Ertesi sabah okulun kapısından içeri girdiğimde ilk yaptığım şey istemsizce koridora bakmak oldu.
Kendime kızdım.
“Ne yapıyorum ben?”
Daha adını bile bilmiyordum.
Arkadaşım koluma girdi.
“Sen kimi arıyorsun?”
“Kimseyi.”
“Emin misin?”
“Evet.”
Tam o sırada koridorun diğer ucunda onu gördüm.
Dün gördüğüm çocuk.
Bu kez yanında iki arkadaşı vardı. Bir şey anlatıyor, arada gülüyordu. Sonra başını kaldırdı.
Göz göze geldik.
Bir saniye.
İki saniye.
Bu kez gözlerini kaçırmadı.
Ben de kaçırmadım.
Arkadaşım yüzüme baktı.
“Tamam.”
“Ne tamam?”
“Hiç.”
“Bir şey söyleyeceksen söyle.”
“Dün de bu çocuk sana bakıyordu.”
“Bana bakmadı.”
“İrem.”
“Ne?”
“Ben kör değilim.”
Gülmemek için dudaklarımı birbirine bastırdım.
“Belki tanıdık gelmişimdir.”
“Tabii. Kesinlikle.”
Arkadaşımın ses tonundan ona hiç inanmadığı belliydi.
Ben daha cevap veremeden çocuk arkadaşlarından ayrılıp koridor boyunca bizim tarafa doğru yürümeye başladı.
Yaklaştıkça kalbim gereksiz yere hızlandı.
Yanımızdan geçeceğini düşünüyordum.
Ama geçmedi.
Tam önümde durdu.
“Günaydın.”
Bir an ne diyeceğimi şaşırdım.
“Günaydın.”
Dün ilk defa konuştuğumuzda olduğundan daha rahattı.
“Bugün öğretmen değişmedi, değil mi?”
Güldüm.
“Sen hâlâ onu mu düşünüyorsun?”
“Dün bayağı kötü duruma düştüm.”
“Niye?”
“Çünkü gerçekten bilmiyordum.”
“Ben de bilmiyordum.”
“Sen eminmiş gibi söyledin ama.”
“Ben emin olduğumu söylemedim.”
“‘Sanırım evet’ dedin.”
“Sanırım demek emin olmak demek değil ki.”
Başını salladı.
“Doğru.”
Sonra birkaç saniye sessiz kaldı.
“Bu arada…”
“Efendim?”
“Dün yarım kalan bir şey vardı.”
Kaşımı kaldırdım.
“Ne?”
“Adını söylemedin.”
Gülümsemem istemsizce yüzüme yayıldı.
“Sen de sormadın.”
“Şimdi soruyorum.”
Bir an bekledim.
“İrem.”
Adımı tekrar etti.
“İrem.”
Nedense ismimi onun ağzından duymak garip gelmişti.
“Senin?”
“Ben…”
Tam söyleyecekken arkasından biri seslendi.
“Oğlum, sınıfa gelmiyor musun?”
Çocuk arkasına baktı.
“Geliyorum.”
Sonra tekrar bana döndü.
“Benim adım…”
Arkadaşı yeniden seslendi.
“Abi hoca geliyor!”
Çocuk hafifçe güldü.
“Bunu yarın söyleyeyim.”
“Niye yarın?”
“Çünkü şimdi gitmezsem hoca beni kapıda bırakacak.”
“Belki adını söylemek istemiyorsundur.”
“Yok.”
Bir adım geri çekildi.
“Yarın söyleyeceğim.”
“Tamam.”
“Unutma.”
“Unutmam.”
Gülümsedi ve arkadaşlarının yanına gitti.
Arkadaşım hemen yanıma geldi.
“Şaka yapıyorsun.”
“Ne?”
“Çocuk adını söylemeden gitti.”
“Evet.”
“Ve sen de yarını bekleyeceksin.”
Omuz silktim.
“Ne yapayım?”
“Bence çocuk bunu özellikle yaptı.”
“Belki.”
“Kesinlikle.”
Sınıfa girdik.
Ders boyunca birkaç kez telefonuma baktım ama hiçbir bildirim yoktu.
Teneffüs olduğunda koridora çıktım.
Onu göremedim.
Bir süre arkadaşlarımla konuşurken sınıfın kapısının önünden geçti.
Beni gördü.
Durdu.
“İrem.”
“Efendim?”
“Bir şey soracağım.”
“Yine öğretmenle ilgiliyse bilmiyorum.”
Güldü.
“Yok.”
Yanıma biraz yaklaştı.
“Sen hangi sınıftasın?”
Sınıfımı söyledim.
“Ciddi misin?”
“Niye?”
“Benim sınıf da hemen şurada.”
Koridorun karşı tarafını gösterdi.
“Yani aslında birbirimize bayağı yakınmışız.”
“Öyle görünüyor.”
“Dün seni ilk defa görmüştüm sanıyordum.”
“Ben de seni.”
“Demek ikimiz de yanılmışız.”
“Belki.”
Bu kez gülümseyen oydu.
“Sen hep böyle misin?”
“Nasıl?”
“Her şeye ‘belki’ diyorsun.”
“Belki.”
Bir an bana baktı.
Sonra başını eğip güldü.
“Tamam. Bunu sevdim.”
“Beni daha tanımıyorsun ki.”
“Tanımaya çalışıyorum zaten.”
Cümlesi havada birkaç saniye asılı kaldı.
Ben cevap vermeden önce zil çaldı.
“Ders,” dedim.
“Evet.”
Bir adım geri çekildi.
“Bu sefer gerçekten söyleyeceğim.”
“Ne?”
“Adımı.”
“Bak, yine unutursan artık merak etmeyeceğim.”
“Unutmam.”
Sınıfına doğru giderken arkasını dönüp bir kez daha baktı.
“Görüşürüz, İrem.”
“Görüşürüz.”
Sınıfa girdiğimde arkadaşım bana baktı.
“Ne dedi?”
“Hiç.”
“İrem.”
“Gerçekten.”
“Yüzünden belli.”
Gülümsedim.
“Adını hâlâ bilmiyorum.”
Arkadaşım kahkaha attı.
“Bu çocuk seni özellikle merakta bırakıyor.”
Telefonumu sıranın üzerine koydum.
Tam o sırada ekranım aydınlandı.
Yeni takip isteği.
Hesaba baktım.
Profil fotoğrafı yoktu.
Kullanıcı adı da anlamsız harflerden oluşuyordu.
Ama biyografisinde tek bir şey yazıyordu:
“Belki.”
Bir süre ekrana baktım.
Sonra istemsizce gülümsedim.
Demek gerçekten tesadüf değildi…

