Aşk bir duygu değildir; o, senin vücudundaki bir parçadır. Sakın “Ben âşık olmam,” deme. Çünkü elbette hayatındaki adam bir yerden çıkıp seni bulacaktır. Ben onun yüzünü görmeden sevmiştim . yemğimizi yemiştik. Dışarı çıkmadan hemen zırhını takmıştı. Onun o mükemmel suratını son görüşümdü. Dışarı çıktığımız anda elimden tuttu. Bir anlık içimde kalbimin çok hızlı attığını hissettim ve heyecandan titreyen sesimle, “Şey, n-ne yapıyorsun?”Chard benim gözlerime bakarak, sanki birden gözlerimiz buluşmuş gibiydi. Bana kalın sesiyle, “Şey, afedersin. Seni çok güzel bir dağlık alana götürebilir miyim? Orası müthiş bir yer. Orayı görmeni çok isterim.”Ona gülümseyerek, “Tabii ki. Bunu çok isterim,” dedim.Kalbimin yerinden çıkmaması için elini elimden çektim. Chard önümden ilerlediği sırada, “Afedersin, elini hemen öyle tutmak istememiştim.” İçim bir anlığına sanki onun beni rahatsız ettiğini düşünmüş gibiydi. Nedense elim istemeden onun elini tutmuştu. O an gerçekten utançtan geberiyordum. O yerde yerin içine girmek istiyordum. Neden adamın elini tuttum ki? Neden beden? diye kendimi yerken Chard bana döndü.Sanki gözlerinden yumuşamış gibiydi. Yanlış anlamasın diye hem sert hem de yumuşak bir şekilde, “Şey, burada kaybolmak istemiyorum. Buraları yeni yeni alışıyorum. Elini tutmamada bir sıkıntı var mı acaba? Rahatsız olursan söyle.”Chard sanki gülmüş bir ifade vardı suratında. Gözlerinden gülümsediği açıktı. Bana kalın ama nazik sesiyle, “Sorun yok Prenses,” dedi.Ve resmen el ele yürüyorduk. Ve dediği dağlık alana gelmiştik. Orası mükemmel bir yerdi. Çiçekler vardı, renk renk. Çimenler sanki özenle kesilmişti. Bir ağaç vardı, çok yaşlı bir ağaçtı. Chard oraya, yaşlı ağacın gövdesine uzanmıştı. Bir anda zırhını çıkarmıştı. O mükemmel yüzünü ikinci kez görmüştüm ve onun yanına biraz yakın bir yere oturmuştum.Manzarayı izliyordum. Manzara resmen bir resim gibiydi. Mükemmeldi. Ve birkaç saat geçince gün batımı olmuştu. Güneşin batışı çok güzel gözüküyordu ama Chard’ın beni izlediğini görmüştüm. Ona bakınca hâlâ beni izliyordu. Gözlerimi ondan biraz kaçırıyordum.Sonra bana yaklaşarak, “Mary, çok güzelsin. Sana dokunamayacak kadar çok güzelsin.”O an bana âşık olduğunu anlamıştım. Ona nazik bir şekilde, “Chard, senden çok hoşlanıyorum.”Chard bana aşk dolu gözleriyle bakarak, “Ben de senden çok hoşlanıyorum. Ama sen Prenses olduğun için sanırım bu aşkı uzun bir süre saklayacağız.”Ona gülümseyerek, “Evet, sanırım öyle.”Chard bana öyle yaklaşmıştı ki sanki dudaklarımız birleşecekti. Chard’a gözlerime bakıp duruyordu. Bir an dudaklarımın onun dudaklarına değmişti ama bu öpüşmek değildi. Sanki dudaklarıma minik bir öpücük kondurmuş gibiydi. Ve Chard’a bakarak tepki bile veremiyordum.Chard gözlerime bakarak, “Ben dayanamadım. Çok afedersin. Gerçekten yapmak istemiyordum. Yani o anlamda değil. Güzel di, yani of… Sana şimdi nasıl anlatsam?”Chard’a gülümseyerek ağzını parmağımla kapattım ve “Önemli değil. Biraz heyecanlandım, o yüzden,” dedim. Yüzüne bakakaldım.Chard’la ikimiz gülmeye başladık. Chard’ın kolunun altına girip manzarayı izliyordum. Chard yanaklarımı ellerine koyarak…İngilizce yazılmış bir şiiri sana çevirircesine: Saçlarında kayboldum, dudaklarında kavruldum, rüzgârlarında savruldum. Gel, durdur istersen.Chard’a öyle bir sarıldım ki bu anı asla ama asla unutmayacaktım. Chard’a ağlamaklı sesimle, “Bunu asla ama asla unutmayacağım. Seni çok seviyorum.”Chard yanağımdan öperek, “Ölüm bile bizi ayıramayacak.”Ve o an hayatımın aşkından, zırhından ve duvarlarından yıkıp ona sarılıyordum.
Bölüm 4
Zırhın kapısı 🤍✨
Bölüm sonu
4 yorum
Kız aşık oldu tam da kızın babası kabul edecek mi? Adam kral değil mi?
Çok tatlı ya yicem :)
1YanıtÇok güzelll
1Yanıt4. Bölümü beğenmişsinizdir Umarım 🎀✨🤍🫶🩷



