Ha Ra hızla Lee Know'un vurduğu gencin başına koşup çömelirken; Lee Know'un doğrulttuğu silah sert bir şekilde, yüksek bir sesle yere düştü.
Ha Ra bu esnada kan kırmızısına dönmüş gözlerini nefretle kendisine çevirdi.
"Ka-ka-kardeşimi ö-öldürdün sen..."
Elleri ve vücudu tir tir titremeye başlayan genç kız, vurulan kardeşinin vücudundan akan kırmızı kana dalarak sürekli aynı şeyleri sayıklayıp durmaya başladı.
Transa girmiş gibiydi âdeta. Çünkü kardeşi gözlerinin önünde, belki de yavaş yavaş âşık olmaya başladığı adam tarafından vurulmuştu.
Lee Know hiç beklemiyordu bunu. O da olayın şokuyla kendisinde değildi. Ama emindi, bu adam Ha Ra'nın kardeşi falan değildi. Çünkü kendisi onu tanıyabilmek için bizzat araştırmıştı.
Lee Know düşünmeye devam ederken onu uyandıran kişi karnına dirsek atan Bangchan oldu.
"Kendine gel çabuk. Ha Ra hiç iyi görünmüyor. "
Lee Know bakışlarını sevdiği kadına çevirdiğinde, az önce vurduğu herifin başına çökmüş, gözlerinden inci tanelerini akıtarak dalmış olduğunu gördü.
Üstelik tir tir titriyordu. Dayanamadı onu böyle görünce. İçi 'cız' etti bir an ve hâlâ sayıklayıp duran sevdiğinin yanına koşarcasına adım atarak önüne çömeldi.
"Kardeşimi öldürdün... Kardeşimi öldürdün... Kardeşimi öldürdün... "
Lee Know, onu sakinleştirebilmek için elleri ile genç kızın yüzünü avuçladı.
"Gözlerime bak Ha Ra, sakin ol. Sadece bana bak güzelim, hadi."
Ama olmuyordu. Şu an o kadar güçlüydü ki gözlerini oradan çekmiyordu.
"Ha Ra, o senin kardeşin değil! Bana bak artık! "
Ha Ra'nın yüzünü sarsa sarsa sonunda gözlerini birbirleri ile buluşturdu.
Yüreği o kan çanağına dönmüş gözleri görünce bir kere daha parçalandı.
Elleri hâlâ Ha Ra'nın yüzündeydi.
Bir an bir sessizlik oldu. Mekanda sadece nefes alışverişleri duyulmaya başlamıştı.
Ama bu... Bu sessizlik... Hani fırtına öncesi sessizlik derler ya, öyleydi işte. Çünkü şimdi Ha Ra kuvvetli bir şekilde Lee Know'un ellerini yüzünden indirmiş ve ilk önce:
"Dokunma bana!"diye bağırmıştı.
Daha sonra ise onun göğsünü yumruklaya yumruklaya devam etmişti.
"Çek ellerini üzerimden! Katilsin sen, katil! Kardeşimi öldürdün. Ona kıydın. Katil!"
"Hayır, Ha Ra! O senin kardeşin değil! Ben senin kardeşlerini tanıyorum! Bu herif senin kardeşin değil! Bu herif kim biliyor musun?! Masum, evli bir kızın namusuna girerek acı çeke çeke ölmesine sebep olan şerefsizin teki! "
Lee Know, Ha Ra'yı kendisine getirebilmek için onun gibi yüksek sesle bağırmış ve yine gerçekleri söylemişti.
Galiba işe yaramıştı da. Çünkü Ha Ra, titreyen elleri ile yerde kanlar içerisinde yatan adamın yüzünü kendisine çevirip daha dikkatlice bakmış ve yüzünü görür görmez şaşkınlıkla iki elini de ağzına kapatmıştı.
Dış görünüş olarak çok benziyordu ama bu adam gerçekten kardeşi değildi.
Bunun üzerine ağlaması daha da şiddetlendi ve o anki anlam veremediği duygu karmaşası ile önünde çömelen adama, Lee Know'un göğsüne yattı.
Hâlâ deli gibi ağlıyordu onun göğsünün üzerinde. Lee Know'a ise yine onu sakinleştirmek kalıyordu. Genç adam tek eliyle genç kızın narin bedenini sararken, tek elini de ipek gibi yumuşak saçlarına götürdü.
"Şşşttt! Sakin ol. Geçti güzelim, geçti. Böyle bir görüntüyü görmeni asla istemezdim. Beni bu şekilde görmeni gerçekten hiç istemezdim. Çok özür dilerim, çok..." diye sakince fısıldıyor, aynı zamanda da saçlarına ufak öpücükler bahşediyordu.
Aynen bu şekilde biraz zaman geçti. Bu zaman dilimi içerisinde Ha Ra'nın ağlayan sesi kesilmiş ve nefesi düzene girmişti.
Lee Know biraz başını eğdi ve onun masum yüzüne baktı.
Uyuyakaldığından emin olduktan sonra da yavaş yavaş, dikkatli bir şekide onu kucağına alarak ayağa kalktı.
Ha Ra'nın nefesini her alıp verişinde boynunda hissediyordu şu an.
Lee Know, etrafı düzenlemekle uğraşan kardeşleri gibi gördüğü Bangchan ve Felix'i gördü. Bunun üzerine Bangchan'a Ha Ra'yı uyandırmamak için sesini kısarak seslendi.
"Bangchan."
İsmini duyan Bangchan, Felix ile beraber Lee Know'a döndüğünde onun gideceğini anlayarak yanına ilerlemeye başladı.
Felix ise utana çekine, çağrılmamasına rağmen yine de gitti abisi yerine koyduğu adamın yanına. Başı yere düşmüş, abisine bakamıyordu bir türlü zaten.
"Ben Ha Ra'yı götürüyorum. Kendisine gelene kadar bende kalır. Felix, sen benimle gel. Kendi telefonu burada. Bu telefon üzerinden annesine onun Yun Hee'de kaldığını; Yun Hee'ye de annesine bir nedenden dolayı kendisinde kaldığını söylediğini ve sonra durumu açıklayacağını belirten bir mesaj yazalım. Bangchan, sen de mekanla ve bu leşle ilgilen. Burası sana emanet."
Felix abisinin ona kızmadığını anlayarak başını sevinçle yerden kaldırırken, Bangchan büyük bir yakınmayla:
"Ulan yine mi ben be?! "dedi fısıldayarak.
"Bütün pis işler de hep beni buluyor zaten..."
...
