Hep aynı şeyleri buluyordum. Sinirden bacaklarım sallanıyordu. Önümdeki bilgisayarı sinirle ittirdim. Elimi saçlarımın arasına geçirdim. Gözlerimi kapattım ve sakinleşmeye çalıştım.
Akın yanıma geldi ve "İyi misin Tutkus?"
Sıkıntı bir nefes verdim. "Değilim... Hiç iyi değilim Akın."
Bana sarıldı. "Merak etme bulacağız ."
Kafamı olumlu anlamda salladım. "Ben biraz nefes alacağım. Sizde işinize dönün lütfen. Benim işimi bırakalım biraz."
Birşey söylemelerine izin vermeden arabama bindim. Sıkıntılı bir nefes verdim ve arabayı sürdüm.
Nereye gidicektim? Şirket? Hastane? Uçurum?
İlk şirkete gittim. Direk odama çıktım. Masamın üstünde dosyalar vardı. Kafam dağılsın diye incelemeye başladım. Ama aklımı işe veremiyordum. Sinirle kapattım.
Sonra kapım çaldı. "Gel!" diye bağırdım. İçeri ilk Azra girdi. "Tutku Hanım bir misafiriniz var."
Ne misafiri şimdi ya! "Tamam çağır gelsin."
Azra o kişiyi içeri geçmesini söyledi ve dışarı çıktı.
"Ne işin var lan burada!" Yine o gelmişti. Niye bırakmıyor peşimi. Geçen ki dayak iyi gelmemiş galiba yine dayak yemek istiyordu. Yüzüne baktığımda burnumda bandaj vardı. Yaptığım eserle karşı gelince alayla gülümsedim.
"Neden gülümsüyorsun?"
"Neden olucak yaptığım esere çok iyi iş çıkarmışım. Hatta az bile ya hemen gidersin ya da yine yersin bir tane daha!"
"Aaa Tutku bir kahve içelim aramızdaki buzlar erisin diye geldim. Senin yaptığın hiç iyi değil ama darılıyorum."
"Darılırsan darıl be umrumda olduğunu falan mı sanıyorsun!"
Zorla masamın önündeki koltuğa oturdu. Mecbur Azra'dan kahve istedim.
"Ama başka birşey umrundadır. Ha ne dersin Tutku."
"Ne?"
"Mesela ailen mesela... Neyse bunlar senin umrunda olan şeyler değil mi?"
Düşmanım ailemi ağzına alınca çok sinirlenirdim. Ve şimdi de çok sinirlendim. Elimi yumruk yaptım ve gözlerimle ölümcül bakışlarımı attım ama o umursamıyordu. Ecelini görmek istiyordu.
"Sen hangi s*kimle karışıyorsun ulan!"
Kafasına sert bir şekilde kalem attım. Ama o gülmeyi tercih etti. Gül sen gül son gülüşlerin olacak bu.
"Aaaa Tutkucuğum yapma böyle sana yardım etmek istiyorum ben-"
Yüksek bir şekilde "S*kerim lan senin yardımını! Ailemi bir daha ağzına almayacaksın! Şimdi defol git buradan!"
"Peki ama unutma herşeyi biliyorum Tutku."
Sinirle yanına gittim ve yakasından tutup burnuna yumruk attım. Acıyla inledi. Burnu kanamaya başladı. "Şimdi git buradan yoksa çok kötü olacak!"
Birşey söylemeden çekip gitti. Tam o sırada Azra içeri kahvelerle geldi. Kahveleri masaya koyup hemen yanıma geldi.
"Tutku Hanım iyi misiniz?"
"İyiyim Azra sen işine dön lütfen."
Azra'yı göndermiştim ve eşyalarımı alıp şirketten çıkmaya başladım. Çalışanların çoğu sesi duymuş olmalıydı ki bana bakıyorlardı.
Arabaya bindim ve son sürat sürmeye başladım. Çoğu araba bana korna çalıyordu ama onları duymuyordum. Eve gelmiştim. Arabadan indim ve kapıyı açtım. Kapıyı kapattığımda yere düştüm ve sırtımı kapıya yasladım.
Yüksek sesle bağırıp ağlıyordum. Ayağa kalktım ve ortalığı yıkmaya başladım.
"S*ktiğimin hayatı! Ne istiyorsunuz lan benden!"
Sonra odama çıktım ve bu kez de odamı dağıtmaya başladım. Annem,babam ve benim fotoğrafı elime aldım ve kalbime doğru bastırmaya başladım.
"Neden gittiniz? Neden beni burada bıraktınız? Bu cehennem de bıraktınız beni. Neden?"
Ağlıyordum. Bir yandan üzgün bir yandan da öfkeliydim. Ona... Ona gününü gösterecektim. Kim olduğunu gösterecektim ona. O gün elbet gelecekti ve o görecekti.
(...)
Gözlerimi açtığımda başımda Omur vardı. Onur yüzüme bakıyordu.
"Sonunda be kızım!" Bana sımsıkı sarıldı. Odamdaydım. Diğerleri neredeydi?
"Onur..."
"Ne oldu sana? Kim ne dedi?"
O an sımsıkı ona sarıldım. Ağlayarak "Kalbim çok acıyor Onur. Yoruldum ben. Nefes alamıyorum."
Onur saçlarımı okşayarak "Sakin ol şampiyon. Geçecek ailenin katilini bulacağız sakın ağlama."
"Diğerleri nerede?"
"Onlara söylemedim. Tek ben geldim. Seni merak ettim çünkü. Ama burası aşağısı... Krizi mi geçirdin?"
Kafamı evet anlamında salladım. Onur dan çekilerek ellerime bakmaya başladım. Onur yanımdan kalktı ve elini uzattı. Elini tutarak kalktım ve aşağı inip arabama bindik ama şoför koltuğuna o oturmuştu. Başımı cama doğru yasladım.
Araba durdu ve yerimde doğruldum. Sahil kenarına gelmiştik. Arabadan indim ve Onur ile beraber sahil kenarına yürüdük. Yere oturdum. Yanıma da Onur oturdu. Başımı omzuna koydum. Denizi izlemeye başladım. Dalgalıydı.
Sonra cebimden sigaramı çıkardım. Tam yakacakken Onur elimden aldı ve "Şunu içme artık. Zararlı..."
Gülümsedim ve "Zararlı olan herşeyi severim Onur. Lütfen verir misin?"
Ne kadar uğraşsa da onu vermek zorunda olduğunu biliyordu ve verdi.
"Sana da vereyim mi?"
Onur hayır anlamında kafasını salladı. Sigarayı yaktım ve dumanını üfledim. Neden bilmiyorum ama hoşuma gidiyordu. Biliyordum zararlıydı ama yapabileceğim birşey yoktu.
İkimiz de sessizdik. Güneşin batışını izliyordum. Sıkıntılı bir nefes verdim. "Sen?"
Kaşlarını çattı ve "Ne ben?"
"Yani biliyorum görmek istemiyorsun ama hiç özlemiyor musun?" Evet Onur'un ailesi vardı ama tâbii aile denilebilirse...
Sıkıntılı bir nefes verdi ve bana bakarak "Herkes özler ama yaptıkları şeyleri unutamıyorum Tutku... Bana yaptıklarını hatırladıkça sinirleniyorum ve hesap sormak istiyorum ama olmuyor yapamıyorum tam gideceğim o an ki cesurluluğum gidiyor."
Elimi sırtına koyarak "Ne yapalım onlar da böyle boşver önemsizler zaten. Bu hayattaki tüm insanlar önemsiz. Siz hariç."
Zorla ikimiz de gülümsemeye başladık. Güneş çoktan batmıştı. Eve gitmeye karar verdik ama ev darmadağındı. Aynı benim kafamın içi gibi... Arabayı bu sefer ben sürdüm. Sürerken Gökçe aramıştı ve evin halini görünce biraz korkmuş geliyordu sesi. Olanları anlattım ve şaşırmıştı. Eve gelince konuşacağımı söyledim ve kapattım.
Eve geldik. Kapıyı açtım ve Gökçe ortalığı toplamıştı. İlk önce herkesi eve çağırdım. Yaklaşık yarım saat sonra geldiler. Salona geçip hepimiz oturduk ve konuşmaya başladım.
"Son zamanlarda çok değişik hatta değişik de değil sürekli yaşadığım şeyleri yaşadım ve size zarar verdim. Ama bunu telafi etmek istiyorum size."
Gökçe "Ne zararı-"
Sözünü kestim. "Gökçe lütfen... Siz ne kadar inkar etseniz de sizin içiniz de acıdı. O yüzden düşündüm ki 3-4 günlüğüne tatil yapalım diyorum. Biliyorum Ekim'in ortasındayız dersiniz ama birşey olmaz. Sadece havamız değişsin. Antalya da yazlık ev vardı bizim oraya gideriz ve hepimiz dinlenmiş oluruz. Ne dersiniz?"
Hepsine baktığımda hepsi de bana bakıyordu. Sonra birbirlerine baktılar ve Akın hepsinin sözcüsü olarak "Utkuk! Tabikide gideriz niye gitmeyelim!" Dedi ve boynuma sarıldı.
İçlerinden beni en güldüren Akın'dı. Ayrı bir aurası vardı ve bu beni mutlu ediyordu. Ne kadar boş konuşsada bazen dolu konuştuğu da oluyordu.
Ben de ona sarıldım. "O zaman şimdi herkes eşyalarını hazırlasın. Bu arada iş yerlerinizden yıllık izinden izin alın unutmayın onu. Herkes eşyalarını hazırladığında burada buluşalım ve 2 araba ile gidelim diyorum. Herkes okey değil mi?"
Tamam dediler ve ilk işleri iş yerlerini arayıp izin almaları oldu ve Akın, Efe,Onur ortak eve gittiler. Bizde Gökçe ile odalara çıktık ve eşyalarımızı hazırlamaya başladık.
Gökçe bana ne olduğunu sormamıştı ki çünkü olayı az çok biliyordu. Ama krizini neden geçirdiğimi bilmiyordu. Eşyalarımızı hazırladıktan sonra anlatmayı düşünüyordum.
İkimiz de bavulları topladık aşağıya indirdik. Sonra salona geçtik ve benden bir açıklama bekliyormuş gibi bakıyordu.
"Şuan da bir açıklama bekliyorsun ve sözümü kesmeden anlatayım. Krizi geçirmemin sebebi Bora. Ailem hakkında birşeyler konuştu ve biliyorsun ki düşmanım saydığım kişi böyle konuşunca sinirleniyorum bir de farklı birşey bulamadım ve sinir krizi yaşadım. Sonra işte Onur geldi dışarı çıktık. Bu kadar... Ama bana kızgın mısın?"
Yüzüme bakıyordu ve sonra beni kendine çekerek sımsıkı sarıldı. "Salak sana nasıl kızabilirim. Sen hep benim yanı başımdaydın şimdi sana kızmak olmazdı ve sana kızamam ben. Ama o Bora şerefsizine göstereceğim! Ne hakla ailen hakkında konuşur!"
"Aman sen sakince dur senin başına bir şey gelirse kendimi affetmem."
Bana ters ters bakıyordu ama tam o sırada kapı çaldı. Kapıyı açtığımda bizimkiler gelmişti ve ani bir kararla yarın sabah çıkmayı karar verdik. Zaten onlarında evi sayılırdı burası o yüzden yedek kıyafetleri ve ayrı odaları vardı. Hepimiz uyumuştuk.
Sabah erkenden uyandım. Aslında hiç uyuyamamıştım. Odadan çıktım ve daha kimse uyanmamıştı. Mutfağa inip kahvaltı hazırlamaya başladım. Kahvaltıyı hazırladıktan sonra ilk Gökçe'yi uyandırmak için odasına girdim. Gökçe çoktan uyanmıştı.
"Ooo uyanmışız Gökçe Hanım."
"Evet uyandım Asi Hanım. Diğerleri uyandı mı?"
"Bilmiyorum daha bakmadım."
"Tamam ben onları uyandırayım sende üstünü giyin." Dedikten sonra gülmeye başladı. Ne dediğini anlamadığım için üstüme baktım ve üstümde pijamalarım vardı.
Elimle alnıma vurdum ve bende gülmeye başladım. "Bence de değiştirmeliyim."
Ben odama gittim. Gökçe de diğerlerini uyandırmaya başladı. Hemen üstüme rahat birşeyler giyindim ve aşağıya indim. Hepsi de aşağıda beni bekliyordu.
Gökçe "Bunları sen mi hazırladın?"
Gülümseyerek "Evet hanımefendi ben hazırladım nasıl olmuş?"
Hepsi de bana dönerek aynı anda "Mükemmel!"
Gülmeye başladım. "Hadi oturun bakalım." Dedim ve mutfağa geçtim.
Arkamdan Gökçe "Hey sen nereye?"
"Kendime kahve yapacağım!"
Kahve makinesini çalıştırdım ve vücudumu tezgaha yasladım. İçeriden konuşma sesleri geliyordu ve yavaşça gülümsedim. Kahve hazır olduktan sonra kahvemi de alıp yanlarına gittim. Baş köşeyi boş bırakmışlardı. Çünkü genellikle oraya ben otururdum.
Sandalyeye oturdum ve kahvemi içmeye başladım. Hepsi de bana bakıyordu ve en sonunda Onur "Sen neden yemiyorsun?"
Efe de ona katılarak "Evet Tutku sende yesene."
Başıma yana doğru salladım ve "Yok bana kahve yeter siz benim yerime de yiyin."
"Yaraların ne olacak?" Konuşan Gökçe'ydi. Başka kim olabilirdi zaten?
"Ayy Gökçe ne yarası kızım turp gibiyim kalmadı yara falan."
Gökçe bana ters ters bakıyordu ve bende kafamı hayır anlamında salladım. Bana söz anlatamadıkları için önlerindeki yiyecekleri yemeye başladılar. Kahvaltı bittikten sonra bavulları arabalara koyduk. Bir benim arabam ve bir de ortak olan arabamız ile gidiyorduk. Benim arabam da Onur vardı. Diğer arabada ise Efe,Akın ve Gökçe vardı.
Herkes kiminle gideceğini belirttikten sonra Onur ile araba sürme kavgasına girmiştik ve kazanan belliydi. Bendim... Önden biz gidiyorduk ve arkamızdan da Efegil geliyordu.