Yaklaşık 1 saat sonra bir benzinlikte durmak zorunda kaldık. Çünkü Akın'ın işi olduğu için. Hepimiz benzinlikte durduk bekliyorduk. Ben de küçük markete girip hepimize içecek aldım ve yanına küçük atıştırmalık aldım. Akın'ın işi de bittikten sonra tekrar yola devam ettik. Toplam da 9 saatimiz kalmıştı ve Onur ile yarı yarıya sürmeye karar vermiştik.
Onur "Eee böyle susacak mıyız Tutku konuşalım sıkıldım ben."
"Valla bende sıkıldım ama ne konuşacağız-"
Tam o sırada telefonum çalıyordu. Telefona baktığımda bilinmeyen bir numaraydı.
"Kim bu şimdi?" Telefonu açtım.
Tutku:Alo?
Bilinmeyen N.: Naber Tutkucuğum?
Tutku:SEN!
Bilinmeyen N.:Hemen tanıdın beni aferin sana.
Arabayı ani frenle durdurdum. Onur yüzüme ne oluyor diye bakıyordu.
Tutku:BORA! Ne istiyorsun benden!
Bora:Seni istiyorum güzelim.Hem sana ailen ilgili birşey diyeceğim.
Tutku:Ne diyorsun lan!
Telefonu yüzüne kapattım. Telefon numaramı nereden bulmuştu! Nereden olacaktı şirketten. Arabayı durdurmuştum ve Gökçegil de durmuştu.
Onur "Tutku neler oluyor?"
Yüzüne bakarak "Bilmiyorum Onur ama bu şerefsiz kafalıyı gününü göstereceğim."
Sinirlenmiştim hem de çok. Gökçegil arabadan inip yanımıza geliyordu. Arabadan sinirle çıktım. Kenara geçtim ve yanıma sadece Gökçe geldi.
"Tutku neler oluyor?"
"Ne olucak şerefsiz kafalı Bora aradı!"
Bana sarıldı ve bende ona sarıldım. Bu kıza her sarıldığımda tüm dertlerim bitiyordu. Geri çekildim ve "Neyse hadi boşverin gidelim."
Ben şoför koltuğuna oturacakken Onur benden öncelik yaparak oraya geçti. Birşey demedim açıkçası. Çünkü kontrolü elimden gidebilirdi. Bende diğer tarafa oturdum. Gözlerimi kapattım ve uyumaya çalıştım.
Birisi beni dürtüyordu. Gözlerimi açtığımda beni dürten Onur'du.
"Ne oldu? Geldik mi?"
Başını evet anlamında salladı. Yerimde doğruldum ve en son geçen yaz buraya gelmiştik. Arabadan indim ve evin kapısını açtım. İçeri bavulları taşıdık.
Kendimi yorgun hissediyordum. 5-6 saat uyusamda üstümde bir ağırlık vardı sanki. Hemen koltuğa oturdum ve diğerleri de koltuğa oturdu.
Gökçe "Evde birşeyler yok o yüzden markete gitmemiz gerekiyor."
"Evet doğru söylüyorsun ama ben biraz kendimi kötü hissediyorum ben gelemeyeceğim siz gidin."
Gökçe telaşlanarak yanıma geldi ve alnıma baktı. "Biraz ateşin var Tutku. Başka bir yerin ağrıyor mu?"
Kafamı hayır anlamında salladım ve koltuğa uzandım. Onlar kendi aralarında kim markete gidecek diye konuşurken bende yarı gözlerim açık yarı kapalı şekilde onları dinliyordum.
Onur beni yalnız bırakmadığı için gitmek istemedi. Ben ne kadar gerek olmadığını söylesem de dinletemedim. Akın,Efe ve Gökçe markete gittiler ve Onur ile evde tek başımıza kaldık.
"Tutku iyi misin?"
Kafamı hayır anlamında salladım. Her kötü olduğumda yanı başımda hep Onur'u bulurdum. Ne zaman hastalansam ne zaman yaralansam hep o olurdu başımda. Ve şimdi de öyleydi ama bu sefer ki kötü hissetmem hem son zamanlarda yaşadıklarım hem de kendime dikkatli bakmamamdı sanırım.
"Onur senden birşey isteyebilir miyim?"
"Söyle bakalım ne isteyeceksin?"
"Yanıma gelir misin? Sen yanımda olunca iyi hissediyorum da."
Onur gülümseyerek yanıma geldi ve başımı omzuna koydu.
"Hatırlıyor musun? Bu evde ne çok anılarımız oldu?"
Bana gülerek "Evet özellikle bir tanesi var ki..."
Bende zorla gülümseyerek "Beni havuza attığınız mı?"
Onur büyük bir kahkaha atarak "Evet. Sen bizden kaçıyordun. Bir dakika neden kaçıyordun bizden?"
Gülerek "Senin bir eşyanı kurcalamıştım. Şey ama ımm neydi kızın ismi. Heh Elif... Elif'in sana yaptığı o çirkin ama sana güzel olan yaptığı bir tane defterdi. Onu kurcalamıştım hatta yanlışlıkla suya düşürmüştüm. Bir de ben haklı çıkmıştım. O kız hiçte iyi biri değildi demiştim ve sende bunu görmüştün!"
"Aaa evet oydu. Sen haklıymışsın ben aşkımdan kör olduğum için gerçek yüzünü görememiştim. Neyse sen onu atınca tabi bende sinirlenmiştim. Akın ve Efe de benimle iş birliği yapıp seni kovalamıştık ve en sonunda havuza atmıştık seni."
Gülümseyerek "Evet öyle olmuştu. Biliyor musun keşke o zamanlara yeniden dönebilsek beni havuza attığınız güne,ilk bisiklet sürmeye başladığımız güne, beraber ilk yaptığımız pastaya tabii ne kadar çok pasta dersek artık sonra sana çok büyük bir şaka yapmıştık o güne."
"Sakın o günden bahsetme çok kötü hissetmiştim. Ya bildiğiniz beni bağladınız kafamda kek yaptınız ya..."
"Eee intikam bizde böyle alınır koçum." Konuşurken gözlerim kapanıyordu ve uyumaya başladım.
Yine kolumun dürtülmesiyle uyandım. Gözlerimi açtığımda karşımda Gökçe vardı.
"Hadi uyan bakalım sana çorba yaptım sonra da ağrı kesicini iç."
En sevdiğim çorbadan yapmıştı. Mercimek çorbası... Onu görünce gözlerimi daha çok açarak bakıyordum.
"Ben mi içireyim yoksa kendin mi içersin?"
Gökçe'ye ters ters bakmaya başladım. "Ben bebek değilim! O yüzden kendim içebilirim küçük hanım."
Gökçe gülmeye başladı ve bende çorbanın lezzetini çıkara çıkara içiyordum. Arkadan Onur,Efe ve Akın geldi karşımızda ki koltuğa oturdular.
Hepsi de çorba içişime bakıyordu. Bunu fark ettim ve "Ne bakıyorsunuz? Hiç mi çorba içen biri görmediniz?"
Akın gülerek "Valla gördükte hiç bu kadarını da görmedik."
Bakışlarımı Efe ve Onur'a çevirdim. İlk konuşan Onur oldu. "Valla bende hiç görmedim galiba ama dur! Gördüm. Anlatmamı ister misin Tutku?" Alaycı bir şekilde güldü.
Biraz düşündüm ve sonradan aklıma geldi. Gözlerimi irice açtım ve "Sakın Onur! Bak hastayım demem vallahi döverim seni!"
Gökçe "Anlat Onur anlat merak ettik değil mi?" Efe ve Akın'a baktı ve hevesli bir şekilde evet anlamında kafalarını salladılar. Gözlerimi devirdim ve Onur'a bakıyordum.
Ben hayır anlamında kafamı sallasam da o evet anlamında sallıyordu. Gülerek anlatmaya başladı.
"Ne oldu biliyor musunuz? Biz ikimiz ortak evdeydik tamam mı? Akın ve Efe de hasta olmuşlar odalarındalardı. Uyuyorlardı. Tabii Tutku ne kahvaltı yaptı ne de birşey içti. İki gün boyunca böyle devam etti. Sonra kendiliğinden yemek sipariş etti. Kendine bir sürü yemek almış. İçinde bu çorbadan da var ve mantı da sipariş etmiş. Ama 1 tabak da değil tam 3 tabak. Bir yiyor görmeniz lazım. Bir an nefes almayı unuttu ama yemeye devam etti. Tabii ben ne yaptım hayırlı arkadaş olarak o anı ölümsüzleştirdim."
Bunu bende bilmiyordum! Gözlerimi kocaman açıp Onur'a baktım. "Sen ciddi misin Onur?"
Kafasını evet anlamında salladım.
Akın "O fotoğrafları veya videoyu göstersene Onur! Ne bekliyorsun!"
Onur hevesle telefonunu çıkardı ve hemen ayağa kalktım. Onur bunu fark edince hemen ayağa kalktı ve koşmaya başladı. Onu kovalamaya başladım.
"Eğer onu gösterirsen ecelin olurum Onur!"
"Sen dur bende göstermem Tutku. Hadi dur artık."
"Hayır ulan! Ver o telefonu bana."
Dışarı çıkmıştık. Havuz ile aramızda baya ara vardı. Biz koştururken Gökçe de bunu videoya alıyordu.
"Gökçe sen de başlama! Kapat o telefonu. Hepinizi döverim bak!"
Gökçe gülerek "Üzgünüm Asi Kızım!" Bir yandan Gökçe diğer yandan Onur. Allah'ım sen beni bunları baş belası olarak mı gönderdin.
Nasıl olduysa tam Onur'u yakalayacakken Onur'un üstüne düştüm. İkimiz yere düşmüştük. Altta Onur üstte ben...
"Ver şu telefonu!" Arkadan gülme sesleri geliyordu. Onur ile başımızı çevirdiğimizde 3'ü de bize gülüyordu.
Akın "Biz gidelim isterseniz siz daha iyi sevişirsiniz!"
Ne,ne alaka? Allah'ım gerçekten beni nelerle sınıyorsun?
Onur'a döndüm ve o da diğerlerine bakıyordu. Telefonu hemen aldım. Onur'un üstünden kalkacakken başım döndü. Bu sefer ki diğerlerine göre daha şiddetliydi. Ayağa kalktığım an yere düştüm. Kafamı sert bir şekilde yere vurmuştum.
Yanıma ilk gelen Onur'du. Yavaş yavaş doğrulamaya çalıştım.
Gökçe yanıma koşarak geldi. "İyi misin!"
"Başım aşırı kötü dönüyor. Kafamı kaldıramıyorum Gökçe. Bu normal mi? Tatilin içine de sıçtım. İşte ben buyum! Her zaman işin içine sıçarım!"
Haklıydım. Onlar ne kadar haklı değilsin desede haklıydım! Ben bu dünyaya hep birşeylerin içine sıçmak için doğmuştum.
Gökçe sinirlenerek "Hayır Tutku! Sen hiç birşeyin içine sıçmıyorsun! Sen hep bizim için uğraştın! Hep ilk bizi düşündün öyle değil mi Onur,Akın,Efe yalan mı! Hep bizi düşündü kendini hiçbir zaman düşünmedin!"
Galiba bu seferde haklı olan Gökçe'ydi.
"Özür dilerim beni biliyorsunuz sinirlenince ya da üzülünce hep kendimi düşünmüyorum. Ama sizde beni anlayın lütfen."
Herkes susmuştu. Ne telefondaki video ne de benim hastalığımı unutmuştuk. Akın ilk gelerek hepimiz birbirimize sarılmıştık. Benim için bu 4 kişi çok önemli ve değerliydi.
"Neyse tamam bu kadar duygu sömürüsü yeter kalkın! Hastalığım size de bulaşır ayrılın."
Hepimiz gülmeye başladık. Başım dönmeye devam ediyordu ama onlara söylemek istemiyorum. Hepimizi ayağa kalktık ve salona geçip ilk işim koltuğa yatmak oldu. Gökçe'nin zoruyla ilaç içtim. Gözlerimi açık tutamıyordum ve uyumaya başladım.
(...)
Kolumu birisi dürtüyordu. Gözlerimi açtığımda Gökçe vardı. Yavaş yavaş yerimde doğruldum.
"Ne oldu? Neden beni uykumdan uyandırdın? Ne güzel uyuyordum ben."
"Sakin ol asi kız akşam oldu sen hâlâ uyuyorsun! Gel yemek yiyeceğiz. Sonra yine ilaç içiceksin."
Yüzümü buluşturarak "İlaç mı? Öğh hayır içmem ben onu. Tadı bok gibi."
"Tutku! Küçük çocuk gibi davranma lütfen içeceksin onu hadi ye bakalım yemeğini."
Gözlerimi devirdim ve getirdiği yemeği yemeye başladım.
"Bu kadar yiyebiliyorum." Yemeğin yarısını yemiştim.
Gökçe ters ters bakarak "Ne yedin ki! Neyse ateşin yok Allah'tan. Al bakalım şu ilacı iç kendine gelirsin."
"Bu arada diğerleri nerede? Ortalıkta gözükmüyorlar. "
"Onlar çoktan uyudu. Tâbii sen saati de bilmiyorsun ama saat 23:00."
"Oha o kadar oldu mu ya?" Elimi kafama götürerek kaşıdım.
"Evet sen iyi misin? Benim de çok uykum geldi yatacağım da."
"Tamam sen yat bende bir duş alırım. Benim oda da yat istersen."
"Sen nerede yatacaksın ki?"
"Hadi Gökçe hadi git uyu çok konuşuyorsun."
"Peki iyi geceler asi kız!"
"İyi geceler dünyanın en iyi arkadaşı!" Birbirimize bakarak gülümsedik. Gökçe'nin odama girdiğini duyunca ayağa kalktım. Valizime baktım ama odamda olmalıydı.
Kapıyı tıklattım ve Gökçe gel demişti. İçeri girdim ve eşyalarımı alıp odadan çıktım. Banyoya girdim ve kapıyı kilitledim. Kıyafetlerimi çıkardım ve kendimi suyun altına aldım.
Gözlerimi kapattım ve bir an da olsa aklımda ki olan tüm düşünceleri beynimin içinden attım. Banyomu yaptıktan sonra kıyafetlerimi giyindim. Hava soğuktu. Normaldi aslında Ekim ayının sonundaydık.
Banyodan çıktım. Uykum yoktu. Zaten günümü çoğunlukla uyumakla geçirmiştim. İlk mutfağa geçtim ve kendime kahve yapmaya başladım. Kahve hazır olduğunda yukarıda ki terasa çıktım. Hava hem karanlık hem de soğuktu. Terasta ki salıncağa oturdum ve karşıya bakmaya başladım.Kahvemi içmeye başladım.
"Ne yapacağız şimdi Tutku? Ne yapabiliriz ki şimdi? Araştırma yapsan yine aynı bilgiler yine aynı şeyler. Acaba şimdi herkes uyurken bilgisayardan araştırsam mı? Ne olucak ki?"
Ayağa kalktım ve odama doğru yürüdüm. Odama girdim ve sessizce çantamdan bilgisayarımı aldım. Aldığım an terasa çıktım. Bilgisayarı açtım ve teker teker bakmaya başladım. Her zamanki gibi birşey bulamamıştım. Acaba Cem abi bulabilmişmiydi? Umarım bulmuştur ve onun kim olduğunu öğrenebilirim...
Bilgisayarı kenara koydum ve salıncakta uzanmaya başladım. Telefonum çalmaya başladı. Telefona baktığımda bilinmeyen numaraydı ve bu numara beni önceden de aramıştı. Oydu...
Sinirle gözlerimi kapattım. Aramasını reddettim. Tekrar aradı. Tekrar aradı. Her seferinde reddettim. Aramaya devam edeceğini anladım ve telefonumu sessize alıp ters çevirdim. Gözlerimi kapattım ve uyumaya başladım.
(...)
Yavaşça gözlerimi açtım ve hava aydınlanıyordu. Telefonumu elime aldım ve saat 08.00 'dı. Gözüm bildirimlere kayınca 50 arama ve 20 mesaj vardı. Kimdendi acaba... Yine Bora ne istiyordu benden. Görmezden geldim ve ayağa kalktım. Terastan çıktım sessiz bir şekilde merdivenlerden inmeye başladım ama aşağıdan sesler geliyordu.
"Tutku nerde gördünüz mü?" Konuşan Gökçe'ydi.
Hemen arkasından Akın "Biz dün yattık en son sen görmüştün. Sana ne dedi?"
"Duş alıp salonda yatacağım dedi."
Merdivenlerin son basamaklarına gelirken konuşmaya başladım. "Korkma Gökçe buradayım ve ayrıca ben 3 yaşındaki çocuk değilim."
Hepsininde gözleri bana döndü. Bende görmezden gelerek koltuğa oturdum ve ayaklarımı küçük masaya doğru uzattım.
Gökçe karşıma geçerek "Sen ciddi misin Tutku? Meraktan öldüm."
"Gökçeciğim dün banyo yaptıktan sonra terasa çıktım ve orada oturdum.-"
Lafımı keserek "Sakın terasta uyuya kaldım deme!"
"Şey aslında tam da öyle oldu."
Gökçe kızgın bir şekilde "Kızım senin daha hastalığın geçmedi sen ne diyorsun ya. Biraz kendini korur musun artık?"
"O dediğin şey imkansız ama neyse. Ben iyiyim endişelenme artık."
Bu sefer araya giren Onur oldu. "Nasıl imkansız Tutku. Sen hep bizi koruyorsun ama kendini korumuyorsun. Neden?"
"Off! Arkadaşım biriniz bitiyor diğeri başlıyor ben buyum aaa! Beni tanımıyor musunuz?"
Bu seferde karışan Akın oldu. Yanıma oturdu ve "Tutkus sen neden her zaman bu kadar havalı olabiliyorsun?"
Elimi Akın'ın omzuna attım ve "Ah Akıncığım ben her zaman havalıyımdır biliyorsun. Neyse hadi boşverin ne yapıyoruz bugün?"
Gökçe "İlk kahvaltı yapmamız gerekiyor ve sende yapacaksın hastalığın geçmedi."
"Hayır Gökçe ben iyileştim. Ya ben bebek miyim ya beni düşünmeyin iyiyim ben kaç defa daha söyleyeceğim?"
Gökçe gözlerini devirip mutfağa doğru ilerledi. Efe biz konuşurken odasına çıkmıştı ve Onur da karşımda ki koltuğa oturmuş gözlerini de bana dikmişti.
"Hey neden öyle bakıyorsun?"
"Neden mi? Sence neden olabilir, düşündün mü hiç?"
"Of Onur neden hiçbiriniz de Akın'a benzemiyorsunuz ya! Biraz pozitif olun lütfen!"
Akın gülümseyerek "Evet biraz öyleyimdir."
Ben ve Akın gülmeye başladık. Efe ve Onur da bize ters ters bakıyordu. Bunun üstüne biraz daha kahkaha atmaya başladım.
Yarım saat sonra Gökçe bizi çağırdı. Hepimiz mutfağa doğru ilerledik. Hepimiz sandalyelere oturduk.
Benim önümde kahve vardı. Gülümsedim. Ne kadar bana kızsa da ben dinlemiyordum. Hep burnumun dikine giderdim. Benim için normaldi. Ben babamdan böyle öğrenmiştim ve öğrenmeye de devam edecektim.
Gökçe gülümsediğimi fark ederek "Seni düşündüğüm için değil kahve sıcak olduğu için sana iyi gelir diye yaptım."
Bu davranışını görünce sesli bir şekilde gülerek "Tâbiiki de öyledir Gökçe'm."
Bana ters ters bakarak önüne kahvaltılık alıyordu. Diğerleri de kahvaltısını yapmaya başladı, ben ise sadece kahve içiyordum.
Hepimiz kahvaltımızı bitirdikten sonra masayı topladık. Masayı topladıktan sonra havuza girmeye karar verdik. Hepimiz havuz için getirdiğimiz eşyaları giyinip aşağıya indik.
Evet bu soğukta havuza girecektik.
Elimle havuzun sıcaklığını kontrol ettim ve çok sıcaktı.
"Havuz sizinmiş gibi kullanabilirsiniz. Zaten bunu biliyorsunuz da söyleyeyim dedim. Akın benimle birlikte gelebilir misin?"
Akın "Birşey mi oldu Tutkus?"
"Hayır olmadı içecek getirelim diye söyledim." Bir yandan kaş göz işareti yaptım ve Akın bunu anlamış olmalıydı ki yanıma geldi.
Beraber mutfağa gittik. Gülümseyerek "Senin çok seveceğin şeyi yapacağız."
Akın "Ne yapacağız?"
"Onur,Efe ve Gökçe'yi boş anlarında havuza atacağız. Ama senin burda işin onları oyalamak ve ben de onları iteceğim. Var mısın?"
Akın gözlerini kocaman açarak "Gerçekten mi! Ben varım! Benim görevim nedir komutanım?"
Gülerek "Sakin ol Akın. Ben onlara içecekleri verirken sende havuza gir ve boğulma taklidi yapacaksın ama havuzun kenarında ol ki onları itebileyim hemen havuza atlamasınlar. Planımız bu şimdi içecekleri koyalım da şüphelenmesinler."
Akın kötü adam gülüşü atarak "Şimdi işleri bitti!"
Ben de gülümseyerek içecekleri koydum. İçecekleri bardaklara koyduktan sonra Akın ile beraber dışarı çıktık. 3'ü de koltukta oturuyordu. İçecekleri masaya koydum ve çaktırmadan Akın'a baktığımda havuza doğru gidiyordu ki "Ben ilk havuza gireceğim içeceğimi şimdi içmeyeceğim Tutkus." Dedi
Efe "Oğlum içeceği iç öyle girersin. "
Akın dilini çıkarak "Sanane kardeşim ben şimdi gireceğim!"
Gülümseyerek "Boşver Efe istediğini yapsın."
Akın havuza atladı ve yaklaşık 15 dakika sonra plana başladı. Akın boğulma şakası yaparken Onur gözlerini kocaman açarak "Lan, lan Akın! Akın boğuluyor mu bana mı öyle geliyor!"
Hepimiz baktığımızda boğuluyordu. İlk Onur sonra Efe,Gökçe ve ben gittik. Planımızda konuştuğumuz gibi kenara yakındı. Onur ve Efe ellerini uzatıyordu. Gökçe de onların yanındaydı ve bende arkalarındaydım.
Yavaş bir şekilde yürüyüp 3'ünü de havuza ittirdim. İttirdiğimde çok büyük kahkahalar atmaya başladım ve bana Akın da katıldı. Onur,Efe ve Gökçe olayı daha çözememişti çünkü yüz ifadeleri öyle gösteriyordu.
"Nasıl iyi mi havuz?" Gülerek hala yüz ifadelerine bakıyordum.
Onur sinirle bana ve Akın'a bakıyordu. "Ya siz iyi misiniz ya! Akın senin başının altından çıktı değil mi!"
Akın'ın konuşmasına izin vermeden "Hayır Onur bu sefer yanıldınız planı ben kurdum! Ve gayette çok memnunum. İlk baştaki yüz ifadelerinizi görmeniz gerekiyor!" Hâlâ gülmeye devam ediyordum.
Gökçe ve Efe de bana sinirli bir şekilde bakıyordu. Akın'a baktığımda oda havuzun kenarında durup gülüyordu.
Onur "Sen görürsün Tutku Hanım. Bunun acısı çıkacaktır illaki."
Ben gülerek onlara arkamı döndüm ve koltuğa doğru yürümeye başladım.
Tam o sırada ismimi duydum ve arkamı döndüm. Geç kalmıştım çünkü Onur beni kucağına alıp havuza doğru gidiyordu.
Gülerek "Sen de beni mi atacaksın hiç yakışmadı sana Onurcuk."
Onur "İntikamımı alıyorum Tutkucuk." Dedi ve beni havuza attı. Havuza düştüğümde gülme sesleri geliyordu.
Suyun içinde kaldım bir süre ve sonra suyun yüzeyine doğru çıktım. Hepimiz havuzdaydık.
"Eğlendiniz mi bari? Ama kabul edin en güzel şaka bizimkiydi." Onları sinir etmek için gülmeye başladım.
Gökçe "Sen şimdi görürsün Tutku !" Bana doğru yüzüyordu ve yanıma geldi. Kafamı tutup suyun içine soktu. Ben de vücuduna sarılıp gıdıklamaya başladım ve kafamı bıraktı. Biraz nefessiz kalmıştım ve kafamı hemen çıkardım.
"Nasıl oluyormuş Gökçe Hanım? Benimle bir daha uğraşılmaması gerekiyormuş."
Hepimiz gülmeye başladık ve sağ tarafımdan yüzüme sular geliyordu. Döndüğümde Efe ve Onur bana su atıyordu. Bu seferde sol tarafımdan geliyordu ve oraya baktığımda Gökçe ve Akın vardı.
Gülerek "Bu haksızlık ama! 1'e 4 kişi!"
1'e 4 kişi... Bu bana tanıdık geliyordu. Gökçe'nin kaçırıldığı gün...
Hemen boşverdim ve tam o sırada Onur "Savaşta kaybediyorsunuz Tutku Hanım."
Gözlerimi kısarak hepsine baktıktan sonra "4 kişi olsanız da sizinle savaşabilirim! Önceden de yapmıştım Onur! Asıl siz kaybedeceksiniz!" Gülerek bende onlara su attım ve kenara doğru yüzüyordum. Kenara geldiğimde hemen havuzdan çıktım ve koltuğa doğru koştum.
Arkadan Efe'nin sesini duydum. "Hey kaçıyor! Yakalayın şunu!"
Ben koltuğa oturdum ve üstüme havlumu aldım. Ben oturduğum da hepsi yanıma koşarak geldi. Hepside etrafıma geçerek beni gıdıklamaya başlamıştı. Zorla ellerini ittiriyordum ama olmuyordu ve sonunda konuşarak "Tamam bu kadar yeter lütfen!"
Hepsi de bıraktı ve koltuklara oturdular. Sonra hemen "Ayrıca Akın da benim suç ortağım o da işin içinde ama!"
Gökçe "Ama onu sen çağırdın küçük hanım! İşin lideri sen olduğun için sen daha suçlusun. Öyle değil mi?"
Hepsi de evet anlamında kafalarını salladılar.
"Aman iyi be! Ama ben çok eğlendim keşke videoya alsaydım ya! Off!"
Onur "Hala konuşacak mısın yoksa ceza mı verelim sana?"
"Ceza mı? Ne güzel serinlediniz daha ne istiyorsunuz?"
Gökçe "Tamam neyse ne cezasını çekti. "
Gülerek "Sen beni mi koruyorsun? Ben acıktım bu arada. Yemek söyleyelim mi?"
Hepside ters ters bakıp ortak konuşan Gökçe oldu ve "Biz seni ne zaman doyurabileceğiz ki zaten! Günlerin yemek yemekle geçiyor be kadın! Yeme artık yeme bizi de yiyeceksin diye korkuyorum."
Gülerek "Yani yemek olmazsa sizi yiyemez miyim? Off aç kalırım o zaman." Hepsi yüzüme ciddi misin bakışı atıyordu. "Şaka yaptım şaka. " Gülümsedim ve hepimiz gülmeye başladık.
Gökçe ayağa kalktı ve içeri girdi. Muhtemelen yemek sipariş edecekti ki arkasından Efe de gitti.
Ayaklarımı ortadaki masaya uzattım. Elimi başıma koyarak gözlerimi kapattım. Derin bir nefes alıp verdim. Yanıma birinin oturduğunu hissettim ve gözlerimi açtım. Yanıma Akın ve Onur gelmişti.
"Ne oldu neyiniz var?"
Akın yüzüme bakarak "Asıl senin neyin var Tutkus? Neden üzgünsün?"
Yüzümü önüme doğru döndürdüm ve karşıya bakmaya başladım. "Üzgün değilim Akın. Aklım çok karışık. Hiçbir şey yapamıyorum. O adam kim? Ailemin katili kim? O adam beni nerden tanıyor? Ve şu Bora ailemin ölümünü nerden biliyor? Aklım da bir sürü soru var ve ben bunların cevabını bulamıyorum."
Onur "Bora senin ailenin ölümü hakkında birşey mi dedi?"
"Birşey demedi ama birşeyler biliyor gibi. Çünkü bana kaç defa ailenin ölümünü merak etmiyor musun diyip duruyor?"
Bu kez Akın "Gerçekten mi? Ama o nerden bilebilir ki yani seni daha yeni gördü yeni tanıyor sayılır."
"Evet ama bende bilmiyorum ve o gerçekten birşeyler biliyor ve bunu öğrenmem lazım. Ama ortada hiç bir s*k yok!"
Akın elini sırtıma koyarak " Üzülme Tutkus bulacağız kardeşim ve o her kimse cezasını vereceksin."
Onur da konuşmaya başladığında onlara bakmaya başladım. "Evet Tutku o her kimse bulacağız ve cezasını çekicek."
Zorla gülümseyerek sessizce "Belki de ayaklarına gitmek gerekiyordur." Sonra onların duyabileceği şekilde "Umarım buluruz umarım."
Sonra kimse konuşmadan sessizce oturduk. Yarım saat sonra Efe ve Gökçe yanımıza geldi.
Gökçe "Ne oldu?"
"Bir şey yok biraz yorulduk öyle oturuyorduk. Ne sipariş ettiniz?"
Efe "Pizza sipariş ettik. Sen seviyorsun diye."
Olanları boş vermeye çalışıp gözlerimi sevinçle açıp "Gerçekten mi?" Dedim.
Gökçe kafasını evet anlamında salladı ve yemekleri ortaya koydu.
Biraz öne doğru gittim ve bir dilim pizza aldım. Kocaman bir ıssırık aldığım da bana bakıyorlardı. Ağzımdaki lokma bitmeden "Sizde yesenize. Neden bakıyorsunuz?"
Hepside aynı anda pizzalarını alıp yemeye başladı. Yemek bittikten sonra etrafı topladık ve üzerimizi değiştirdik. Değiştirdikten sonra hep beraber terasa çıktık. Saat 19:00'a geliyordu. Güneş tam batmak üzereydi. Akın, Efe ve Gökçe büyük minderlerin üzerine Onur ile ben de salıncağa oturduk.
Sessizliği Akın bozdu. "Hadi bir oyun oynayalım. Ne dersiniz?"
Gökçe "Ne oyunu Akın?"
Akın "Herkes sırasıyla geçmişte ki anılarını anlatsın. Nasıl ama?"
Efe Akın'ın kafasına vurarak " Lan oğlum zaten beraber büyüdük hepimiz herşeyi biliyoruz zaten."
Gökçe Efe'ye bakarak "Ama ben bilmiyorum o yüzden oynayalım lütfen."
Efe kafasını tamam anlamında salladı ve ilk anlatan Akın oldu. "Kaçıncı sınıftık heh 5. sınıftı tamam hatırladım. 5.sınıfın ilk günüydü ve biz o zamanlar Efe,Onur ve Tutku ile daha tanışmamıştık. Sınıfa girdim ve en arka da Tutku ile Onur oturuyor. İkisi de öylece sınıftakilere bakıyor ama nasıl bi bakış. Tam bir sizi öldüreceğim bakışıydı. Bende onların önüne oturdum. Çantamı koydum işte neyse yanıma bir tane dangalak geldi. Kim bu işte şu yanımda oturan kişi. Bana 'Oroso benom yerom kolk ordon.' Demişti. Bende 'Yanıma otur ne olucak.' Dedim. Tam o sırada hoca geldi ve oturmak zorunda kaldı. Tanışmaya başladık. Sıra arka dörtlü yani bize geldi. Ben anlattım. O zaman ailem yoktu benim. Neyse oturdum arkama ve yanıma baktığımda bu üçü bana bakıyor. Sonra Efe,Onur ve Tutku anlattı. Hepimizin de ailesi yoktu ve onu öğrendik. Ders bitti biz 4'ümüz oturuyoruz diğer herkes konuşuyor. Kimse de bizle muhatap olmuyor. Tâbi bunlar konuşmuyor ben yana doğru döndüm ve 'Ben Akın. Az önce de duydunuz ama söylemek istedim. Tanışalım mı?' dedim. Onur bana ters bir bakış attı ama sonradan Tutku kolunu tuttu ve 'Tanışalım. Ben Tutku.' dedi. Sonra Efe ile Onur da söyledi. Biz herşeyi beraber yapıyoruz böyle. Tâbi o zaman bizi görmen lazım prime dönemimiz bizim de. Ben bunu anlatmak istedim. Bu kadardı benim. Ama şeyi de anlatayım mı? Lise 3 de ki olayı lütfen anlatayım."
Gökçe hevesli bir şekilde "Anlat anlat."
Akın rahat bir poz aldı ve anlatmaya başladı. "Biz yine aynı sınıftayız 4'ümüz. Okul değiştirmiştik. Biz sırayla kendimizi tanıtıyoruz falan sonra en arkaya oturduk. Teneffüs oldu ve sınıftakiler bize bakıp birşeylere gülüyordu. Tâbi ilk Tutkus farketti ve ayağa kalkıp 'Neye bakıp gülüyorsunuz? Anlatında beraber gülelim.' dedi. İçlerinden bir tane kız yüksek sesle 'Neye olacak sınıfımızda 4 kişinin ailesi yok çok üzücü. Ağlayacağım şimdi.' demişti. Sonra Tutkus sinirli bir şekilde 'Ben sana gösterirdim ama okulun ilk günü dua et.' dedi. Kızda 'Çok korktum!' demişti. Tutkus bize baktı ve bizde ayağa kalktık ve dışarı çıkacağız. Ama önümüze o kız ve yanında 2 tane kız geçti. Tutkus ile o kızın boy farkını görmen lazım kız kafasını kaldırıp bakıyor. Ben de gülmeye başladım. Sonra hemen yüz ifademi düzelttim. Çünkü kızarlar diye. Kız 'Nereye?' dedi. Tutkus'ta bir küfür etti sonra kızın kafasına vurdu. Yani o da hak etmişti. Sınıftakiler de bize doğru geliyor. Tutkus Onur ile ben de Efe ile sırtlarımıza yaslandık dövüyoruz. Tutkus gülerek 'Size demiştim. Susun demiştim kaşındınız.' dedi. Onları bir dövmüşüz ama sonra müdürün odası ve ne oldu? Okuldan atıldık."
Gökçe şaşırarak bana bakıyordu. "Okulun ilk günü okuldan mı atıldınız? Yok artık!"
"Ne yapsaydım Gökçe öyle gülümsemeli miydim? Çokta iyi yapmıştım ayrıca."
"Baya aksiyonluymuş. Orada olmak isterdim ama izleyici olarak yani ben vuramazdım."
Bu sefer de Efe "Şimdi de ben anlatayım o zaman sonra Gökçe anlatsın olur mu?"
Hepimiz olur dedik ve anlatmaya başladı. "Yine lisedeyiz. Lise 2'ydi galiba. Öğle arasıydı. Kantine hepimiz indik yemekleri aldık dışarıda bizim böyle yerimiz vardı ve kimse oturamazdı. Oraya oturduk. Sonra Akın'ın kafasına top geldi. Ama gerçekten sert gelmişti. İlk Tutku kalktı 'Ne yapıyorsun lan!' dedi. Topu atan da bize doğru yaklaşıyordu 'Kusura bakmayın ya yanlışlıkla oldu. Topu verir misin?' dedi. Onur ile ben de ayağa kalktık. Etraftakilerde bize bakıyor. Çocuk karşımıza geçti topu alacakken Tutku ayağıyla kendine doğru çekti. Çocuk ilk şaşırdı sonra tekrar aynısı oldu yine aynısı. Çocuğunda arkadaşları da geldi yanına. Çocuk 'Versene lan!' dedi. Tam Tutku'nun önünde durdu. Tutku da 'Vermiyorum.' dedi. Çocuk da Tutku'yu itekledi. Tâbi geriye düşmedi Tutku. Neden? Çünkü şimdi nasılsa o zaman da öyleydi. Tutku dişlerini sıkarak 'Bunu yapmayacaktın.' dedi ve çocuğa kafa indirdi. Çocuk tek hamlede yere düştü. Sonra arkadaşları da geldi biz dövüşüyoruz sonra müdürün odasına şutlandık. Bunda atmadılar haklı sayılırdık. Hoca bir etkinlik yapacaksınız dedi. Bu etkinlikte futbol yani 3'e 3 oynayacaksınız dedi. Neden olduğunu bizde bilmiyorduk ama kabul ettik. Ertesi gün oldu öğle arası geldi. Sahanın etrafındaki herkes geçmiş izliyor. Hocalar bile izliyor. Maç başladı ama bundan önce Tutku ile dalga geçtiler. İşte sen mi oynayabileceksin, kızlar futbol mu oynar gibisinden. Birşey yapmadı Tutku da. Maç başladığında çocukları sürekli itekliyor. Ve onları atlattı gölü attı. Çoğu kişi sevindi işte. Sonra 2. golü de Onur attı. Bende kaleciydim. Bunlar bir kere attı. Sonra Tutku'nun hırsından penaltı aldık ve gol değildi ama gol sayıldı. Sonuç 2-2 olmuştu. Sonra bunlar Onur'a bir şey yaptılar bize penaltı verdiler. Penaltıyı da Tutku atacaktı. Herkes ayağa kalktı, Akın da Tutku'ya sürekli tezahürat yapıyordu. Tutku hazırlandı,hoca düdüğü çaldı ve 'GOL!' Tutku 2.golünü atıp kazandık. Akın da yanımıza gelerek sevinmeye başladık. Diğer öğrencilerde seviniyor. Bugünün üstünden 2 gün geçti ve biz yine sınıftaydık. Tutku'nun kafa attığı çocuk Tutku'yu çağırdı. Tutku'ya çıkma teklifi etmiş. Tutku da çocuğa kafayı atmış. Bunları çıkışa çağırmış. Sinirle yanımıza geldi. Elide kan olmuş. Sorduk bizde. Olanları anlattı. Çıkış geldi kapının önünde bekliyoruz. Çoğu kişide izliyor. Dövüyoruz bunları. Bir güzel pertleri çıktı. Sonra eve gittik ertesi gün oldu. Müdür yanına çağırdı bizi ve okuldan şutladı. Ama hepimizinde içinin yağları erimişti."
Gökçe şaşırmış bir şekilde bana bakıyordu ve "Cidden yaptın mı? Oha sizin her gününüz birini dövmekle mi geçiyordu?"
"Evet böyle geçiyordu ve gerçekten de öyle yaptım. Hak etmişti ama."
Hepimiz gülmeye başladık. Sonra Gökçe anlatmaya başladı. Gökçe anlattıktan sonra Onur ile ben anlatmak istemedik. Saat 23.00 olmuştu ve hepimiz uyumaya karar verdik. Ben ve Gökçe beraber yatacaktık. Çünkü başka oda yoktu.
Gökçe ile yattığımız da "İyi geceler Gökçe."
Gökçe de bana iyi geceler dedi ve gözlerimi kapattım.
(...)
Yavaşça gözlerimi açtım. Etrafıma baktığımda Gökçe uyuyordu. O uyuyorsa muhtemelen saat çok erkendi. Yavaş bir şekilde yataktan kalktım. Parmak uçlarında yürüyerek odadan çıktım. Olabildiğince sessiz bir şekilde yukarı kata çıktım. Terasın kapısı açıktı. Terasa doğru yürüdüm ve salıncakta Onur oturuyordu.
Yavaş bir şekilde yanına gittim ve benim geldiğimi görünce gözlerini bana çevirdi. Yavaşça gülümseyerek "Uyku mu tutmadı?"
Salıncakta biraz yana kayarak başıyla yanıma oturmamı işaret etti. Yanına oturdum ve "Yani pek tutmadı da diyemeyiz saat 7 çünkü. Sen, yani normalde erken kalkmazdın."
"Kendiliğimden uyandım. Açıkçası ben de şaşırdım kendime. İyi misin?"
"İyiyim ben de asıl sen iyi misin ?"
"Ben mi? Ben her zaman ki gibi... Aklı karışık, durgun ve koca bir boşluk gibi hissediyorum."
"Bulacağız Tutku. Sana söz veriyorum o her kimse bulacağız ve cezasını vereceksin."
"Umarım Onur ama güçlü kalmalıyım. Onlara yıllar önce söz verdim ve bu sözü tutmalıyım." Bana bakarak gülümsedi ve bende ona karşılık verdim. "Ama yoruldum Onur. Hem de çok. Üstümde sanki büyük bir yük var gibi hissediyorum ."
"Merak etme enin de sonunda bulacağız. Belki de Cem bulmuştur. Her zaman iyi düşünelim."
"Evet haklısın hadi bugün burada son günümüz ilk şunları kaldıralım sonra da kahvaltı yapalım."
"Tamam sen Gökçe'yi uyandır bende Efe ile Akın'ı kaldırayım."
Kafamı tamam anlamında sallayıp beraber terastan çıktık. Ben Gökçe'yi uyandırmaya o da Akın ve Efe'yi uyandırmaya gittik.
"Gökçe hadi uyan."
"Ya Tutku saat daha kaç ki az daha uyuyayım."
"Bunu sen mi söylüyorsun? Neyse hadi uyan uyan bugün son günümüzde burada."
Yatağın üstünde oturur bir vaziyet aldı ve "Ne neden?"
"E bir kaç günlüğüne geldik ya akıllım. Hadi uyan."
"Of tamam be! Bir kere de ben ve sen yer değiştirsek ne olur!"
Gülerek "Tamam bugünlük ben oldun ama şimdi olamazsın. Çünkü hiç kimse bir Tutku Işık olamaz canım."
Sinirli bir şekilde yüzüme baktı ve oflayarak odadan çıktı. Arkasından gülerek üzerimi değiştirdim. Koridordan sesler geliyordu. Muhtemelen Akın yine birşey yapmıştı. Kapıyı açtığımda aşağıdan geliyordu sesleri. Merdivenlerden aşağı indim ve Onur,Akın'ı kovalıyordu.
"Tutkus beni kurtar lütfen!"
"Ne yaptın yine Akın? Onur neden sinirlendi?" Gülümseyerek duvara dayandım ve onları izlemeye başladım.
"Ya alt tarafı eşofmanını aşağıya indirdim ve bunun fotoğrafını çektim. Ne var bunda?"
Onur "Lan! Elimde kalıcaksın sil onları hemen!"
Sözü hemen ben devre alarak "Hey tamam Akın kardeşim sende sil hadi. Acıktım ben! Yemek istiyorum lütfen!" Hepsi de bana bakıyordu. "Ne var ya acıktım."
Hepsi de göz devirdi. Gökçe "Bir kere de acıkma be kardeşim!"
Hepsine de dilimi uzattım. Mutfağa doğru yürüdüm ve birşeyler hazırlamaya başladım. Kimse gelmeyince mutfak kapısından "Hey hepiniz buraya gelin! Yardım etsenize!"
Birkaç dakika sonra hepside gelip yardım etmeye başladı. Hazır olduğunda hepsi masaya oturdu ve bende kahvemi alıp yerime oturdum.
"Bu gece gidiyoruz. Yani son günümüz. O yüzden eşyaları topladıktan sonra biraz gezelim diyorum."
Hepsi de aynı anda olur dedi. Şaşırmam gerekiyordu ve öyle de oldu. "Nasıl yani itiraz etmiyecek misiniz? Gökçe? Akın?"
İkisi de hayır anlamında kafalarını salladılar. Kahvaltı bittikten sonra ortalığı topladık. Sonra eşyalarımızı ve evi toparladık. Saat 13.00'dı. Evden çıkıp arabalara bindik. İlk önce merkezde gezdik ve sonra yemek yemeye gittik. Yemekten sonra artık yola çıkmamız gerekiyordu.
"Hadi bakalım artık gitme vakti. Kim hangi arabayla gidiyor?"
Gökçe "Bence aynı binelim."
"Yok olmaz. Çünkü herkes eve gidip dinlensin. Ben Gökçe ile gideyim. Onur sende Efe ve Akın ile gidin."
Onur "Tamam gideriz."
Hepimiz arabalara doğru yürüdük. "Dikkatli gidin tamam mı?"
Onur da "Sizde dikkatli gidin Tutku. Eve varınca arayın. Bizde sizi ararız. Hadi görüşürüz ."
Hepimiz vedalaştık ve yola çıktık. Gökçe direk uyudu. Benim uykum yoktu ve dikkatli bir şekilde gidiyordum. Yaklaşık 7 saatte eve vardık ve ilk Gökçe'yi uyandırdım. Sonra valizleri aldım ve eve girdik.
İkimizde direk odalarımıza gidip uyuduk. Bugün yorulmuştum ve yarın baya geç uyanıcaktım ama hiç birşey benden önemli değildi.