İçeriğe geç

Adaletin Yanında //FanFiction

Bölüm 5 · 5 dk okuma

Adaletin Yanında //FanFiction

Bölüm 5

5🗡Hırçın Güzel

"Hadi, git! Git ve yüzleş artık. Kız her şeyi anladı!"

Bangchan'ın sesini duymuştu duymasına ama daha bir adım bile atamadan yine durdu.

Çünkü Ha Ra son sürat kendilerine doğru geliyordu.

"Omo! Geliyor! Ben kaçıyorum, bak başının çaresine!"diyen Bangchan âdeta koşarcasına adım atarak uzaklaşmaya başladı.

"Dur-"deyip devamını getiremeyen Lee Know da Bangchan'ın kaçmasıyla olduğu yerde 'mıh' gibi çakılıp kalmıştı.

Saçlarını arkasına savuran rüzgârın verdiği ayrı bir çekicilik ile birlikte Ha Ra, Lee Know'un önüne gelerek 1 adımlık mesafesinde durdu.

Lee Know gözlerini onun gözlerine dikmiş hiçbir tepki vermiyor, sadece izliyordu.

Genç kız konuşmak için ağzını açtı ama açtığı gibi hızla geri kapattı.

Sonra gözlerini sıkıca yumdu ve sinirlerine hâkim olmak istercesine birkaç saniye boyunca kapalı tutup geri açtı.

Daha sonra arkasına, çardak tarafında Soobin'i döven ve hâlâ bu tarafa bakan yabancıya bakıp önündeki adama geri döndü. Bakışları yine onun gözlerini bulduğunda:

"Kimsin sen?"diye hiç beklenmedik bir sakinlikle sordu.

Lee Know da buna bayağı bir şaşırmıştı açıkçası. Hırçın güzelinin burada İsrafil'in görevini devr alıp sûra üflemesini ve kıyameti koparmasını bekliyordu ama yine de bu sakinliğe karşın cevap veremedi.

Sonra birden dengesiz bir şekilde tebessüm etmeye başladı.

Bu âlemi gücü ile 9.0 büyüklüğünde sallamaya gücü yeten Lee Minho bir kızın karşısında çivilenip kalmış, konuşmayı bırak neredeyse kekeleyecekti.

Genç adamın dudağı yukarı doğru kıvrılmış onu aslında daha da çekici göstermekteydi.

"Gülme be adam! Cevap ver bana! Kimsin sen?! Arkadaşımdan ne istedin? O adamı neden üzerimize saldın?!" diye bağırdı bir anda çardaktaki Felix'i göstererek.

Lee Know hâlâ gülüyordu.

Sinirleri daha da gerilen Ha Ra, bir kere daha gözlerini sıkıca yumdu ve içinden saymaya başladı. Ona kadar büyük bir sabırla saymayı başardığında gözlerini yeniden açtı ve hâlâ sırıtan adamın yüzüne baktı.

"Sana- kimsin- dedim?"

Her bir kelimeyi tek tek, üzerine bastıran bastıra söylerken aynı zamanda işaret parmağı ile Lee Know'un göğsüne vuruyordu.

Bu hareket ile Lee Know'un biçimli kaşları çatılsa da sevdiği kızın bu hâllerini izlemek ona gerçekten büyük bir zevk veriyordu.

Ama bu sefer susmadı. Hırçın güzelini daha fazla hırçınlaştırmamalıydı. Tamamen gerçekleri söyleyecekti. E canım az da mafyalık gururu ile hareket etsindi değil mi?

"Sana yıllar öncesinden kafayı takmış, attığın her adımı takip eden manyak biriyim."

Bu sefer kaş çatma sırası Ha Ra'daydı.

Kısa ve öz bir şekilde açıklamıştı Lee Know. Bundan sonra genç kızın konuşabileceği bir şey yoktu. Ne diyeceğini bilemiyordu ki bu durumda? Geriye doğru 1-2 adım atıp Lee Know ile arasındaki mesafeyi açtı.

"Sen gerçekten manyak herifin tekisin! Kim olduğunu, ne olduğunu bilmiyorum ama beni rahat bırak! Benden uzak dur!"

Bir 'cık' sesi çıkaran Lee Know, yine Ha Ra ile arasındaki mesafeyi kısaltarak:

"İşte bu mümkün değil," dedi.

"Her gün senin fotoğraflarına sarılıp öpen, gülüşünle mutlu olup ağlayışınla gözleri dolan, kokunu soluyabilmek için evine girip kıyafetlerinden birini ödünç alan biriyim ben," dedikten sonra Ha Ra'nın saçlarına uzanıp kokusunu içine çekti.

"Her gece bu kokuyu soluyarak mayışıyor ve hayatımda kâbussuz bir gece geçirebiliyorum."

Daha sonra sağ elini kaldırıp Ha Ra'nın pürüzsüz tenine dokundu.

"Bu teni her gün ya telefona gelen resimlerle ya da çıkarttırdığım fotoğraflarla okşuyorum. "

Daha daha sonra baş parmağı ile donakalmış genç kızın yüzünün her bir karışına dokunmaya devam etti. Neyse ki o da olayın şokundaydı da sesini çıkaramıyordu.

Lee Know'un başparmağı bu sefer genç kızın dudaklarının üzerinde gezdi.

"Her gün seninle birlikte olacağım günlerin hayalini kuruyorum. Senin her şeyin şimdiden bana ait. Sen bana aitsin! Bu dudaklar, bu gözler, bu pürüzsüz ten, bu saçlar, bu eşsiz koku... Cesaretin, dik başlılığın, hırçınlığın, zekân, tertemiz kalbin... Her şeyin ama her şeyin yalnızca bana ait!"

Genç adamın etkisinden çıkmayı beceren Ha Ra, bir anda ondan geri çekildi ve aralarındaki mesafeyi yine açtı.

Az önce kendisine dokunan ellere, kokusunu soluyan adama nasıl karşı çıkamamış; nasıl engelleyememişti? Bayağı bir etkilenmişti yaptığı hareketlerden ve konuşmalarından. Ama söyledikleri... Bu adam neler söylüyordu böyle?

"Hangi devirde yaşıyorsun sen dangalak! Ben sana ait falan değilim! Ben-kimseye-ait-değilim! Olmaya da meraklı değilim!" diye bağırdıktan sonra yine devam etmek için ağzını açtı.

"Defol buradan,defol! Yoksa avazım çıktığı kadar bağırır ve tüm siteyi ayağa kaldırırım!"

İşte Lee Know'un ondan beklediği hareket tam olarak buydu!

Kendisinin bile söylerken tiksindiği laflara karşılık hırçın güzelinin asla suskun kalmayacağını çok iyi biliyordu.

"Ahhh," diyerek derin bir nefes verdi Lee Know. Yüzüne büyük bir gülümseme yerleştirdi.

"Biraz klişe mafya havasına gireyim dedim ama ben de beğenmedim bunu. İnsan bir mal değildir. Dolayısıyla, elbette kimse kimseye ait değildir. Benim seni sevdiğim doğru ama sen istemediğin müddetçe ne sana yaklaşır ne de zarar veririm. Takıntılı bir pislik değilim. Karşılıklı olsa daha güzel olurdu ancak senden karşılık beklemiyorum. Beklesem bile bu asla zoraki olmaz. Başkasını seversen eğer ve onun da seni sevdiğini anlarsam bir daha karşına çıkmam. Merak etme."

Lee Know, teslim oluyormuşcasına iki elini havaya kaldırdı ve sırıtarak geri geri adım atmaya başladı.

"Bu yüzden teslim oluyorum, Ha Ra hanım."

İsmini bile biliyordu bu yakışıklı serseri. Neyse ki gidiyordu.

Ha Ra, sırtının değdiği ağaca yaslanırken o dengesiz adamın bir daha gelmemesini umdu. Ardından sırıta sırıta aracına binişini izledi.

Hemen yanından geçen ve arkadaşı Soobin'i döven yabancı ile bir an ürkse de daha sonra onun da araca bindiğini gördü.

Onlar aracı çalıştırırken kendisi de gözlerini o adamın üzerinden çekerek çardağa doğru koşmaya başladı. Yerde kanlar içerisinde uzanan Soobin'in başına çöktü. Elleri ile yanaklarına hafifçe vurarak onu ayıltmaya çalıştı.

"Soobin... Soobin aç gözlerini, Soobin! Hadi uyan..."

Gözlerini açar açmaz inlemeye başlayan Soobin'i duyunca kendi içi de paramparça oldu Ha Ra'nın.

"Tamam, geçti. Hadi gidelim artık buradan," dedikten sonra Soobin'i ayağa güçlükle kaldırıp tek kolunu omzuna attırdı.

Evet, bayağı bir ağırdı ama yapacak bir şey yoktu. Onu evine kadar bırakmalıydı.

...

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.