🗡
Ha Ra, neredeyse 10 dakikadır uğraştığı geometri sorusunu çözememenin hırsıyla kalemi hızla kitabın üzerine koydu.
Olmuyordu, çözemiyordu işte. Ya sınavda böyle bir soru çıkarsa?
Ah, işte bu soru onun psikolojisini bozuyordu. Neredeyse çözemediği her soruda kendisine bu soruyu soruyordu: 'Ya sınavda bu soruya benzer bir soru çıkarsa?'
Dili damağı da kurumuştu. Biraz dinlense hiç fena olmazdı. Hem hava da çok güzeldi.
Önce odasından çıktı genç kız. Mutfağa giderek hızlı adımlarla kendisine bir bardak su doldurdu ve susuzluk ihtiyacını giderdi. Ardından annesine haber vermek için yüksek sesle bağırdı.
"Omma?! Ben hava almaya, bahçeye çıkıyorum!"
"Tamam canım!" sesini işittiğinde spor ayakkabılarını giyiyordu bile.
Ayağa kalkıp telefonunun yanında olup olmadığını kontrol ettikten sonra kapıyı açarak evden dışarı çıktı.
Asansöre bindi ve giriş kata bastı.
Kendisi apartmanın 6. Katında oturuyordu. Tam inişe geçmişti ki asansör 5.katta durdu ve içeri neredeyse çocukluktan beri tanıdığı Soobin girdi.
Girer girmez Ha Ra'yı görünce yüzündeki sabit tebessümle:
"Lee Ha Ra? Yüzünü gören cennetlik. Nasılsın?"diye sordu.
Ha Ra da ona tebessümünü göndererek cevap verdi.
"Sınav yoğunluğu. Durmadan çalışıyorum. Çok yorgunum."
Soobin, başını 'seni anlıyorum' anlamında sallarken asansör giriş katta durdu.
İkisi de asansörden indi ve giriş kapısından beraberce çıktılar.
"Nereye gidiyorsun? Seni gideceğin yere bırakayım istersen?"
Soobin'e bakışlarını yönelten Ha Ra, çok uzatmadan cevapladı onu.
"Ben hava almaya çıktım. Bahçede oturup kafa dinleyeceğim biraz. Teşekkür ederim."
"İstersen..."dedi Soobin bir eliyle başını kaşırken.
"İstersen sana eşlik edebilirim. "
Aslında yalnız kalsa daha iyi olurdu genç kız açısından ama nezaketen onu geri çeviremedi. Saygısızlık yapmak istemedi.
"Olur."
"Bahçedeki çardağa geçelim o zaman."
Sitelerindeki bahçe orman bahçesi gibiydi. Bahçenin tam ortasında ise ahşaptan yapılmış harika bir çardak vardı.
Birlikte bu çardağa kadar ilerleyip oturdular. Kışı yeni atlamış olmalarına, mart soğuğuna rağmen çardakta oturdular.
Koyu bir sohbet başladı. Çocukluk arkadaşıydı onlar nasıl olsa? Hemen konuşacak şeyleri bulmuşlardı. Çocukken yaptıklarını, komik ya da utanç verici ve hatta en korktukları anları bile en ince ayrıntısına kadar hatırlayıp birbirlerine söylüyorlardı.
E tabii gülmemek elde değildi bu yaşadıklarına.
Karınlarını tuta tuta, kahkaha ata ata güldüler ama... Tüm bunları yaşarken kendilerini sürekli izleyip, fotoğraflarını çeken adamdan habersizlerdi.
🗡
Lee Know, gelen mesaj sesi ile oturduğu rahat koltuktan kalktı ve orta sehpanın üzerindeki cep telefonunu eline aldı. Bangchan hâlâ maç izlemekle meşguldü.
~Hyung... Yengemin yanında bir erkek var. Bahçede oturuyorlar ve oturdukları andan itibaren kahkahalarla, deli gibi gülüyorlar.~
Lee Know bu mesaja karşılık yine derin bir nefes alıp verdi. Ardından neredeyse sağ kolu sayılan Felix'in mesajına karşılık verdi.
~Fotoğraflarını gönder Felix. Tanıdık mı, değil mi bir bakalım? Daha sonra ne yapacağımıza karar veririz.~
Felix çektiği fotoğrafları bir bir gönderdi Lee Know'a.
Her gelen fotoğrafta genç adamın yüzü yeni gördüğü yabancı sima ile bir taraftan sinirle gerilirken, bir taraftan da Ha Ra'nın karnını tutarak kahkaha atmasına yumuşuyordu.
Bu adam kimdi? Kardeşleri değildi, kuzenleri değildi, yaşıt gibi göründülerine göre küçükken baktığı bebek ya da çocuklardan da değildi. Kimdi bu adam kim?!
"Bangchan! Hadi kalk, gidiyoruz. "
"Nereye? Daha maç bitmedi."
"Hadi Bangchan, hadi! Fazla konuşma. Bu sefer senin eline verebileceğim biri çıktı."
...
Soobin👇🏻
Biasım olur da kendileri.🤣 Txt tanıyor musunuz? Tanıyorsanız biasınız kim?







