İçeriğe geç

Aethelgard

Bölüm 2 · 3 dk okuma

Aethelgard

Bölüm 2

Bakır Dişlilerin Fısıltısı

Pirinç küpten yayılan ses, atölyenin taş duvarlarında yankılanıp kaybolurken içeride ağır bir sessizlik hüküm sürdü. Vane, dehşet dolu gözlerle masanın üzerindeki kutuya bakıyor, elindeki temizleme bezini sıkmaktan parmak boğumları beyazlaşıyordu. Lucian ise hareketsizdi. Beş yıldır zihninin derinliklerine gömdüğü, yok saymaya çalıştığı bir hayalet, tek bir cümleyle fırtına gibi geri dönmüştü.

"Usta..." dedi Vane, sesi çatlayarak. "O... o ses Silas ustanın sesi miydi gerçekten? Ama Konsey onun bellek çarklarını söktüklerini söylemişti!"

"Konsey, halkın neye inanmasını istiyorsa onu söyler Vane," dedi Lucian. Yavaşça tezgaha yaklaştı. Parmakları, sıcak pirinç yüzeyin üzerinde gezindi. Kutunun köşelerindeki ince bağlantı noktaları, sıradan bir kilit mekanizmasına benzemiyordu. Bunlar, insan nöronlarının mikro dizilimini taklit eden biyo-mekanik bağlantılardı. Silas ile gençliklerinde Aethelgard Akademi’sinde üzerinde çalıştıkları, fakat Konsey'in "tehlikeli ve yıkıcı" bularak yasakladığı zihinsel iletkenlik projesi...

Lucian, tezgahın altındaki çekmeceden ince, gümüş uçlu bir büyüteç ve küçük bir inceleme pensesi çıkardı. Protez gözlü kadının bıraktığı bu düzenek, sadece bir mesaj değil, aynı zamanda bir kilitli kasaydı.

"Gözlerini kapat Vane ve havayı soluma," diye emretti Lucian.

Penseyle küpün sağ üst köşesindeki minik çarka hafifçe bastırdı. "Çıt" diye bir ses duyuldu. Küpün kenarlarından dışarıya mavi, hafif kokulu bir gaz sızdı. Bu, hafızayı silen Pirinç Nefesi’nin aksine, yüksek konsantrasyonlu bir sentetik nöro-iletkendi. Gaz, Lucian’ın yüzüne çarptığı an, vizyonu titredi. Atölye bir anlığına ortadan kayboldu; yerine devasa, çelik sütunların yükseldiği, gökyüzünün kömür karası değil, saf elektrik mavisiyle parladığı eski Aethelgard belirdi.

Vizyon saniyeler içinde dağıldığında Lucian derin bir nefes alarak sendeledi. Küpün üst kapağı bir nilüfer çiçeği gibi dört bir yana açılmıştı. İçinde, cıva dolu şeffaf bir kapsülün ortasında askıda duran, mikro boyutta bir kristal çark dönüyordu.

"Bir koordinat," diye mırıldandı Lucian. Kristal çarkın yüzeyine kazınmış mikroskobik sayılara bakıyordu. "Yeraltı İletim Tünelleri... 7. Sektör, Basınç Odası."

"Usta, gidiyor muyuz?" Vane’in sesinde korkudan ziyade garip bir merak peydah olmuştu.

"Sen burada kalıyorsun Vane. Dükkanı kilitle, ocağı söndür ve ben dönene kadar kimseye kapıyı açma. Eğer gece yarısına kadar dönmezsem, tezgahın altındaki gizli bölmeyi aç ve içindeki defteri yakın. Tek bir sayfasını bile Konsey muhafızlarına kaptırmayın."

Lucian, tezgahın üzerindeki deri paltosunu sırtına geçirdi. Ceketinin iç cebine hafif, bronz kaplama mekanik tabancasını yerleştirdi. Bu silah mermi atmıyordu; hedefin sinir sistemine yüksek frekanslı titreşimler göndererek zihinsel mekanizmasını geçici olarak kilitliyordu.

Atölyeden çıktığında Aethelgard’ın gecesi her zamankinden daha ağırdı. Şehrin üst katmanlarını taşıyan devasa demir sütunlar, yüksek basınçlı buharın etkisiyle inliyor, sokak lambalarının gaz ateşi sisin içinde turuncu leker halinde süzülüyordu. Lucian, Yukarı Şehir’in debdebesinden uzaklaşarak Aşağı Şehir’in, yani "Çark Altı"nın derinliklerine doğru ilerledi.

Aşağı Şehir, makinelerin kalbiydi. Burada hava o kadar sıcaktı ki ter cildinizde kurumadan is tabakasına dönüşürdü. Devasa buhar pistonları her on saniyede bir top güreşini andıran bir gürültüyle inip kalkıyor, şehre güç sağlıyordu. Lucian, paslı demir merdivenlerden aşağıya, 7. Sektör’ün karanlık labirentlerine indi.

Gözlerini kapatıp dinledi. Şehrin gürültüsü burada değişiyordu. Bu sadece makinelerin sesi değildi; duvarların arkasındaki borulardan akan yüksek basınçlı suyun ve cıvanın fısıltısıydı.

"Eski bir alışkanlık, değil mi Lucian?"

Karanlığın içinden gelen sesle Lucian durdu. Elini hemen ceketinin içine, tabancasına uzattı.

Buhar bulutunun içinden bir siluet belirdi. Siyah pelerinli, protez gözlü kadın değildi bu. Yüzünün yarısı ağır yanık izleriyle kaplı, sol kolu tamamen pirinç ve çelikten yapılmış mekanik bir protezden ibaret olan bir adamdı. Yıllar, adamın yüzünü tanınmaz hale getirmişti ama gözlerindeki o hırslı, keskin bakış değişmemişti.

"Silas..." dedi Lucian. Sesi tünelin yankısında kayboldu.

"Bana artık o isimle seslenmiyorlar," dedi adam, mekanik kolunun parmaklarını birer piston gibi oynatarak. "Konsey zihnimi sildiğini sanıyordu Lucian. Ama unuttukları bir şey vardı: Bir saat ustası, kendi zembereğini nasıl kuracağını her zaman bilir. Hatıralarımı beynimde tutmadım. Onları şehrin damarlarına, bu borulara yükledim."

Silas adım adım yaklaştı. Mekanik kolunun içinden küçük, gümüş bir anahtar dışarı uzandı.

"Kontes sana ulaşmış," dedi Silas. "Zamanımız daralıyor. Konsey’in 'Büyük Saat' dediği şey aslında bir zaman ölçer değil. O, Aethelgard’daki herkesin zihnini tek bir frekansta birleştirecek devasa bir silme mekanizması. Bu cumartesi, Saat Kulesi yüzüncü yılını vururken, şehirdeki herkes sadece bugünü değil, kim olduğunu da tamamen unutacak. Ve ben... bunu durdurmak için senin elindeki o saata ihtiyacım var."

Bölüm sonu

1 yorum