Bu esnada Felix pencereden gördüğü kişilerle tartışmaya virgülü koydu.
"Buna bile gerek kalmadı. İşimiz bitti. Polis kapıda hyung."
Hepsi sustuğu sırada kapı zilinin sesi evin içinde yankılandı. İşte, şimdi nokta koyulmuştu.
Felix 'polis kapıda' ifadesini kullanınca hiç istifini bozmayan Hyunjin bile hemen ayaklanıverdi.
Lee Know, arkasında hiçbir iz bırakmıyordu. Bu yüzden içi kendisinden yana rahattı. Lâkin telaş yaptıkları nokta Hwang Hyunjin'in burada, bu evde oluşuydu.
Üstelik Ha Ra da buradaydı. Onunla ilgili bir şey olmuş da olabilirdi.
O an Lee Know'un beyninde resmen şimşekler çaktı. Cebinde Ha Ra'nın telefonu vardı. Eli hemencecik oraya gitti.
Ya annesi merak edip karakola gittiyse? Ya telefon sinyali yüzünden polisler buraya geldiyse?
Kapı zili iki defa daha çaldığında herkes düşüncelerini bir kenara attı. Evin büyüğü olarak Lee Know'dan önce Jiwoo söze atladı.
"Hmm, tamam şöyle yapalım. Lee Know, sen Hyunjin'i de al Felix ile beraber Ha Ra'nın kaldığı odaya çık. Ben kapıya bakacağım."
"Ne?! Noona, teslim et işte şu herifi. Hem devletin koskoca başsavcısını, bizzat seni kaçırdı. Üstelik ne demek Ha Ra'nın kaldığı oda? Hayatta ol-"
"Lee Know! Derhâl sana dediğimi yap! Hadi!"
Kapı zili ısrarla çalıyordu zaten. Bir de buna polis memurlarının ikazları eklenmişti.
Genç adam ablasını dinledi ve sesli bir nefes alış verişinde bulunarak Felix'e işaret verdi. Felix bu işarete başını salladıktan sonra Hyunjin'i kolundan tutup merdivenlerden çıkardı.
Bu esnada Jiwoo da kendisine çeki düzen verdi ve:
"Geliyoruuum! Biraz bekleyin lütfen!" diye bağırdı inandırıcı olmak amacıyla.
Ardından hemen bulunduğu katta bulunan banyoya girerek âdeta bir şimşek gibi saçlarını buz gibi su akan musluğun altına tuttuktan sonra bir havlu sardı.
Yine aynı hızla kapının önüne fırlayarak nefesinin düzene girmesini bekledi. Ardından elini kapının koluna atarak yavaşça kapıyı açtı.
"Kusura bakmayın. Duş alıyordum. Hazırlanayım derken sizi biraz bekletmiş olmalıyım."
Gördüğü polis memurlarının ardından has adamı Jeongin gözüne çarptı. Onu görünce tebessüm edip:
"Jeongin?"demiş ve genç adam da savcısını karşısında görmenin verdiği şaşkınlıkla:
"Savcı hanım,"deyip hızla ona sarılıvermişti.
Ayrıldıklarında Jeongin neşeli bir sesle konuşmaya başladı.
"Her yerde sizi aradık savcı hanım. Kore'nin altını üstüne getirdik. Şimdi... Şimdi kardeşinizin ifadesini alacaktık sizle ilgili. Ama... Çok şükür ki buradasınız."
"Evet, buradayım. Olaylar uzun Jeongin. Ben kaçırıldım. Hem de Hwang Hyunjin tarafından. Ama bir şekilde kaçmayı başardım. Neyse ya, girsenize içeri. Hem ayakta hem de ayazda kaldınız. Gelin, buyurun," dedikten sonra genç savcı kapıyı sonuna kadar açarak kendisi de kapının önünden çekildi.
Jeongin ile beraberinde polis memurları içeri girdiklerinde boş buldukları koltuklara saygılı bir şekilde oturdular ve savcılarını beklediler.
Bu esnada Jiwoo kapıyı kapattı ve erkeklerin yanına oturmamak için yemek masalarındaki bir sandalyeyi kaldırarak polislerin olduğu tarafa yerleştirdi. Ardından oturarak söze başladı.
"Yeniden hoş geldiniz. İfademi daha sonra yazılı olarak bildiririm ben. Siz rahat rahat oturun."
Polis memurları da tebessüm edip başlarını salladıktan sonra:
"Peki, savcı hanım,"diyerek onu onayladılar.
Lâkin bu esnada savcısına bakan Jeongin'in aklına bir şey takıldı.
Jiwoo duş aldığım için geç kaldım demişti kapıda iken. Ama... Saçında her ne kadar havlu sarılı da olsa ve bu havlu ıslaksa da üzerindeki kıyafet, özellikle de kot pantolonu çamur içerisindeydi.
Bu gözünden kaçmamıştı genç adamın. Duştan çıkan bir insan temiz kıyafet yerine kirli kıyafetlerini giymezdi değil mi?
🗡
Felix, kulağını dayadığı kapıdan çekti ve abisinin yanına geçerek:
"Aşağıda Jiwoo noonamın sağ kolu, şu fedaisi denebilecek adam, neydi adı..." dedi o kişinin ismini hatırlayamayarak. Ama devamını Lee Know getirdi.
"Jeongin mi?"diye sordu emin olmak maksadı ile. Felix de cevabını verdi.
"Hah, evet Jeongin. İşte o ve beraberinde polis memurları var galiba. Şu anda Jiwoo ablamla sohbet ediyorlar. Büyük ihtimalle de onun için gelmiş olmalılar."
Lee Know 'anladım' anlamında başını salladıktan sonra sağ elini kaldırarak Ha Ra'nın saçlarını okşamayı bıraktı.
Şu an yatağın ucunda oturuyor ve Ha Ra meselesini düşünüyordu.
Hyunjin de biraz ötede duvara yaslanmış, kollarını ve ayaklarını bağlamış bir vaziyette Lee Know'u izliyordu.
Hyunjin, yine aklına gelen aşağıdaki anıyla psikopatça gülmeye başladı. Onun gülmesiyle Felix direkt ona döndü. Lee Know omzunun üzerinden ona ters ters bakarak:
"Ne var? Niye gülüyorsun durduk yere?" diye sordu.
Bunun üzerine Hyunjin, daha çok gülmeye başladı. Yatakta kıpırdaşma olduğunu hisseden Lee Know, Ha Ra'ya baktığında uyanmamış lâkin rahatsız olduğunu görmüştü. Bundan ötürü yeniden Hyunjin'e ters ters bakarak onu susturmaya çalıştı.
"Sus artık, kız rahatsız oluyor."
Hyunjin biraz daha sakinleşti ama bunu söylemeyip dile getirmezse çok içinde kalırdı. Bundan dolayı aklına geleni başını duvara yaslayıp gözlerini kapatarak yine güle güle söylemeye başladı.
"Aşağı-Aşağıda şahit olduğum bir an geldi aklıma da, ona gülüyorum kusura bakma kuzu," dedi.
"Ne kuzusu ulan?" diye kaşlarını çatarak tepki veren Lee Know'a karşılık da iki kelime ile cevap verdi.
"Abla kuzusu."
