek tek şey: Prototipten kalma bir çark frekans kesici," dedi Silas. "Ama onu kuledeki çekirdeğe yerleştirmek için iki kişiye ihtiyaç var. Biri sinyal kanalını manuel olarak keserken, diğeri ana dişliyi kilitlemeli. Tek başıma yapamam. Bu yüzden sana geldim."

Tam o sırada, tünelin derinliklerinden metalin metale çarpma sesi yükseldi. Ağır, ritmik ve mekanik adımlar.

CLANG. CLANG. CLANG.

Tüneli aydınlatan gaz lambaları birer birer sönmeye başladı. Karanlığın içinden, pirinç kaplamalı yüksek zırhları ve yüzlerinde göz yerine tek bir kırmızı lens bulunan iki devasa siluet belirdi. Bunlar Konsey’in "Mekanik Bekçileri"ydi; buhar basıncıyla çalışan, acı hissetmeyen, emirlere harfiyen uyan insansız muhafızlar.

"Bizi buldular," dedi Silas kısık bir sesle. Mekanik kolunun dirsek kısmı geriye doğru kaydı ve içinden yüksek basınçlı bir buhar bıçağı dışarı fırladı. "Vespera bizi yem olarak kullandı. Konsey’e yerimizi sızdırmış olmalı!"

Bekçilerden biri, elindeki devasa pnömatik mızrağı hızla ileriye doğru savurdu. Mızrağın ucu, Lucian’ın başının hemen yanındaki tuğla duvarı patlatarak moloz yığınına çevirdi. Lucian refleksle ceketinin altındaki titreşim tabancasını çekti. Tetiğe bastığı an, silahtan çıkan yüksek frekanslı ses dalgası ilk bekçinin göğsündeki cıvalı basınç göstergesine çarptı. Cam patladı, içerideki basınçlı gaz ıslık çalarak dışarı püskürdü. Bekçi dengesini kaybedip geriye doğru sendeledi ama düşmedi.

"Sinir sistemleri yok Lucian! Titreşim silahı onları durdurmaz!" diye bağırdı Silas. Mekanik kolundaki buhar bıçağını ikinci bekçinin eklem yerine sapladı. Kıvılcımlar karanlık tüneli aydınlatırken, yoğun bir yağ kokusu etrafı kapladı.

"Merkez boruyu patlatmamız lazım!" diye karşılık verdi Lucian. Gözü, tünelin tavanından geçen yüksek basınçlı buhar hattına kaydı. Tabancasının frekansını en yüksek seviyeye ayarladı. Silah elinde aşırı ısınmadan dolayı titriyor, pirinç gövdesi parmaklarını yakıyordu. Lucian hedef aldı ve doğrudan buhar vanasının kilidine ateş etti.

Görkemli bir patlamayla birlikte ana boru yarıldı. 300 derece sıcaklıktaki beyaz buhar bulutu, tüneli bir anda cehenneme çevirdi. Mekanik Bekçiler’in optik lensleri yoğun buhar ve sıcaklıkla anında işlevini yitirdi; içlerindeki dişliler genleşerek kilitlendi ve makineler metalik çığlıklar atarak olduğu yere yığıldı.

Silas, Lucian’ın kolundan tutarak onu geriye doğru çekti. "Buradan gitmeliyiz! Yeraltı su kanallarına çıkan bir havalandırma şaftı var!"

İkili, buharın ve söken harabelerin arasından geçerek tünelin sonundaki dar bir ızgaraya doğru koştu. Silas mekanik kolunun gücüyle paslı demir ızgarayı söküp attı. Aşağıda, Aethelgard’ın atık sularını taşıyan coşkulu bir nehir gürültüyle akıyordu.

"Şimdi ne olacak?" diye sordu Lucian, arkalarından gelen diğer bekçilerin adım seslerini duyarken.

Silas, gözlerindeki mekanik merceği Lucian’a çevirdi. Mercek büzülüp genişleyerek odağını ayarladı. "Şimdi, atölyene döneceksin Lucian. Çırağın Vane’i kontrol et. Ve Tanrı aşkına, o küpü yanından ayırma. Yarın gece yarısı, Titanyum Teraslar'ın altındaki eski saat deposunda buluşacağız. Eğer gelmezsen... Aethelgard bu pazarı hatırlayan kimse olmadan karşılayacak."

Silas başka bir açıklama yapmadan kendisini karanlık ve buz gibi sulara bıraktı. Lucian ise bir saniye bile tereddüt etmeden şaftın tırmanma merdivenlerine sarıldı ve yukarıya, şehrin isli yüzeyine doğru tırmanmaya başladı.

Şehrin sokaklarına çıktığında gece yarısı çanları çalmaya başlamıştı. BUM. BUM. BUM.

Her vuruş, Lucian’ın göğsünde bir geri sayım gibi yankılanıyordu. Ancak Gümüş Çark Sokağı’na geldiğinde Lucian’ın kanı dondu.

Atölyesinin kapısı kırılmış, içeriye gaz lambalarının ışıkları saçılmıştı. Dışarıda Konsey’in siyah armalı iki buhar faytonu duruyordu. Ve kapının önünde, yerde... Vane’in kırık gözlüğü duruyordu.

Bölüm sonu

3 yorum