Jiwoo, sabahın köründe her zamanki gibi tüm enerjisini toplayarak kalkmış ve kahvaltısını yaptıktan sonra evden ayrılmıştı. Ama emniyete gitmeden önce kardeşine uğramak istedi. Onunla biraz dalga geçip eğlenebilirdi belki.
-Derken bu planları arabanın içinde yolda ilerlerken gelen telefonla sona erdi.
"Efendim Yeonjun."
"Savcı hanım, acilen gelmeniz gerekiyor. Son baktığımız davada önemli bir gelişme oldu. Bir cinayet vakası daha işlendi. Olay yerine intikal etmemiz gerekiyor. Polisler bizi bekliyor. "
"Tamam Yeonjun, adresi mesaj at. Ben hemen geliyorum," deyip uflayarak kapattı telefonu genç kız.
Ardından gittiği güzergâhtan ters yöne döndü. İşleri yüzünden çok yoğun oluyordu ve çoğu kez istediği şeyleri yapamıyordu. Ufak şeyler bile olsa. Şimdi ne güzel kardeşiyle dalga geçip, eğlenceli vakitler geçirebilirdi.
Yine de bu Jiwoo'yu engelleyemezdi. Telefon denen bir icat vardı nasıl olsa? Bundan dolayı olay yerine giderken kardeşiyle konuşmaya karar vererek Lee Know'u aradı.
Telefondan yükselmeye başlayan melodik sesle güçlükle gözlerini açan Lee Know, uyandığı koltuğun üzerinde hâlâ çalmakta olan telefonunu eline aldı ve kim olduğuna bile bakmadan telefonu açtı.
"Alo," dedi ve esneyerek bir cevap gelmesini bekledi.
Jiwoo, her yalnız kaldıklarında ona şirin şirin Lino derdi. Şimdi yine aynısını yapıyordu.
"Nasılsınız bakalım Lino bey? Her şey yolunda mı?"
Ablasının sesini duyunca uyku mahmurluğu ile sırıtıp cevap verdi.
"Noona... Evet, iyiyim. Ya sen, sen nasılsın?"
"Hiç iyi değilim, Lino. "
Bunu duyan genç adam hemen koltukta doğruldu ve kaşlarını çatarak sordu.
"Neden? Ne oldu ki?"
"Benden sır gibi sakladığın bir şeyi öğrendim. Ne olacak? Ya böyle bir şeyi benden nasıl saklarsın Lino?! Gıcıksın sen var ya. Tam bir gıcık."
Daha da meraklanmaya başlayan Lee Know, bezgince yeniden cevap verdi ablasına.
"Noona... Ne olduğunu söyleyecek misin artık?" der demez ablasının muhteşem gülüş sesi doldu kulaklarına.
"Benim küçük mafyam âşık olmuş."
Lee Know'un gözleri şaşkınlıkla açıldı. Bunu nereden öğrenmiş olabilirdi?
"Se-se-sen bu-bunu nereden öğrendin noona?"
"Oyyy kıyamam. Söz konusu Lee Ha Ra olunca nasıl da kekelermiş? Bunu benden saklamamalıydın küçük mafyam."
"Noonaaa! Sana nereden öğrendin dedim?"
Jiwoo da gülmeyi bıraktı ve daha sonra dalga geçerim diye içinden geçirerek doğruca cevap verdi kardeşine.
"Tesadüfen öğrendim. Bir bayan geldi kızıyla birlikte. Senden şikayetçi olmak için ama kız benimle yalnız konuşmak istediğini söyleyerek annesini odadan çıkardı. Kız Ha Ra'ydı Lino. Bana onun karşısına çıktığın andan itibaren her şeyi anlattı. Arkadaşını dövdürttüğünü, kendisini yanlışlıkla vurduğunu, senin peşindekiler yüzünden kaçırıldığını, her şeyi işte. Ama şikayetçi olmadı. Bana annesinin zoruyla geldiğini söyledi ve annesine yalan söylemek zorunda kaldık. İşin ucunda sen olmasaydın eğer, ne olursa olsun seni içeri aldırtırdım ama dua et ki devlete çalışan bir adamsın."
Lee Know en başında çok kasılmıştı ama sonrasını duyunca içindeki rahatlamayla yeniden tebessüm etti.
Oturduğu koltuktan kalkarak kulağına tuttuğu telefonla beraber büyük camına doğru gitmeye başladı.
"Peki neden şikayetçi olmak istememiş? Bu arada... Senin öz ablam olduğunu biliyor mu?"
"Hayır, ablan olduğumu bilmiyor. Neden şikayetçi olmadığına gelecek olursak... Senin bir suçun olmadığını düşünüyor. Ona neden şikayetçi olmadın diye sorduğumda aynen şöyle söyledi: 'O sadece mertçe karşıma çıktı ve beni yıllardır sevdiğini söyledi. Zorla alıkoymadı. Evet, vurdu ama yanlışlıkla oldu. Ve bu vurulma meselemde de kaşınan bendim. Onun bana karşı olan samimiyetini gördüm. Beni vurduğu zamanki pişmanlığını, korkusunu, içinde yaşattığı aşkı... Bu yüzden ondan şikayetçi değilim. Ama lütfen, anneme böyle söylemeyin.' Dedim ya, ben de kırmadım ve annesine böyle söylemedim. "
Lee Know daha fazla sırıttı ve Ha Ra'nın ablasına söylediklerine tebessüm etmeye devam etti. Ablası ona hiç yalan söylemezdi. Yani Ha Ra kesin söylemişti ablasına bunları.
"Noona...Beni ne kadar mutlu ettiğini bir bils-"dediği anda ablasının çığlığı ile sözünü kesti.
Yüzündeki tebessüm silinerek yerini endişeye ve korkuya bıraktı.
"Noona! Noona iyi misin, neler oluyor?! Noona cevap ver! Noonaaaa!" diye bağırdı hattın ucundan.
Ama ablası cevap vermedi.
Korkusu giderek artmaya başlarken birkaç el silah sesi duymasıyla resmen kanı çekildi.
Eğer... Eğer ablasının kılına zarar gelirse bu dünyayı herkesin başına yıkardı. Herkesin!
Ama farklı farklı silah sesleri gelmeye devam ediyordu. Belli ki ablası kendi tabancasıyla karşılık veriyordu ve büyük bir tehlikedeydi. Telefonu kapatmadı genç adam ve hemen adamlarına seslendi.
"Seungmin, Changbin! "
İçeri anında giren adamlarına burnundan soluyarak emrini verdi.
"Ablamın telefonunun sinyalini bulun. Derhâl! 15-20 kişi hazırda bulunsun! Bulduğunuz sinyalin olduğu yere gidiyoruz. Elinizi çabuk tutun!"
İkisi de odadan hızla fırladıklarında genç adam telefonu kulağında tutmaya devam etti.
Telefondan gelen silah seslerini duydukça daha bir sinirleniyordu ama ablasını yalnız koymayacak, ona bir zarar gelmesine asla izin vermeyecekti.
...
