Okulun kapısından içeri girdiğimde koridor her zamanki gibi kalabalıktı. Çantamı omzuma geçirip arkadaşlarımın yanına doğru yürürken, birkaç metre ileride birinin bana baktığını fark ettim.
Başımı kaldırdım.
Koyu saçlı, sade giyinmiş, biraz dağınık saçları olan bir çocuktu. Bakışlarımız bir saniyeliğine kesişti. Ben kaşımı hafifçe kaldırınca hemen başka tarafa baktı.
“Kimdi o?” diye içimden geçirip yürümeye devam ettim.
Bir süre sonra sınıfa girmeden önce arkadaşımın yanına uğradım. Tam o sırada aynı çocuk koridorun diğer ucundan geldi. Yanımdan geçerken yavaşladı.
“Şey… Bu sınıfın öğretmeni bugün değişmiş miydi?” diye sordu.
“Sanırım evet,” dedim.
“Emin misin?”
Gülümsedim. “Hayır.”
Bir an ikimiz de güldük.
Sonra arkadaşları yanına seslendi ve o uzaklaştı. Ben de sınıfa girdim ama birkaç dakika sonra hâlâ o kısa konuşmayı düşünüyordum.
Teneffüste telefonumu açtığımda bir bildirim geldi.
Tanımadığım bir hesap profilime bakmıştı.
Tesadüf müydü, bilmiyordum.
Ama koridorda tekrar karşılaştığımızda bu kez gözlerini kaçırmadı.
Ben de küçük bir gülümsemeyle karşılık verdim.
Ve o gün, eve giderken aklımda kalan şey onun adı değil, “Acaba yarın yine karşılaşır mıyız?” sorusuydu.

