İçeriğe geç

Adaletin Yanında //FanFiction

Bölüm 47 · 4 dk okuma

Adaletin Yanında //FanFiction

Bölüm 47

47🗡Babama

🗡

"Ne oldu?"

"Bay Lee, Lee Know'un güvendiği adamları çok iyi konumlarda tutuyor. Bundan dolayı adamımız onun için evin içerisine giremeyecek kadar güvensiz ve de yetkisiz ama yeni bilgiler var. Yun Hee ve Bangchan beraber eve girmeden önce bir doktor gelmiş eve. Adı Han Jisung. Yakın bir arkadaşıymış ve kendi yaralarına genellikle o bakarmış."

Bay Lee 'doktor' kelimesini duyunca pür dikkat adamına bakarak:

"Doktor mu? Ha Ra'ya bir şey mi oldu yoksa?" diye telaşlanarak sordu. O ise başını olumsuz anlamda sallayarak anlatmaya devam etti.

"Hayır, efendim. Kızınız gayet iyi. Yun Hee arabadan inip eve girene kadar, geçtiği yola damla damla kan dökülmüş. Adamımızın gördüğü bu. Yani yaralı olan Yun Hee ama asıl kafa karıştıran şey Lee Know'un baş düşmanlarından Hwang Hyunjin'in de günlerce orada kalması."

"Bu nasıl iş böyle? Bu ikisi birbirlerini gördükleri yerde gırtlaklarına yapışırlarken aynı evde günlerce vakit geçirdiklerini mi söylüyorsun? Cidden neler oluyor?"

Öyle kafa karıştırıcı şeyler dönüyordu ki; Bay Lee bir türlü bu parçaları birleştiremiyordu. Bir de yetmezmiş gibi bu karışıklığın içerisinde kendi kızı da vardı.

"Kavgalıyız, düşmanız ayaklarına yatıp ortak çalışıyor olabilirler mi?" diyerek fikrini yönelten adamı onu kendisine getirmiş ve yine düşündürmüştü. Ama bu imkansız gibi bir şeydi.

"Zannetmem. Lee Know'un ablası Kim Jiwoo bir savcı. Yıllarca Hwang Hyunjin'i içeri attırmak için didinip durdu. Lee Know da ona yardım etmeye çalıştı. Zaten düşmanlardı ve onun için de kolaylık olacaktı. Ahh yine de çok saçma!"

Buna karşılık karşısındaki adamı:

"Bir ablanın savcı, kardeşinin de nam salmış bir mafya olması en başta saçmalıkken, sonrasında gelişen olayların saçma olması doğal olmalı tabii..." dedi.

İçinden söylediğini zannetse de genç adam dışından konuşmuştu. Ama bu Bay Lee'yi sinirlendirmek yerine daha da güldürdü. Haklıydı adam, ne diyebilirdi ki?

🗡

Lee Know'un telefonunun çalması ile ortamdaki sessizlik bozulurken Hyunjin adamlarının geldiğini anlayıp ayaklandı.

Lee Know'un konuşması da bunu belli ediyordu zaten.

Konuşmasını bitirip başıyla Hyunjin'e onay verdikten sonra Hyunjin arkasına dönerek kısa bir süre Jiwoo'ya baktı.

Ardından hemen yanında duran ve iyi vakit geçirip eğlendiği Felix'e.

Bir şey demedi tabii ki. Raconu bu kadar bozduğu yeterdi. Yalnızca dışarı çıkmadan önce Lee Know'a baktı ve bu sefer onu sinir etmeden:

"Bunu, bu davranışlarızı asla unutmayacağım, Lee Know,"dedi.

Kapıyı açarak kendisini bekleyen adamlarının yanına ilerledi.

Genellikle Lee Know'u sinirlendirmek için ona Lee Minho olarak seslenen Hyunjin, açık açık olmasa da teşekkürünü bu yolla iletmiş gibi olmuştu aslında.

Araçlar evin bahçesinden giderek uzaklaşırken Yun Hee derin 'of' çekti.

Şimdiden sıkılmıştı bile.

Ayağa kalktı ve en azından dolaşmaya karar verdi. Ha Ra da onu gayet iyi anlayarak arkadaşına eşlik etti.

Birlikte evi inceleyerek ilerliyorlardı. Tabii ne yapacaklarını merak eden Lee Know da bu duyguya yenilerek sessizce arkalarından ilerliyordu.

"Lee Minho muydu adı? Hani seni arkasına alan?"

Kendi isminin geçmesiyle kulaklarını daha bir kabartan genç adam evin uzun koridorunda fark edilmemek için saklana saklana ilerliyordu resmen.

"Ah! Evet, aslında hayır. Lee Minho değil, Lee Know."

Ha Ra'nın ağzından çıkan her kelimeyi, kelimesi kelimesine duymuş ve yüzüne büyük bir tebessüm yerleştirmişti. Lâkin konuşma devam edince daha büyük bir merakla dinlemeye devam etti.

"Ne fark var? İkisi de ismi değil mi?"

"Aaa... Orası biraz uzun."

"Çok iyi tanıyormuş gibi konuşuyorsun. Üstelik tepkilerin... Sen, ciddi ciddi ona âşık mı oldun yoksa?"

"Yooo, yok canım ne alakası var?! Daha neler Yun Hee? Ben... Bir mafyaya... Komik. Hahaha..."

"Hadi oradan, yalancı. Ben seni tanımaz mıyım? Herkesi inandırabilirsin ama beni asla. Hadi kabul et. Bal gibi âşık olmuşsun işte."

Ha Ra utanıp sırıtmaya devam etti.

Yun Hee'nin yüzüne bakmak ve itiraf etmek için başını kaldırdığı an gördüğü şey ile bir anda tebessümü soldu.

Onun bu değişen suratını gören Yun Hee:

"Nereye bakıyorsun?"diye sordu.

"Bir şey mi oldu?"

Ama Ha Ra neredeyse şaşkınlıktan küçük dilini yutacaktı.

Ha Ra, eli ile hafifçe Yun Hee'yi ittirdikten sonra resmen duvarın içine oyulmuş ve camla kapatılmış oldukça şık duran bu bölmenin içine baktı.

Ne diyeceğini bilemiyordu.

Elini camın üzerine koydu. Sanki içindeki bilekliğe dokunabilecekmiş, onu eline alabilecekmiş gibi. Ama yapamadı.

"Ha Ra iyi misin? Ne oldu birden bire böyle?"

Lee Know da endişelenip saklandığı yerden çıktı. Kızların arkalarında kalıyordu ama baktıkları şey...

Ona bakmalarını istemiyordu.

O felaket günde, annesine işkence ederek onu öldürten heriften geriye tek kalan şeydi o.

Kızları oradan uzaklaştırmak için yanlarına gittiği sırada Ha Ra'nın söyledikleriyle olduğu yerde donakaldı.

Ha Ra, Yun Hee'ye şaşkınlıkla:

"Bunun ne işi var burada?"diye sormuş ve devam etmişti.

"Küçükken özene bözene yaparak babama hediye ettiğim bu bilekliğin burada ne işi var? "

Bu kelimelerden sonra Lee Know'un kulaklarında tek bir kelime çınladı:

Babama.

...

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.