Bu ani çığlığı duyan Hyunjin bir anda irkilip yüzünü ekşitti ve elleri ile kulaklarını tıkadı.
Lee Know ve Felix ise sadece yüzlerini ekşitmişti.
Aşağı katta bulunan Jiwoo gözlerini irileştirdi ve öylece kalakaldı.
Sohbet ettiği tüm polisler bir anda ayaklandı.
"Bu da neydi savcı hanım?"
İşte, şimdi bittiklerinin kanıtıydı. Tam da her şey yoluna girmek üzereyken.
Jiwoo bu durum karşısında sertçe yutkundu ve ona bakanlara şebek bir şekilde sırıtıp bakmaya devam etti.
Jeongin'in bir o kadar keskin ve şüpheli bakışlarına ne cevap vereceğini bilemiyordu. Ahh! Bu çocuk aynı kendisiydi. Eh, kendisinin yanında yetişmişti ne de olsa?
"Siz ikiniz, benimle gelin. Bir göz atalım yukarıya. "
Bunu duyunca Jiwoo'nun eli ayağına dolandı ve yukarı çıkmak için arkasını kendisine dönen Jeongin'in kolunu tutarak kendisine çevirdi.
"Ne oluyor Jeongin? Benim evim burası."
"Evet, savcı hanım. Sizin eviniz lâkin yukarıdan gelen çığlığın nedenini size sordum. Bir cevap da alamadım. Yolunda gitmeyen bir şey var sanki."
"Saçmalama, ne olabilir ki? "
Jeongin bu sefer vücudunu karşısındaki genç kıza tam olarak döndü ve onun gözünün içine baka baka belindeki beylik tabancasını yavaş yavaş çıkarttı.
Aynı zamanda tabancasını çıkartırken de genç kıza cevabını verdi.
"Çok şüpheli davranıyorsunuz savcı hanım. Bu çığlık ikinci sebep oldu."
Genç savcı onun sözünü kesti ve alayla tebessüm ederek:
"İlki neymiş?"diye sordu.
Bu sefer de Jeongin ona alayla bir sırıtış gönderdi. Anlayacağını bildiğinden dolayı da:
"Kıyafetiniz," diyerek gözleriyle çamurlu olan kısımları işaret etti.
Jiwoo onun gözlerinin işaret ettiği yere baktığında kıyafetindeki çamurları görünce başını hızla yukarı kaldırdı ve yine şirin şirin Jeongin'e sırıtmaya başladı. Ama işe yaramadı. Kardeşinin beceriksizliği yüzünden hepsinin başı yanacaktı.
"Güvenliğiniz için," diye ekleyen Jeongin hızlı adımlarla ve elindeki tabancasıyla beraber merdivenlerden yukarı çıkmaya başlayınca polis memurlarından önce peşinden Jiwoo fırladı.
Onu durdurmayacağından adı gibi emindi çünkü çok iyi tanıyordu. Bir kere tanımasından ziyade tıpkı kendisinin aynısıydı.
Jeongin yukarı kata çıktığında karşısına çıkan odaların kapısını bir bir açarak içine göz gezdirdi.
Bir kapıyı daha açtı ama burası da boştu. Gözüne bakmadığı bir oda ilişti. O odaya doğru yine hızlı adımlarla ilerlerdi ve tam önünde durdu. Bu hareketiyle peşinden aynı hızla gelen Jiwoo onun duracağını tahmin edemediğinden genç adamın sırtına toslamıştı.
"Ah!"
Jeongin hissetse de sadece omzunun üzerinden geriye bakmış ve savcısının iyi olduğunu gördükten sonra elini kapının koluna atmıştı.
Tam kapıyı açacakken vücudunu ter basan Jiwoo elini hızla onun elinin üzerine koydu ve:
"Bekle!"diye bağırdı.
Daha sonra hızla konuşarak Jeongin'in konuşmasını engelledi.
"İlk önce ben bir göz atayım. İçeride kız var. Müsait olmayabilir."
Jeongin yine şüpheli bakışlarını gönderse de düşününce doğru olduğuna kanaat getirdi ve başını olumlu anlamda sallayarak elini kapının kolundan çekti.
Onun yerini Jiwoo hızla doldurup kapıyı yavaş yavaş araladı ve içeriye bir göz attı. Gördükleri karşısında tebessüm ederken Jeongin'in bir şey çakmaması için:
"Müsait misin canım?"diye sordu.
Ha Ra başta onu görünce oldukça şaşırsa da Lee Know'un onu dürtmesi ile uyanıp cevabını verdi.
"E-evet müsaitim."
Bunun üzerine en önden Jiwoo, onun arkasından Jeongin ve polis memurları odaya girdiler.
"Çığlık sesi size mi aitti? İyi misiniz?"
...
