Ha Ra herkes arkasında kaldığı, kimse görmediği için tebessüm etti. Bu hallerine kendisi de bir anlam veremiyordu ama mutluydu. Gerçekten nedensizce çok mutluydu.
Bu esnada yine kapı çaldı ve merdivenlerden henüz inen Felix:
"Ben bakarım," diyerek kapıya koştu.
Kapıyı açtı.
Karşısında doktoru görmeyi beklemiyordu tabii ki.
Kaşlarını çattı genç adam ve arkasına dönerek evdekilere yeniden baktı. Ama Hwang Hyunjin hariç hiçbirinde bir şey varmış gibi görünmüyordu. Onun da kolu sarılmış, gerekli işlem yapılmış gibiydi.
"Ah! Afedersin ama sana ihtiyacımız yoktu ki Jisung? Neden geldin?" diye sordu.
Genç yakışıklı doktor Han Jisung da tebessüm ederek Felix'e cevap verdi.
"Bangchan aradı. Yanında yaralı bir kız varmış. Yengesinin arkadaşı mıymış neymiş bende tam bilmiyorum. Buraya gelmemi söyledi. Hem ne o? Gelemem mi? Bir de kapıda bekletiyorsun."
"Gel tabii gel. Lee Know hyung seni görünce çok sevinecek."
Genç doktor eve girdi ve kurulmuş olan sofraya bakıp sesli bir şekilde:
"Vay! Kaynanam seviyormuş," diyerek herkesin bakışlarını kendisine çekti.
Lee Know, lise arkadaşını görünce hemen tebessüm etti. Onun yanına giderek:
"Kardeşim," dedi.
"Hoş geldin."
Ardından sarıldı.
"Hoş buldum hoş buldum. Nasılsın görüşmeyeli?"
Onlar ayakta lise arkadaşı olarak derin bir sohbete dalmışken Jiwoo sinirlendi.
"Gelin artık şu sofraya!" diye bağırdı korkutucu bir şekilde.
Herkes olduğu yerde irkilirken Ha Ra hemen elini kaldırdı ve şirin şirin:
"Ben buradayım abla," dedi.
"Aferin sana kuzum. Böylece en çok makarna yiyebilme hakkına sen sahip oldun."
Bir bağırışlar, bir kahkahalar yükseliyordu koca evin içinde.
Bu esnada yeniden kapı çaldı.
Kahkaha seslerinden dolayı kimse duymasa da Bangchan anahtarla kapıyı açıp yaralı genç kızı yönlerdirdi.
Ama ikisi de, özellikle Yun Hee gördüğü manzara karşısında şok oldu.
Kendisinin ne kadar düşünüp, endişe ettiği kardeşi kahkahalar eşliğinde gülüyordu. Hem de evdeki hiç tanımadığı kişilerle beraber. Yani mafya bir aile ile! Kafası karışmış, ağzı şaşkınlıktan açılarak 'o' şeklini almıştı.
Bangchan onun bu hâline tebessüm etti ve genç kıza uzunca bir açıklama yapmaya başladı.
"Şaşırdın değil mi? Mafya bir aile olduğumuzu düşünüyorsun. Arkadaşının bu ailenin içinde, nasıl kahkahalarla güldüğünü merak ediyorsun. İşin aslı farklı."
Parmağıyla Jiwoo'yu gösterdi.
"Şurada gördüğün diğer güzel kız var ya. İşte o, savcı olur kendisi. Hem de çok adil bir savcı. Kardeşi mafya diye bilinse de aslında kendisine yardım eden, devlet için çalışan biri. Ben de buna dâhil."
Yun Hee'ye dönüp tebessüm etti.
"Adalet bazı durumlarda işlemiyor. Para denilen illet şey adaletin üzerine bile geçebiliyor. Paran varsa eğer, nasıl bir suç işlersen işle işin içinden ceza almadan dâhi sıyrılabiliyorsun. Ama biz; biz mafya kimliğine bürünmüş devlet çalışanlarıyız. Böyle adamlara cezalarını ölümle veririz. Hırsızlık yapan 2 günde çıkıyorsa biz onu bulup hangi eliyle hırsızlık yaptıysa o elini keseriz. Yalan söylerse dilini. Tecavüz ederse... İşte o zaman çok kötü. Genelde taşlayarak öldürürüz. Bazen de türlü çeşit işkencelerle. Tek seferde ölüm onlar için kurtuluş olur çünkü. İşte ceza sistemimiz böyle. Kim ne suç işlediyse elbet bedelini öder. "
Bu kelimelere karşılık Yun Hee yavaş yavaş başını Bangchan'a çevirdi ve, "Hah!" dedi.
"Hah!"
...
