İçeriğe geç

Adaletin Yanında //FanFiction

Bölüm 18 · 3 dk okuma

Adaletin Yanında //FanFiction

Bölüm 18

18🗡Affet Beni

🗡

Gökyüzü maviliğini bırakıp yerini kızıla boyarken harika bir manzara oluşturuyor ve Ha Ra da bu muhteşem manzarayı elini yumruk yapıp yanağına yerleştirmiş izliyordu.

Manzara izlemek onu rahatlatıyordu. Rahatlattığı kadar da dinlendiriyor ve mantıklı düşünmeye sevk ediyordu.

Düşünülecek şeyler belliydi zaten. Son birkaç günde yaşadıkları...

Neyse ki savcı hanım bugün onu anlamıştı da annesini atlatmışlardı.

Güneş ağır ağır batarken Ha Ra bir ara gözünü oradan çekti ve arkasına döndü.

Ders kitaplarına baktı kısa bir süre.

Birkaç gündür bu olaylar yüzünden çalışamamıştı da derslerine. Hâlbuki sınava da sadece birkaç ay kalmıştı ama bu kafayla kendisini derslere veremezdi ki?

Derin bir nefes alıp verdi genç kız. Ardından yeniden kolunu pencerenin önüne dayayarak manzarayı izlemeye devam etti.

Lee Know farklı bir şey yapmıyordu.

O da şirketindeki büyük cama dayanmış, elleri ceplerinde batmakta olan güneşi izleyip düşünüyordu.

O herifi hemen bulması gerekiyordu. Zira en değerlisine göz koyup, kaçırmaya çalışmakla çok ileriye gitmişti.

O nasıldı acaba? Ha Ra'sı...

Onca şey yaşamıştı birkaç gündür kendisi yüzünden. Bir de bu olay... Arasa mıydı acaba? Kendisine kızıp, bağırır çağırır mıydı? En azından bir mesaj atsa.

Neden bu kadar karamsar oluyordu ki bu konuda? Neden söz konusu Ha Ra olunca bütün huyları değişiveriyordu?! Neredeydi Lee Know'un cesareti, korkusuzluğu? Bir mesaj atmaya cesaret edemiyordu resmen.

Genç adam elini cebinden çıkardı. Derin bir nefes alıp verdikten sonra da gözlerini manzaradan çekerek çalışma masasının üzerinde duran cep telefonuna baktı.

Ardından tüm cesaretini toplamaya çalıştı ve yaslandığı camdan ayrılarak çalışma masasının üzerinde duran cep telefonunu eline aldı.

Ha Ra'nın ise o sıralarda gözleri ile birlikte yumruk yaptığı eli de sürekli yanağından kayıp duruyordu. Uyudu uyuyacaktı.

Ta ki, telefonundaki mesaj sesini işitinceye kadar.

Mayışmış bir şekilde, ağır hareketlerle telefonuna uzandı genç kız. Gözlerini ovalayıp biraz daha açılmaya çalışarak telefonundaki mesajı açtı.

~Birkaç gündür başına gelen her şey benim yüzümden. Affet beni. Sana bir şey olmasın diye üzerine titrerken, daha çok zarar getiriyorum sanki. Hani derler ya; "Bir şeye ne kadar kıymet verirsen ona o kadar zarar gelir," diye. Benimki de o misal. Neyse, uzatmayayım. İstediğin tepkiyi verebilirsin, buna hakkın var. Sadece nasıl olduğunu merak ettim. Umarım iyisindir. Her açıdan...~

Numara kayıtlı olmasa da kimden geldiği barizdi. Galiba korkuyordu isminin Lee Know olduğunu öğrendiği adam. Yani kendisinin ona kızmasından, bağırıp çağırmasından.

Hâlbuki Ha Ra ona hak veriyor ve onu anlayabiliyordu. Bu yüzden ondan şikayetçi olmamıştı zaten.

Genç kız gözünü telefondaki mesajdan çekince karşısındaki aynada beliren yansımasına baktı.

Gülüyor muydu?

Evet, bayağı bir sırıtıyordu.

Yok, yok! Bu adam kendisine gerçekten iyi gelmiyordu. Şimdi bir de boş yere aptal aptal sırıtmalar başlamıştı.

Ha Ra bir cevap vermek için klavyesini açtı ancak nasıl cevap vereceğini, neyle başlayacağını bilemedi.

Bir süre sonra şimdi aklından ne geçiyorsa onu direkt olarak yazmaya karar verdi. Uzatmadan da yazdığı gibi gönderdi.

~Sana kızgın değilim, merak etme. Galiba seni anlayabiliyorum. Ayrıca ben gayet iyiyim. Sancım var biraz o kadar. O da birkaç güne geçer zaten. Sen kendine dikkat et asıl. Beni kaçırmaya çalışan kişi senin canını yakmak istiyordu büyük ihtimalle. Neyse, ben de uzatmayayım. Kendine iyi bak.~

Bunu gerçekten yazıp gönderebildiğine inanamıyordu. Ya ne kadar saçmaydı bu böyle? Anlar mıydı acaba? 'Sen kendine dikkat et asıl'mış! Sanki adam kendisine dikkat etmesi gerektiğini bilmiyordu.

Olmuşla ölmüşe çare yoktu. Olmuştu bir kere ne yapsın? Akışına bırakacaktı artık.

Genç adam da telefonuna gelen mesaj sesiyle aynı bir ergen edasıyla hızla sarıldı telefona.

Can Suyum kişisinden gelen mesajı görünce heyecanlandı. O cevap yazmasını bile beklemezken Ha Ra iyi ya da kötü bilmiyordu ama, bir cevap yazmıştı nasıl olsa.

Çok beklemedi ve hemen mesajı açtı.

Her satırını, her kelimesini, hatta her harfini özenle okudu.

Evet, yanlış okumuyordu. Ha Ra resmen kendisi için endişeleniyordu. Kızmamıştı, nefret etmemişti, anlayabiliyorum seni yazmıştı.

Ha Ra'dan öncesinde hiç kimse onu güldürmeyi beceremezdi. Hep sert, asabi, ölümcül bakışlar atardı karşısındakilere. Ama o... Onu gördüğü ilk günden beri yüzü gülmeye başlamıştı. Resmen yeniden dirilmişti. Ha Ra onun can suyuydu.

~Sen de kendine iyi bak. Tatlı rüyalar. 💙~

Cevap mahiyetinde olan mesajını gönderdikten sonra oturduğu koltukta kendisini geriye attı ve gözleri huzurla, yavaş yavaş kapanıverdi.

Tıpkı Ha Ra gibi...

...

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.